UNUTAMADIĞIM FİLM(LER), YÖNETMEN(LER), OYUNCU(LAR

Temel Demirer

UNUTAMADIĞIM FİLM(LER), YÖNETMEN(LER), OYUNCU(LAR

“Fotoğraf bir gerçek ve sinema

bir saniyede 24 kez gerçek.”[1]

 

Sinema veya Yedinci Sanat hikâyesi, Fransız Auguste ve Louis Lumière kardeşlerin, sinematograf aygıtını icadıyla başladı; gölge oyunlarını saymazsak…

İlk biletli ve halka açık film gösterimi, 28 Aralık 1895’de Paris Capucines Bulvarı’ndaki Grand Cafe’de, sinematograf’ın mucidi Lumière kardeşler tarafından gerçekleştirildi. Filmde bir trenin gara girişi gösterilmekteydi...

İlk filmi çeken Georges Miles idi.

İlk sesli film ise, 1927’de Al Jolson’un oynadığı caz şarkıcısıydı…

Yedinci Sanat, o gün bu gündür varken; sinemasız bir hayat düşünülemez oldu…

Kolay mı? Sinema kamerasından saniyede 24 kare geçerken; ve sinema hareketli görüntülerle hikâye anlatma sanatıyken; fotoğraf gerçek ise sinema da saniyede 24 kez gerçektir…

Perdeye yansıyan hayallerde ve bir yönetmenin imgeleminde insanın kendi içinde hiç bilmediği diyarlara yolculuğa çıkaran sinema, görüntü ve ses yoluyla derdini anlatan bir sanat; hepimizde derin izler bırakan bir etkinlik dalıdır: “Unutamadığım film(ler), sevdiğim yönetmen(ler), sevdiğim oyuncu(lar)…” tümcesindeki üzere…

Evet sinema sanatların en kapsayıcılarındandır. Müziği de, resmi de, edebiyatı da, tiyatroyu da bünyesinde toplar. Bunları öyle bir sindirir ki, bunların aritmetik toplamından çok daha öte bir sanat dalına dönüşür.[2]

Sinema bir aynadır. Bu aynadan yansır hayat izleyicinin zihnine. Bu aynadan yansıyan görüntü gerçekliğe ne kadar yakınsa, o aynayı elinde tutan yönetmenin eseri de o kadar kalıcı olur. Kimi yönetmenlerin aynasından yansıyan görüntü renklidir, parlaktır, göz alıcıdır. Seyrederken mest eder.

Ama biz o sanallıktan çıkıp da gerçeğin gri dünyasına döndüğümüzde bir buhar gibi uçup gider zihnimizden. Gerçeği olduğu gibi yansıtan her film karesi ise, gerçek hayatta benzerine rastladığımız her anda bir kez daha kazınır zihnimize. Filmdeki gerçeklik değişmeden kaldığı sürece, film bize fısıldamaya devam eder geçmişten…

İşte o fısıltılardan bende kalan(lar), “Ben bir kavga adamıyım. Sinemam da bir kavganın, halkımın kurtuluş kavgasının sinemasıdır… On binlerce, milyonlarca insan beni izler; hedefim onların sevgisine layık olmak, farkında olmadıkları şeyleri göstermek, onları uykularından uyandıracak filmler yaparak toplumsal mücadeleye katmak için çalışırım,” diye haykıran Yılmaz Güney’dir mesela…

* * * * *

Bir de, “Sinema dünyadaki en güzel hiledir.” “Sinemanın ve daha genel olarak sanatın kaybolduğu, artık var olmadığı bir zamandayız.. Bir şekilde yeniden icat edilmeleri gerekir,” vurgusuyla hepimizi “i. Politik filmler yapmalıyız... ii. Filmleri, politik bir şekilde yapmalıyız... iii. (1) ve (2) birbirine karşıttır ve birbirine zıt iki ayrı dünya görüşünün ürünüdür... iv. (1), idealist ve metafizik bir dünya görüşüne aittir… v. (2), Marksist ve diyalektik bir dünya görüşünün ürünüdür… vi. Marksizm, idealizme; diyalektik, metafiziğe karşı mücadele eder… vii. Bu, eski ile yeninin, eski fikirlerle yeni fikirlerin mücadelesidir… viii. İnsanın toplumsal varoluşu, onun düşüncesini şekillendirir… ix. Eski ile yeninin mücadelesi, sınıflar mücadelesidir,”[3] uyarısıyla belleklerimizde kalıcı yer edinen Jean-Luc Godard…

Onu her sinemasever tanır. Adı çok farklı duygular uyandıran, karşıt tepkilere yol açan İsviçreli Godard, Fransız Yeni Dalga akımının öncülerindendir. ‘A Bout de Souffle’ (1960) ‘Le Mépris’ (1963) ‘Pierrot le Fou’ (1965) gibi kült filmlerin yönetmenidir. 1968 baharında, Fransa’daki büyük öğrenci ayaklanmasına destek veren, Cannes Festivali’nin perdelerine tırmanarak etkinliğin o yıl durdurulmasını sağlayan yönetmenlerin başında gelen efsanevi bir kimliği vardır. Koşulsuz hayranları için katıksız bir deha, devrimci bir “auteur/ yazar”dı.

* * * * *

Ya sessiz sinemanın unutulmaz siması Charlie Chaplin…

İlk sinema ikonu olarak adlandırabileceğimiz Charlie Chaplin için kendi döneminin İsa’dan sonra en tanınmış insanıydı, derler. Mübalağa mıdır bilemeyiz. Yine de Chaplin’in kendinden önceki hiçbir sanatçının başaramadığı kadar emekçi kitleler tarafından tanındığını, sevildiğini, sahiplenildiğini söylersek gerçeği çarpıtmamış oluruz.

Sinema, Chaplin’den sonra da nice kahraman yarattı. Bunların çoğu Chaplin’den defalarca kat fazla tanındı, kimisi Chaplin’den fazla sevilmeyi de başardı. Fakat hepsi kendi on yılının kahramanı oldu. Diğer on yıla geçildiğinde ise kitlelerin gönlündeki yerlerini terk edip sinema koleksiyoncuların arşivlerine çekildiler. Hiçbiri, zamanın acımasız rüzgârına Chaplin’in ‘Küçük Serseri’sinin melon şapkası kadar dayanamadı.

Chaplin’in o kadar çok anlatılmaya değer eseri var ki bu görevin altından layıkıyla kalkmak bu yazının sınırlarını çok aşar. Mesela ölümsüz ‘Modern Zamanlar’ ve ‘Büyük Diktatör’ gibi…

* * * * *

Ya da Andrzej Wajda...

“Batırın kalemlerinizi kanıma, yazınızı öyle yazın! Wajda Polonya’yı terk etmeyecek!” sözü akıllara gelir ilk önce Ondan söz edince… Zaten hiç çıkmaz ki! ‘Danton’ filmini çekmek için Fransa’ya gitmişti. Sistemi eleştiriyordu, “Polonya’dan ayrılıyor mu?” diye soran gazetecilere verdiği yanıttı bu. 

  1. yüzyılın ikinci yarısında dünya sinemasına damgasını vurmuştu. 

Babası katledilen, 16 yaşında Nazi işgalinde direnişe katılan çocuktan, Polonya edebiyatıyla beslenen, sinema tarihinin geçmişiyle zenginleşen bir ustaya dönüştü. (‘Küller ve Elmaslar’ çocukluk anılarından kaynaklandı.) 

Polonya geleneğindeki romantizmi ve Slav hüznünü tüm filmlerine kattı. 40’ların ABD sineması ve İtalyan yeni gerçekçilik akımından, De Sica, Visconti’den etkilendi. Tartışmayı, eleştiriyi hiç gözden kaçırmadı. Ama her şeyden çok ruh derinliğini araştırdı ve vurguladı. Bunlar onun biçemini de belirleyecekti: İnceden inceye işlenen bir barok stili...[4]

Her tür baskıya karşıydı. Wajda öldü deseler de inanmayın... Filmleri, oyunları yaşıyor...

* * * * *

Sonra sinemanın epik şairi Theo Angelopulos…

Modern Yunan tarihi ve siyasetini ustalıklı alegorilerle beyaz perdeye taşıyan Theo Angelopulos, görkemli ve hüzünlü estetiği, kadim mitlere göndermeleri, uzun ve genel planlara dayanan diliyle XX. yüzyılın sinema tarihine geçti. Filmlerinde göçmenleri, sürgünden eve dönenleri, yaşam ve ölüme dair derin duyguları, geçmişle şimdinin ve gerçekle nostaljinin iç içe geçtiği hikâyeleri ele aldı. Yunanistan’ın ekonomik krizi hakkındaki filmi Diğer Deniz’in çekimleri sırasında Pire’de bir motosikletin çarpması sonunda yaşamını yitirdiğinde 76 yaşındaydı…

* * * * *

Sinemanın en önemli ustalarından, ‘Performance/ Gösterim’, ‘Don’t Look Now/ Karanlığın Gölgesi’, ‘Walkabout/ Sonsuz Çöl’, ‘The Man Whol Fell to Earth/ Dünyaya Düşen Adam’, ‘Bad Timing/ Kötü Zamanlama’ gibi unutulmaz filmlerin yaratıcısıydı 90 yaşında hayata veda eden İngiliz yönetmen Nicolás Roeg…

15 Ağustos 1928’de Londra’da doğan Nicolás Roeg sinema kariyerine kameraman olarak başladı. David Lean’in sinema tarihine geçmiş görkemli filmleri ‘Lawrence of Arabia/ Arabistanlı Lawrence’ ve ‘Dr. Zhivago/ Dr. Jivago’ gibi filmlerde ikinci takım yönetmeni ve kameramanı olarak çalışan Roeg, Fransız Yeni Dalga akımının önde gelen isimlerinden François Truffaut’nun ‘Fahrenheit 451’ adlı filminde de görüntü yönetmenliği yaptı.

Yönetmen olarak ilk filmini ise 1960’ların sonunda çekecekti: ‘Performance’. Bugün adını çok az kişinin hatırladığı Donald Cammell’ile birlikte yönettiği ve başrolünü Rolling Stones grubunun karizmatik solisti Mick Jagger’ın üstlendiği ‘Performance’ o denli tuhaftı ki Warner Bros. stüdyosu yetkilileri ne yapacaklarını bilemeyip filmin vizyonunu ertelediler ve ancak kendileri yeniden montajladıktan sonra 1970’de dağıtıma soktular. Henüz ilk filmiyle yapımcıları taca çıkaran Roeg böylelikle sıradışı, cüretkâr ve zorlu bir kariyerin de ilk adımlarını atmış oluyordu…

Yönetmenlik kariyeri 40 yıla yaklaşsa da asıl büyük filmlerini 1968 ile 1980 arasında kalan kısa dönemde çeken Nicolás Roeg’un son başyapıtı olarak kabul edilen film, başrollerini evlenerek hayatını birleştireceği Theresa Russell ve yine müzik dünyasından Art Garfunkel’ın üstlendiği ‘Bad Timing’ oldu. Üç kez Cannes Film Festivali’nde yarışan ama ilginç bir şekilde Yaşam Boyu Başarı Ödülleri hariç hiç önemli bir ödül kazanmayan, Oscar’a ise aday bile gösterilmeyen Nicolás Roeg, sanat sinemasının büyük vizyonerlerinden biri olsa da ana akım sinemanın ve sektörün çoğunlukla görmezden gelmeyi tercih ettiği bir yönetmen oldu.[5]

* * * * *

26 Kasım 2018’de kaybettiğimiz Bernardo Bertolucci, ‘Son İmparator’, ‘Paris’te Son Tango’ gibi unutulmaz filmlerin yönetmeniydi…

1941’de Parma’da dünyaya gelen ve 77 yaşında kansere yenik düşen Bernardo Bertolucci’nin sinemadaki ilk işi ünlü yönetmen Pier Paolo Pasolini’nin ‘Accatone’ filminde yönetmen asistanlığıydı. Babası gibi şair olmak istese de ve yazdığı ilk kitabıyla önemli ödüllere layık bulunduysa da Bernardo Bertolucci’nin geleceği sinemadaydı.

“O önemli yönetmendir. Freud ve Marx’tan etkilenmiştir ve filmlerinde bu iki düşünürün izleri bulunur. Çoğu entelektüel gibi o da son dönemlerinde dünyanın gidişatından, reel sosyalizmin çöküşünden etkilenmiş, giderek ‘konformist’ biri olmuştur (Il Conformista!).”[6]

Sinemayla bağı 1961’de tanıştığı sinema yönetmeni Pier Paolo Pasolini’nin ‘Dilenci’ filmiyle başladı. Bu filmde yönetmenin asistanlığını yaptı ve ardından ‘Sıska Vaftiz Anası’nı yazdı. Bertolucci filmlerinde yapmaya çalıştığı şeyi, “Benim için film yapmak, anne babasının yatak odasında nelerin döndüğünü anahtar deliğinden izleyen çocuğun yaşadığı gerilimi verme sanatıdır,” cümlesiyle tanımlar.

Bertolucci’nin tartışmalı filmleri arasında Paris’te Son Tango da yer alıyor. Filmin baş aktristi Maria Schneider’ın 19 yaşındayken rol aldığı filmin çekimleri sırasında, rızası dışında cinsel ilişkiye mecbur bırakıldığı iddiası yönetmene tepki gösterilmesine neden olmuştu.

Bertolucci, İtalyan Yeni Gerçekçiliği’ni Fransız Yeni Dalgası’yla harmanlandığı bir dönemde yedinci sanata dâhil olduğundan, bu dönüşümün etkilerini filmlerinde izleyiciye hissetirdi. Onun Fransız Yeni Dalgası’nın kurucu temsilcilerinden Jean-Luc Godard’a hayranlığı ise bir bilinen bir gerçek. İtalyan faşizmi odaklı temalara sahip filmlerinde yaptığı derinlemesine analizlerle bireylerin kendilerine söylemekten kaçındığı, konuşulmayan, tartışılmayan toplumsal sorunları hedef hâline getirir.

Beat Kuşağı’nı anımsatan ve uç noktalarda gezinen cinsellik tasviri de filmlerinin bir parçası olan yönetmen, bir diğer tabuyu da sisteme, geleneğe ve alışıldık yaşam biçimlerine muhalif kitleleri temsilen çizmiş olduğu karakterleriyle yıkar.

Bertolucci, Pasolini’nin asistanı olarak başladığı sektördeki ilk çıkışını, Sergio Leone’un yönettiği 1960’ların ünlü Western filmi ‘Bir Zamanlar Batı’da filminin senaryosunu yazarak yapar. Yazıp yönettiği ilk uzun metraj filmi ‘Devrimden Önce’ filmi ise, 1970’te yönettiği ‘Il Konformista’nın elde ettiği başarı sayesinde fark edilir.

Siyah beyaz ilk filmi olan ‘Devrimden Önce’ ile sinemasal hamleleriyle çağdaşı olan sinemacılardan farklı bir beklenti oluşturan Bertolucci, seyircisine sonrasında çektiği her filmde “Acaba şimdi ne yapacak?” sorusunu sorduran yenilikçi bir yönetmendi.

Ancak 90’lı yıllardan itibaren kariyeri eski parlaklığını yitirmeye başlayan Bertolucci, ‘Sheltering Sky/ Çölde Çay’, ‘Little Buddha/ Küçük Buddha’, ‘Stealing Beauty/ Çalınmış Güzellik’, ‘The Dreamers/ Düşler, Tutkular ve Suçlar’, ‘Me and You/ Ben ve Sen’ gibi filmlere imza attı. 2007’de tüm kariyeri için Venedik Film Festivali’nde bir Altın Aslan; 2011’de de Cannes Film Festivali’nde özel bir Altın Palmiye ödülü aldı.[7]

* * * * *

Ve kimilerine (ve bana) göre de bir hain, kimilerine göre bir deha; “Zülfü Livaneli’ye göre ise aslında o da bir kurban...”

Evet, kimilerine göre pişmanlık içinde hayatını yaşamış bir hain, kimilerine göreyse değeri anlaşılmamış bir deha nitelemeleriyle Hollywood’un unutulmazları arasına giren filmlerin bir kısmında onun imzası var ve Anadolu kökenli bir Rum olarak gittiği ABD’de şan, şöhret, para gibi meseleleri çoktan hâlletmiş ama vicdanıyla baş başa kaldığında hep içinde derin bir sızı hissetmiş bir yaratıcı Elia Kazan.”[8]

* * * * *

Sonra da birkaç oyuncu içinden çocukluğumda (Brigitte Bardot’ya rağmen) Çorum’un Turan sineması ekranında vurulduğum Jeanne Moreau…

1962’de çevirdiği ‘Jules ve Jim’ filmiyle büyük ün kazanıp; kısık sesiyle de tanınan O, dünyaca ünlü yönetmenlerle çalışmış ve hepsinden büyük övgü almıştı. Bu yönetmenler arasında Orson Welles’in yanısıra, Michelangelo Antonioni, Tony Richardson ve Luis Buñuel de bulunuyordu.

O, özellikle “Yeni Dalga” akımının en önemli yönetmenlerinden Francois Truffaut’nun 1962’de çektiği kült film ‘Jules ve Jim’deki rolüyle tanınırdı.

Jeanne Moreau, Catherine Deneuve ve Brigitte Bardot ile birlikte kuşağının üç büyük Fransız kadın oyuncusundan biri olarak tanınıyor. Eleştirmenler, II. Dünya Savaşı sonrası Fransız sinemasının onsuz düşünülemeyeceğini söylerken; haksız değillerdi.

Louis Malle, Francois Truffaut ve Jacques Demy gibi birçok Fransız yönetmenin, başarılarını Moreau’ya borçlu olduğu düşünülürken; 80’li yaşlarına kadar oyunculuğu bırakmayan Moreau, “Fiziksel güzellik bir yüz karasıdır” sözüyle anımsanırdı.

Jeanne Moreau’nun iz bıraktığı filmlerden bazıları; Jean-Luc Godard’ın yönettiği, ‘Kadın Kadındır’, Orson Welles’in Kafka romanından uyarladığı ‘Dava’ ve Elia Kazan’ın yönettiği ‘Son Patron’du.

* * * * *

Sinema ekranında etkilendiğim kadın oyunculardan diğeri de “Bir İkon” olarak nitelenmesi mümkün olan Audrey Hepburn’dür…

O; “Sadece ‘güzel’liği ve sanatçılığıyla değil; ‘içi dışı güzel’, başarılı, güçlü, yetenekli ve zarif ve ‘direnişe dansla destek veren’ bir kadındır.

4 Mayıs 1929’da Brüksel’de doğmuş Audrey Hepburn. 1940’da, annesiyle Hollanda’ya yerleşmiş. İkinci Dünya Savaşı’nın en kızgın günlerinde, Hollanda’nın beş yıl boyunca Naziler tarafından işgal edildiği dönemde, Hepburn Hollanda Direnişi’ne maddi destekte bulunmak için dans performansları gerçekleştirmiş. 1941’de Arnhem Konservatuarı’nda bale eğitimine başlamış; 1944’de Winja Marova’nın gözde öğrencisi olmuş.

17 Eylül 1944’de Arnhem Muharebesi’nin başlamasıyla Hepburn ailesinin sayfiye evi ve Arnhem Konservatuvarı yerle bir olmuş. ‘Açlık Kışı’ndan herkes gibi Hepburnler de etkilenmiş. Audrey Hepburn’ün 16. yaş gününde Kanada birlikleri Hollanda’yı bağımsızlığa kavuşturmuş ve Audrey Hepburn annesiyle beraber bu sefer Amsterdam’a taşınmış ve Sonia Gaskell’in bale okuluna (şimdiki Hollanda Ulusal Balesi) yazılmış. 7 Mayıs 1948’de, ‘Yedi Derste Hollandaca’ başlıklı filmde yer alarak ilk aktrislik tecrübesini edinmiş”[9] ve sonrası da gelmiştir…

* * * * *

‘Paris’te Son Tango’ ya da ‘Baba’daki rolünden öte ‘İsyan’ ya da özgün adı ‘Queimada’ veya Türkçe adı da ‘Kanlı Ada’ olan (1969); Gillo Pontecorvo’nun yönettiği, senaryosunu Franco Solinas, Giorgio Arlorio ve Gillo Pontecorvo’nun kaleme aldığı İtalya - Fransa ortak yapımı politik dramatik filmdeki Amerikalı haydut William Walker karakteri hala unutulmazdır.

Marlon Brando -‘Stüdyo’ dergisi ile yaptığı söyleşide sinema için-, “Sinema sanat değil ticari bir iştir.. Ama herkes filmlerden, sanki sanatmış gibi konuşuyor”; İngiliz Edebiyatı Profesörü Mizruchi’nin ise, yaşam öyküsünü anlatan ‘Brando’s Smile: His Life, Thought and Work/ Brando’nun Gülüşü: Yaşamı, Düşünceleri ve Eserleri’ başlıklı kitapta, O’nun için “İflah olmaz, epik bir zamparaydı,” demesine rağmen…[10]

* * * * *

Ve nihayet 87 yaşında aramızdan ayrılan Fransız sinemasının unutulmaz oyuncularından Jean Rochefort…

Paris’te ilk kez sahneye çıktığı 1953’ten itibaren tiyatro, televizyon ve sinemada sayısız rolde görünen Rochefort 60’ların sonlarından bu yana Fransa’nın yetiştirdiği önemli oyuncular arasında gösteriliyordu.

29 Nisan 1930’da Paris’te dünyaya gelen Jean Rochefort önce Nantes, ardından da Paris Konservatuarı’nda eğitim aldı.

O yıllarda kendisi gibi oyunculuğa başlayan Jean-Paul Belmondo ve Philip Noiret gibi isimlerle birlikte anılan oyuncu bir söyleşisinde o günleri “Ne gerçekten yakışıklı ne de gerçekten çirkindik, bizi klasman dışı olarak nitelendirip kompozisyon rollerine alırlardı,” diye anacaktı.

Adını tiyatro sahnesinde duyursa da asıl uluslararası şöhreti Yves Robert, Bertrand Tavernier ve Patrice Leconte gibi yönetmenlerin filmleriyle yakalayacaktı.

1976’da ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’, 1978’de ise ‘En İyi Erkek Oyuncu’ dallarında Cesar ödülü alan oyuncu, 1999’da da Cesar Onur Ödülü’ne layık bulunmuştu.

150’ye yakın filmde rol alan Jean Rochefort’un unutulmaz filmleri arasında ‘Un Éléphant Ça Trompe Énormément’ (1976), ‘Nous İrons Tous au Paradis’ (1977), ‘Le Mostachu’ (1987), ‘Tandem’ (1987), ‘Le Mari de la Coiffeuse’ (1990), ‘Ridicule’ (1996) sayılabilir.

* * * * *

Diyeceklerimi tamamlıyorum: Evet, kimi şeyler unutul(a)mazdır ve daima hatırlanır, hatırlatılır. Kolay mı? Unutulmayan sözlerle, hatırda tutulan anılarla, çoğalır sevgi.

Ancak daim hatıralardakileri unutmamak için özel bir çaba göstermek de gerekmiyor; onlar her zaman var aslında…

Evet, evet birçok şeyi hatırlıyorum, hatırlıyorum ki unutmayayım; Özdemir Asaf’ın, “Unutamıyorum. Benim gururum, kahramanlığım bu; unutmamak,”[11] deyişindeki üzere…

Unutmak kolay, unutmamak için çabalamaktır önemli olan; hatırlamak ne kelime, hiç unutmadım ki zula(m)da saklı olanları!

Kolay mı? “Özgür olmak için unutmamak zorundasınız. İnsanları isyan ettiren şey, özgürleşecek torunları hakkındaki düşler değil, köleleştirilmiş ataların anılarıdır.”[12]

Tam da bunun için “Unutmamak değil, unutmaktır acı olan.”[13] 

Hayır! Ne Tuna Kiremitçi’nin, “Hiçbir şeyi unutmamak lanetli olmak gibi bir şeydi”;[14] ne de Latife Tekin’in, “Unutmamak, neyin kabulüdür kendinden ve kendine sığdırabildiğin o koca hiçlikten başka?”[15] kolaycılığına “Evet” denilemez!

Çünkü “Öğrenmek kadar unutmamak önemlidir.”[16]“Unutmamak için, tekrarla içinden.”[17] “Unutmamak demek, bilincinde olmak demektir.”[18]

Ve hatırlayın, “Küçük Prens unutmamak için tekrarladı: ‘Gerçeğin mayası gözle görülmez’ diye”…[19]

 

14 Ağustos 2019 22:32:17, Çeşme Köyü.

 

N O T L A R

[*] Sosyalist Mezopotamya, No:7,  Şubat 2020…

[1] Jean-Luc Godard.

[2] “İnsanlar niçin sinemaya gider? İnsanları karanlık bir odaya götüren nedir? Orada iki saat boyunca bir perde üzerindeki gölgelerin oyununu seyrediyorlar. Eğlenmenin mi peşindeler? Bir tür teskin olma ihtiyacı mı? Dünyanın her tarafında gerçekten de Eğlence şirketleri var ve bu organizasyonlar sinemayı, televizyonu ve pek çok diğer türdeki seyirlik ürünleri kötüye kullanıyorlar, sinemayı istismar ediyorlar. Bizim başlangıç noktamız, bununla birlikte, orası olamaz, aksine Sinemanın özünde olan ilkelere yönelmelidir, bu sinemanın ilkeleri dünyayı bilmek ve ona egemen olmaya dair insanın ihtiyacı ile özel bir alana yönelmek zorundadır. Bence normal olarak bir insanın sinemaya gitme nedeni Zamandır: çünkü ya kaybedilen zamandır ya da harcanan zamandır ya da henüz sahip olunmayan zamandır. İnsan oraya gider, çünkü yaşayan hakiki deneyime ihtiyaç duyar; çünkü sinema, bütün diğer sanatlardan farklıdır, bir insanın deneyimini genişletir, güçlendirir ve yoğunlaştırır -ve yalnızca güçlendirip iyileştirmez, ayrıca onu daha da uzun zamana yayar, çok önemli derecede deneyimi genişletir. Bu sinemanın gücüdür: ‘Yıldızlar’, hikâyenin akış çizgisi ve eğlence… Bunların sinemaya verebileceği hiçbir şey yoktur.” (Zahit Atam, “Tarkovski’yi Dinliyorum, Gözlerim Açık!”, Birgün, 23 Ocak 2017, s.15.)

[3] Jean Luc Godard, “Manifesto: Ne Yapmalı?”, İştirakî, Yıl:2, No:7-8, Eylül 2015-Şubat 2016, s.253-254.

[4] Zeynep Oral, “Wajda Öldü Dediler…”, Cumhuriyet, 13 Ekim 2016, s.16.

[5] Emrah Kolukısa, “İki Büyük Ustaya Veda”, Cumhuriyet, 27 Kasım 2018, s.15.

[6] Cüneyt Cebenoyan, “İyi ki Vardılar”, Birgün, 27 Kasım 2018, s.15.

[7] Filmografisi: La Commare secca, 1962 (Korkunç Orakçı)… Prima della rivoluzione, 1962 (Devrimden Önce)… Il Canale, 1966… Partner, 1968… Amore e Rabbia, 1969… La Strategia del ragno, 1970 (Örümceğin Stratejisi)… Il Conformista, 1971 (Konformist)… Ultimo tango a Parigi, 1973 (Paris’te Son Tango)… Novecento 1900, 1976 (1900/Bin Dokuz Yüz)… La Luna, 1979 (Ay)… La Tragedia di un uomo ridicolo, 1982… L’Ultimo Imperatore, 1987 (Son İmparator)… The Sheltering Sky, 1990 (Çölde Çay)… Il piccolo Buddha, 1993 (Küçük Buda)… Io ballo da sola, 1996 (Çalınmış Güzellik)… L’Assedio, 1998 (Teslimiyet)… Ten Minutes Older: The Cello, 2002… I Sognatori, 2003 (Düşler, Tutkular & Suçlar)… Me and You, 2012 (Ben ve Sen)…

[8] Emrah Kolukısa, “Elia Kazan ile Anadolu’da”, Cumhuriyet, 24 Ağustos 2017, s.15.

[9] Hande Eagle, “Bir İkonun Portresi”, Cumhuriyet, 24 Ağustos 2015, s.17.

[10] “Doludizgin ve Delidolu”, Taraf, 27 Haziran 2014, s.23.

[11] Özdemir Asaf, Dün Yağmur Yağacak, Epsilon Yayınevi, 2006.

[12] Terry Eagleton, Azizler ve Alimler, çev: Osman Akınhay, Sel Yay., 2019, s.138.

[13] Şule Gürbüz, Kambur, İletişim Yay., 9. baskı, 2019.

[14] Tuna Kiremitçi, Bu İşte Bir Yalnızlık Var, Doğan Kitap, 2003.

[15] Latife Tekin, Unutma Bahçesi, Can Yay., s.256.

[16] Murat Ali Ersan, Maya’nın Melon Şapkası, Dorlion Yayınevi, 2019, s.17.

[17] John Steinbeck, Fareler ve İnsanlar, Çev: Muzaffer Reşit, Varlık Yay., 1965.

[18] Carl Gustav Jung, Dört Arketip, Çev: Zehra Aksu Yılmazer, Metis Yay., 2015.

[19] Antoine de Saint-Exupéry, Küçük Prens, Çev: Tomris Uyar , Cemal Süreya, Can Yay., 2015, s.84.

 

27.03.2020 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

TRAJİK AFGANİSTAN DERS(LER)İ

İNSAN(LIK)I YAZMAK HÂL(LER)İ

‘ATEŞTEN YAŞAMLAR’IN, DÜŞLERİN ROMANI

“EHLİLEŞTİRİLEMEYEN” TİYATRO(CU)NUN GEREKLİLİĞİ

ŞİİR İNCE İŞTİR; KALIN KAFALARA TESİR ETMEZ!

NURHAK AYAKTAYKEN “ÖLDÜ MÜ DENİR ONLARA”?!

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

MADIMAK’TA YAKILIP YIKILAN HEPİMİZDİK

SEVDİĞİ RENK MAVİ; TUTKUSU DA AŞK VE DEVRİMDİ

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

FUTBOL FELAKETİ

MAFYASIZ KAPİTALİZM OL(A)MAZ

BUGÜNDE ‘68/ ‘71’İ ANLAMAK

1830’DAN 1871’E -AVRUPA’DA- SINIF SAVAŞLARI

GENÇLİK(İM)DEN KALAN(LAR) FİKRET İLE TİMUR

NEFRETİN, AYRIMIN BOY HEDEFİ: ÖTEKİLEŞTİRİLEN ALEVÎ(LER)

İKTİSADÎ ÇÖKÜŞ, BEŞERÎ ÇÖZÜLME

1 MAYIS’A GİDERKEN

ANIN YAZARI: ADALET AĞAOĞLU

KARDEŞİM(İZ)İN “DAVA”SI (MI?)![*]

SAHNE (DURUŞU) PERFORMANSININ POLİTİKASI

YEDİ NOKTA YA DA YETER ARTIK

YAZMAK SERÜVENİNE BİR BAKIŞ

ÇİN DEYİNCE...

KLASİK MÜZİĞİN ÖNEMİ[*]

ÖZGÜRLÜK YERKÜREYİ KURTARIP, GÜZELLEŞTİRME UMUDU VE İRADESİDİR

KAHVERENGİ TONLU COVİD-19 GÜNLERİNDE (C)EZAEVLERİ

“İŞÇİ SINIFI” DEYİNCE

ANILAR, SESLER, ŞARKILAR

ÖZGÜR İFADE “HAZIR OL”DA DUR(A)MAZ

MİZAH/GÜLMECE ŞAH(LAR)I MAT EDER

DEDE EFENDİ’Lİ, İTRÎ’Lİ, LİMONCİYAN’LI KLASİK MÛSİKÎ

EKONOMİK VAZİYET(İMİZ) İLE BEŞERİ TABLO(MUZ)[1]

“ADINI SİZ KOYUN” 3

“ADINI SİZ KOYUN” 2

“ADINI SİZ KOYUN”

“AZ YAZIP ÇOK SÖYLEYEN” CEMAL SÜREYA

İSYAN SANCAĞINI YÜKSELTENLERİN KUŞAĞINDANDIR GENÇLİK

ÖRNEKLERİYLE -OLMASI GEREKEN- AYKIRI[*]

YAPITLARIYLA HAFIZALARDAN SİLİN(E)MEYEN AGNÈS VARDA

“ŞİMDİLERDE KARAMSARLIĞI DAHA İYİ ZAMANLARA BIRAKALIM”

GOMİDAS’LI HALK MÜZİĞİ(MİZ)

ŞAİRLER GALERİSİ

RUMLARA DAİR TARİH (B)İLGİSİ

GEÇMİŞTEN (BUGÜNDEKİ) GELECEĞE

IRKÇILIK/ FAŞİZM SUÇU

COVID-19 GÜNLERİNDE SORU(N)LAR, SORUMLUKLAR

V. İ. LENİN VE EKİM DEVRİMİ

HÂLÂ ONLARLAYIZ; ONLARDANIZ

“MED CEZİR”Lİ ‘ÇETİN’ KALEM

AYDIN DURUŞU VE SORUMLULUĞU

VATAN’IN F3’ÜNDE DÖRT GÜN

SORU(N)LAR, YANIT(SIZLIK)LAR

TRUMP KÂBUSU VE EMPERYALİST ABD

DOĞAN HIZLAN VESİLESİYLE ELEŞTİRİ VE YAZMAK ÜSTÜNE

BİR “İZMİRKOLİK”İN SERÜVENİ

TÜRKÜLER(İMİZ) VE BİZ

HAYALLERİMİZİ EMZİREN YAZMAK EYLEMİ

LAİKLİK ZARURETTİR

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR ( 2 )

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR

DOĞAN GÜNÜN OZANLARI

SURUÇ’UN 33’LERİ VE ONLARIN ÇAĞDAŞ AYDIN’I

ARKADAŞ(IMIZ) Z. ÖZGER

“DİNEN BİR FIRTINA”YI ANLA(T)MAK

“MODAYI BİLİP DE ONA KAPILMAYAN”DI AHMET OKTAY

ÖZLEMLERİN İSYAN ÇIĞLIĞIDIR ŞİİR

PINAR YOLDAŞA KALKAN ELLER KIRILIR

BİR SEVDADIR TİYATRO

ÖMER ŞERİF’İN OYUNCULUĞU

2020’NİN 18 MAYIS’INDA ONA DAİR

YER İLE GÖK ARASINDAKİ UYUM: KLASİK MÜZİK

6 MAYIS HAKİKÂTİ ÖLÜMSÜZDÜR

ÖLÜM ORUCUNUN 320. GÜNÜNDE İBRAHİM GÖKÇEK İÇİN

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020 ( 2 )

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020

ÖĞRENCİSİ OLDUĞUM ‘İNSANCIL’A DAİR

BUGÜNÜ VE SONRASI İLE COVID-19

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR ( 2 )

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ ( 2 )

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ

TARIM(IN) HÂL(LER)İ

KLASİK MÜZİĞİN FARKLI İKİLİSİ: MOZART İLE STRAUSS

AŞIKTI, “GARİP”Tİ, HALK DERVİŞİ NEŞET ERTAŞ

TARİH(İMİZ)E HAYRANLIKLA, MİNNETLE, SAYGIYLA

ÇOKSESLİ MÜZİĞİN DEVRİMCİ DEHASI BEETHOVEN

SİNEMAMIZIN DERVİŞİ: AYTAÇ ARMAN[*]

EYGİ VESİLESİYLE -BALIK HAFIZALILAR İÇİN- 50 YIL SONRA “KANLI PAZAR

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ! ( 2 )

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ!

KRİZ İLE GELEN(LER)

USTANIN KADİM DOSTU, YADİGÂRI BALABAN

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? ( 3 )

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? (2)

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR?

IŞIĞIN RESMİNİ ÇİZEREK, TARİHİ ZAPT ETMEK

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER ( 2 )

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ! ( 2 )

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ!

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ ( 2 )

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ…

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK) ( 2 )

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ ( 2)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ?!

HAS BİR TİYATROCU: CÜNEYT TÜREL

AHMET KAYA VARDI, VARDIR, VAR OLACAKTIR

KAVGADAN BESLENİP; ONU ÇOĞALTAN ŞİİRİN ŞAİRİ: ADNAN YÜCEL

33’LER İLE ÇAĞDAŞ’INDAN ÖĞRENDİKLERİM(İZ)[*]

ULUSLARARASI KAOSUN GELECEĞİ

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI ( 2)

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK ( 2 )

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK

KÖLELİĞE KARŞI MÜCADELENİN BİRLİĞİ İÇİN (YA DA “NE OLUYOR; NASIL; NE YAPMALI” MI?)

ELEŞTİREL ARABESK HİKÂYESİ

SÖZÜN MİLİTAN EYLEMİ; HAKİKÂTİN BEDELİ ÖDENMİŞ SÖZCÜSÜ

KIPIR KIPIR, NEŞE DOLU “DELİ KADIN”: AYŞEN GRUDA

CUMHURİYET İLE MÜZİK(İMİZ)

BAŞKALAŞANLARDAN DEĞİL, GELİŞENLERDENDİ GÜLRİZ SURURİ

KİTLE ÖRGÜTLERİ VE DEMOKRATİK İŞLERLİK

“SANAT UZUN, YAŞAM KISA”YDI MELİH CEVDET İÇİN

ZOR(UNLU) BİR MESELE: ALTERNATİF DEVRİMCİ-HALKÇI YEREL YÖNETİM

YAZDIĞINIZ YAŞAM YA DA SAFSATADIR!

HALKIN -BAŞKALDIRAN- ARZUHÂLCİSİ: YAŞAR KEMAL

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)[2]

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)

MAYIS KIZILLIĞINDA ‘71 KOPUŞU VE KAYPAKKAYA

BUGÜN(ÜMÜZ)DE FAŞİZM(LER)

SİNEMANIN MÜSTESNA İSİM: METİN ERKSAN

İNSAN OLMAK ZORKEN, ‘İNSAN’DI ZEKİ ALASYA

ÖLÜMSÜZLÜK BAĞLAMLI KIZILDERE(MİZ)

SAİT FAİK’İN DÜŞ(ÜNCE)LERİ

İSYANA DÖNÜŞ(EME)YEN İTİRAZ VEYA MÜSLÜM GÜRSES HİKÂYESİ (Mİ?

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 3 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 2 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF ( 2 )

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ) 2

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ)

DİZELERİYLE REFİK DURBAŞ ÖYKÜSÜ

AFORİZMALARDAN BUGÜN(ÜMÜZ)E UYARILAR

‘KEL MAHMUT HOCA’ + ‘YAŞAR USTA’ + ‘TURŞUCU KAZIM’ + ‘AYYAŞ EMİN’Dİ O…

hatırlamiyorum-nakaratlarina-hatirlatalim

“NETAMELİ BİR KONU”: ULUSAL SORU(N)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 3)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 2 )

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI

ABD EMPERYALİZMİ VE VENEZÜELLA 2019

AYKIRI DİZELER, ŞAİRLER

ÇEŞİTLİ VECHELERİYLE BEŞERİ (EKONOMİ-POLİTİK) KRİZ

“BÜYÜK FOTOĞRAFÇI”NIN GERÇEĞİ VE DRAMI

KRİZ “İMKÂN, TEHDİT VE KARAR” BİLEŞKESİDİR

İNSANI İNSANLAŞTIRAN DEĞERLER: AŞK, SANAT, BAŞKALDIRI, MÜCADELE

HİÇLEŞTİRİLME KAYGISINDAN ÖFKEYE SARI YELEKLİLER

68 HAREKETİ, MAYIS(IMIZ), KAYPAKKAYA VE 1971

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM ( 2)

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM

NBC SİNEMASI (MI?)

DÖRT GÜNLÜK “Bİ ŞEY”

ISINMANIN ÖTESİNDE -YANIYOR!- YERKÜRE

YEŞİLÇAM’LI TÜRK(İYE) SİNEMASI

YAZMAK EYLEMİNE MÜNDEMİÇ NOTLAR

SANAT (VE TİYATRO) İLE HAYAT

EYYAMCI DEĞİL, HER DEVİRDE İNSANDI TARIK AKAN

YIKA YIKA YARATARAK YAZMAK

SIRILSIKLAM BİR ÂŞIK: BEDRİ RAHMİ

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR) ( devam)

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR)

ÖNCESİYLE 15-16 HAZİRAN’DAN BUGÜN(ÜMÜZ)E

HAKKÂRİ’DEKİ PARİS’Lİ: FERİT EDGÜ

TİYATRONUN UNUTULMAZ İNSAN(LAR)I

KARL MARX İLE MARKSİZMİ

LATİN AMERİKA VE EDEBİYAT ve GRUP YORUM'la dayanışma videosunu

ÜTOPYALAR(IMIZ)IN TARİHSEL ZEMİNİ

TÜKETİLE(MEYE)N İNSAN(LIK

KAPİTALİST KENT(LEŞMEMİZ)İN HÂL-İ PÜR MELALİ

KRİZİN, SAVAŞIN, VAHŞETİN “YDD”Sİ

POLİTİK SİNEMA İHTİYACI BÜYÜRKEN

O SES PEŞİNDEN SÜRÜKLENEN YILDIZ KENTER

MART’IN 10 KIZIL KARANFİLİ (VE ANIMSATTIKLARI

“DERİN AŞKLARIN, BAĞLILIKLARIN, HASRETLERİN, ŞEFKATİN ŞARKILARINI SÖYLEDİ” YILMAZ GÜNEY

DEVRİMCİ BİR DERVİŞ: OKTAY ETİMAN

İTİRAZ EDEN MÜLKSÜZLER İÇİNDİR LE GUIN

İRAN SOKAKLARININ BAŞKALDIRISI

SAF IŞIĞIN, ŞEFFAF SİMGELERİN ŞAİRİ: TOMAS TRANSTRÖMER

KAPİTALİZM KİRLİDİR, KİRLETİR

HRANT’IN KOLEKTİF KATLİNİN ANATOMİSİ

OHAL’(LERİN)İN EKONOMİ-POLİTİK DÖKÜMÜ

ŞİMDİLERDE ŞİİRE DAHA ÇOK MUHTACIZ GİRİZGÂHI

İSYANCI ŞEYH BEDREDDİN GERÇEĞİ

ORTADOĞU SARMALI VE T.“C”

DÜŞÜN(ECEĞİZ), YAZ(ACAĞIZ), KONUŞ(ACAĞIZ), SUSMA(YACAĞIZ)![

FAŞİZM(LER)İN GÜNCELLİĞİ VE IRKÇILIK

AŞK -İNSAN(LIK)A DAİR- HER ŞEYDİR![

EKİM DEVRİMİ İLE TARTIŞMALI “TARTIŞMALAR”I

GÜNCELDEN TARİHSELE İŞÇİ SINIFI

KAPİTALİST İKTİDARIN EĞİTİM(SİZLİĞ)İ VE COĞRAFYAMIZ

YENİ(DEN) ‘68’İ ANIMSA(YALIM)

AN-KARA’DA BİR KIPKIRMIZI CUMARTESİ

GÜLTEN AKIN: KENDİ GİTTİ, ŞİİR(LER)İ KALDI

BOYACI HALİL’İN MÜŞFİK KENTER’İ

EMPERYALİST YERKÜREDE BARIŞ (YALANI) VE SAVAŞ (GERÇEĞİ )

SİNEMA VE YÖNETMEN(LER)

PARİS KOMÜNÜ(MÜZ) HÂLÂ GÜNCEL

KAPİTALİZM VE TARIM(IMIZ)

“DUYARLILIĞIN İNCELİĞİN ESENLİĞİN YAZARI”: OKTAY AKBAL

KAPİTALİZMİN YARATTIĞI TABLO MU DEDİNİZ?

ÖĞRENCİ HAREKETİNİN TOPLUMSAL MÜCADELEDEKİ YERİ VE ROLÜ

HAYAT(LAR)IMIZA DOKUNMUŞ BİR MÜZİSYEN: ATTİLLA ÖZDEMİROĞLU

ADALETSİZLİK KARŞISINDA DEVRİMCİ SANATIN KONUMU VE İŞLEVİ

KATLEDİLDİĞİMİZ SURUÇ’LA ÇOĞALDIK

ŞİİRE KOÇAKLAMA

ÖZGÜRLÜĞE MUHTAÇ VE MAHKÛMUZ!

AYDIN/ ENTELEKTÜEL MESELESİNE DAİR

ŞİİR GİBİYDİ JOHN BERGER

SEVDİKLERİMDENDİR ÜÇÜ BİRDEN

YAZMAYI YAZMAK YAPAN

BAHAR(LAR)IN HALKI: ROMANLAR

ESKİ(MEYEN) SESLER, TINILAR

ORHAN KEMAL: USTADIR, YERİ AYRIDIR, MÜHİMDİR

“CULPA VACARE MAXIMUM EST SOLATIUM”

UNUTUL(A)MAZLAR YA DA HATIRLAYIN ONLARI

FİRARİ YAŞAM(IN)IN YAZMAK EYLEMİ

15’LER DAİR: GEÇM(EM)İŞ BUGÜNÜ(MÜZÜ)N ÖNSÖZÜDÜR !

SATIRLARDA AKAN YAŞAMIN BİLGELİĞİ

İNKÂRA ORTAK OLMA(K)!

“EVET”(İN EKONOMİSİN)E HAYIR!

ALAYINA İSYAN: “EVET”İN REFERANDUMU’NDA “HAYIR”![

“ÖZGÜRLEŞME DİLDE BAŞLAR”[

İNSAN(LIK), ONA İNANAN ŞAİR(LER)İN ŞİİR(LERİN)E MUHTAÇ

ALAYINA İSYAN, HEPSİNE “HAYIR”![

EKİM’İN 100. YILINDA KAVRAMLAR, GERÇEKLER

ZULA(NIZ)DAKİ ŞİİR, MAVZER(İNİZ)DEKİ MERMİ GİBİDİR

İKTİDAR, EĞİTİM, ÜNİVERSİTELER VE GENÇLİK

AKP’NİN -KAPİTALİZM PATENTLİ- ÇEVRE PRATİĞİ

“TEKÇİLİK” GÜZERGÂHINDA NEYİ, NASIL YAPMALI?

KÖTÜLÜK(LER) TABLOSU MU? “PANTE REI”![

ŞEYH BEDREDDİN: “SÖZÜ, BAKIŞI, SOLUĞU ARAMIZDAN ÇIKIP GELECEKTİR

UMUDU -TÜKETMEDEN- ÇOĞALTANDI SENNUR SEZER

“KIRIK MOZAİK”(İMİZ)İN PARÇASI SÜRYANÎLER

ORTADOĞU: BÜYÜK FOTOĞRAF İLE “KÜÇÜK” AYRINTI(LAR)

“İNSANLIK HÂLİ”NİN TERCÜMANI: FRANZ KAFKA

RESİM “SÜS” YA DA “AKSESUAR” DEĞİLDİR, OLAMAZ!

FUTBOL: GERÇEK VE BAĞINTILARIYLA TARTIŞALIM MI, TARTIŞMAYALIM MI?

EKİM’İN LENİN, LENİN’İN EKİM DESTANI

EGEMEN KLİKLER ARASI HESAPLAŞMA VEYA 15 TEMMUZ’UN ŞECERESİ[*]

SİYONİZM KARŞISINDA FİLİSTİN İLE ARAFAT’I[*]

ZEKÂ, YARATICILIK KADAR YÜREKLİLİKTİR KARİKATÜR(İST)[*]

BARIŞ (=HAYAT) İLE SAVAŞ (=ÖLÜM) HÂLİ[*]

TARTIŞILAN ASLÎ SORU(N) ÖZGÜRLÜKTÜR[*]

EGE MAVİSİNİN -HALİKARNAS- BALIKÇISI[*]

101. YAŞINDA AZİZ NESİN USTA[*]

68 BAŞKALDIRISI VE ÖĞRENCİ HAREKETİ[1]

“ÇORUMLU ‘BAUDELAİRE’PEREST”: SAİT MADEN[*]

KARAR VERİN: “SİZİN MUHAMMED ALİ’NİZ HANGİSİ?”[*]

HAYAT VE SANAT = GENÇLİK VE MÜCADELE[1]

GİDEN(LERİN) İKİ(SİN)DEN KALAN(LAR)[*]

BAŞYAPITI ‘GABO’NUN KENDİSİYDİ, HAYATIYDI[*]

YAZMAK EYLEMİNİN KADINLARI[*]

MİLLİYETÇİLİK VİRÜSÜ VE FUTBOL[*]

ANAYASA, BAŞKANLIK SİSTEMİ VE LAİKLİK[*]

33’LER SURUÇ’TUR; BİZ 33’LERİZ![*]

SYRIZA: NEYDİ? N’OLDU?![*]

“GEZİ”(/HAZİRAN) SANATI[*]

YENİDEN -VE BİR KEZ DAHA- FAŞİZM[*]

TÜRK(İYE) PATENTLİ PANOPTİKON HÂLİ[1]

ÇÖZÜLME, PARÇALANMA VE KUTUPLAŞMA GÜZERGÂHINDA[*]

DİK DURAN NİKBİNLİK: SABAHATTİN ALİ[*]

AŞKLARIN, KAVGALARIN, BARUT KOKAN DİZELERİN ŞAİRİ: HASAN HÜSEYİN[*]

SOYKIRIMDAN SÜRGÜNE ÇERKESLER[*]

44 YIL SONRA ONLAR YANİ SONSUZLAR[*]

AŞK, TRAVMA, TOPLUMSAL İNŞA VEYA DEVRİM, KAPİTALİZM, SOSYALİZM[1]

PEKİYİ YA İSYANCI KAZIM’DAN SONRA BİZ?![*]

TARİHSELDEN GÜNCELE İBRAHİM KAYPAKKAYA[1]

HAYATI ÖRGÜTLEYEN AŞKINLIKTIR SANAT (İLE TİYATRO)[*]

KAPİTALİZMİN “ÇEVRE”Sİ YA DA EKOLOJİK KÂBUS![1]

BUGÜN(ÜMÜZ)DE ENTELEKTÜEL, EĞİTİM, AKADEMİ[*]

MÜLKİYET, İKTİDAR, DEVLET (=DEMOKRASİ) VE…[1]

RADİKAL SOSYALİZM HÂLÂ GÜNCEL!

2015 1 MAYIS’INDAN 2016’YA YİNE, YENİDEN, ISRARLA TAKSİM!

KIZILDERE TARİHİ(MİZ) HEPİMİZİNDİR[1]

KÜLTÜREL YOZLAŞMA KARŞISINDA DEVRİMCİ SANAT[1]

KOMÜN’DEN EKİM’E ESKİ(MEYEN) SOSYALİZM

YALNIZLIĞIN ÇOĞUL SENFONİSİ: SAİT FAİK ABASIYANIK[*]

SAVAŞIN BATI CEPHESİNİN SORU(N)LARI İLE “DOĞU”[*]

ORTADOĞUDA T.CNİN HÂLİ VE ROJAVA

SANATIN SINIFI VEYA SANAT SİYASAL VE SINIFSALDIR

ORTADOĞUNUN KANAYAN YARASI FİLİSTİN

VERİLERİYLE DEMOKRASİ (MÜCADELESİ) VE DÜZEN(SİZLİK) ÜZERİNE

FAİLİ MEÇHUL -OLMAYAN- KAYIP(LAR)

80'Lİ YILLAR = İNSAN(SIZLIK) + UMUT(SUZLUK) + EYLEM(SİZLİK)

ERMENİLERİN BUGÜNÜ=HRANT+KAMP ARMEN

KÜRTLER VE ORTADOĞU

chavez venezüella'sında ne(ler)oluyor? bolívarcı halkçılık mı, sosyalizm mı