SYRIZA: NEYDİ? N’OLDU?![*]

Temel Demirer

SYRIZA: NEYDİ? N’OLDU?![*]

“Like a worm on a hook.”[1]

 

Radikal Sol Koalisyon (SYRIZA), sadece anlatılması gereken bir öyküden ibaret değil: Tartışılması, hakkındaki spekülasyonların, yaygaraların tasnif edilmesi, hatırlatılıp, dersler çıkarılması gereken bir olgu (“enkaz” mı desek)…

Bertolt Brecht’in, “Dünyayı değiştirmek için ne çok şey gerek:/ Öfke ve azim. Bilim ve infial,/ Hızlı inisiyatif, uzun düşünme,/ Taş gibi sabır ve sonsuz sebat,/ Tekil olayı anlamak, geneli anlamak:/ Ancak gerçeklikten aldığımız dersler öğretir bize/ gerçekliği değiştirmeyi,” uyarısı eşliğinde bir an anımsayın: SYRIZA için (bırakın sosyal-demokratları) kendine “sol”, “sosyalist”, “devrimci” diyenler neler demediler, neler?

“Neo-liberal dayatmalara, eşitsizliklere karşı Yunanistan’da SYRIZA’nın estirdiği rüzgâr”[2] vurgusuyla, “Yunanistan’da SYRIZA, Türkiye’de HDP, İspanya’da PODEMOS, geleneksel siyaset anlayışını yerle bir edip yeni mücadele kapıları aralayarak özgürlük rüzgârı estiriyor,”[3] diyenler mi?

Yoksa “2001 krizinden Türkiye’de AKP, 2011 krizinden Yunanistan’da SYRIZA çıktı,”[4] saptamasındaki abartı mı?

Ya da “Yunanistan’da neo-liberal saldırı bütününe HAYIR diyen halk, bu talebini sandığa yansıtarak iktidara taşıdığı SYRIZA aracılığı ile bir direniş deneyimine sahne oluyor”;[5] “Yunanistan’dan, Avrupa Birliği’nin (AB) devletleşmesine darbe”;[6] “Aléxis Tsípras (Çipras), halkı siyasi olarak doğru ve bilinçli çizgiye yönelterek, içeride Yunan sermayesinin antidemokratik tutumunu da püskürttü”;[7] “Yunanistan halkının referandumda verdiği hiddetli ‘Oxi!’ yanıtı, dünya çapında sol hareketlere umut verdi,”[8] vb’i türünden asılsız çığırtkanlıklar mı?

Veya KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin Yunanistan’da 5 Temmuz 2015’deki referandum öncesinde, “Diren SYRIZA, İstanbul Seninle” sloganı eşliğinde (HDP milletvekilleri Garo Paylan, Sezai Temelli, HDP İstanbul İl Eşbaşkanları Ayşe Erdem ve Cesim Soylu’nun da yerlerini aldığı) Yunan Konsolosluğu’na yürüyüşü mü?[9]

 

ABARTILI BEKLENTİ(LER)DEN BİR DEMET!

“SYRIZA umut: Partinin işsiz kalmak ve kemer sıkmak yerine, bölüşüm temelli politikaları başarılı olursa... Diğer birçok ülke için model olacak.”[10]

“SYRIZA’nın Avrupa kodamanlarının planlarını bozduğu bir gerçek… Onların, bırakın yakın gelecekte karşılarına çıkması muhtemel gerçek devrimci partileri, SYRIZA türünden reformist partilere bile tahammülleri yoktur… SYRIZA türü partileri yakından izlemek, arkadaki gücün taşıdığı potansiyeli görmekte yarar var.”[11]

“Yunanistan’ın isyanı; bütün yoksul dünyanın, bir sembolik çatışmada kendisini hissettirmesi olarak değerlendirilebilir mi? Belki de... Ne olursa olsun, Avrupa’nın dengeleri, artık eskisinden farklı olacak.”[12]

“SYRIZA’nın devri hükümetinde neyi yapmayı başarıp başaramayacağı tartışması bir yana, radikal bir sol partinin bir AB ülkesinde iktidara geliyor oluşu, ‘tarihsel’ sıfatını gerçekten hak eden bir gelişme. SYRIZA’nın oluşturduğu hükümetin Yunanistan’da ‘krizin faturasını krizi yaratanlara ödetmek’ hususunda ne yapıp yapamayacağı tartışması bir yana bu zaferin moral-politik önemini asla atlamamak gerekiyor.”[13]

“Tsípras’ın Yunanistan seçimlerinde aldığı zafer Akdeniz solunda hem heyecan, hem korku yaratıyor.”[14]

“SYRIZA baharı…”[15]

“SYRIZA umudu yükseltti…”[16]

“Genç Alexis Tsípras’ın seçim zaferi beni heyecanlandırdı.”[17]

Fidel Castro, AB dayatmalarına ve Troyka’ya karşı direnen Yunanistan Başbakanı Tsípras’a kutlama ve destek mektubu gönderip, “Sayın Aléxis Tsípras Yunanistan Başbakanı; ayrıntılarını Telesur kanalından yakından takip ettiğim muhteşem siyasi başarılarınızdan dolayı sizi tüm samimiyetimle kutlarım,” dedi.[18]

“Umudun kıvılcımları (denilebilir ki bir kez daha) alevleniyor. Sermaye’nin korkusu ise Yunanistan’ın SYRIZA’nın kemer sıkmayı reddeden, kamu ve emek ağırlıklı genişleyici politikaları sayesinde hızla toparlanması ve işsizliği azaltması; ve böylelikle diğer çevre ülkelerine de örnek oluşturması. Marx’ın vurguladığı üzere, ‘sermayenin’ sadece teknik bir üretim faktörü değil; aynı zamanda ‘sosyal bir ilişki’ olduğunu unutmamamız gerekiyor.”[19]

“Yunanistan’ın SYRIZA deneyimi, İspanya’nın Podemos atağı, bize ‘Demek ki oluyormuş’tan öte ‘Birleşilebilir, birlikte yürünebilir’i öğretti.”[20]

“Birleşik Sol’un federal seviyede yönetim kurulu üyesi, İspanya Komünist Partisi’nin Navarra bölgesindeki siyasi sekreteri, Avrupa Sol Partisi’nde yürütme koordinatörlüğü ve uluslararası ilişkiler departmanı yöneticiliği yapan Maite Mola, ‘SYRIZA, Avrupa soluna ilham verecek’ diyor.”[21]

“PCE (ML) Genel Sekreteri Raul Marco, SYRIZA’nın zaferinin, Avrupa’da sınıf mücadelesinde emekçilerin inisiyatifi ele geçirmesine yarayabileceği vurgusu yaptı.”[22]

“Yunan Solu kendi gücünü SYRIZA’yla birlikte keşfetti…SYRIZA süreci iyi yönlendirirse, çok değil bir yıl içinde Avrupa’nın son devrimini uzo ve buzuki eşliğinde kutlayabilir.”[23]

“SYRIZA’nın zaferinin ardından Türkiye’de SYRIZA ile lideri Tsípras’ın Türkiye’deki karşılığı kim tartışmaları başladı. ÖDP Eş Genel Başkanı Alper Taş, ‘Komşuda pişenin bize de düşmesi kendiliğinden olmaz! CHP, HDP, sosyalistler İslâmi faşizmi geriletmek için tarihsel bir ittifak oluşturmalı’, dedi.”[24]

“Yunanistan’da SYRIZA’nın büyük seçim başarısından sonra Türkiye’de bu sorunun çok sayıda insan tarafından sorulduğu açık. Kendimi sol demokrat olarak tanımladığım için, bu başarı elbette sevinç duymama yol açtı.

Türkiye solunun da böyle bir başarıyı yakalamasını arzu ederim. Bu konuda solun artı ve eksilerini soğukkanlılıkla değerlendirebilmeliyiz. Bunun yolu da eleştiri kültürünün yerleşebilmesinden geçiyor…

SYRIZA denen oluşum bir koalisyondur. 13 farklı grubun oluşturduğu bu koalisyonu kotarmak hiç de kolay olmamıştır. Bugün dahi Yunan solunda, SYRIZA’ya ateş püsküren çevreler mevcuttur.

Türkiye’de SYRIZA tecrübesine en çok yaklaşan girişim bana göre Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) olmuştur. ÖDP’nin programı, 90’ların ortalarından bakıldığında, zamanının ruhunu çok iyi yakalamış bir programdı…

ÖDP kısa sürede önemli bir bölünme yaşadı. Neden? Bana göre sorunun cevabı bugün çok basit. Demokrat değildik. Kendi gurubumuzu çok önemsiyorduk. Bunu yaparken diğer sol grupları yeterince meşru görmüyorduk. Teorik tutarlılık denen, özünde pratik hayat korkusu barındıran inadımız yüzünden, bölünmemiz zaten kaçınılmazdı…

Bu alışkanlıklarımızı terk etmeden bir SYRIZA yaratamayız. Bazıları ‘Türkiye’nin SYRIZA’sı biziz’ gibi ifadelere şimdiden yönelmiş olabilirler. Ama bugün itibarıyla bu tür bir koalisyondan çok uzak olduğumuz açık. Kardeşlik kültürünü yaratmadan da topluma güven vermemiz mümkün değil…”[25]

“Yunanistan’da radikal sol-radikal sağ koalisyonun hükümet kurduğunu görüyor. Kırk bir kişilik yeni kabinede farklı kesimlerden SYRIZA’ya göçmüş kimseler görüyoruz. Dokuzu siyasete Yunan Komünist Partisi’nde başladı. Bunların çoğu ilk partilerinde üst düzey yöneticiydi. Beşi merkez-sol olan PASOK’tan transferdir. İlginci, beşi de koalisyon ortağı Bağımsız Yunanlılar Partisi’nden. Bu parti merkez sağdan kopup daha sağ bir parti kuranlardır. Kimilerine göre ırkçıdırlar. Bu ilginç koalisyon Türkiye’de yorumlanıp açıklık kazanmadı. Radikal sol ile radikal sağı bir araya getirebilen görüş, program, ideoloji, çıkar ve toplumsal destek ne ola ki?

Türkiye’deki solcular ise rüyalarının gerçekleşmekte olduğunu görüyorlar: Sol büyük bir zafer kazanmıştır; sağcılar kötü yönetimleri yüzünden seçimlerde yenilmişlerdir ve halk solu iktidara getirmiştir. Kapitalizmin, emperyalizmin, neo-liberal ekonominin, halk sömürüsünün sonunu, Avrupa’yı ve belki dünyayı da değiştirecek bir sürecin muhtemel başlangıcını da görenler var. CHP’liler ‘sıra bize de gelebilir’ derken, daha ‘ileri’ solcular ‘bu iş Marksistlerle olacak’ tezini savunur gibidirler. Yunanistan’daki ‘umut’ sloganı Türkiye’ye de sıçramış gibi.”[26]

“Tsípras iflas etti, Yunanistan kaybetti!”[27]

 

Bu tür örnekler çoğaltılabilir ve çoğaltılmalıdır da; ancak “SYRIZAperverler”e bir şeyi hatırlatarak “Ne idi, ne oldu” sorusuna dair yanıtın ilk ipuçunu verebiliriz:

“Hem SYRIZA hem de PODEMOS’un siyasal tekniklerini şekillendirenin, Ernesto Laclau ile temsil edilen post-Marksist düşüncenin popülizm kavrayışına yaptığı teorik müdahale olduğu söylenebilir. (…) SYRIZA ve PODEMOS, Laclau’cu kavrayışın işler modelleri olarak öne çıktılar.”[28]

 

  1. AYRIM: ABARTILI BEKLENTİ(LER) AYMAZLIĞI

 

Önce bir yalanı, çarpıtmayı tashih ederek başlayıp; “Yunanistan’da sol bir parti başa geldi ya, kimileri, ‘Ah ah ne yaptılar’ diye dövünüyor, kimileri, ‘Canım başaramazlar’ diyor, kimileri, ‘Bu sulandırılmış bir sosyalizmdir’ diyor, kimileri, ‘Oralarda işçi sınıfı yok, bu iş baştan yanlış’ diyor,”[29] satırlarının yazarına soralım: Kimmiş o “kimileri”? Bu faili meçhul satırlarla kimleri zan altında bırakmak istiyorsunuz? Bu çok ucuz bir yöntem değil mi?

Her neyse devam edelim:

Ö. İskender Özturhanlı, SYRIZA’nın bir “ilham” kaynağı olduğundan söz edip, biz(ler)e hiç de yeni olmayan Bernstein’cı tezleri va’zedebiliyordu

 

ABARTI-2

“SYRIZA’nın ‘iktidar yürüyüşü’nün bizler için de sonuçları olacak elbette. SYRIZA’nın, neo-liberal düzeni nasıl dönüştüreceği önemli… İşin en can alıcı kısmı, SYRIZA’nın sola vereceği ilham... Burada Gramsci-Laclau-Moffe geleneğine dönerek hegemonik güçlere karşı koşulların denkliği ilkesince bir ittifak, bir mevzi planı, bir hegemonya oluşturabilmenin en çarpıcı örneği anlamına geliyor.”[30]

 

Kimileri de öküz altından buzağı aramaktan vazgeçemiyorlar!

 

ABARTI-3

“Yunanistan’da sol liberal hareket SYRIZA’nın zaferi”![31]

 

“SYRIZAperver”liğin sancaktarlarından ve “Ne etti la bu SYRIZA size!” hafifliğinin temsilcisi İbrahim Varlı’nın, “Biten sadece ilk raunttu. Bu daha başlangıç. SYRIZA ve Yunanistan deneyimini yakından takip etmeye devam,” tespitindeki saçmalık gerçeğin duvarlarında parçalanmamış mıdır?

 

ABARTI-4

“SYRIZA sadece bizim değil, uluslararası sol çevrelerin de temel tartışma konusu. Yeni değil, 2015’in ocak ayındaki seçim zaferinden bu yana böyle esasında. SYRIZA’nın büyük umutlarla işbaşına gelmesine ‘üzülenler’ dahi oldu! Daha ilk andan itibaren, seçim gecesinden başlayarak salvolar başladı.

SYRIZA’nın ‘nasıl ve neden sol olmadığı’ anlatılmaya başlandı. Tüm bunlar yapılırken solcu bir iktidarın neyi ne kadar yapabileceği de bir yandan merak konusuydu. ‘Liberal-sol’ SYRIZA’nın boyunun ölçüsünü alacağı beklentisiyle bir kısım ‘sol’ da ellerini ovuşturarak pusuda bekliyordu.

Tartışma, sol çevrelerde genel hatlarıyla ve ağırlıklı olarak, SYRIZA’nın vaatlerini yerine getirip getiremediği etrafında yürütülüyordu. Beş aylık bir süre zarfında nelerin gerçekleştirilebileceği hesaba katılmadan. Troyka ile sürdürülen müzakereler süreciyle birlikte bu tartışma ve saldırıların dozajı daha da arttı.

Troyka ile Atina arasında beş ayı aşkın bir süredir sürdürülen müzakerelerin bir anlaşmaya varmasıyla kesin hükümler de verilmeye başlandı. Brüksel’deki imzaların mürekkebi daha kurumadan, anlaşmanın metni açıklanmadan Tsípras ve SYRIZA teslimiyetçi olmakla, ihanet etmekle suçlandı.

Eleştiri ve suçlamaların geldiği çevreler oldukça ilginç. Ülke içerisindeki her türlü manevralarını ‘reel politik’ gerçeklik argümanıyla teorize eden çevreler ‘nasıl olur da anlaşma imzalanır’, ‘egemenlerle nasıl el sıkışılır’ diye tutturmaya başladılar. Hedeflerinde Tsípras ve sol hükümet vardı…

Tsípras, Troyka’nın, AB emperyalizminin, küresel finans çevrelerinin tüm saldırılarına rağmen diz çökmedi. Tsípras’ın ifadesiyle sonuna kadar savaşıldı ve ‘onurlu’ bir anlaşmaya imza atıldı…

SYRIZA bir ekonomik kriz üzerine oturdu, krizi iyi okudu, bunalmış halk yığınlarına bir çıkış önerdi. Bu bir devrim değildi, ancak devrimci bir süreçti. Tsípras liderliğindeki koalisyon akıllı davrandı bu süre zarfında. Bazı sol yapılar umarsızca eleştiriyor ama 1917 Rusyası’nda ya da diğer devrimlerde yaşananları beklemek yanlış olur.

Şu an Yunanistan’da devrim olmadı, devrimci bir süreç başladı. Sınıf çelişkileri, sınıf mücadelesi daha keskinleşecek. Avrupa sermayesi Yunanistan’ı boğmaya çalışacak. Kavga, Avrupa çapında bir kavgaya dönüşecek. Yunanistan, Avrupa’da sol bir iktidarlar dalgasının başlangıcı olabilir. Tüm baskı ve anlaşmalara rağmen. Bu umut hâlâ var.

SYRIZA’nın deneyiminden çıkarılacak çokça dersler var. Almak isteyenlere tabi. Her sola doğru açılış, sermayeye, emperyalizme her başkaldırı, diğer başkaldırıları besler. Ortak bir muhalefet dinamiğinin hem gerekli, hem mümkün, hem de zafere ulaşacağına ilişkin başarılı bir örnek ortaya koyduğu için önemli SYRIZA.

SYRIZA, eleştirilmez değil, elbette ki eleştirilmeli. Ancak özellikle de bazı sol çevrelerde vuku bulan eleştirilerde kantarın topuzunu kaçıranlara sormak lazım: Ne etti la bu SYRIZA size? Biten sadece ilk raunttu. Bu daha başlangıç. SYRIZA ve Yunanistan deneyimini yakından takip etmeye devam.”[32]

 

Ve “Midem bulandı” dese de, karşılıksız/ boş SYRIZA güzellemeleriyle mide bulandıran; şimdi atıp tutsa da bir zamanlar toz kondurmadığı Yunanistan Komünist Partisi’ne “kardeş” deyip, laf ettirmeyen; “Kapitalizm içinde kalınsa bile daha adil ve daha iyi bir Avrupa mümkün,” diyerek kapitalizmin sürdürülemezliğini “es” geçen Aydın Engin’in mazeretten “teori”/ “politika” üreten cevalliği de SYRIZA’yı aklayamaz!

 

ABARTI-5

“Midem bulandı. Meğer ne kadar SYRIZA üstüne edecek lafı, kesecek hükmü, yapacak yorumu, gösterecek yol bilgisi olan varmış…

Bir de soldan bakanlar, yani öyle baktığını iddia edenler var. Onların gözünde SYRIZA solcu filan değil. Onlar Yunanistan Komünist Partisi’nin çok bilmiş önderlerinden ödünç aldıkları bir niteleme ile SYRIZA’yı ‘emperyalizmin yedek gücü’ olarak tanımlıyor; ha bire ‘sistemin içinde kalarak sistemin değiştirilemeyeceğini’ yineliyorlar. ‘Güneş doğudan doğar, batıdan batar’ deseler bence daha yeni ve ilginç bir cümle kurmuş olacaklar. Söyledikleri ve yaptıkları SYRIZA’nın sistemi değiştirme, sosyalizm kuruculuğu yapmak gibi bir niyeti ve açıklaması olmadığını hınzırca göz ardı etmekten ibaret…

SYRIZA, Avrupa finans sermayesinin (bankaların ve kaynağının bilinmesi şart olmayan servetleri bir araya getiren mali fonların demiş oldum) belirlediği ve tanımladığı AB’ye güçlü bir itirazdır. ‘Kapitalizm içinde kalınsa bile daha adil ve daha iyi bir Avrupa mümkün’ diyenlerin sesidir. İspanya’da, Portekiz’de, İtalya’da yankılanması yakındır.”[33]

 

Yine ve bıkıp usanmadan ÖDP’den beri (elbette öncesi de vardı!) “Olan “şirketler Avrupası”ndan “emeğin Avrupası”na geçmek için verilen mücadelenin bir aşamasından ibarettir” diye ambalajladığı SYRIZA fiiliyatını; “Paris Komünü’nün yenilgisinin ardından 1917 Devrimi”yle kıyaslamasına gelince; mübalağanın bu kadarı ancak Aydın Engin’e ait olabilirdi değil mi?

 

ABARTI-6

“Olan ‘şirketler Avrupası’ndan ‘emeğin Avrupası’na geçmek için verilen mücadelenin bir aşamasından ibarettir. Bir sonuç değil bir adımdır. İleri ya da geri bir adım…

Şirketler Avrupası’nın izlediği uğursuz rota belliydi: Yunanistan’a (İspanya’ya, Portekiz’e, hatta İtalya’ya) kredi ver, o krediyle senin mallarını satın alsınlar, para tükenince yine ve yeni kredi ver. Böylece borçlandır, borcu katmerlendir, ülkeyi iyiden iyiye AB finans sermayesine bağımlı kıl.

SYRIZA bu ahlâksız ve insansız saldırıya karşı güçlü bir itirazdı.

SYRIZA kendini Marksist ve siyasal rotasını da sosyalizm kuruculuğu olarak tanımlamadı. Böyle bir iddiaları da yok.

SYRIZA, şirketler Avrupası’nın dediklerine itirazsız boyun eğen ve bu arada kendileri de küplerini dolduran çürümüş siyasal partilere karşı halkın bağrından fışkırmış bir itiraz hareketiydi ve bir itiraz hareketi. O kadar…

AB’yi tanımlayan, adeta AB anayasası denebilecek ağırlık ve geçerlikte iki temel metin var: Biri Kopenhag kriterleri.

Avrupa Birleşik Devletleri’ne giden yolda insan hakları, demokrasi, birey hakları, devletin yükümlülükleri gibi konuları kapsayan bir metin. AB’nin ‘gülümseyen yüzü’ de denebilir.

Öteki o kadar ‘ünlü’ değil: Maastricht kriterleri.

Adeta salt şirketler Avrupası ya da Avrupa’nın şirketleri için yazılmış bir metin. Ayrıntısı bir gazete yazısına sığmaz. Ama şu cümle yeterli olsa gerek: Maastricht kriterlerine göre AB üyeleri serbest piyasa ekonomisini uygulamak zorundadırlar. Yasalarını serbest piyasa ekonomisinin önündeki engelleri kaldıracak yönde yeniden düzenlemekle yükümlüdürler…

Kendilerini AB’nin patronu sayan ülkeler için Maastricht kriterleri AB’nin olmazsa olmazları. Sanki Tanrı buyruğu gibi değişmez ve değiştirilmesi teklif bile edilemez kriterler, kurallar, ilkeler. SYRIZA ise Maastricht ilkelerine yani AB’nin insana değil finans sermayesine hizmet etmek üzere düzenlenmiş kurallarına itiraz ediyorlar. AB’nin ve Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) gazabı da o yüzden pek yüksek ve pek ödünsüz.

SYRIZA yenilebilir. Emeğin Avrupası’na giden yolda ağır bir yenilgi yaşanmış olabilir. Şirketler Avrupası bir kerre daha üste çıkmayı başarmış olabilir.

Paris Komünü’nün yenilgisinin ardından 1917 Devrimi ile başlayan o görkemli sosyalizm kuruculuğu da 1989’da yenildi. Ama insanlığın kapitalizmi altedip sosyalizme yürüme tutkusu ve kararlılığında ne değişti?

SYRIZA yenilirse ‘Emeğin Avrupası’nı savunanlar bir muharebe kaybetti’ densin. Ve bilinsin ki savaş sürüyor…”[34]

 

SYRIZA, emekçilerin enerjisi, dinamizmi yanında öfke ve umutlarını heba ederek, düzen içi sınırlara hapseden bir manevraydı. Onu, Ergin Yıldızoğlu gibi, “ne koparırsa kâr” anlayışıyla desteklemek, asla doğru bir tutum değildi.

 

ABARTI-7

“SYRIZA 5 ay direndi sonunda, Almanya’nın, Troika’nın dayattığı koşulları kabul etmek zorunda kaldı. SYRIZA’ya en başından karşı çıkan kimi ‘daha sol’ kesimler şimdi ‘büyük yenilgiden’, ‘ihanetten’ söz ediyorlar. SYRIZA’yı desteklemiş, ondan büyük dönüşümlere imza atmasını beklemiş olanlarda da düş kırıklığı hâkim; büyük, hatta ‘tarihsel bir yenilgiden’ söz ediyorlar. Ben farklı düşünüyorum.

SYRIZA’nın sınırlarını baştan saptamış, ‘ne kadar direnirse, ne koparırsa kâr’ anlayışıyla desteklemiş, SYRIZA’yı iktidara getiren ortamda, ‘bir tarihsel blok oluşturma fırsatı yakalanabilir mi?’ diye düşünmüş olanlar da var. Bu kesim için, süreç tamamlanmadı; beş aylık direnişin, pazarlıkların getirdiği dersler, kimi siyasi ideolojik kazanımlar da var.”[35]

 

İçinden geçilen kriz döneminde sosyalistlerin, gücünü toparlaması yüzünü soluna dönmesi; sağından medet ummaması ve reel-politiker kaygılarla ideolojiyi siyasete güttürmemesiyle mümkündür.

Ancak bunun tersini düşünenler SYRIZA üzerinden olmayacak hesaplar yapıyorlar!

 

ABARTI-8

“SYRIZA, Sosyal Demokrat halkçı özellikler sergileyen bir parti. SYRIZA, genelde kapitalist gerçekliği, özelde AB yapılanmasını veri alıyor, bunların sınırları içinde kalarak çalışanlardan, halktan yana bazı düzenlemeler (reformlar) yapmaya, artık iflas ettiği ayan beyan belli, neo-liberal paradigmadan çıkmaya, Yunanistan ve Avrupa kapitalizmini sürdürülebilir bir hata çekmeye çalışıyor… Kapitalizmin, ‘kapitalist gerçekçiliğin’ sınırlarını aşmak isteyen sosyalistlerin de eğer bir siyasi, toplumsal etki yapmak isteniyorsa, bu ‘mevzi savaşı’ndan kaçmayı, yok saymayı değil yararlanmayı, SYRIZA gibi partilerle arasında, bir düşmanlık değil, ‘cephe’- ‘blok’ ilişkisi kurmayı öğrenmesi gerekiyor.”[36]

 

Bununla da yetinmeyip; SYRIZA ile sınıf gerçeğinin sınırlarını -ne idüğü belirsiz demokratlıkla- silikleştiriyorlar!

 

ABARTI-9

“Demek ki sol, toplumsallaşabiliyormuş!... Keramet sokakta olmakmış. Komşu yoldaşlarımızın Yunanistan’daki zaferleri umutlarımızı büyütüyor. Umutlarımızı büyüten ne bir keramet ne bir mucize. SYRIZA ve birleşik halk direnişinin tam da kendisi. Bize adeta ‘Gezi’nin direnişlerinden az ders aldınız biraz da bize bakın’ der gibiler…

Solun alternatif bir siyasi seçenek yolu olduğunu, solun ancak birleşik mücadele yöntemleriyle güç ve sinerji yaratacağına dair öngörüleri kanıtladı. Birleşik Haziran Hareketi, CHP, HDP, Emek örgütleri, Halk Evleri ve Alevî hareketi, birleşik mücadele sorumluluğunu vicdanında hissederek sol umudu yaratmalı derim. Darısı bizim başımıza…”[37]

 

SYRIZA’yı, “mevzii de olsa, bir zafer” olarak sunmak Prof. Dr. Cem Somel’e yakış mıdır?

 

ABARTI-10

“Yunan hükümetinin referandumla dışarıdan dayatılan kemer sıkma politikalarına karşı işçi ve küçük burjuva sınıfların desteğini alması, Avrupa emekçileri için mevzii de olsa, bir zaferdir. Güney Avrupa’da emekçilerin sermayenin saldırılarına karşı mücadele azmini yükseltebilir.”[38]

 

Ya “sol bir dalga yaratma” ihtimalini zikreden Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu ne kadar ciddiydi?

 

ABARTI-11

“Acaba eskinin ölmekle kalmayıp, yeninin doğmaya yüz tuttuğu zamanlardan mı geçiyoruz? Yunanistan’da SYRIZA’nın seçim zaferi, İspanya’da Podemos’un hızlı yükselişi ister istemez insanın aklına böyle iyimser sorular getiriyor.”[39]

“Neo-liberal tasarımı mahkûm eden, Troyka karşıtı radikal sol bir hükümetin başarısız olması için amansız bir sınıf savaşı yürüttükleri söylenebilen SYRIZA’nın İspanya’da Podemos Hareketi’nin yükselişinden başlayarak sol bir dalga yaratmasından ürktüler.”[40]

 

Nihayet Noam Chomsky’nin “imkânsızlık teorisyen”liği, reel-politika “adına” anarşizmiyle paradoksallığını devreye sokmuyor mu?

 

ABARTI-12

“SYRIZA lideri Tsípras, Yunanistan’da başbakan seçildi. Ancak, nihayetinde finansal güçlerin yaptığı baskı sonucunda birçok taviz vermek zorunda kalıp sert kemer sıkma önlemlerini uygulamak zorunda kaldı… Yunanistan’ın ihracata dayalı olmayan, küçük bir ekonomisi var; dışsal baskılara dayanamayacak kadar zayıf bir ekonomi. SYRIZA’nın taktiklerini ve duruşunu eleştiren insanlar var, ama dışarıdan destek olmadığı sürece başka seçenekleri olduğunu sanmıyorum.”[41]

 

Toparlarsak: “Yunanistan halkının dayatmalara ‘Hayır’ cevabıyla, ‘İnsanca yaşamayı tercih ediyoruz’ mesajını verdiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Özgür Müftüoğlu, bu kararın başta Türkiye olmak üzere neo-liberal politikalarla yönetilen ülkelerde domino etkisi yaratacağına dikkat çekerek, ‘Yunanistan 40 yıllık oyunu bozdu’ deyip, Türkiye halklarına Yunanistan halkının göstermiş olduğu iradeyi sahiplenme çağrısında bulundu”ğu[42] toz dumanın arasında; HDP İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün de, Yunanistan’ın 1.6 milyar avroluk borcunu Türkiye’nin üstlenmesini ya da sıfır faizli borç vermesini istemesi ayrı bir naiflik değil miydi?[43]

Özetin özeti: Sezin Öney’in, “Tüm kesimlerden medyada, ‘işte budur’ dercesine, SYRIZA’yı ön plana çıkaran haberlere, yayınlara yer verdi. Hattâ, ‘seni sevmeyen ölsün SYRIZA’ gibi psikoloji oluşturdu,”[44] notunu düştüğü dünden bugüne; “Nereden, nereye!” dedirten aymazlığın beklentileri yerle yeksan olurken; Nagehan Alçı’ya bile, “Tsípras’ı övenler şimdi utanıyorlar mı?”[45] dedirten tabloda kimseden -özeleştirel- bir çıt bile çıkmadı.[46]

Aslına bakılırsa sorunun büyüğü yanılmış olmak, hatta niyetlerine yenilip gerçekliği görmemede ısrar etmek değil. Esas soru(n), inşa edilen hayaller yerle bir olduktan sonra, “Biz nerede, neden yanıldık” ve “Yanılmamak için ne yapmak gerekir” sorularını sormaktan, yani özeleştiriden kaçınmak!

Bırakın bunu; hatta, hatta “SYRIZA’nın seçimleri kazanmasıyla yeşeren umut, referandumdan ‘hayır’ çıkmasına rağmen Troyka’ya teslim olunması Avrupa’nın her yerinde çok ciddi tartışma yarattı. Düne kadar ‘sosyal Avrupa’, ‘emeğin Avrupa’sı söylemlerini savunan güçler, Tsípras’a dayatılan diktayı tartışmaya”[47] başladılar!

 

  1. AYRIM: SYRIZA (FELAKETİ) NEDİR?

 

Lafı uzatmaya gerek yok: “SYRIZA, Avrupa’nın yeni sosyal demokrasisi”dir,[48] S. Çiftyürek’in belirttiği gibi…

SYRIZA’nın önde gelen isimlerinden Sia Anagnostopulu’nun, “Seçimlerden sonraki politikamız en kırılgan sosyal sınıflara saldırmadan, iktisadi ve idari yapıyı dönüştürmek,”[49] formülündeki üzere sınıfsal mülkiyet (yani sınıf) ilişkilerine dokunmadan tüketimi örgütleyip, yeniden dağıtımı düzenlemektir.

Noam Chomsky’nin ifadesindeki üzere, “SYRIZA günümüz ölçütlerinde sol bir parti, ancak özellikle programından ötürü öyle değil. Neo-liberal karşıtı bir parti. İşçilerin ekonomiyi kontrol altına alması çağrısında bulunmuyorlar. Elbette, gerçek devrimci değiller… Geleneksel sosyalist bile değiller… Çevre ülkelerin canına okuyan ve tahrip eden neo-liberal saldırı karşısında ayağa kalkan bir parti.”[50]

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden Yardımcı Doçent Doktor Doğan Çetinkaya’nın, “SYRIZA’yı radikal kabul eden pek çok kesim de SYRIZA’nın devrimci bir parti olmadığını söylüyor,”[51] notunu düştüğü olgunun 2004’te kurulup, 2012’de partileşen kökeni, 2001’de bazı sol gruplar arasında oluşturulan Solun Birliği ve Ortak Hareket İçin Diyalog Alanı hareketine dayandırılıyor. Bu hareket, 1990’lı yılların sonunda Kosova Savaşı, özelleştirmeler, neo-liberal politikalar vb. meselelerde ortak tavır koyma zemininde oluştu. Hatta daha da gerilere gidip Yunanistan iç savaşında ve Albaylar Cuntası’na karşı tavırda mayalanan ortak mücadele fikrinin/geleneğinin bu süreçte rolü olduğunu söylemek de mümkün.

SYRIZA parti olarak tanımlansa da yeşillerden Troçkistlere, antikapitalistlerden anarşistlere, sosyalist ve Maoistlere kadar geniş yelpazede cephesel bir duruşu ifade ediyor. Kendisini, uluslararası tekellere, IMF politikalarına, AB gericiliğine karşı “ortak bir toplumsal mücadele cephesi” olarak tanımlayan SYRIZA’ya dönük eleştiriler de beklentiler de çeşitlilik arz ediyor. SYRIZA içinde yer alan yapılar, bağımsız örgütsel faaliyetlerini sürdürebiliyorlar. Alınan her karara katılma zorunluluğu da yok.

SYRIZA’nın 15 Eylül 2014’te ilan ettiği Selanik Manifestosu, nasıl bir acil program öngördüğünü ortaya koyarken aynı zamanda kimi eleştirilerin hedefi oldu. Selanik Manifestosu, evet bir devrim programı değil. Bedava elektrik, gıda sübvansiyonu, işsizlere seyahat kartı gibi krizin etkisini hafifleştirici düzenlemeler içeriyor. SYRIZA, ayrıca yüksek gelirlilerden alınan verginin artırılması ve işsizlik oranını azaltmak için iş olanağı programı oluşturulması sözü veriyordu.

Bu nedenle eleştirel bakanlar, “Kamu harcamalarının artırılmasıyla devrim mi olur; bunlar post/sol Keynesyen politikalardır,” diyorlarken; NATO’dan çıkışın savunulmadığı, AB’nin veya Avro sisteminin içinde kalınarak çözüm aranacağı için eleştiriliyordu ki, SYRIZA’yı sistem içi hareket eden, umut vaat etmeyen reformist bir yapı olarak değerlendirirken; haksız da değildirler.[52]

2015’in Ocak ayı sonunda yapılan ve SYRIZA’nın birinci parti olarak parlamentoya gittiği Yunanistan seçimlerinin ardından geçen beş aylık zaman diliminde SYRIZA, seçim süresince kitlelere verdiği sözlerden dönerek adeta Troyka’nın oyuncağı hâline geldi

“Sosyal devlet ve demokrasi beşiği” olgusu etrafında yaratılmaya çalışılan AB rüyası, şu sıralar tarihinin zorlu dönemlerinden birisini yaşıyor. AB içerisinde birkaç emperyalist ülkenin tahakkümü ve çevre ülkelerin bağımlılık durumu, özellikle 2008 krizinden sonra Portekiz, İzlanda, İspanya, Yunanistan gibi ülkelerin yaşadığı derin kriz ve Troyka olarak anılan, Avrupa Merkez Bankası (AMB), IMF, Avrupa Komisyonu (AK) üçlüsünün uygulatmaya çalıştığı “kemer sıkma” ve borçlandırma politikaları, söz konusu ülkeleri iflasın eşiğine getirmiş durumda. AB ülkelerinde yaşanan krizler, büyük düşüş yaşayan yaşam standartları, sürekli hâle getirilen kemer sıkma politikaları, siyasi çalkantılar vb. durumlardan dolayı toplumsal muhalefet ve halk hareketlerinde ciddi bir yükseliş meydana gelmiş durumda.

Emperyalist-kapitalizmin köklü, radikal bir kalkışmadan duydukları korku SYRIZA, Podemos vb. işbirlikçi burjuva partilerin sol olarak pazarlandığı bir sonuca yol açıyor. Yunanistan’da yükselen toplumsal muhalefeti seçim marifetiyle kontrol altına alıp, sönümlendirme göreviyle hareket eden SYRIZA, popülist bir şekilde seçimlerden önce kitlelerin ihtiyaç duyduğu söylemleri gündemleştirip, sözde programına alarak seçimlerden büyük bir kazanım ile birinci parti olarak çıktı. Seçimlerden hemen sonra içersine girdiği yönelim ve şimdiye kadar hayata geçirdiği politikalar ise gerçek anlamda SYRIZA’nın niteliğine dair önemli veriler sunmakta. SYRIZA seçim süresinde açıkladığı “Selanik Programını” rafa kaldırıldı. Troyka ve AB’ye çekilen bütün restler, halka verilen bütün sözler birer birer rafa kaldırılarak, tıpkı kendisinden önceki hükümetlerin yaptığı gibi SYRIZA’da borcu borçla kapatma politikası ekseninde pazarlık masasına oturmuş ve birçok konuda geri adım atıp, verdiği sözlerden dönmüştür…

Emperyalist-kapitalist sistemin dünya halklarına kan kusturan varlığı, radikal-devrimci bir dönüşüm yaşanmadıktan sonra o ya da bu şekilde devam edecektir. Sistem sınırlarını aşmadan, sistem içi mücadele ve reformlar yoluyla süreci kotarabileceğini zanneden safdil “sosyalistlere” SYRIZA örneğini bir kez daha incelemelerini öneririz.

Aslında SYRIZA gerçekliği sadece Yunanistan’a özgü değil. İspanya’da Podemos ve ülkemizde HDP’ye yüklenen misyonlar da benzer özellikler taşıyor.

Kapitalizmin vahşi saldırılarına karşı gelişen halkın öfkesi ve yeni arayışlar, burjuvaziyi büyük bir korkuya sevk etmiş durumda ve bu korku neticesinde SYRIZA gibi örgütlenmeler adeta bir kurtarıcı işlevi görmekte. SYRIZA, seçim öncesi verdiği tüm sözleri ve Selanik Programı’nı dahi hayata geçirememiştir. Yaşanan krizi çözmek bir yana kriz daha da derinleşmektedir. SYRIZA, seçimlerden hemen sonra izlediği politikalarla nasıl bir Yunanistan tahayyül ettiğini de göstermiş oldu. Troyka politikaları neticesinde Yunanistan’da yaşanan derin kriz ve borç durumu, daha önceki hükümetler tarafından imzalanan ve büyük vurgunlarla halkın sırtına yüklenen ağır borç miktarını -ki bu miktar 350 milyar doları aşan bir borçtur- kabul ederek en büyük tavizi vermişti.

Seçim öncesi söz konusu borcu kabul etmeyeceklerini kükreyen SYRIZA, seçimlerden hemen sonra ise borcu kabul ettiklerini ama ödeme planının esnetilmesi gerektiğini söylemeye başladı. Yine SYRIZA, AB ve Avro bölgesinde kalacaklarını ifade ederek aslında AB burjuvazisine bağımlılıklarının olduğu gibi devam edeceklerini beyan etmiş oluyordu. Aslında bu iki mesele SYRIZA’nın hedefini de ortaya sermektedir. SYRIZA, AB ile bağımlılık ilişkileri devam ettirip, borcu borçla ödeme politikasıyla günü kurtarmanın peşindedir. Bu ikili politika ise, Yunan halkının büyük tepkisiyle karşılaşmaktadır. SYRIZA’nın Troyka’ya verdiği tavizler neticesinde kitlesel protesto gösterileri yapılmakta. Bu ekonomik-siyasi duruşun bir başka önemli göstergesi ise, SYRIZA’nın emperyalizmin en vahşi askeri örgütlerinden biri olan NATO’ya olan saygı ve desteğidir.

SYRIZA’ya dair ifade edilen şu sözler iyi bir özet sunuyor olmalı; “Yasadışı borcu ödemeyi kabul ederek, aşırı sağ ile dans ederek ve Troyka’nın emirlerine boyun eğerek SYRIZA daha en başında AB’ye teslim oldu, seçmenlerine verdiği bütün sözlere ihanet etti ve seçmeninin ekonomik külfetini daha da arttırdı. 1) Emekli maaşlarında düzenlemeye gitmemesi; 2) asgari ücreti yapılandırmaması; 3) özelleştirmeyi gözden geçirmemesi; 4) kemer sıkma programlarını sonlandırmaması; 5) eğitim, sağlık, barınma ve bölgesel gelişme için fon ayırmaması SYRIZA’nın en kötü ihanetleri”ydi.[53]

Sonuçta SYRIZA, seçimleri kazanmasına vesile olan ve burjuva sınırları aşmayan programı ile Yunan halkına verdiği sözleri dahi yerine getiremeyecek bir duruma düşmüştü. Bu durum Yunanistan’da süren krizin daha derin bir şekilde devam edeceğinin göstergesidir. SYRIZA’nın kazandığı seçimlerden bu yana vaat edilenin aksine halkın yaşam koşulları daha kötü hâle gelmiştir. Kemer sıkma politikaları, mezarda emeklilik, özelleştirmeler, işsizlik, pahalılık vs. Yunan halkı tam bir ekonomik ve siyasi mengenededir.

Evet, Yunan halkı mengeneye alınmış durumda ve bu mengeneden kurtuluşun yegâne yolu; sistem sınırlarını aşan, gerçek anlamda halka dayanan devrimci bir kalkışma ile emperyalist-kapitalist sistemle olan bağı kopartmaktı;[54] ancak bu SYRIZA ile mümkün değildi!

Çünkü SYRIZA’yı, “Seçimleri kazanmak ve iktidara teslim olmak” formülüyle tariflerken; “SYRIZA’nın Alman sermayesi ne isterse bunları sol söylemler kullanarak gerçekleştirdiğini, SYRIZA’nın NATO politikalarıyla da tam uyum içerisinde olduğunun”[55] altını çizen James Petras’ın da belirttiği gibi:

“Kuzey Amerika ve Avrupa solu SYRIZA’nın seçim başarısını kutladı çünkü onlara göre SYRIZA’nın iktidara gelmesi neo-liberal kemer sıkma politikaların sonu, istihdam rakamları, emekli maaşlarının düzenlenmesi, özelleştirmenin gözden geçirilmesi, hükümetin önceliklerinin yeniden yapılandırılması ve çalışanlara yabancı bankalar üzerinden daha iyi ödemeler yapılması gibi temel sosyal değişikliklerin başlangıcı demekti. Bu radikal reformların ‘kanıtı’ SYRIZA’nın vaatlerini sıraladığı ‘Selanik Manifestosu’dur.

Fakat seçimden hemen önce ve sonra SYRIZA’nın yöneticileri bütün temel değişikleri dışarıda bırakan ve yeni bir şey vadetmeyen üç temel karar sundular.

Birincisi ve en önemlisi SYRIZA, 350 milyar doları aşan yabancı borcu meşru kabul etti. Hâlbuki bu borçların çoğunun imzası Kleptokrat hükümet, yozlaşmış bankalar, iş dünyası, gayrimenkul sektörü ve mali çıkar amacı güdenler tarafından atılmıştı ve yine bu borçların neredeyse hiçbiri Yunan ekonomisini güçlendirecek, ilerde Yunanistan’ın aldığı borçları ödemesi için kaynak yaratabilecek üretim faaliyetleri veya önemli sektörler için harcanmadı.

Milyarlarca avro, yabancı banka hesaplarında ve gayrimenkullerde harcanarak heba oldu ya da ülke dışındaki tahvilat ve hisse senetlerine yatırıldı. SYRIZA bu ‘yasadışı’ borçların ‘meşruluğunu’ onaylayarak borçları ödemek için ne kadar ‘istekli’ olduğunu gösterdi. ‘Troyka’ da yeni kurulan SYRIZA hükümetinin baskılara, şantajlara ve ödenecek borçlar tarafından rehin alınmaya ne kadar da istekli olduğunu anladı.

İkincisi de, üsttekiyle paralel olarak, SYRIZA, AB ve Avro bölgesinde kalacağını temin etti. Bu da egemenliklerine ve bağımsız politikalarına gölge düşürmeyi kabul ettiklerini gösteriyor. Bu, aynı zamanda Troyka’nın emirlerine boyun eğeceklerinin de kanıtı. Troyka’nın boyunduruğu altına girdikten sonra SYRIZA’nın politikası müzakere etmek, tekrar müzakere etmek ve AB bankalarından daha fazla tek taraflı imtiyazlar istemekten öteye geçemeyecek. SYRIZA’nın Troyka’ya bu denli boyun eğmesi seçim programlarına ettikleri stratejik ihanetin ikincisi-ama sonuncusu değil.

SYRIZA popüler programlarına ihanetin devam edeceğini belli ettikten sonra sonra Troyka, taleplerini ve hâliyle uyuşmazlığı daha da arttıracak. Brüksel, SYRIZA’nın Yunan seçmenin gözünü boyayan sol retoriğini ve abartılı radikal söylemlerini pek dikkate almadı. AB bankaları da konu yeni borç anlaşmalarına gelince SYRIZA’nın yelkenleri suya indireceğinin farkındaydı. Bu arada Avro-Amerikan sol da SYRIZA’nın gerçekte ne yaptığına bakmadan onun bütün radikal retoriğine aldandı.

Üçüncü olarak, hükümet kurma sürecinde SYRIZA, NATO’nun Ortadoğu, Ukrayna’ya; İsrail’in ise Pakistan’a karşı sürdürdüğü acımasız kampanyaya yönelik askeri politikalara desteğin devam edeceğini göstermek için aşırı sağ, NATO yanlısı, yabancı ve göçmen düşmanı Bağımsız Yunanlar Partisi’yle (ANEL) koalisyon için görüşmelere başladı.

Son olarak Başbakan Tsípras’ın kabinesinde çoğunluğu sınıf mücadelesi vermemiş kişilerden oluşuyor. Daha da kötüsü kabinenin çoğu Troyka’nın zorbalığına itiraz etmeyen akademisyen ve Panhelenik Sosyalist Hareket’in (PASOK) danışmanları. Akademik ‘tecrübeleri’ genellikle teorik ‘savaş’la sınırlı hâliyle bu tecrübeler gerçek hayatta karşı karşıya gelinen saldırgan sömürgeci güçlerle boy ölçüşecek düzeyde değil”di![56]

 

II.1) SYRIZA=REEL-POLİTİKER PRAGMATİZM

 

Yakup Kepenek’in, “Yunan seçmeni SYRIZA’yı işbaşına getirerek yalnız bu ülkenin halkına değil, ideoloji yorgunu Avrupa’ya da yeni bir soluk aldırdı… SYRIZA, solun vazgeçilmez temel ideolojisinin gerçekçi bir yaklaşımla ekonomik çöküntüye sürüklenen bir ortamda günün koşullarına uyarlanmasıdır,”[57] formülasyonundaki reel-politiker pragmatizmle betimlenmesi gereken SYRIZA’yı; beklentilere göre ehven kabul etmek mümkün olsa da, doğru değil![58]

Her ne kadar ‘Queen’s Üniversitesi’nden Dr. Ali Rıza Güngen’in, “SYRIZA sosyal destekler ve devlet yatırımlarıyla yetinmeye kalksa dahi Avrupalı emekçilere büyük bir fırsat penceresi açılmış durumda. Ancak kapitalizmi aşmak ve özgürlükçü, eşitlikçi bir toplumsal sistem doğrultusunda adımların atılmasını sağlamak için hem Yunanistan’da hem Avrupa’da sürekli bir seferberlik hâlinde mücadeleye devam edilmesi gerekli,”[59] dese de; kazın ayağı öyle değildi.

Çünkü Anadolu’dan göç etmek zorunda kalan Pontus Rum bir ailenin çocuğu olan Yunanistan Sağlık Bakanı Panayotis Kouroublis’ın belirttiği gibi, “SYRIZA, barışın, demokrasinin, insan haklarının, sosyal, liberal hakların ve yüksek standartların olduğu, insanın değer gördüğü bir topluma inanıyor. SYRIZA, bütün dünyayı değiştirmek için çok küçük”![60]

Kendini böyle tanımlayan bir SYRIZA için abartılı beklenti(ler) aymazlığına düşenlere ne demeli?

Unutmamalıdır ki, “SYRIZA hükümetinin Yunanistan’ı avrodan kurtarmaya hazırlıklı olmadığı ortaya çıkar”ken;[61] “Yunan halkının, 2015’in ocak ayında büyük umutlarla iktidara getirdiği SYRIZA ve lideri Tsípras’a olan güvenini önemli ölçüde yitirmesi için 213 gün yetmişti”[62] Yorgo Kırbaki’ye göre…

Kolay mı?

Seyfettin Gürsel’in, “Korkulan olmadı. Radikal solcu SYRIZA hükümeti Troyka ile seçimden bu yana oynadığı poker partisini sonlandırarak uzlaşmayı seçti,”[63] dediği koordinatlarda; “Avrupa solu için başlangıçta yepyeni bir umut rüzgârı yaratan ‘SYRIZA modelinin’ aldığı yara bereyi gizlemiyordu… Temmuz 2015’deki çelişkili referandum hamlesi ardından dağılarak tuz buz oldu.”[64]

“İyi de bunlar niye” miydi?

Eğer SYRIZA manevrası olmasa, Yunanistan’da radikalizmin yükselişi daha kontrol edilemez ve tahripkâr bir biçimde cereyan edebilirdi…

SYRIZA hükümeti ile uluslararası toplum arasında yürütülecek müzakerelerle, Yunan halkını daha fazla radikalizme itebilecek şartların giderilmesi sağlanabilirdi ve öyle de oldu.

SYRIZA, adındaki “radikal” ifadesine rağmen “radikal sol bir parti” değildi.

Yığınların öfkesini, düzen içi gerçekçi bir çizgiye çekebilmişti.

“Reform” denilen; batı patentli tasarruf tedbirleri ve borç ödemeleri konularında müzakereye ve makul koşullarda uzlaşmaya yatkın konumdaydı ve “Mutedil radikal SYRIZA, Yunanistan için olduğu kadar AB için de bir şans”tı![65]

 

II.2) UNUTULAN “VAAT”LER

 

SYRIZA’nın, bir şeyler “vaat” ederek seçimleri kazandı.

“Vaat”ler SYRIZA’nın 15 Eylül 2014 tarihinde, bizzat Tsípras’nın açıkladığı ‘Selanik Programı’nda ortaya konuldu.[66]

 

SYRIZA HÜKÜMETİ NE YAPACAK?

MÜZAKERENİN ÇERÇEVESİ

Aşağıdaki amaçlar için derhâl parlamenter seçim ve güçlü bir müzakere vekâleti talep ediyoruz:

“Avrupa Borç Konferansı” çerçevesinde kamu borcunun sürdürülebilir olması için nominal değeri üzerinden büyük bir kısmının silinmesi. 1953’te Almanya için yapılmıştı. Güney Avrupa ve Yunanistan için de yapılabilir.

Borcun kalan kısmının geri ödemesinin bütçe fazlasıyla değil de büyümeyle finanse edilebilmesi için “büyüme şartının” getirilmesi.

Kaynakların büyüme için kullanılabilmesi amacıyla borç ödemede ciddi bir öteleme süresi verilmesi.

Kamu yatırımlarının İstikrar ve Büyüme Paktı kısıtlamalarından muaf tutulması.

Kamu yatırımları için Avrupa Yatırım Bankası’nın kaynak sağlayacağı yeni bir “Avrupa Anlaşması” yapılması.

Avrupa Merkez Bankası’nın, devlet tahvillerinin doğrudan satın alınması yoluyla parasal genişleme sağlaması.

Son olarak bir kere daha Nazi işgalcilerinin Yunanistan Merkez Bankası’ndan zorla aldığı krediler konusunun bizim için kapanmadığını açıklıyoruz. Ortaklarımız bunu biliyor. İktidarımızın ilk günlerinden itibaren ülkenin resmi görüşü olacak.

Bu plan temelinde, ülkemiz kalan borcu toplumu gelirden mahrum bırakacak faiz dışı fazladan değil de yeni zenginlik yaratarak ödeyebilsin diye borç sorununa toplumsal olarak uygulanabilir bir çözüm için savaşacağız ve bunu sağlayacağız.

Bu planla birlikte;

Kamu yatırımlarını derhâl en az 4 milyar € arttırarak

Memorandumun tüm adaletsizliklerini kademeli olarak tersine döndürerek

Tüketimi ve talebi arttırmak için emekli ve çalışan maaşlarını kademeli olarak arttırarak

Küçük ve orta ölçekli işletmelere istihdam için teşvikler sağlayarak ve çevre ve istihdam şartları karşılığında sanayinin enerji maliyetini sübvanse ederek

Geçtiğimiz yıllarda göç eden çok sayıda genç bilim insanını geri getirmek için bilgi, araştırma ve yeni teknolojilere yatırım yaparak

Refah devletini yeniden inşa ederek, hukukun üstünlüğünü yeniden sağlayarak ve liyakate dayalı bir devleti kurarak

toparlanması ve üretici bir şekilde yeniden inşa edilmesi için ülkeye güvenle rehberlik edeceğiz.

Müzakere etmeye hazırız ve Avrupa çapında en geniş olası ittifakları kurabilmek için çalışıyoruz.

İktidardaki Samaras hükümeti, bir kere daha kredi verenlerin kararları kabul etmeye hazır. Kurmaya önem verdiği tek ittifak, Alman hükümetiyle kurmak istediği ittifak.

Bu bizim farkımız ve çelişki de şu:

Bir SYRIZA hükümetiyle Avrupa çapında müzakere etmek ya da Samaras hükümetiyle kredi verenlerin Yunanistan’a dayattığı koşulların kabul etmek.

Müzakere etme ya da kabullenme

Büyüme ya da sıkı tasarruf

SYRIZA ya da Yeni Demokrasi

Müzakereler sonuçlanana kadar ne olacak?

Ulusal Yeniden İnşa Planı için: SYRIZA.

Sorumluluğu üzerimize alıyoruz ve bu nedenle müzakerenin sonucundan önce ve sonucunda ne olursa olsun iktidarımızın ilk günlerinden itibaren Memorandumun yerini alacak bir Ulusal Yeniden İnşa Planı için Yunan halkına söz veriyoruz.

Ulusal Yeniden İnşa Planı, toplumsal ve ekonomik çözülmeyi tersine çevirmek için, ekonomiyi yeniden inşa etmek ve krizden çıkmak dört ana noktaya odaklanıyor.

ULUSAL YENİDEN İNŞA PLANI’NIN 4 NOKTASI

1: İnsani krizle mücadele etmek

2: Ekonomiyi yeniden harekete geçirmek ve vergi adaletini sağlamak

3: İstihdamı yeniden sağlamak

4: Demokrasiyi derinleştirmek için siyasi sistemi dönüştürmek

  1. NOKTA: İNSANİ KRİZLE MÜCADELE ETMEK

Toplam öngörülen maliyet 1.882 milyar €

Öngörülen maliyeti 2 milyar € olan insani krize derhâl müdahale programımız, en kırılgan toplumsal tabakaya koruma kalkanı sağlamak için kapsamlı bir acil müdahaleler sistemi anlamına geliyor. 

Yoksulluk sınırı altında yaşayan 300.000 haneye aile başına ayda 300 kWh (yılda 3.600 kWh) ücretsiz elektrik. Toplam maliyet: 59.4 milyon €.

Geliri olmayan 300.000 aileye gıda desteği programı. Yerel yöneticiler, Kilise ve dayanışma örgütleriyle işbirliği içinde kamu koordinasyon idaresi yoluyla uygulanacak. Toplam maliyet: 756 milyon €.

Konut güvencesi programı. Hedef, başlangıçta 30.000 daire (30, 50 ve 70 m2) için m2 başına 3 € sübvansiyon sağlanması. Toplam maliyet: 54 milyon €.

  1. maaş olarak 1.262.920 emekliye verilen 700 €’ya varan Noel ikramiyesinin geri getirilmesi. Toplam maliyet: 543,06 milyon €.

Sigortasız işsizler için ücretsiz tıbbi yardım ve ilaç yardımı. Toplam maliyet: 350 milyon €.

Yoksulluk sınırı altında yaşayanlar ve uzun süreli işsizler için özel toplu taşıma kartı. Toplam maliyet: 120 milyon €.

Isınma ve dizel benzin üzerindeki özel tüketim vergisi düzenlemesinin iptal edilmesi. Haneler için ısınma bedelinin başlangıç için litre başına 1.20 €’dan 0.90 €’ya indirilmesi. Kazanç bekleniyor.

  1. NOKTA: EKONOMİYİ YENİDEN HAREKETE GEÇİRMEK VE VERGİ ADALETİNİ SAĞLAMAK

Toplam öngörülen maliyet: 6,5 milyar €

Toplam öngörülen kazanç: 3 milyar €

İkinci nokta ekonomiyi yeniden harekete geçirecek önlemleri merkezine alıyor. Öncelik gerçek ekonomi üzerindeki vergi baskısını azaltmak, yurttaşları mali yüklerden kurtarmak, likidite enjekte etmek ve talebi arttırmak.

Orta sınıfın ve vergi kaçırmayanların haddinden fazla vergilendirilmesi   yurttaşların büyük bir kısmını, doğrudan istihdam durumlarının, ne kadar küçük olursa olsun özel mülklerinin ve hatta intihar vakalarındaki belirgin artışın da kanıtladığı gibi fiziksel varlıklarının tehdit altında olduğu bir tuzağa düşürdü.

Devlete ve sosyal güvenlik fonlarına olan mali yükümlülüklerin 84 taksitte yerine getirilmesi için uzlaşı.

Öngörülen kazanç: 3 milyar €.

Yıllık olarak toplamayı düşündüğümüz gelir (borçlanılan toplamın yüzde 5 ile yüzde 15’i arasında) aşağıdaki tedbirlerle elde edilecektir: 

Banka hesapları, birincil konutlar, ücretler vb. ilgili davaların ve hacizlerin derhâl durdurulması, uzlaşı sürecinde olanlar da dâhil olmak üzere hepsine vergi borcu yoktur belgesi verilmesi.

Uzlaşı sürecinde olanlar da dâhil olmak üzere sıfır gelire sahip olan borçlulara yönelik haciz ve icra işlemlerinin 12 ay ertelenmesi.

Devlete olağanüstü mali yükümlülükler getiren anayasaya aykırı işleyişin yürürlükten kaldırılması.

Dava açabilmek için ön koşul olarak ödenmemiş borcun yüzde 50’sinin ön ödeme olarak alınması zorunluluğunun iptal edilmesi. Ön ödemeye hâkim tarafından karar verilecek ve borçlunun durumuna göre yüzde 10-yüzde 20 civarında olacak.

Yürürlükteki Birleşik Mülkiyet Vergisi’nin derhâl kaldırılması. Büyük mülkiyet üzerine vergi uygulanması. Metrekare başına oranların derhâl aşağıya doğru azalacak şekilde ayarlanması.

Öngörülen maliyet: 2 milyar €.

Bu vergi, yüksek bir vergiden muaf tutma barajıyla birlikte kademeli olacak. Lüks evler hariç, birincil konutlara uygulanmayacak. Ek olarak küçük ve orta ölçekli mülkleri içermeyecek.

12.000 €’luk yıllık gelir vergisi eşiği yeniden getirilmesi. Kademeli vergilendirmeyi sağlamak için vergi dilimlerinin sayısını arttırılması.

Öngörülen maliyet: 1.5 milyar €.

Dönmeyen kredilerin yeniden yapılandırılmasıyla bireyler ve işletmeler için borç ertelemesi.

Bu yeni erteleme düzenlemesi; şu anda yoksulluk sınırının altında bulunanlar tarafından alınmış olan borcun olay bazında değerlendirilerek silinmesi gibi bankalara, devlete ve sosyal güvenlik fonlarına olan toplam ödemenin borçlunun gelirinin 1/3’ünü geçmemesi için ödenmemiş borcun yeniden yapılandırılması genel ilkesini de içerecek.

Özel borçları ele alması için, “kötü banka” olarak değil ama hem bankalara ödemelerin gecikmesini takip edecek hem de varılan anlaşmaların uygulamasında bankayı kontrol edecek bir kamu arabulucu örgütü kuruyoruz.

Önümüzdeki günlerde SYRIZA, değeri 300.000 €’dan az olan birincil konutlar üzerindeki hak kayıplarının askıya alınmasını süresiz olarak uzatmak için bir yasa teklifinde bulunacak.

Yasa teklifi aynı zamanda, kredileri sağlama almak için krediler veya gayrimenkuller üzerindeki hakların banka olmayan mali kuruluşlara veya şirketlere satışını veya devredilmesini yasaklamayı da içerecek.

Özel amaçlı bankalar ve kamu yatırım bankası kurulması:

Başlangıç sermayesi: 1 milyar €

Asgari ücretin yeniden 751 € yapılması.

Sıfır maliyet.

  1. NOKTA: İSTİHDAMI YENİDEN SAĞLAMAK

Öngörülen maliyet: 3 milyar €

İki yıllık istihdamı yeniden sağlama planımızın sonucunda özel, kamu, sosyal olmak üzere ekonominin tüm sektörlerinde 300.000 iş yaratılması bekleniyor. Böylesi bir plan uzun süreli işsizliği, büyük ölçüde ekonomik büyüme yoluyla aşarak genç işsizler için olduğu gibi, 55 yaş üstü için de düşürecek. Planımız işsizlik sigorta

3.08.2016 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

ŞİİR İNCE İŞTİR; KALIN KAFALARA TESİR ETMEZ!

NURHAK AYAKTAYKEN “ÖLDÜ MÜ DENİR ONLARA”?!

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

MADIMAK’TA YAKILIP YIKILAN HEPİMİZDİK

SEVDİĞİ RENK MAVİ; TUTKUSU DA AŞK VE DEVRİMDİ

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

FUTBOL FELAKETİ

MAFYASIZ KAPİTALİZM OL(A)MAZ

BUGÜNDE ‘68/ ‘71’İ ANLAMAK

1830’DAN 1871’E -AVRUPA’DA- SINIF SAVAŞLARI

GENÇLİK(İM)DEN KALAN(LAR) FİKRET İLE TİMUR

NEFRETİN, AYRIMIN BOY HEDEFİ: ÖTEKİLEŞTİRİLEN ALEVÎ(LER)

İKTİSADÎ ÇÖKÜŞ, BEŞERÎ ÇÖZÜLME

1 MAYIS’A GİDERKEN

ANIN YAZARI: ADALET AĞAOĞLU

KARDEŞİM(İZ)İN “DAVA”SI (MI?)![*]

SAHNE (DURUŞU) PERFORMANSININ POLİTİKASI

YEDİ NOKTA YA DA YETER ARTIK

YAZMAK SERÜVENİNE BİR BAKIŞ

ÇİN DEYİNCE...

KLASİK MÜZİĞİN ÖNEMİ[*]

ÖZGÜRLÜK YERKÜREYİ KURTARIP, GÜZELLEŞTİRME UMUDU VE İRADESİDİR

KAHVERENGİ TONLU COVİD-19 GÜNLERİNDE (C)EZAEVLERİ

“İŞÇİ SINIFI” DEYİNCE

ANILAR, SESLER, ŞARKILAR

ÖZGÜR İFADE “HAZIR OL”DA DUR(A)MAZ

MİZAH/GÜLMECE ŞAH(LAR)I MAT EDER

DEDE EFENDİ’Lİ, İTRÎ’Lİ, LİMONCİYAN’LI KLASİK MÛSİKÎ

EKONOMİK VAZİYET(İMİZ) İLE BEŞERİ TABLO(MUZ)[1]

“ADINI SİZ KOYUN” 3

“ADINI SİZ KOYUN” 2

“ADINI SİZ KOYUN”

“AZ YAZIP ÇOK SÖYLEYEN” CEMAL SÜREYA

İSYAN SANCAĞINI YÜKSELTENLERİN KUŞAĞINDANDIR GENÇLİK

ÖRNEKLERİYLE -OLMASI GEREKEN- AYKIRI[*]

YAPITLARIYLA HAFIZALARDAN SİLİN(E)MEYEN AGNÈS VARDA

“ŞİMDİLERDE KARAMSARLIĞI DAHA İYİ ZAMANLARA BIRAKALIM”

GOMİDAS’LI HALK MÜZİĞİ(MİZ)

ŞAİRLER GALERİSİ

RUMLARA DAİR TARİH (B)İLGİSİ

GEÇMİŞTEN (BUGÜNDEKİ) GELECEĞE

IRKÇILIK/ FAŞİZM SUÇU

COVID-19 GÜNLERİNDE SORU(N)LAR, SORUMLUKLAR

V. İ. LENİN VE EKİM DEVRİMİ

HÂLÂ ONLARLAYIZ; ONLARDANIZ

“MED CEZİR”Lİ ‘ÇETİN’ KALEM

AYDIN DURUŞU VE SORUMLULUĞU

VATAN’IN F3’ÜNDE DÖRT GÜN

SORU(N)LAR, YANIT(SIZLIK)LAR

TRUMP KÂBUSU VE EMPERYALİST ABD

DOĞAN HIZLAN VESİLESİYLE ELEŞTİRİ VE YAZMAK ÜSTÜNE

BİR “İZMİRKOLİK”İN SERÜVENİ

TÜRKÜLER(İMİZ) VE BİZ

HAYALLERİMİZİ EMZİREN YAZMAK EYLEMİ

LAİKLİK ZARURETTİR

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR ( 2 )

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR

DOĞAN GÜNÜN OZANLARI

SURUÇ’UN 33’LERİ VE ONLARIN ÇAĞDAŞ AYDIN’I

ARKADAŞ(IMIZ) Z. ÖZGER

“DİNEN BİR FIRTINA”YI ANLA(T)MAK

“MODAYI BİLİP DE ONA KAPILMAYAN”DI AHMET OKTAY

ÖZLEMLERİN İSYAN ÇIĞLIĞIDIR ŞİİR

PINAR YOLDAŞA KALKAN ELLER KIRILIR

BİR SEVDADIR TİYATRO

ÖMER ŞERİF’İN OYUNCULUĞU

2020’NİN 18 MAYIS’INDA ONA DAİR

YER İLE GÖK ARASINDAKİ UYUM: KLASİK MÜZİK

6 MAYIS HAKİKÂTİ ÖLÜMSÜZDÜR

ÖLÜM ORUCUNUN 320. GÜNÜNDE İBRAHİM GÖKÇEK İÇİN

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020 ( 2 )

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020

ÖĞRENCİSİ OLDUĞUM ‘İNSANCIL’A DAİR

BUGÜNÜ VE SONRASI İLE COVID-19

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR ( 2 )

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR

UNUTAMADIĞIM FİLM(LER), YÖNETMEN(LER), OYUNCU(LAR

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ ( 2 )

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ

TARIM(IN) HÂL(LER)İ

KLASİK MÜZİĞİN FARKLI İKİLİSİ: MOZART İLE STRAUSS

AŞIKTI, “GARİP”Tİ, HALK DERVİŞİ NEŞET ERTAŞ

TARİH(İMİZ)E HAYRANLIKLA, MİNNETLE, SAYGIYLA

ÇOKSESLİ MÜZİĞİN DEVRİMCİ DEHASI BEETHOVEN

SİNEMAMIZIN DERVİŞİ: AYTAÇ ARMAN[*]

EYGİ VESİLESİYLE -BALIK HAFIZALILAR İÇİN- 50 YIL SONRA “KANLI PAZAR

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ! ( 2 )

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ!

KRİZ İLE GELEN(LER)

USTANIN KADİM DOSTU, YADİGÂRI BALABAN

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? ( 3 )

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? (2)

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR?

IŞIĞIN RESMİNİ ÇİZEREK, TARİHİ ZAPT ETMEK

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER ( 2 )

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ! ( 2 )

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ!

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ ( 2 )

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ…

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK) ( 2 )

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ ( 2)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ?!

HAS BİR TİYATROCU: CÜNEYT TÜREL

AHMET KAYA VARDI, VARDIR, VAR OLACAKTIR

KAVGADAN BESLENİP; ONU ÇOĞALTAN ŞİİRİN ŞAİRİ: ADNAN YÜCEL

33’LER İLE ÇAĞDAŞ’INDAN ÖĞRENDİKLERİM(İZ)[*]

ULUSLARARASI KAOSUN GELECEĞİ

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI ( 2)

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK ( 2 )

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK

KÖLELİĞE KARŞI MÜCADELENİN BİRLİĞİ İÇİN (YA DA “NE OLUYOR; NASIL; NE YAPMALI” MI?)

ELEŞTİREL ARABESK HİKÂYESİ

SÖZÜN MİLİTAN EYLEMİ; HAKİKÂTİN BEDELİ ÖDENMİŞ SÖZCÜSÜ

KIPIR KIPIR, NEŞE DOLU “DELİ KADIN”: AYŞEN GRUDA

CUMHURİYET İLE MÜZİK(İMİZ)

BAŞKALAŞANLARDAN DEĞİL, GELİŞENLERDENDİ GÜLRİZ SURURİ

KİTLE ÖRGÜTLERİ VE DEMOKRATİK İŞLERLİK

“SANAT UZUN, YAŞAM KISA”YDI MELİH CEVDET İÇİN

ZOR(UNLU) BİR MESELE: ALTERNATİF DEVRİMCİ-HALKÇI YEREL YÖNETİM

YAZDIĞINIZ YAŞAM YA DA SAFSATADIR!

HALKIN -BAŞKALDIRAN- ARZUHÂLCİSİ: YAŞAR KEMAL

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)[2]

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)

MAYIS KIZILLIĞINDA ‘71 KOPUŞU VE KAYPAKKAYA

BUGÜN(ÜMÜZ)DE FAŞİZM(LER)

SİNEMANIN MÜSTESNA İSİM: METİN ERKSAN

İNSAN OLMAK ZORKEN, ‘İNSAN’DI ZEKİ ALASYA

ÖLÜMSÜZLÜK BAĞLAMLI KIZILDERE(MİZ)

SAİT FAİK’İN DÜŞ(ÜNCE)LERİ

İSYANA DÖNÜŞ(EME)YEN İTİRAZ VEYA MÜSLÜM GÜRSES HİKÂYESİ (Mİ?

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 3 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 2 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF ( 2 )

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ) 2

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ)

DİZELERİYLE REFİK DURBAŞ ÖYKÜSÜ

AFORİZMALARDAN BUGÜN(ÜMÜZ)E UYARILAR

‘KEL MAHMUT HOCA’ + ‘YAŞAR USTA’ + ‘TURŞUCU KAZIM’ + ‘AYYAŞ EMİN’Dİ O…

hatırlamiyorum-nakaratlarina-hatirlatalim

“NETAMELİ BİR KONU”: ULUSAL SORU(N)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 3)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 2 )

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI

ABD EMPERYALİZMİ VE VENEZÜELLA 2019

AYKIRI DİZELER, ŞAİRLER

ÇEŞİTLİ VECHELERİYLE BEŞERİ (EKONOMİ-POLİTİK) KRİZ

“BÜYÜK FOTOĞRAFÇI”NIN GERÇEĞİ VE DRAMI

KRİZ “İMKÂN, TEHDİT VE KARAR” BİLEŞKESİDİR

İNSANI İNSANLAŞTIRAN DEĞERLER: AŞK, SANAT, BAŞKALDIRI, MÜCADELE

HİÇLEŞTİRİLME KAYGISINDAN ÖFKEYE SARI YELEKLİLER

68 HAREKETİ, MAYIS(IMIZ), KAYPAKKAYA VE 1971

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM ( 2)

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM

NBC SİNEMASI (MI?)

DÖRT GÜNLÜK “Bİ ŞEY”

ISINMANIN ÖTESİNDE -YANIYOR!- YERKÜRE

YEŞİLÇAM’LI TÜRK(İYE) SİNEMASI

YAZMAK EYLEMİNE MÜNDEMİÇ NOTLAR

SANAT (VE TİYATRO) İLE HAYAT

EYYAMCI DEĞİL, HER DEVİRDE İNSANDI TARIK AKAN

YIKA YIKA YARATARAK YAZMAK

SIRILSIKLAM BİR ÂŞIK: BEDRİ RAHMİ

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR) ( devam)

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR)

ÖNCESİYLE 15-16 HAZİRAN’DAN BUGÜN(ÜMÜZ)E

HAKKÂRİ’DEKİ PARİS’Lİ: FERİT EDGÜ

TİYATRONUN UNUTULMAZ İNSAN(LAR)I

KARL MARX İLE MARKSİZMİ

LATİN AMERİKA VE EDEBİYAT ve GRUP YORUM'la dayanışma videosunu

ÜTOPYALAR(IMIZ)IN TARİHSEL ZEMİNİ

TÜKETİLE(MEYE)N İNSAN(LIK

KAPİTALİST KENT(LEŞMEMİZ)İN HÂL-İ PÜR MELALİ

KRİZİN, SAVAŞIN, VAHŞETİN “YDD”Sİ

POLİTİK SİNEMA İHTİYACI BÜYÜRKEN

O SES PEŞİNDEN SÜRÜKLENEN YILDIZ KENTER

MART’IN 10 KIZIL KARANFİLİ (VE ANIMSATTIKLARI

“DERİN AŞKLARIN, BAĞLILIKLARIN, HASRETLERİN, ŞEFKATİN ŞARKILARINI SÖYLEDİ” YILMAZ GÜNEY

DEVRİMCİ BİR DERVİŞ: OKTAY ETİMAN

İTİRAZ EDEN MÜLKSÜZLER İÇİNDİR LE GUIN

İRAN SOKAKLARININ BAŞKALDIRISI

SAF IŞIĞIN, ŞEFFAF SİMGELERİN ŞAİRİ: TOMAS TRANSTRÖMER

KAPİTALİZM KİRLİDİR, KİRLETİR

HRANT’IN KOLEKTİF KATLİNİN ANATOMİSİ

OHAL’(LERİN)İN EKONOMİ-POLİTİK DÖKÜMÜ

ŞİMDİLERDE ŞİİRE DAHA ÇOK MUHTACIZ GİRİZGÂHI

İSYANCI ŞEYH BEDREDDİN GERÇEĞİ

ORTADOĞU SARMALI VE T.“C”

DÜŞÜN(ECEĞİZ), YAZ(ACAĞIZ), KONUŞ(ACAĞIZ), SUSMA(YACAĞIZ)![

FAŞİZM(LER)İN GÜNCELLİĞİ VE IRKÇILIK

AŞK -İNSAN(LIK)A DAİR- HER ŞEYDİR![

EKİM DEVRİMİ İLE TARTIŞMALI “TARTIŞMALAR”I

GÜNCELDEN TARİHSELE İŞÇİ SINIFI

KAPİTALİST İKTİDARIN EĞİTİM(SİZLİĞ)İ VE COĞRAFYAMIZ

YENİ(DEN) ‘68’İ ANIMSA(YALIM)

AN-KARA’DA BİR KIPKIRMIZI CUMARTESİ

GÜLTEN AKIN: KENDİ GİTTİ, ŞİİR(LER)İ KALDI

BOYACI HALİL’İN MÜŞFİK KENTER’İ

EMPERYALİST YERKÜREDE BARIŞ (YALANI) VE SAVAŞ (GERÇEĞİ )

SİNEMA VE YÖNETMEN(LER)

PARİS KOMÜNÜ(MÜZ) HÂLÂ GÜNCEL

KAPİTALİZM VE TARIM(IMIZ)

“DUYARLILIĞIN İNCELİĞİN ESENLİĞİN YAZARI”: OKTAY AKBAL

KAPİTALİZMİN YARATTIĞI TABLO MU DEDİNİZ?

ÖĞRENCİ HAREKETİNİN TOPLUMSAL MÜCADELEDEKİ YERİ VE ROLÜ

HAYAT(LAR)IMIZA DOKUNMUŞ BİR MÜZİSYEN: ATTİLLA ÖZDEMİROĞLU

ADALETSİZLİK KARŞISINDA DEVRİMCİ SANATIN KONUMU VE İŞLEVİ

KATLEDİLDİĞİMİZ SURUÇ’LA ÇOĞALDIK

ŞİİRE KOÇAKLAMA

ÖZGÜRLÜĞE MUHTAÇ VE MAHKÛMUZ!

AYDIN/ ENTELEKTÜEL MESELESİNE DAİR

ŞİİR GİBİYDİ JOHN BERGER

SEVDİKLERİMDENDİR ÜÇÜ BİRDEN

YAZMAYI YAZMAK YAPAN

BAHAR(LAR)IN HALKI: ROMANLAR

ESKİ(MEYEN) SESLER, TINILAR

ORHAN KEMAL: USTADIR, YERİ AYRIDIR, MÜHİMDİR

“CULPA VACARE MAXIMUM EST SOLATIUM”

UNUTUL(A)MAZLAR YA DA HATIRLAYIN ONLARI

FİRARİ YAŞAM(IN)IN YAZMAK EYLEMİ

15’LER DAİR: GEÇM(EM)İŞ BUGÜNÜ(MÜZÜ)N ÖNSÖZÜDÜR !

SATIRLARDA AKAN YAŞAMIN BİLGELİĞİ

İNKÂRA ORTAK OLMA(K)!

“EVET”(İN EKONOMİSİN)E HAYIR!

ALAYINA İSYAN: “EVET”İN REFERANDUMU’NDA “HAYIR”![

“ÖZGÜRLEŞME DİLDE BAŞLAR”[

İNSAN(LIK), ONA İNANAN ŞAİR(LER)İN ŞİİR(LERİN)E MUHTAÇ

ALAYINA İSYAN, HEPSİNE “HAYIR”![

EKİM’İN 100. YILINDA KAVRAMLAR, GERÇEKLER

ZULA(NIZ)DAKİ ŞİİR, MAVZER(İNİZ)DEKİ MERMİ GİBİDİR

İKTİDAR, EĞİTİM, ÜNİVERSİTELER VE GENÇLİK

AKP’NİN -KAPİTALİZM PATENTLİ- ÇEVRE PRATİĞİ

“TEKÇİLİK” GÜZERGÂHINDA NEYİ, NASIL YAPMALI?

KÖTÜLÜK(LER) TABLOSU MU? “PANTE REI”![

ŞEYH BEDREDDİN: “SÖZÜ, BAKIŞI, SOLUĞU ARAMIZDAN ÇIKIP GELECEKTİR

UMUDU -TÜKETMEDEN- ÇOĞALTANDI SENNUR SEZER

“KIRIK MOZAİK”(İMİZ)İN PARÇASI SÜRYANÎLER

ORTADOĞU: BÜYÜK FOTOĞRAF İLE “KÜÇÜK” AYRINTI(LAR)

“İNSANLIK HÂLİ”NİN TERCÜMANI: FRANZ KAFKA

RESİM “SÜS” YA DA “AKSESUAR” DEĞİLDİR, OLAMAZ!

FUTBOL: GERÇEK VE BAĞINTILARIYLA TARTIŞALIM MI, TARTIŞMAYALIM MI?

EKİM’İN LENİN, LENİN’İN EKİM DESTANI

EGEMEN KLİKLER ARASI HESAPLAŞMA VEYA 15 TEMMUZ’UN ŞECERESİ[*]

SİYONİZM KARŞISINDA FİLİSTİN İLE ARAFAT’I[*]

ZEKÂ, YARATICILIK KADAR YÜREKLİLİKTİR KARİKATÜR(İST)[*]

BARIŞ (=HAYAT) İLE SAVAŞ (=ÖLÜM) HÂLİ[*]

TARTIŞILAN ASLÎ SORU(N) ÖZGÜRLÜKTÜR[*]

EGE MAVİSİNİN -HALİKARNAS- BALIKÇISI[*]

101. YAŞINDA AZİZ NESİN USTA[*]

68 BAŞKALDIRISI VE ÖĞRENCİ HAREKETİ[1]

“ÇORUMLU ‘BAUDELAİRE’PEREST”: SAİT MADEN[*]

KARAR VERİN: “SİZİN MUHAMMED ALİ’NİZ HANGİSİ?”[*]

HAYAT VE SANAT = GENÇLİK VE MÜCADELE[1]

GİDEN(LERİN) İKİ(SİN)DEN KALAN(LAR)[*]

BAŞYAPITI ‘GABO’NUN KENDİSİYDİ, HAYATIYDI[*]

YAZMAK EYLEMİNİN KADINLARI[*]

MİLLİYETÇİLİK VİRÜSÜ VE FUTBOL[*]

ANAYASA, BAŞKANLIK SİSTEMİ VE LAİKLİK[*]

33’LER SURUÇ’TUR; BİZ 33’LERİZ![*]

“GEZİ”(/HAZİRAN) SANATI[*]

YENİDEN -VE BİR KEZ DAHA- FAŞİZM[*]

TÜRK(İYE) PATENTLİ PANOPTİKON HÂLİ[1]

ÇÖZÜLME, PARÇALANMA VE KUTUPLAŞMA GÜZERGÂHINDA[*]

DİK DURAN NİKBİNLİK: SABAHATTİN ALİ[*]

AŞKLARIN, KAVGALARIN, BARUT KOKAN DİZELERİN ŞAİRİ: HASAN HÜSEYİN[*]

SOYKIRIMDAN SÜRGÜNE ÇERKESLER[*]

44 YIL SONRA ONLAR YANİ SONSUZLAR[*]

AŞK, TRAVMA, TOPLUMSAL İNŞA VEYA DEVRİM, KAPİTALİZM, SOSYALİZM[1]

PEKİYİ YA İSYANCI KAZIM’DAN SONRA BİZ?![*]

TARİHSELDEN GÜNCELE İBRAHİM KAYPAKKAYA[1]

HAYATI ÖRGÜTLEYEN AŞKINLIKTIR SANAT (İLE TİYATRO)[*]

KAPİTALİZMİN “ÇEVRE”Sİ YA DA EKOLOJİK KÂBUS![1]

BUGÜN(ÜMÜZ)DE ENTELEKTÜEL, EĞİTİM, AKADEMİ[*]

MÜLKİYET, İKTİDAR, DEVLET (=DEMOKRASİ) VE…[1]

RADİKAL SOSYALİZM HÂLÂ GÜNCEL!

2015 1 MAYIS’INDAN 2016’YA YİNE, YENİDEN, ISRARLA TAKSİM!

KIZILDERE TARİHİ(MİZ) HEPİMİZİNDİR[1]

KÜLTÜREL YOZLAŞMA KARŞISINDA DEVRİMCİ SANAT[1]

KOMÜN’DEN EKİM’E ESKİ(MEYEN) SOSYALİZM

YALNIZLIĞIN ÇOĞUL SENFONİSİ: SAİT FAİK ABASIYANIK[*]

SAVAŞIN BATI CEPHESİNİN SORU(N)LARI İLE “DOĞU”[*]

ORTADOĞUDA T.CNİN HÂLİ VE ROJAVA

SANATIN SINIFI VEYA SANAT SİYASAL VE SINIFSALDIR

ORTADOĞUNUN KANAYAN YARASI FİLİSTİN

VERİLERİYLE DEMOKRASİ (MÜCADELESİ) VE DÜZEN(SİZLİK) ÜZERİNE

FAİLİ MEÇHUL -OLMAYAN- KAYIP(LAR)

80'Lİ YILLAR = İNSAN(SIZLIK) + UMUT(SUZLUK) + EYLEM(SİZLİK)

ERMENİLERİN BUGÜNÜ=HRANT+KAMP ARMEN

KÜRTLER VE ORTADOĞU

chavez venezüella'sında ne(ler)oluyor? bolívarcı halkçılık mı, sosyalizm mı