TARİHSELDEN GÜNCELE İBRAHİM KAYPAKKAYA[1]

Temel Demirer

TARİHSELDEN GÜNCELE İBRAHİM KAYPAKKAYA[1]

“Yolu,

yürüyen bilmez;

açan bilir...”[2]

 

Dersimiz; “Ben proletaryanın ideolojisini benimsemiş, halkın kurtuluşunu savunan bir Komünistim!” vurgusuyla, “Komünistler tarihin devrimci mücadelede silah hâline getirilmesini çok iyi bilirler,” diyen İbrahim Kaypakkaya’ya.

Ondan; “Yalanı yenen ölümsüz,”[3] diye söz edip, “övmek”ten “ceza”landırılan[4] birisi olarak onur duyduğumu, bir kez daha burada, Dersim’de ifade ederek belirteyim: İbrahim Kaypakkaya hâlâ hepimize ders veren öğretici(miz) olması yanında, sevilmesi “suç” ilan edilmiş yoldaşımızdır.

Kolay mı?

“Kim, ne zaman onun ismini ansa devletin en katı, en soğuk, en acımasız yüzüyle karşı karşıya kalıyor!

Kim ne zaman onun fotoğrafını assa, taşısa, devletin sorgularıyla, kelepçesiyle, zindanlarıyla tanışıyor!

Kim, ne zaman onu sevdiğini, izinde yürüdüğünü söylese vay hâline!

Bu dünyada, bu ülkede sevilmesi suç olan kaç insan var”[5] ki Onun gibi?

Çok az! Bunda da şaşırtıcı bir şey yok: İbrahim Kaypakkaya’nın, Friedrich Engels’in, “Ne akıl meşalesiydi ki bu sönen, ne yürekti, o artık çarpmayan,” sözlerini anımsatan bir komünist olması yanında; resmî ideolojiye karşı dik duruşu, baş eğmezliğiyle düzen içine çekilemeyip, ehlileştirilememesi sevilmesini, sahiplenilmesini “dava” konusu kılmaktadır…

Özetle V. İ. Lenin’in ifadesiyle, “Tarihte hiçbir sınıf, hareketi örgütleme ve yönetme yeteneğine sahip siyasal önderlerini, ileri temsilcilerini yaratmadan egemen olamamıştır,” dediklerindendir İbrahim Kaypakkaya…

Devrimci hareketin büyük kesimi için önemli bir başkaldırı olarak değerlendirilen İbrahim Kaypakkaya’nın anlaşılmasının “olmazsa olmaz” önkoşulu, Onun yapıtları ile devrimci praksisinin içinde varolduğu, siyasallaşıp, devrimcileştiği dünyayı ve coğrafyamızı ana çizgileriyle Marksist açıdan kavramaktır.

Bu böyle olduğunda da herkesin malumu olduğu üzere: Diyarbakır’daki işkence tezgâhlarında dökülen kanı Kürtlerin kanına karışan İbrahim Kaypakkaya’yı; “Sana en çok benzeyen yazdıklarındır,” diyen bir Arap özdeyişi anımsatırken; Onun gerçeği, inceleme ve araştırması, insan(lık)a dayatılanı “11. Tez”deki üzere aşmak; dünyayı değiştirmek içindir. Tam da bunun için Recaizade Ekrem’in deyişiyle, “Şêwaza beyanê, eyneya însan e/ Üslubu beyan, aynıyla insan”dır yazdıkları…

Ve de “Türkiye’nin geleceği çelikten yoğruluyor; belki biz olmayacağız ama bu çelik aldığı suyu unutmayacak,” diyen İbrahim Kaypakkaya’nın devrimci kişiliği, teori ve pratiği ile “müsemma”dır.[6]

 

  1. AYRIM: KİMDİR?

 

İbrahim Kaypakkaya’dan söz etmek; Onu anlamak ve anlatmak kolay bir şey değil; hatta çok zor; öncelikle bunun altını çizerek başlayayım konuşmama...

Önce bir soru: İbrahim Kaypakkaya öldü mü? İçinizde buna “Evet” diyen var mı? Olduğunu zannetmiyorum; ama varsa ne yazık...

Antoine de Saint-Exupery’nin, “Anısına saygı gösterildi mi, ölen insan, yaşayan insandan daha çok aramızdadır,” sözlerine müthiş değer biçenlerden birisi olarak beni, İbrahim Kaypakkaya’nın “öldüğü”ne kimse inandıramaz!

İyi de nedir İbrahim Kaypakkaya’yı bu denli “ölümsüz” kılan?

Bir komünist; “Ser verip sır vermeyen” TKP-ML’li bir proletarya enternasyonalisti; bir halk savaşçısı; ya da özetle İbrahim Kaypakkaya olmasıydı...

Kimdir İbrahim Kaypakkaya?

Yanıtı bir mücadele arkadaşına bırakıyorum:

“1972’de tüm görüşlerini yazılı hâle getirdiğinde 23 yaşındaydı. O dönemde, kimsenin göremediği ya da açıktan söyleyemediği şeyleri söyledi...

Ateşli bir ruha sahipti. Hayal dünyası zengindi...

Düşünsel olgunluğa, tahlilci yönteme sahip[ti]...

Felsefe ve edebiyata teğet geçen bir politikanın kör olduğuna inanıyordu...

Şiir yazıyordu...

En sevdiği şair Nâzım Hikmet’ti...

Ruhi Su, en sevdiği ozandı. Mahsus mahâl türküsünü sık sık söylerdi...

Güreş tutmayı seviyordu...

İbo, kitle adamıydı. Kitle inisiyatifine, gerçek yaratıcıların tarih sahnesine çıkmasına tutkundu...”[7]

Bilindiği gibi, Onun da mensubu olduğu 68 kuşağında, “Normal değil de anormal, küçük değil de büyük bir iş yapmak eğilimi... güçlüydü. Devrilmeyecek hiçbir şey yoktu, yeter ki haksız bir konumda olsun. Özgürlük bir hayal değildi. Dünyanın koyu karanlığına yüklenmek gerekiyordu. Yüklenince özgürlük iklimi doğar ve bizi içine çeker, değiştirir, onu derinleştirecek insanlar hâline getirirdi.

İbo, bir 68’li olarak, oldukça iyimser, umutlu ve programlı bir insandı...”[8]

Yine Onu 70’lerden[9] tanıyan yakın bir arkadaşına göre İbrahim Kaypakkaya; “Bir şeye inandığı zaman onu çok sessiz ve sert bir şekilde savunurdu...”[10]

Bıkıp usanmayan mütevazı mücadeleciğiyle O; “Direnişin tarihini hayatıyla yazan bir kahraman”[11] olması yanında; taşı taş üstüne koyarak geleceği önünü açan bir son saat işçisiydi...

Ragıp Zarakolu’nun da dikkat çektiği gibi, “İbrahim kendi coğrafyasında gerçeği arayış içindedir. Soruyor, okuyor, araştırıyor, bilgi depoluyor, yorumluyor, bazı sonuçlara varıyor. Lenin’in deyişiyle ‘somut koşulların somut tahlili’. Gerçeği arayış yolculuğunun bu tarzı”ydı.[12]

Bu noktada ünlü “11 madde ya da ilke”sinde, “Silahlı mücadele esas, diğer mücadele biçimleri talidir...

“İllegal faaliyet esas, legal faaliyet talidir...

Ülke çapında düşman bizden güçlü olduğu müddetçe stratejik savunma esastır...

Stratejik savunma içinde taktik taarruzlar esas, taktik savunma talidir...

Örgütlenmede parti örgütlenmesi esas, diğer örgütlenmeler talidir...

Diğer örgütlenmeler içinde silahlı mücadele örgütleri esastır,”[13] diyen O; yani “TKP-(ML)’yi oluşturan İbrahim Kaypakkaya muhalefeti, silahlı mücadeleyi başlattı. Kısacası, PDA grubu, devlet ve devrim konusunda görüşler ileri sürmesine rağmen, fiilen reformcu hatta yer alıyor; 1975 sonrasında ise, teorik ve politik hattıyla, burjuvazi ve onun devletiyle ittifak çizgisine geçiyordu...

“TKP-(ML), devrimci siyasal mücadelesini mahkemede ve cezaevinde kararlı, mücadeleci tutumuyla sürdürmüştür. Siyasal eylemi yanında, ideolojik yönden burjuva düşüncesinin en az taşıyan örgüttür. Siyasal yönden, devletten ve sermayeden koptuğu gibi, Kemalizmi reddederek de burjuva ideolojisinden önemli bir kopuşu gerçekleştirmiştir.

Leninist teorik zemine yaslanan milli meselede, tespitlerinde eksik ve yetersizlikler bulunsa da, esas itibariyle doğru tavır almıştır. Ulusların kaderini tayin hakkının, ayrı devlet kurma anlamına geldiğinin altını çizmiş, bu konuda enternasyonalist bir tutum takınmıştır. Kürt sorununu Leninist çerçevede ele alarak, somut siyasi çizgisini oluşturmuştur...”[14]

 

I.1) NE YAPAR?

 

Nâzım Hikmet’in, “Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer/ ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak/ kabahat senin,/ -demeğe de dilim varmıyor ama-/ kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!” dizeleriyle de betimlenmesi mümkün olan çürüyen “zamanın ruh(suzluğ)u” tablosunda İbrahim Kaypakkaya’yı (ve elbette diğer devrimci değerleri) döne döne anımsatmak “olmazsa olmaz”dır…

Çünkü İbrahim Kaypakkaya herkesin öğrenmesi gereken bir devrimci etik, yani komünist ahlâkın felsefesidir.

Ahlâksal pratiğin kuramı olan etik, “Ne yapmalı, neye göre yaşamalı” sorularını soran ahlâk felsefesiyken; hareketlerimizi yönlendiren kurallara da etik denir.

O hâlde devrimci bir etikten söz ederken İbrahim Kaypakkaya asla görmezden gelinemez…

Tam da bu bağlamda eyleme geçmiş devrimci/ insanî bir vicdandır İbrahim Kaypakkaya…

Kolay mı? Etik ve ahlâk gibi kavramlarla ilintili adalet ölçüsüdür vicdan…

Vicdanın hakikât arayışı olması, eylemli bir süreçle mümkündür. Vicdan insan olmanın bir parçası, “olmazsa olmazı”dır…

Eleştirel tutumunun cisimleşmesi; öğrenilen, dolayısıyla da öğretilen bir kavram olarak “vicdan” çok önemli bir işe yarar: İnsanı insan yapar.

Sol memenin altındaki olarak da tarifi mümkün olan vicdan, bugüne “Hayır de!” diyendir…

Ya da Raskolnikov’u sürüm sürüm süründüren şeydir vicdan…

Yılmaz Güney’e, “Dünyada bu kadar mutsuzluk varken mutlu olmak elde mi sevgili” dedirtendir…

Veya Che Guevera’nın, “Hayatta daima gerçekleri savun! Takdir eden olmasa bile, vicdanına hesap vermekten kurtulursun,” sözleriyle betimlenen bireyin “etken” bir hâle gelebilmiş bilincidir vicdan…

İbrahim Kaypakkaya’da somutlandığı üzere…[15]

Bunun yanında Muzaffer Oruçoğlu’nun, “Kaypakkaya, her şeyden önce, devletle devrimi ayırdı; devleti, devrimin karşısına dikti ve devrimin asli görevinin, bu cihazı parçalamak olduğunu savundu,”[16] diye betimlediği Onun düşünceleri, eylem içinde, dünyayı değiştirmeye yönelik praksiste oluşur.

Hatırlayın: Karl Marx, Alman filozoflarıyla dalga geçerken, onların “fikirlerin karşısına fikirleri koyma” ahmaklığını eleştirip, “gerçek hareket”ten, devrimci praksisten söz ediyordu, “Ortamın değiştirilmesi ile insan faaliyetinin ya da kendi kendini değiştirmenin çakışması, yalnız devrimci pratik olarak kavranabilir ve ussal biçimde anlaşılabilir,” diyerek!

O devrimci bir praksistir ve bu bağlamda “mişli” geçmiş zamandan değil; hemen şimdiden söz ediyorum!

William Faulkner’in ifadesiyle, “Geçmiş asla ölü değildir. Geçmiş, geçmiş bile değildir…”; İbrahim Kaypakkaya örneğindeki üzere…

Evet postmodern vazgeçişin dört yanımızı, çürüyen “zamanın ruh(suzluğ)u”yla kuşattığı bir kesitten geçerken, anımsanması gereken, Adnan Yücel’in, “Ne kırlarda direnen çiçekler,/ Ne kentlerde devleşen öfkeler/ Henüz elveda demediler…” dizelerindeki vazgeçmeyen devrimci isyan, irade ve kahramanlık örneklerinden birisi olan İbrahim Kaypakkaya’dır…

Devrimci, sadece hayallerle yetinmeden, ütopyasını gerçekleştirebilmek için harekete geçendir; Spartaküs, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Che Guevara, İbrahim Kaypakkaya ve adını zikredemediklerim gibi…

Devrimci, karanlığa “Zamanın Ruh(suzluğu)u”na teslim olmadan bir ömür boyu mücadele eden Hikmet Kıvılcımlı’dır, V. İ. Lenin’dir, Marx ile Engels’tir…

Kolay mı? Köklü, radikal dönüşümler gerçekleştirmek için eski(yen) dünyayı topyekûn karşına alabilmektir devrimcilik…

Bu bağlamda devrimciyi devrimci kılan yaptıklarıdır; yaşamıdır…

Yani özenti, laflazanlık, demogogluk değildir devrimciliktir; tıpkı İbrahim Kaypakkaya gibi…

 1949’da Çorum’da doğup; 18 Mayıs 1973’de Diyarbakır’da, işkence tezgâhında katledilen İbrahim Kaypakkaya, devrimin insan bedenine girmiş hâlidir.

Dersimli Ali Haydar’ın yoldaşıydı ve dahi Deniz Gezmiş’in, Hüseyin İnan’ın, Yusuf Aslan’ın, Sinan Cemgil’in, Ömer Ayna’nın, Mahir Çayan’ın, Ulaş Bardakçı’nın, Hüseyin Cevahir’in ve ötekilerin de…

Ser verip sır vermeyendi. Sıkı devrimciydi; kızıl bir güldü…

Direncin, direnişin, umudun ve onurun simgesiydi…

TKP/ML’nin kurucularından olup, kasketin en çok yakıştığı bir dava insanıydı…

Cesaret, irade ve bilincin en olgun ve çarpıcı örneğiydi…

Kemalizm ve Kürt Sorunu’nunda örnek bir duruştu.

İbrahim Kaypakkaya’nın Kürt sorunundaki gelişkin çizgisi, Mustafa Suphi’lerin TKP’sine sahip çıkarken; Şefik Hüsnü TKP’sini, “Oportünist, Kemalizm kuyrukçusu” olarak mahkûm etmesi ve Kemalizm konusundaki kopuşu devrimci hareketin tarihinde özel, temel, yaşamsal bir değer taşımaktaydı.

Teorik ve pratik yanıyla devrimciliği iyi bilen, uygulayan bir önderdi.

İbrahim Kaypakkaya’nın da içinde yer aldığı 1971 pratiği, devrimci tarihin önemli bir kopuş momentidir; sistem dışı ve devlet karşıtlığına somutlanarak; devrim yolunu işaret eder.

Bu bağlamda da revizyonist, legalist, parlamentarist çizgiye devrimci bir itirazdır.[17]

Devleti karşısına, devrimin dikilmesidir.

Devrimin güncelliğini savunan İbrahim Kaypakkaya’nın en temel özelliklerinden biri de Bolşevikler gibi uzlaşmazlığıdır.

Bu özelliğiyle O, dövüşmeyi, ileri atılmayı, yenilenmeyi, yeni devrimci güzergâhlar açmayı, kavgada sonuna kadar gitmeyi anlatır.

Hayalleriyle dünyayı kucaklarken; sınıf mücadelesine sımsıkı sarılır.

Hayatın ve hayalin bilgisiyle devrimci teoriyi devrimci pratik için sürekli yenileyip, çoğaltarak geliştirir.

Teoriye hak ettiği evrensel önemi verirken de; yerel ve özgül olanı bulup çıkarmaya çalışır.

Bu bağlamda Onun görüşleri, kopuş ve oluş hâlindeyken; verili çerçeveleri yıkar ve aşar.

Devrimin imkânı noktasındaki net duruşuyla İbrahim Kaypakkaya’nın kendini ortaya koyuş tarzı, biz(ler)e düş görmeyi, düşlerin peşinden gitmeyi, düşünmeyi, yenilenmeyi ve önderleşmeyi öğretir.

Marksist olmanın ilk temel şartlarından biri -olanca politik anlamıyla- devrimci olmakken; devrimci teorinin atan yüreği, pratiğin işleyen beyni İbrahim Kaypakkaya’nın sınıf hareketine verdiği önem yaşamsaldır. Çünkü O; resmi ideolojinin iki “olmazsa olmaz”ı Kürt Sorunu ve Kemalizm konusundaki çıkışıyla geleneksel düşünceleri alt üst edip, eski ile bağlarını koparan bir devrimcidir. 

 

I.2) PARAMAZ’LI, MUSTAFA SUPHİ’Lİ 1971

 

Coğrafyamızdaki devrimci hareket açısından 1971 silahlı çıkışı, uçurumun kenarında yürümenin cüret ve cesaretini simgeleyen bir momenttir.

1971 silahlı çıkışında Deniz’de, Mahir’de, Kaypakkaya’da somutlanan pratik-politik duruş devrimcidir.

1971 isyancıları, TİP’in parlamenter çizgisini reddederek devrimi seçmişlerdi. Onlar kurtuluşun reformlarda değil, devrimde olduğunu fark edip, gerçekleştirdikleri sıçrama ile devrimci akımların kurucuları olmuşlardır.

1971 ihtilalcileri, samimi, bozulmamış, laçkalaşmamış, hile hurda bilmeyen militanlarken; İbrahim Kaypakkaya’nın arkadaşı Askar Yılmaz’ın ifadesiyle söyleyecek olursak, “1970 kuşağı, her şeyden önce, ilkeleri olan, safları belli kuşaklardı. Benimsedikleri ve karşı oldukları ilkeler, her türlü bireysel çıkarların çok ilerisinde ilkelerdi. ‘Ülkemizin bağımsızlığı’, ‘emekçilerin birliği’ ve devrim için emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı mücadele, 70’ler kuşağının temel ilkeleriydi.”[18]

Gerçekten de cesaret, kendine güven ile dünyayı değiştirme isteği onların evrensel özelliğiydi; 1971 çıkışı, başkaldırı ve kopuş devrimciliğidir. Başkaldırı devrimciliği, buzu kıran yeni bir yolu açan devrimciliktir. Reddetmekle başlar, kopuşla sürer, yeniyi inşayla varoluşunu gerçekleştirir.

Başkaldırı ve kopuş devrimciliği verili durumu, alışılageldik anlayışı ve tarzı yıkar. Yeni bir varoluş tarzı kurmaya girişir. Yıkıcı ve yapıcıdır. Öncü ve kurucudur. Sabırsız ve hesapsızdır. Ümitli ve cüretkârdır. Ütopyacı ve serüvencidir. İsyan, kopuş ve yeniyi var etmenin, ilk olmanın tüm hasletlerini doğasında taşır.

Eksikli doğar, hazırlıksız başlar, yanılgılar taşır, yanlışlar yapar ve ancak asi, duru, samimi devrimciliği yükseltir. Yeni böyle yaratılır. Devrimci irade, örgüt, siyaset ve önderlik ete kemiğe bürünür. 1971 sıçrayışının önderleri tam da böyle bir kopuş devrimciliğini temsil ederler. “Devrimde devrimi” yaparlar.

Mahir, Deniz, İbrahim’de simgelenen devrimci kopuşun arka planında her şeyden önce büyük düş gücü, devrimci romantizm, devrim isteği ve pratiği durur. 1971 devrimcileri büyük toplumsal devrimci uyanışın içinden gelirler. Yepyeni bir dünyanın düşüne uyanırlar. Umutla, aşkla sosyalizme bağlanırlar.[19]

1971’in bu özellikleri, Mustafa Suphi liderliğinde 10 Eylül 1920’de Bakû’de kurulan Türkiye Komünist Partisi (TKP)’sinin de ana çizgilerini taşır.

Vehbi Ersan’ın, Mustafa Suphi (ile yoldaşlarının) katledilişine ilişkin olarak,[20] “Alınyazısı gibi sürecek trajediyle başladı”[21] notunu düştüğü sosyalist harekete dair İbrahim Kaypakkaya, “Mustafa Suphi yoldaşın ölümünden sonra kesin sağcı ve revizyonist bir çizgi izlemiştir. Partinin önderliğini ele geçiren Şefik Hüsnü, Kemalistlerden, sosyalist devrim yapmalarını bekleyecek kadar Marksizm-Leninizm’den uzaklaşmıştır,” demiştir.[22]

Ancak 1971’in taşıdığı paralellikler, sadece Mustafa Suphi TKP’siyle değil, Madteos Sarkisyan (Paramaz) ve 19 Ermeni yoldaşıyla ilişkilendirilmelidir.

Bilindiği gibi Ermeni Hınçak Partisi Üyesi Paramaz ve 19 yoldaşı 1915 Haziranı’nda idam edildiler. Adını SDHP olarak değiştiren partinin militanları Divan-ı Harp’te göstermelik bir yargılanmayla alelacele idama mahkûm edilip, bir şafak vakti Beyazıt’ta idam edildiklerinde henüz Mustafa Suphi’nin 1920’de kuruculuğunu yaptığı TKP yoktu. Ekim Devrimi gerçekleşmemişti.

Ermeni devrimcileri, 1915 Soykırım sürecinde bir askeri harekât çerçevesinde toplanıp katledilerek kadim topraklarından kazındılar. Bu operasyonun bir parçası olarak Sosyal Demokrat Hınçak parti militanları ve yöneticilerinden 20’si düzmece Divan-i Harp’te yargılayıp, 2-15 Haziran 1915 tarihinde Beyazıt Meydanı’nda idam edildiler. Paramaz son söz olarak arkadaşları adına: “Siz yalnız bizim vücudumuzu ortadan kaldırabilirsiniz, bizim ideallerimizi asla, bu ideallerimiz yakın gelecekte gerçekleşecek ve bütün dünya bunu görecek, ideallerimiz sosyalizmdir,” sözleriyle, idam sehpasında ideallerini tekrar eder.

“Müstakil ve muhtar bir Ermenistan teşkili için suikastlar tertip ettikleri tespit olunan Hınçak Komitesi azaları” Kafkasyalı Paramaz namıyla maruf Mateos Sarkisyan’la birlikte, doktor Bene Torosyan, emlakçı Aram Açıkbaşyan, hukuk mezunu muhabir Vanlı Keğam Vanigyan, Bahçecik Ermeni okulunda öğretmen ve yazar Yervant Topuzyan, tüccar Rupen Garabedyan, öğretmen Hovhannes Der Gazaryan, öğretmen Tovmas Tovmasyan, Singer firması çalışanı Hagop Basmacıyan, Murat Zakaryan, Mıgırdıç Yeretsyan, çadırcı Karekin Boğosyan, Armenak Hampartsumyan, kunduracı Yeremya Manukyan, kunduracı Apraham Muradyan, Giresunlu rençber Minas Keşişyan, terzi Sımpad Kılıçyan, kahveci Karnik Boyacıyan, tıp öğrencisi Hırant Yegavyan, kuyumcu Boğos Boğosyan eşitlikçi, özgür bir dünya özleyen Ermeni sosyalistleriydi… Asıldılar!

Söz konusu Ermeni komünistler, sadece Rusya’daki RSDİP örgütlenmesinden haberdar olmakla kalmamış, dünyadaki hemen her komünist hareketle ve siyasal gelişmeyle yakından ilgilenmişlerdi. II. Enternasyonal’le ilişki içinde olan Ermeni partilerinin varlığı da bilinmektedir. 

Yine Friedrich Engels, 1888’de Komünist Manifesto’nun İngilizce çevirisine ön söz yazarken bu gerçeği tarihin bilgisine sunmuştur. Manifesto’nun Türkiye’de Ermenice’ye çevrildiğini, ancak yayıncının Karl Marx’ın ismiyle basılmasına itiraz ettiğinden söz ettiği tarihte henüz Komünist Manifesto’nun Türkçe çevirisi için bir arayış ve çabanın olup olmadığı bilinmiyor. Komünist Manifesto’nun Ermenice baskısının hazırlıklarının yapıldığı, hatta çıkacağına ilişkin ilanların da çıktığı, fakat basılıp basılmadığının tam olarak bilinemediğini, bu bilginin de karanlıkta kaldığını bir not olarak düşelim.

Türkiyeli devrimciler, bu topraklarda ilk sosyalizm bilincinin oluşmasında ve hareketin başlatılmasında Rum ve Ermeni sosyalistlerin rolünü bilince çıkarıp, sindirmekte ve bunu tarihlerinin bir parçası yapmakta başarılı olamadılar. Oysa, Osmanlı imparatorluğunun sınırları içindeki Ermeni, Rum ve Müslüman olmayan halkların içinden çıkmış devrimcilerin, sosyalistlerin ve komünistlerin ilk aydınlanma bilinci edinmiş olmalarıyla övünebilirlerdi! İlk işçi direnişleri, ilk sosyalist örgütlenme çabalarında, yine Müslüman ve Türk aidiyeti olmayan önemli bir tarih vardır. Ancak ne yazık ki, Türkiye solunun ve komünist hareketinin yazımında, neredeyse resmi tarih anlatıcılığı ile paralel bir yaklaşım hâkim olmuştur. Sol hareket; komünist hareketin tarihi dayanaklarını yazarken, Ermeni komünistleri yok saymış, komünist hareketin tarihi Türk ve İslâm unsurlarıyla (Komünistlerin dinle ilgisi olmamasına rağmen, köken olarak İslâm) başlatılmıştır.

Bu da devrimci hareketin “ulusal” damarını güçlendirirken; enternasyonalist kimliğini zedelemiştir. Ancak Filistin ile kan kardeşliğiyle maruf 1971 kopuşu “Kürt Sorunu”na sırt dönmeyerek, zedelenen enternasyonalist kimliği yeniden ayaklandırmıştır.

“Topyekûn devrim(cilik)”le “suçlanan” bu duruş;[23] “goşist”(?!) ilan edilirken; Vladimir Mayakovski’nin, “susun artık konuşmacılar/ siz savdınız sıranızı/ söz sırası mavzer arkadaşta/ şimdi o konuşacak,” dizeleri ile Che Guevara’nın, “Şiddet, sömürücülerin ayrıcalığı değildir, sömürülenler de, onu uygulayabilirler ve dahası, uygun anda kullanmalıdırlar,”[24] satırlarındaki uyarıya sırt dönmüşlerdir.[25]

1971, sırt dönülen bu yaşamsal meseleyi yani V. İ. Lenin’in ‘Devlet ve Devrim’ tezlerini yeniden gündem maddesi ilen etmiştir ki, bu noktada İbrahim Kaypakkaya’nın rolü önemlidir.

Bu güzergâhta “İbrahim Kaypakkaya’nın Ak Aydınlık ya da ‘Şafak Revizyonizmi’nden kopuşması kesinlikle devrimci bir adımdı.”[26]

TİP’den kopan diğer gençlik hareketi Ak Aydınlık (TİİKP) oldu yani Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi. Bu grup Aydınlık Dergisi etrafında oluştuğu için bu adı aldı. 1971’de merkez komitesini Doğu Perinçek, Ömer Özerturgut ve Şahin Alpay oluştururken;[27] Cengiz Çandar’da o saflardaydı.[28] Ama kurulur kurulmaz içinden İbrahim Kaypakkaya önderliğinde bir grup koparak TKP(ML)’yi yani Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist’i kurdu. Kaypakkaya’nın Aydınlık çizgisinden ayrılışını resmileştiren ‘DABK (Doğu Anadolu Bölge Komitesi) Kararları’ adlı manifestoydu. Temel olarak kadrosu akademisyenlerden oluşan TİİKP’nin aksine dünyada ve Türkiye’de devrimin objektif şartlarının oluştuğunu ve silahlı mücadeleye başlaması gerektiği savunuluyordu.[29]

 

I.3) DURUŞU

 

Karl Marx’ın ‘18. Brumaire’deki şu çözümlemesi, İbrahim Kaypakkaya’nın duruşundaki öneme dair iddialarımızı beslemez mi?

“İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar. Ama bunu sırf kendi keyiflerine göre yapamazlar. Kendileri tarafından seçilen durumlarda değil de, tamamen geçmişten gelen, geçmişin belirlediği koşullar altında yaparlar bunu. Tüm ölü kuşakların geleneği, yaşayanların beynine bir kâbus gibi çöker... Tıpkı yeni bir dil öğrenmeye başlayan birinin, öğrendiklerini her zaman ana diline tercüme ettiği, ama bu yeni dilin ruhuna tamamen vakıf olan birinin ancak eskisini hatırlamadığında ve bu yeni dili kullanacağı sırada kendi dilini unuttuğu taktirde düşüncelerini açıkça anlatabildiği gibi...”[30]

O hâlde diyebilirim ki, İbrahim Kaypakkaya 1971 silahlı kalkışması dilinin önemli bir lehçesi ve geleneğidir. Çünkü tarih, sahnesine çıkıp dünyayı değiştirmeye cüret edebilen insan(lar)a misyon(lar) yükler. Bunlardan biri de İbrahim Kaypakkaya’dır... Çünkü O’nun kararlı mücadelesi, -6 Temmuz 1535’te idam sehpasında- “Kellesi uçmakla insanın başına felaket gelmez,” diyen ‘Ütopya’nın yazarı Thomas More’nun son sözlerini kanıtlamıştır sanki...

Bir şeylerin altını öncelikle ve özellikle çizerek, devam edersek: İbrahim Kaypakkaya, sosyalist hareketin radikalleşip, kitleselleşmesinde önemli bir kilometre taşıdır... Ya da diğer bir deyişle 1971 silahlı kalkışmasında somutlanan kopuşun “ser verip sır vermeyen” simgesidir... Ve “Avrupa Marksizmi”nden veya “Kemalist ulusçuluk”tan malûl sosyalizm yorumlarına bir itiraz anlamı taşıyan söz konusu “kopuş” aynı zamanda bir “yenilenme”nin de ilanıdır...

Söz konusu “kopuş” ve “yenilenme” ile Türk(iye) sosyalist hareketinde “tabu” sayılan -Kemalizm, militarizm, resmi ideoloji, vb. gibi!- birçok soru(n) geniş kitleler nezdinde tartışılmaya açıldı ki, bu da bir “yol ayrımı”ydı...

1961-1971 kesitinde ipuçları belirginleşen yol ayrımı, 1971 silahlı direnişiyle somutluk kazanır. TİP’de ve TKP’de ifadesini bulan eğilimden ve ‘Devrim Gazetesi’ etrafında (‘Kadro’ ile ‘Yön’den arta kalanlarla) toplananlardan devrimcilik/reformizm ekseninde ayrışan radikaller, “Silahlı mücadelenin esas alınması” gerekliğinden hareketle silahı ve siyaseti örgütleyerek THKO, THKP-C ve TKP-ML’yi oluştururlar...

Devrimci eylemin içinde “Avrupa Marksizmi”nden veya “Kemalist ulusculuk”tan malûl sosyalizm yorumlarından kapsamlı bir politik kopuşu hayata geçirmeye çalışan bu üç örgüt, kendilerinden sonraki sol hareket üzerinde kalıcı etkiler bırakmışlardır.

Yeri gelmişken ekleyelim: “Avrupa Marksizmi” deyip geçmemek gerek! “Avrupa Marksizmi Bernstein ile başlatılabilir ve Kautsky, Avrupa Marksizmi’ni yerleştiren kimsedir. Avrupa Marksizmi özünde, Marx’ın iktisadına sahip çıkıyor ve ihtilal düşünce ve programını reddediyor. Avrupa Marksizmi, tedrici düşünceyi ve iyiliği evrim yoluyla bulmayı kabul ederek Avrupa’nın genel düşünce sistematiğine dönüş yapıyor. (...) Avrupa Marksizmi, tekelli düzenin Marksizmidir”![31]

Unutulmamalıdır ki, “Esasen bizde Marx’ın devrim için gerekli gördüğü şartlar da daha yerine gelmiş değildir,”[32] diyen Dr. Şefik Hüsnü’nün çözümlemesinde ifadesini bulan -ve Türk(iye) sosyalist hareketi tarihinde önemli bir ekol oluşturan- “Avrupa Marksizmi”ne “Hayır” diyen 1971 silahlı kalkışmasının devreye soktuğu kopuş müthiş bir hesaplaşmanın da -geçmişten geleceğe yönelik- başlangıcıdır![33]

Mayıs 2009’de düzenlenen “Kaypakkaya Sempozyumu”nda, Ertuğrul Kürkçü’nün devrimci hareketin en önemli simalarından olduğunu belirttiği İbrahim Kaypakkaya için, “Tarihi olarak Kaypakkaya’yı yıkıntı ve çöküntü ortamına meydan okuyan bir kişi olarak biliyorum. 1920’den sonra sosyalist hareket içerisinde biri Kemalizm’i eleştiriyor ve Kürt sorunu konusunda devasa önemli tespitte bulunuyor. İbrahim Kaypakkaya’nın sadece Doğu Perinçek ve ekibinden değil, Kemalizm ile akraba olan Türkiye Sosyalist Hareketi’nden de bir ayrışma yarattığını görmek gerekiyor. Bu benim açımdan son derece önemliydi,” deyip, O’nun birçok konuda değerli bir mihenk taşı olduğunu vurgulayarak ekler:

“İbrahim Kaypakkaya politik olarak sözünü esirgememiş, bunu hayata geçirmek için bir örgüt kurmuş ve devlet ile karşı karşıya gelmiştir. Kaypakkaya yaşıyor olsaydı, Türkiye siyasi hareketinin çehresi daha farklı olurdu. Bizim açımızdan iki manifesto vardır. Biri Deniz Gezmiş’in idam sehpasında sergilediği durum; diğeri ise Kaypakkaya’nın işkencede sergilediği durumdur. Devrimci mücadele, sınıf mücadelesi devam ettiği sürece İbrahim Kaypakkaya’nın anısı daha da belirginlik kazanacaktır.”

 

  1. AYRIM: BUGÜNE UYARILARI

 

 “Güncel siyaset” ile İbrahim Kaypakkaya çizgisinin korelasyonu açısından, öncelikle anımsanması gereken, “İlkeler, araştırmanın çıkış noktası değil, sonucudur; doğaya ve insanların tarihine uygulanmazlar, bunlardan soyutlanırlar; doğa ve insan dünyası ilkelere uymaz, ilkeler ancak doğa ve insan tarihine uydukları ölçüde doğrudur. Sorunun tek materyalist anlayışı budur,” diyen Friedrich Engels’in uyarısıdır.

Karl Marx’ın, “Komünistlerin teorisi tek bir cümlede toplanabilir: Özel mülkiyetin lağvedilmesi,” formülasyonunda somutlanan İbrahim Kaypakkaya çizgisi, bizlere bir yol gösterir, reçete sunmaz; somut şartların somut tahlilinden hareket eder.

 

II.1) GÖRÜNEN KÖY

 

“Görünen köy kılavuz istemez”miş; Yunus Emre’nin, “Zulüm ile abad olanın akıbeti berbad olur,” dediği güzergâhta el hak, doğrudur bu!

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeyd Raad el Hüseyin’in, Cizre’de bodrum kata sığınmış 100 kişinin yakılarak öldürüldüğünü gündeme getirip, soruşturma isterken, “Elimizde 100'den fazla kişinin Cizre'de canlı canlı yakıldığına dair tanık raporları var,”[34] açıklamasını yaptığı…

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, “Nusaybin’de taş üstünde taş, baş üstünde baş koymayın. Şehitlerimizin kanını yerde bırakmayın. Sur’u yeniden yapmak için kolları sıvamışken, Nusaybin’de tekrar inşa edilir, Şırnak, Yüksekova’da yeni baştan ve Türk-İslâm mimarisine uygun olarak hayat bulur,”[35] diye haykırdığı…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “HDP, bırakın Türkiye partisi olmayı, benim Kürt kardeşlerimin temsilini, bu coğrafyanın tüm insanlarına ve değerlerine düşmanlık etmek üzere kurulmuş bir parti görünümündedir. Bayraktan, ezandan, camiden, İstiklal Marşı’ndan, vatandaşlarımızın sakalından, kıyafetinden rahatsız olan bir parti bu toprakların partisi olamaz. Bütün bunlar karşısında sabretme dönemini artık geride bıraktık. İnşallah dokunulmazlık meselesi bunun ilk adımı olacak. Arkasından bu tür ihanet şebekelerinin kökünü kazımak için ne gerekiyorsa hepsi de birer birer yapılacak,”[36] dediği…

Bağlar ve Şırnak’ta zırhlı araçtan küfür ve mehter marşlı operasyonların, yasaklarla sürdürüldüğü…[37]

Aydın’ın Nazilli ilçesinde, 20 yaşındaki üniversite öğrencisi Pınar Çetinkaya’nın, Türkçe bilmeyen ailesiyle telefonda Kürtçe konuşup, “terör propagandası yaptığı iddiası”yla kaldığı İsabeyli Kredi Yurtlar Kurumu Kız Öğrenci Yurdu’ndan atılıp, bursunun kesilerek, jandarma tarafından gözaltına alındığı…[38]

Yalova’nın Çınarcık Meslek Yüksek Okulu’nda okuyan 6 kız öğrenci, 20 yaşındaki Diyarbakırlı R.E’nin evini basarak alnına rujla T.C. yazıp, eline Türk bayrağı tutuşturduğu fotoğraflarını çekerek WhatsApp’ta paylaştıkları…[39]

Zeytinburnu Çırpıcı mahallesinde bulunan Özel Sante Plus Hastanesi’nin iş müracaatında bulunan Kürt kökenli yurttaşlara ayrımcılık yaparak işe almayıp; iş başvurusunda bulunan Kürt kökenli yurttaşlara “Başhekimin hassas olduğu konu” denildiği…[40]

Kocaeli’nin Kartepe İlçesi’nde, Sakarya Valisi Hüseyin Avni Coş’un koruma polislerinin TEM’de yol verme konusunda TIR sürücüsüne doğru iki el ateş ettiği…[41]

ABD Savunma Bakanlığı’nın, internet sitesinden yayınladığı sözleşmeyle Washington Yönetimi’nin Türkiye’ye 682 milyon 900 bin dolarlık silah sattığını duyurduğu…[42]

Hükümetin, “Kamu düzeninin sağlanması, terörle mücadele” kapsamında asayiş, çevik kuvvet ve özel harekât birimlerine 15 bin polis daha aldığı…[43]

Kendisine “Faili meçhullerin sorumlusudur,” denildiğini hatırlatan MHP’nin genel başkan adayı Meral Akşener’in, “Ne derseniz deyin, hepsi kabulümdür. Bu ülke için, bu milletin birliği beraberliği için bir şey yapılması gerekiyorsa yapmışımdır, sorumluluğunu da sonuna kadar alıyorum,”[44] diyebildiği…

Kocaeli’nin Karamürsel ilçesinde MHP İlçe Başkanı Orhan Kılınçsoy bonzai sattığını iddia ettiği kişiyi sahilde herkesin gözü önünde tekme tokat döverek, “Bu konu ile ilgili mücadeleye girdik. Devletimize polisimize yardımcı oluyoruz,”[45] dediği…

Maltepe Kaymakamı Necip Çakmak imzası ile İlçe Milli Eğitim’e gönderilen 17 Şubat 2016 tarihli yazıda, nöbetçi öğretmenlerin polis gibi çalışmasının istenip, öğretmenlerin okul bahçesine girenlerin kimliklerini alacağı, çanta açtıracağı ve üst araması yapacağının belirtildiği…[46]

İstiklal Caddesi’ndeki canlı bomba patlamasında hayatını kaybeden İsrail yurttaşları için AKP Eyüp Kadın Kolları Tanıtım ve Medya Birim Başkanı İrem Aktaş’ın, “Keşke yaralanmayıp hepsi ölseydi,”[47] diye haykırdığı…

Tekirdağ’ın Çerkezköy ilçesindeki 75. Yıl Ortaokulu Müdürü Metin Demirbağ’ın, kız öğrencileri spor salonuna toplayarak “Makyaj yapar kıvırtırsanız, yanınızdaki erkeklere sarılırsanız, sonunuz Özgecan gibi olur,”[48] diye azarladığı…

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na yapılan harcamaları eleştiren eski CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, “Recep Tayyip” diye hitap edince, AKP’li Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı’nın TBMM’de mikrofonunu kapattığı…[49]

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın (CSO) programından Fazıl Say’ın eserlerini çıkarttırdığı…[50]

16 Mayıs 2015 tarihinde Beyoğlu belediye binasının açılışına katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talebiyle polisin tören öncesi Tünel Meydanı’na bakan apartmanların yöneticilerinden pankart asmayacaklarına dair imzalı taahhüt aldığı…[51]

Ankara Büyükşehir Belediyesi ile Emniyet Müdürlüğü arasında imzalanan yeni protokolle, bütün EGO otobüslerinde ses kaydı yapabilen kamera uygulamasına geçildiği…[52]

Sakarya’da “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçlamasıyla hakkında soruşturma başlatılan ve “Gayrimenkul değerleme uzmanı” olarak çalışan Melike Kara’nın “halkın toplu hâlde bulunduğu” bazı alanlara gitmesinin “adli kontrol önlemi”yle yasaklandığı…[53]

Kürtçe yapmak istediği savunmasına izin verilmeyince, savunma yapmayan Abdurrahim Balur davasının Yargıtay aşaması bittiğinde, Anayasa Mahkemesi’ne başvurunca Adalet Bakanlığı’nın, Mahkeme nezdinde Kürtçe yasağını savunduğu…[54]

Zeytinburnu Belediyesi’nin düzenlediği ‘Öykü Festivali’nin kapanış gecesinde sergilenen oyunda, bir çocuğun babasını aldatan annesini vurmasının sahnelenirken; patlayan silahla çocuklar ağlayarak annelerine sığındığı…[55]

Karaman’da Ensar Vakfı ve Karaman Anadolu İmam Hatip ve İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği’ne (KAİMDER) yakın kişilerin kiraladığı evlerde kalan 9 ve 10 yaşlarındaki öğrencilere bir öğretmenin tarikat evlerinde 45 erkek çocuklara tecavüz ettiği…[56]

Sivas’ın Yıldızeli İlçesi’nde evli ve 2 çocuk babası 32 yaşındaki imam İ.A.’nın, 14 yaşındaki E.Y.’yi cinsel istismara maruz bıraktığı…[57]

‘Özgür Gazeteciler Cemiyeti’ Eş Başkanı Nevin Erdemir’in, AKP’nin medyanın yüzde 85’ine hâkim olduğunu, şimdi ise tek derdinin geri kalan yüzde 15’lik muhalifler olduğunu vurguladığı…[58] tabloyu “Türkiye giderek “Pakistanlaşıyor,”[59] biçiminde formüle etmek yanlış olmayacaktır ve bu totaliter güzergâhta iktidar çok güçlü görünse de, sistemin zayıf halkaları hızla artıyor.

Bu halkaların çözülmesi ve derinleşmesi bölgesel ve iç politik dengelere bağlı olarak gelişirken; savaş politikalarının tırmandırılması, sistemin çözülme sürecini hızlandırıyor.[60] Çünkü totaliterleşme güçlendirmez tersine zayıflatır.

 

II.2) TEK YOL MÜCADELE

 

Kapitalist toplumda bozulan dengenin yeniden kurulmasında ekonomide krizden, siyasette savaştan, mücadeleden başka bir yol yoktur. Dünya, kriz ve savaşı uzun bir dönemden beri yaşıyor.

Çünkü kapitalizm, emperyalist devletler arasında değişen güç dengeleri ile süreğenleşen bir krizin içindedir. Bu koşullarda yeni bir denge ancak yeni bir savaşla, mücadeleyle kurulabilir.

Bütün gelişmeler dünya çapında ve coğrafyamızda bu yeni hâle işaret ediyor. Dünya dengesiyle birlikte egemen ve sömürülen sınıflar arasındaki denge de değişiyor. Yönetilenlerin memnuniyetsizliği henüz kapitalizmden köklü bir kopuşu sağlayabilecek düzeye ulaşmamış olsa da yönetenler artık eskisi gibi yönetemiyor.

Egemenler bir yandan savaş hazırlıklarını sürdürülürken, öte yandan da iç dengeleri -sınıflar arasındaki dengeyi- korumak, işçi ve emekçi sınıflardan gelecek tepkileri, isyanları daha baştan kontrol altına alabilmek için baskı ve terörü artırıyor. Burjuva ideolojisinin dokunulmaz sayarak kutsadığı “hukukun üstünlüğü” ve “demokrasi” dokunulmazlıklarını yitirerek budanıyor. Emperyalist ülkelerde bile devlet örgütlenmesinde “atıl” duran iç savaş örgütlenmeleri aktifleştiriliyor.

Emperyalist paylaşımın bütün yoğunluğuyla sürdüğü bir coğrafyada yer alan Türkiye, dış ve iç dengelerin bozulduğu, egemen sınıfın yönetememezlik krizinin derinleştiği ülkeler arasında ilk sıradaki yerini koruyor. Bu durum Türkiye’de Kürt Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’yle birlikte sınıf mücadelesinin yeni bir döneme girdiğini gösteriyor. Bu mücadele artık “barış”, “diyalog” ve “demokrasi” kalıpları içerisine sığdırılamaz.

Konuyla bağıntılı olarak, “Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’ deyince hatırlatayım: ‘Proletaryanın ulusal sorundaki politikası burjuvaziyi [ezilen ulusun burjuvazisini-yn.] ancak belli bir doğrultuda destekler, ama bu destek asla burjuvazinin politikasıyla örtüşmez. İşçi sınıfı burjuvaziyi [ulusal sorunda-yn.] ancak ulusal barışı sağlamak için (ki burjuvazi bunu tamamen gerçekleştiremez ve ancak tam demokrasiyle gerçekleştirilebilir), eşit haklar sağlamak ve sınıf mücadelesi için en iyi koşulları yaratmak için destekler. Bu yüzden, proleterler ulusal sorunda burjuvazinin pratikliğine karşı kendi ilkelerini ileri sürerler; burjuvaziye her zaman yalnızca koşullu destek verirler. İstisnasız her burjuvazi ulusal sorunda ya kendi ulusu için ayrıcalıklar, ya da olağanüstü menfaatler peşindedir; buna ‘pratiklik’ denir. Proletarya ise her türlü ayrıcalığa, her türlü ayrımcılığa karşıdır. Proletaryadan ‘pratik’ olmasını talep etmek, burjuvazinin kuyruğuna takılmak, oportünizme kaymak demektir.”[61]

Yeri geldi “Savaş” deyince ekleyelim: “Sosyalistler, halklar arasındaki savaşları daima barbarca ve canavarca bulmuşlar ve kötülemişlerdir. Bizim savaşa karşı tutumumuz gene de aslında burjuva pasifistleri ile anarşistlerden farklıdır. Her şeyden önce, biz, bir yanda savaşlar ile öte yanda bir ülke içindeki sınıf savaşımları arasındaki ayrılmaz bağlılığı; sınıflar ortadan kaldırılmadan ve sosyalizm kurulmadan savaşların ortadan kaldırılmasının olanaksızlığını ve iç savaşların, örneğin, ezilen sınıfın ezene, kölenin köle sahiplerine, serflerin toprak beylerine, ücretli işçilerin burjuvaziye karşı verdikleri savaşların haklılığını, ilerici niteliğini ve gerekliliğini tamamen kabul ederiz”![62]

İbrahim Kaypakkaya, hepimize, tam da burada gerekmektedir.

Çünkü hepimize V. İ. Lenin’in, “Büyük bir kitle çarpışmasının yaklaştığını hatırlayalım. Silahlı bir ayaklanma olacak bu,”[63] uyarısını anımsatan verili tablo bir yanıyla kötümserlik duygusunu körüklerken; egemenlerce giderek yaygınlaşan umutsuzluk, tükenmişlik, bıkkınlık duyguları da AKP yönetimi beslemektedir.

“Öğretilmiş Çaresizlik” olarak betimleyebileceğimiz bu hâl; verili durumu “kabul etmişlik sendromu”yla bütünleşirken; AKP’nin bütün gücü bu açmaz üzerinde yükselmektedir.

“Kabul etmişlik sendromu” karşısında yapılması gereken ilk şey boyun eğmemektir; alışmaya karşı çıkmaktır; kötülüğün sıradanlaşmasına itirazdır; “Ben sorumluyum,” diyerek boyun eğen sessizliğe ortak olmamaktır.

Doğrudur: Karanlık zamanlardan geçiyoruz… Tam da böyle zamanlarda karanlığa bir mum yakmak ve o mumun sönmesini engellemek için rüzgâra karşı durmak gerekir. Soluduğumuz havaya sinen egemen şiddetten, umutsuzluk ve kederden sıyrılmanın tek çaresi, cesaretle, incelikle, sabır ve merhametle, imkânsız gibi görünen her şeye inatla sarılmaya devam etmektir. Çünkü asla unutmamalıdır ki, karanlık zamanlar, bir dönem kapanıyorsa yaşanır; doğan her güneş, yeni bir güneştir, karanlıksa her zaman eski…

Bu ülkede zorlu, hattâ korkunç zamanlar bitmez! Bu kadar kurban verildiği ve bu kadar acı çekildiği içindir ki, her koşulda doğrulup uğraşmaya devam etmek vicdan borcudur. İnsanlık borcudur…

Bildiğimiz şeyi yapacak ve mücadele devam edeceğiz. Hem de “Demokrasi halkın iktidarı olmalıdır; iktidarın halka bahşettikleri, hak gördükleri değil!” anlayışıyla…

  1. İ. Lenin’in, “Genel olarak kapitalizm ve özel olarak emperyalizm, demokrasiyi bir hayal hâline getirir-ama aynı zamanda kapitalizm, yığınlarda demokratik esinler uyandırır, demokratik kurumlar yaratır, emperyalizmin demokrasiyi yadsıyışıyla demokrasi için yığınsal savaşım arasındaki çatışmayı şiddetlendirir. Kapitalizm ve emperyalizm ancak iktisadi devrimle devrilebilir; demokratik dönüşümlerle, en ‘ideal’ demokratik dönüşümlerle bile devrilemez. Ne var ki, demokrasi savaşımı okulunda okumamış olan proletarya, iktisadi bir devrim yapma yetisine sahip değildir. Bankalara el koymaksızın, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti kaldırmaksızın kapitalizm yenik düşürülemez. Ne var ki, tüm halkı, burjuvazinin elinden alınan üretim araçlarının demokratik yönetimi için örgütlemedikçe, tüm emekçi halk yığınlarını, proleterleri, yarı-proleterleri ve küçük köylüleri, saflarını ve güçlerini demokratik bir biçimde örgütlemeleri ve devlet işlerine katılmaları için seferber etmedikçe, bu devrimci önlemler uygulanamaz,”[64]uyarısının gereklerini yerine getirerek…

Evet kapitalist uygarlık, derin bir kültürel ve ekonomik kriz yaşıyorken; radikal sosyalistler, bu dünyada kurtuluş umudu sunacak bir seçeneği biçimlendirmekle mükelleftirler.

Radikal sosyalist hareketin, eşitlik, özgürlük, kardeşlik hatta barış ve adalet isteyenlerin, karanlıkta mücadele etmesi “olmazsa olmaz”ken; tarihin “maddesi”nin, olmadık zamanlarda, hiç akla gelmeyen olaylara yol açtığı ve toplumun durgun, “sağlam” yüzeyini delebildiği asla göz ardı edilmemeli. (Mesela Gezi’de, Tahrir’de olduğu gibi...)

Özetle “Yeni Türkiye” denilen şeyin ne olduğu biliniyorsa, yeni Türkiye’nin inşa sürecinin hızlanmasının ne anlama geldiği de anlaşılırken; Prof. Dr. Korkut Boratav’ın, “Kriz Gelir, AKP gider kolaycılığına kimse kaçmasın,”[65] uyarısını kulağımıza küpe etmek gerekiyor.

 

II.3) “NASIL”?

 

“Ama nasıl” mı? Bunun yanıtı İbrahim Kaypakkaya’da vardır… Söz konusu yanıt; asla, parlamentarist ve liberal değildir!

Örneğin legaliteye sırt dönmemesi yanında onu asla fetişleştirmeden; “Legal eylemi bir saat olsun durdurmayalım. Ama anayasaya dayanan ve ‘barışçı’ hayallerle, gözlerimizin kamaşmasına izin vermeyelim,”[66] uyarısını atlamayan söz konusu tarz-ı siyaset; özgürlüğü zorunlusu olduğu eşitliksiz ele almaz.[67]

Çünkü, “Bu istem [eşitlik-y.n.], ya -özellikle ilk başta, örneğin köylüler savaşında durum budur- apaçık toplumsal eşitsizliklere karşı zengin ile yoksul, efendi ile köle, har vurup harman savuranlar ile açlık çekenler arasındaki karşıtlığa karşı kendiliğinden bir tepkidir; böyle bir tepki olarak o, yalnızca devrimci içgüdünün dışavurumudur ve doğrulanmasını da burada -yalnızca burada- bulur. Ya da burjuva eşitlik istemine karşı, bu istemden az çok doğru ve daha ileri giden istemler çıkaran tepkiden doğmuş bulunan bu istem, işçileri kapitalistlere karşı, kapitalistlerin kendi savları yardımıyla ayaklandırmak için bir ajitasyon aracı hizmeti görür ve bu durumda bu istem, burjuva eşitliğin kendisiyle ayakta durur ve onunla birlikte yıkılır. Her iki durumda da proleter eşitlik isteminin gerçek içeriği, sınıfların kaldırılmasıdır. Bundan öte bir eşitlik istemi, zorunlu olarak saçmadır.”[68]

Kaldı ki seçimler[69]/ parlamentarizm konusunda Friedrich Engels’in, “Mülk sahibi sınıf, doğrudan genel oy hakkı sayesinde hüküm sürer. Ezilen sınıf, yani bizim durumumuzda proletarya, kendi kendini kurtaracak kadar olgunlaşmadığı müddetçe, çoğunluğu itibariyle, mevcut toplumsal düzeni biricik olanaklı düzen olarak görecek ve siyasi olarak kapitalist sınıfın kuyruğunu, onun aşırı sol kanadını oluşturacaktır,”[70] ya da V. İ. Lenin’in, “Amerika’dan İsviçre’ye, Fransa’dan İngiltere’ye, Norveç’e vb. dek, herhangi bir parlamenter ülkeyi düşününüz; asıl ‘devlet’ işleri hep kulislerde görülür; bu işler devlet daireleri, bakanlıklar, kurmay kurulları tarafından yürütülür. Parlamentolarda, yalnızca ‘saf halk’ı aldatma ereğiyle gevezelikten başka bir şey yapılmaz,”[71] saptamalarını mücadelelerinin merkezine yerleştiren radikal sosyalistler; liberalizm(ve liberaller)le aralarına net bir mesafe koymalıdırlar/ koyarlar.

Kolay mı? Ufuk Uras’ın “Bizim politik kültürümüzde liberalizmi küfür gibi kullanmak yaygındır,”[72] vurgusuyla olumlarken; Mao Zedung’un, “Liberalizm, oportünizmin bir ifadesidir ve Marksizme tamamen aykırıdır. Olumsuzdur ve nesnel olarak düşmana hizmet eder; içimizde sürüp gitmesinden düşmanın hoşnut olması bundandır. Bu niteliğinden dolayı liberalizmin devrim saflarında yeri olmamalıdır,” notunu düştüğü meselede V. İ. Lenin de ekler:

“Bir liberal kendisine kötü muamele edildiği zaman, tanrıya şükür dayak atmadılar diye düşünür. Dayak yediği zaman ise, öldürülmediği için tanrıya şükreder. Ve iş ölüme gelecek olursa, bu defa ölümsüz ruhu fani vücudundan kurtarıldığı için tanrıya şükredecektir.”[73]

İktidara geldiğinden bu yana AKP destekçiliği yapan ve tüm muhalifleri “darbeci” olarak damgalamaktan kaçınmayan ve Hopa’da gaz bombaları ile öldürülen öğretmen Metin Lokumcu için “Metin Lokumcu’nun çevresi Ergenekoncu’ydu”[74] diyen yazması yanında; “çözüm süreci” kapsamında oluşturulan ‘Âkil İnsanlar Heyeti’nde de yer alan ‘Taraf’ yazarı Murat Belge, “Âkil İnsanlar ‘konu mankeni’ gibiydi, aklımızı kullanmıyorduk,” vurgusuyla, “Gezi ile birlikte Tayyip Erdoğan’ın tavırları nedeniyle liberal ve aydınlarda kopmalar, desteği geri çekmeler başladı. Daha önce bizim desteklediğimiz, doğru işler yapan adam uydurma bir Tayyip Erdoğan’mış”[75] ifadesini kullanan Murat Belge’de somutlanan liberalizm (ve liberaller) AKP’nin de tarihsel payandasını oluşturmuştur.

Dilek Kurban’ın, “Uluslararası kamuoyu açısından ne devlet 90’lardaki kadar zalim ne Kürtler o dönemdeki kadar mağdur”…[76]

Orhan Miroğlu’nun, “Kürt meselesi bir demokrasi meselesi değil midir?”[77]

Oral Çalışlar’ın, “Türkiye ciddi adımlarla sivilleşmeye gidiyor. Kürt hareketi bunu ne ölçüde analiz edebiliyor? Değişime büyük ölçüde kayıtsız kaldıkları söylenebilir.”[78] “Sivil alanın güçlenmesine ve silahın etkisini yitirmesine paralel olarak çoğulculuk gelişecektir.”[79] “Parmaklar tetikten çekilmeden çözüme yönelik daha kalıcı adımlar atmanın mümkün olmadığı ayrı bir gerçek”…[80]

Ahmet İnsel’in, Egemenin zincirlerinden boşanan yasal şiddetinin derecesi ve yöntemlerinin meşruiyetini sorgulamak kadar, başkaldıranın sinizmle nihilizm arasında salınan şiddet politikalarını sorgulamanın da boşluğa konuşmaktan farkı yok,”[81] türünden hezeyanlarında somutlan teslimiyet -ezilenler için- başkaldıran her şeye düşmandır.

“Nasıl” mı?

Mesela Hikmet Çetinkaya’nın, “Silahlı mücadele barışın ve demokrasinin önünde en büyük engeldir... Silahlar yok olmadıkça barışa giden yol açılmaz...”[82]

Orhan Miroğlu’nun, “Şiddet her şeyin dokusunu bozuyor…”[83]

Kemal Burkay’ın, “Silahlar var oldukça Kürt toplumunun demokratikleşmesi güçtür…”[84]

Ahmet İnsel’in, “Bugün Kürt sorununda salt iktidar partisine değil, Kürt siyasal hareketine de toplumsal barış konusunu hatırlatmak, solun tarihsel sorumluluğudur…”

2.06.2016 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

TRAJİK AFGANİSTAN DERS(LER)İ

İNSAN(LIK)I YAZMAK HÂL(LER)İ

‘ATEŞTEN YAŞAMLAR’IN, DÜŞLERİN ROMANI

“EHLİLEŞTİRİLEMEYEN” TİYATRO(CU)NUN GEREKLİLİĞİ

ŞİİR İNCE İŞTİR; KALIN KAFALARA TESİR ETMEZ!

NURHAK AYAKTAYKEN “ÖLDÜ MÜ DENİR ONLARA”?!

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

MADIMAK’TA YAKILIP YIKILAN HEPİMİZDİK

SEVDİĞİ RENK MAVİ; TUTKUSU DA AŞK VE DEVRİMDİ

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

FUTBOL FELAKETİ

MAFYASIZ KAPİTALİZM OL(A)MAZ

BUGÜNDE ‘68/ ‘71’İ ANLAMAK

1830’DAN 1871’E -AVRUPA’DA- SINIF SAVAŞLARI

GENÇLİK(İM)DEN KALAN(LAR) FİKRET İLE TİMUR

NEFRETİN, AYRIMIN BOY HEDEFİ: ÖTEKİLEŞTİRİLEN ALEVÎ(LER)

İKTİSADÎ ÇÖKÜŞ, BEŞERÎ ÇÖZÜLME

1 MAYIS’A GİDERKEN

ANIN YAZARI: ADALET AĞAOĞLU

KARDEŞİM(İZ)İN “DAVA”SI (MI?)![*]

SAHNE (DURUŞU) PERFORMANSININ POLİTİKASI

YEDİ NOKTA YA DA YETER ARTIK

YAZMAK SERÜVENİNE BİR BAKIŞ

ÇİN DEYİNCE...

KLASİK MÜZİĞİN ÖNEMİ[*]

ÖZGÜRLÜK YERKÜREYİ KURTARIP, GÜZELLEŞTİRME UMUDU VE İRADESİDİR

KAHVERENGİ TONLU COVİD-19 GÜNLERİNDE (C)EZAEVLERİ

“İŞÇİ SINIFI” DEYİNCE

ANILAR, SESLER, ŞARKILAR

ÖZGÜR İFADE “HAZIR OL”DA DUR(A)MAZ

MİZAH/GÜLMECE ŞAH(LAR)I MAT EDER

DEDE EFENDİ’Lİ, İTRÎ’Lİ, LİMONCİYAN’LI KLASİK MÛSİKÎ

EKONOMİK VAZİYET(İMİZ) İLE BEŞERİ TABLO(MUZ)[1]

“ADINI SİZ KOYUN” 3

“ADINI SİZ KOYUN” 2

“ADINI SİZ KOYUN”

“AZ YAZIP ÇOK SÖYLEYEN” CEMAL SÜREYA

İSYAN SANCAĞINI YÜKSELTENLERİN KUŞAĞINDANDIR GENÇLİK

ÖRNEKLERİYLE -OLMASI GEREKEN- AYKIRI[*]

YAPITLARIYLA HAFIZALARDAN SİLİN(E)MEYEN AGNÈS VARDA

“ŞİMDİLERDE KARAMSARLIĞI DAHA İYİ ZAMANLARA BIRAKALIM”

GOMİDAS’LI HALK MÜZİĞİ(MİZ)

ŞAİRLER GALERİSİ

RUMLARA DAİR TARİH (B)İLGİSİ

GEÇMİŞTEN (BUGÜNDEKİ) GELECEĞE

IRKÇILIK/ FAŞİZM SUÇU

COVID-19 GÜNLERİNDE SORU(N)LAR, SORUMLUKLAR

V. İ. LENİN VE EKİM DEVRİMİ

HÂLÂ ONLARLAYIZ; ONLARDANIZ

“MED CEZİR”Lİ ‘ÇETİN’ KALEM

AYDIN DURUŞU VE SORUMLULUĞU

VATAN’IN F3’ÜNDE DÖRT GÜN

SORU(N)LAR, YANIT(SIZLIK)LAR

TRUMP KÂBUSU VE EMPERYALİST ABD

DOĞAN HIZLAN VESİLESİYLE ELEŞTİRİ VE YAZMAK ÜSTÜNE

BİR “İZMİRKOLİK”İN SERÜVENİ

TÜRKÜLER(İMİZ) VE BİZ

HAYALLERİMİZİ EMZİREN YAZMAK EYLEMİ

LAİKLİK ZARURETTİR

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR ( 2 )

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR

DOĞAN GÜNÜN OZANLARI

SURUÇ’UN 33’LERİ VE ONLARIN ÇAĞDAŞ AYDIN’I

ARKADAŞ(IMIZ) Z. ÖZGER

“DİNEN BİR FIRTINA”YI ANLA(T)MAK

“MODAYI BİLİP DE ONA KAPILMAYAN”DI AHMET OKTAY

ÖZLEMLERİN İSYAN ÇIĞLIĞIDIR ŞİİR

PINAR YOLDAŞA KALKAN ELLER KIRILIR

BİR SEVDADIR TİYATRO

ÖMER ŞERİF’İN OYUNCULUĞU

2020’NİN 18 MAYIS’INDA ONA DAİR

YER İLE GÖK ARASINDAKİ UYUM: KLASİK MÜZİK

6 MAYIS HAKİKÂTİ ÖLÜMSÜZDÜR

ÖLÜM ORUCUNUN 320. GÜNÜNDE İBRAHİM GÖKÇEK İÇİN

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020 ( 2 )

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020

ÖĞRENCİSİ OLDUĞUM ‘İNSANCIL’A DAİR

BUGÜNÜ VE SONRASI İLE COVID-19

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR ( 2 )

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR

UNUTAMADIĞIM FİLM(LER), YÖNETMEN(LER), OYUNCU(LAR

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ ( 2 )

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ

TARIM(IN) HÂL(LER)İ

KLASİK MÜZİĞİN FARKLI İKİLİSİ: MOZART İLE STRAUSS

AŞIKTI, “GARİP”Tİ, HALK DERVİŞİ NEŞET ERTAŞ

TARİH(İMİZ)E HAYRANLIKLA, MİNNETLE, SAYGIYLA

ÇOKSESLİ MÜZİĞİN DEVRİMCİ DEHASI BEETHOVEN

SİNEMAMIZIN DERVİŞİ: AYTAÇ ARMAN[*]

EYGİ VESİLESİYLE -BALIK HAFIZALILAR İÇİN- 50 YIL SONRA “KANLI PAZAR

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ! ( 2 )

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ!

KRİZ İLE GELEN(LER)

USTANIN KADİM DOSTU, YADİGÂRI BALABAN

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? ( 3 )

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? (2)

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR?

IŞIĞIN RESMİNİ ÇİZEREK, TARİHİ ZAPT ETMEK

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER ( 2 )

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ! ( 2 )

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ!

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ ( 2 )

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ…

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK) ( 2 )

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ ( 2)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ?!

HAS BİR TİYATROCU: CÜNEYT TÜREL

AHMET KAYA VARDI, VARDIR, VAR OLACAKTIR

KAVGADAN BESLENİP; ONU ÇOĞALTAN ŞİİRİN ŞAİRİ: ADNAN YÜCEL

33’LER İLE ÇAĞDAŞ’INDAN ÖĞRENDİKLERİM(İZ)[*]

ULUSLARARASI KAOSUN GELECEĞİ

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI ( 2)

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK ( 2 )

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK

KÖLELİĞE KARŞI MÜCADELENİN BİRLİĞİ İÇİN (YA DA “NE OLUYOR; NASIL; NE YAPMALI” MI?)

ELEŞTİREL ARABESK HİKÂYESİ

SÖZÜN MİLİTAN EYLEMİ; HAKİKÂTİN BEDELİ ÖDENMİŞ SÖZCÜSÜ

KIPIR KIPIR, NEŞE DOLU “DELİ KADIN”: AYŞEN GRUDA

CUMHURİYET İLE MÜZİK(İMİZ)

BAŞKALAŞANLARDAN DEĞİL, GELİŞENLERDENDİ GÜLRİZ SURURİ

KİTLE ÖRGÜTLERİ VE DEMOKRATİK İŞLERLİK

“SANAT UZUN, YAŞAM KISA”YDI MELİH CEVDET İÇİN

ZOR(UNLU) BİR MESELE: ALTERNATİF DEVRİMCİ-HALKÇI YEREL YÖNETİM

YAZDIĞINIZ YAŞAM YA DA SAFSATADIR!

HALKIN -BAŞKALDIRAN- ARZUHÂLCİSİ: YAŞAR KEMAL

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)[2]

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)

MAYIS KIZILLIĞINDA ‘71 KOPUŞU VE KAYPAKKAYA

BUGÜN(ÜMÜZ)DE FAŞİZM(LER)

SİNEMANIN MÜSTESNA İSİM: METİN ERKSAN

İNSAN OLMAK ZORKEN, ‘İNSAN’DI ZEKİ ALASYA

ÖLÜMSÜZLÜK BAĞLAMLI KIZILDERE(MİZ)

SAİT FAİK’İN DÜŞ(ÜNCE)LERİ

İSYANA DÖNÜŞ(EME)YEN İTİRAZ VEYA MÜSLÜM GÜRSES HİKÂYESİ (Mİ?

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 3 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 2 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF ( 2 )

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ) 2

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ)

DİZELERİYLE REFİK DURBAŞ ÖYKÜSÜ

AFORİZMALARDAN BUGÜN(ÜMÜZ)E UYARILAR

‘KEL MAHMUT HOCA’ + ‘YAŞAR USTA’ + ‘TURŞUCU KAZIM’ + ‘AYYAŞ EMİN’Dİ O…

hatırlamiyorum-nakaratlarina-hatirlatalim

“NETAMELİ BİR KONU”: ULUSAL SORU(N)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 3)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 2 )

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI

ABD EMPERYALİZMİ VE VENEZÜELLA 2019

AYKIRI DİZELER, ŞAİRLER

ÇEŞİTLİ VECHELERİYLE BEŞERİ (EKONOMİ-POLİTİK) KRİZ

“BÜYÜK FOTOĞRAFÇI”NIN GERÇEĞİ VE DRAMI

KRİZ “İMKÂN, TEHDİT VE KARAR” BİLEŞKESİDİR

İNSANI İNSANLAŞTIRAN DEĞERLER: AŞK, SANAT, BAŞKALDIRI, MÜCADELE

HİÇLEŞTİRİLME KAYGISINDAN ÖFKEYE SARI YELEKLİLER

68 HAREKETİ, MAYIS(IMIZ), KAYPAKKAYA VE 1971

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM ( 2)

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM

NBC SİNEMASI (MI?)

DÖRT GÜNLÜK “Bİ ŞEY”

ISINMANIN ÖTESİNDE -YANIYOR!- YERKÜRE

YEŞİLÇAM’LI TÜRK(İYE) SİNEMASI

YAZMAK EYLEMİNE MÜNDEMİÇ NOTLAR

SANAT (VE TİYATRO) İLE HAYAT

EYYAMCI DEĞİL, HER DEVİRDE İNSANDI TARIK AKAN

YIKA YIKA YARATARAK YAZMAK

SIRILSIKLAM BİR ÂŞIK: BEDRİ RAHMİ

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR) ( devam)

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR)

ÖNCESİYLE 15-16 HAZİRAN’DAN BUGÜN(ÜMÜZ)E

HAKKÂRİ’DEKİ PARİS’Lİ: FERİT EDGÜ

TİYATRONUN UNUTULMAZ İNSAN(LAR)I

KARL MARX İLE MARKSİZMİ

LATİN AMERİKA VE EDEBİYAT ve GRUP YORUM'la dayanışma videosunu

ÜTOPYALAR(IMIZ)IN TARİHSEL ZEMİNİ

TÜKETİLE(MEYE)N İNSAN(LIK

KAPİTALİST KENT(LEŞMEMİZ)İN HÂL-İ PÜR MELALİ

KRİZİN, SAVAŞIN, VAHŞETİN “YDD”Sİ

POLİTİK SİNEMA İHTİYACI BÜYÜRKEN

O SES PEŞİNDEN SÜRÜKLENEN YILDIZ KENTER

MART’IN 10 KIZIL KARANFİLİ (VE ANIMSATTIKLARI

“DERİN AŞKLARIN, BAĞLILIKLARIN, HASRETLERİN, ŞEFKATİN ŞARKILARINI SÖYLEDİ” YILMAZ GÜNEY

DEVRİMCİ BİR DERVİŞ: OKTAY ETİMAN

İTİRAZ EDEN MÜLKSÜZLER İÇİNDİR LE GUIN

İRAN SOKAKLARININ BAŞKALDIRISI

SAF IŞIĞIN, ŞEFFAF SİMGELERİN ŞAİRİ: TOMAS TRANSTRÖMER

KAPİTALİZM KİRLİDİR, KİRLETİR

HRANT’IN KOLEKTİF KATLİNİN ANATOMİSİ

OHAL’(LERİN)İN EKONOMİ-POLİTİK DÖKÜMÜ

ŞİMDİLERDE ŞİİRE DAHA ÇOK MUHTACIZ GİRİZGÂHI

İSYANCI ŞEYH BEDREDDİN GERÇEĞİ

ORTADOĞU SARMALI VE T.“C”

DÜŞÜN(ECEĞİZ), YAZ(ACAĞIZ), KONUŞ(ACAĞIZ), SUSMA(YACAĞIZ)![

FAŞİZM(LER)İN GÜNCELLİĞİ VE IRKÇILIK

AŞK -İNSAN(LIK)A DAİR- HER ŞEYDİR![

EKİM DEVRİMİ İLE TARTIŞMALI “TARTIŞMALAR”I

GÜNCELDEN TARİHSELE İŞÇİ SINIFI

KAPİTALİST İKTİDARIN EĞİTİM(SİZLİĞ)İ VE COĞRAFYAMIZ

YENİ(DEN) ‘68’İ ANIMSA(YALIM)

AN-KARA’DA BİR KIPKIRMIZI CUMARTESİ

GÜLTEN AKIN: KENDİ GİTTİ, ŞİİR(LER)İ KALDI

BOYACI HALİL’İN MÜŞFİK KENTER’İ

EMPERYALİST YERKÜREDE BARIŞ (YALANI) VE SAVAŞ (GERÇEĞİ )

SİNEMA VE YÖNETMEN(LER)

PARİS KOMÜNÜ(MÜZ) HÂLÂ GÜNCEL

KAPİTALİZM VE TARIM(IMIZ)

“DUYARLILIĞIN İNCELİĞİN ESENLİĞİN YAZARI”: OKTAY AKBAL

KAPİTALİZMİN YARATTIĞI TABLO MU DEDİNİZ?

ÖĞRENCİ HAREKETİNİN TOPLUMSAL MÜCADELEDEKİ YERİ VE ROLÜ

HAYAT(LAR)IMIZA DOKUNMUŞ BİR MÜZİSYEN: ATTİLLA ÖZDEMİROĞLU

ADALETSİZLİK KARŞISINDA DEVRİMCİ SANATIN KONUMU VE İŞLEVİ

KATLEDİLDİĞİMİZ SURUÇ’LA ÇOĞALDIK

ŞİİRE KOÇAKLAMA

ÖZGÜRLÜĞE MUHTAÇ VE MAHKÛMUZ!

AYDIN/ ENTELEKTÜEL MESELESİNE DAİR

ŞİİR GİBİYDİ JOHN BERGER

SEVDİKLERİMDENDİR ÜÇÜ BİRDEN

YAZMAYI YAZMAK YAPAN

BAHAR(LAR)IN HALKI: ROMANLAR

ESKİ(MEYEN) SESLER, TINILAR

ORHAN KEMAL: USTADIR, YERİ AYRIDIR, MÜHİMDİR

“CULPA VACARE MAXIMUM EST SOLATIUM”

UNUTUL(A)MAZLAR YA DA HATIRLAYIN ONLARI

FİRARİ YAŞAM(IN)IN YAZMAK EYLEMİ

15’LER DAİR: GEÇM(EM)İŞ BUGÜNÜ(MÜZÜ)N ÖNSÖZÜDÜR !

SATIRLARDA AKAN YAŞAMIN BİLGELİĞİ

İNKÂRA ORTAK OLMA(K)!

“EVET”(İN EKONOMİSİN)E HAYIR!

ALAYINA İSYAN: “EVET”İN REFERANDUMU’NDA “HAYIR”![

“ÖZGÜRLEŞME DİLDE BAŞLAR”[

İNSAN(LIK), ONA İNANAN ŞAİR(LER)İN ŞİİR(LERİN)E MUHTAÇ

ALAYINA İSYAN, HEPSİNE “HAYIR”![

EKİM’İN 100. YILINDA KAVRAMLAR, GERÇEKLER

ZULA(NIZ)DAKİ ŞİİR, MAVZER(İNİZ)DEKİ MERMİ GİBİDİR

İKTİDAR, EĞİTİM, ÜNİVERSİTELER VE GENÇLİK

AKP’NİN -KAPİTALİZM PATENTLİ- ÇEVRE PRATİĞİ

“TEKÇİLİK” GÜZERGÂHINDA NEYİ, NASIL YAPMALI?

KÖTÜLÜK(LER) TABLOSU MU? “PANTE REI”![

ŞEYH BEDREDDİN: “SÖZÜ, BAKIŞI, SOLUĞU ARAMIZDAN ÇIKIP GELECEKTİR

UMUDU -TÜKETMEDEN- ÇOĞALTANDI SENNUR SEZER

“KIRIK MOZAİK”(İMİZ)İN PARÇASI SÜRYANÎLER

ORTADOĞU: BÜYÜK FOTOĞRAF İLE “KÜÇÜK” AYRINTI(LAR)

“İNSANLIK HÂLİ”NİN TERCÜMANI: FRANZ KAFKA

RESİM “SÜS” YA DA “AKSESUAR” DEĞİLDİR, OLAMAZ!

FUTBOL: GERÇEK VE BAĞINTILARIYLA TARTIŞALIM MI, TARTIŞMAYALIM MI?

EKİM’İN LENİN, LENİN’İN EKİM DESTANI

EGEMEN KLİKLER ARASI HESAPLAŞMA VEYA 15 TEMMUZ’UN ŞECERESİ[*]

SİYONİZM KARŞISINDA FİLİSTİN İLE ARAFAT’I[*]

ZEKÂ, YARATICILIK KADAR YÜREKLİLİKTİR KARİKATÜR(İST)[*]

BARIŞ (=HAYAT) İLE SAVAŞ (=ÖLÜM) HÂLİ[*]

TARTIŞILAN ASLÎ SORU(N) ÖZGÜRLÜKTÜR[*]

EGE MAVİSİNİN -HALİKARNAS- BALIKÇISI[*]

101. YAŞINDA AZİZ NESİN USTA[*]

68 BAŞKALDIRISI VE ÖĞRENCİ HAREKETİ[1]

“ÇORUMLU ‘BAUDELAİRE’PEREST”: SAİT MADEN[*]

KARAR VERİN: “SİZİN MUHAMMED ALİ’NİZ HANGİSİ?”[*]

HAYAT VE SANAT = GENÇLİK VE MÜCADELE[1]

GİDEN(LERİN) İKİ(SİN)DEN KALAN(LAR)[*]

BAŞYAPITI ‘GABO’NUN KENDİSİYDİ, HAYATIYDI[*]

YAZMAK EYLEMİNİN KADINLARI[*]

MİLLİYETÇİLİK VİRÜSÜ VE FUTBOL[*]

ANAYASA, BAŞKANLIK SİSTEMİ VE LAİKLİK[*]

33’LER SURUÇ’TUR; BİZ 33’LERİZ![*]

SYRIZA: NEYDİ? N’OLDU?![*]

“GEZİ”(/HAZİRAN) SANATI[*]

YENİDEN -VE BİR KEZ DAHA- FAŞİZM[*]

TÜRK(İYE) PATENTLİ PANOPTİKON HÂLİ[1]

ÇÖZÜLME, PARÇALANMA VE KUTUPLAŞMA GÜZERGÂHINDA[*]

DİK DURAN NİKBİNLİK: SABAHATTİN ALİ[*]

AŞKLARIN, KAVGALARIN, BARUT KOKAN DİZELERİN ŞAİRİ: HASAN HÜSEYİN[*]

SOYKIRIMDAN SÜRGÜNE ÇERKESLER[*]

44 YIL SONRA ONLAR YANİ SONSUZLAR[*]

AŞK, TRAVMA, TOPLUMSAL İNŞA VEYA DEVRİM, KAPİTALİZM, SOSYALİZM[1]

PEKİYİ YA İSYANCI KAZIM’DAN SONRA BİZ?![*]

HAYATI ÖRGÜTLEYEN AŞKINLIKTIR SANAT (İLE TİYATRO)[*]

KAPİTALİZMİN “ÇEVRE”Sİ YA DA EKOLOJİK KÂBUS![1]

BUGÜN(ÜMÜZ)DE ENTELEKTÜEL, EĞİTİM, AKADEMİ[*]

MÜLKİYET, İKTİDAR, DEVLET (=DEMOKRASİ) VE…[1]

RADİKAL SOSYALİZM HÂLÂ GÜNCEL!

2015 1 MAYIS’INDAN 2016’YA YİNE, YENİDEN, ISRARLA TAKSİM!

KIZILDERE TARİHİ(MİZ) HEPİMİZİNDİR[1]

KÜLTÜREL YOZLAŞMA KARŞISINDA DEVRİMCİ SANAT[1]

KOMÜN’DEN EKİM’E ESKİ(MEYEN) SOSYALİZM

YALNIZLIĞIN ÇOĞUL SENFONİSİ: SAİT FAİK ABASIYANIK[*]

SAVAŞIN BATI CEPHESİNİN SORU(N)LARI İLE “DOĞU”[*]

ORTADOĞUDA T.CNİN HÂLİ VE ROJAVA

SANATIN SINIFI VEYA SANAT SİYASAL VE SINIFSALDIR

ORTADOĞUNUN KANAYAN YARASI FİLİSTİN

VERİLERİYLE DEMOKRASİ (MÜCADELESİ) VE DÜZEN(SİZLİK) ÜZERİNE

FAİLİ MEÇHUL -OLMAYAN- KAYIP(LAR)

80'Lİ YILLAR = İNSAN(SIZLIK) + UMUT(SUZLUK) + EYLEM(SİZLİK)

ERMENİLERİN BUGÜNÜ=HRANT+KAMP ARMEN

KÜRTLER VE ORTADOĞU

chavez venezüella'sında ne(ler)oluyor? bolívarcı halkçılık mı, sosyalizm mı