SORU(N)LARI İLE 15 TEMMUZ

Sibel ÖZBUDUN

SORU(N)LARI İLE 15 TEMMUZ

Tarih, kurgular değil, sınıf mücadeleleri ekseninde olgular üzerinden yazılır. Ancak coğrafyamız Türkiye’de tarihi egemen manipülasyonun kurguları üzerinden çarpıtmak bir alışkanlık hâline geldi. Tıpkı 15 Temmuz’a ilişkin yapıldığı gibi…

İş bu nedenle darbe girişimini anlamak, anlatmak için öncelikle 15 Temmuz’a dair yalanları deşifre etmek “olmazsa olmaz”dır…

Muammalar toplamı olarak tanımlanması mümkün darbe girişiminin bir felaket olduğu su götürmez. Ne var ki, bunu fırsata çevirenler, darbecilerin yetişmesine elverişli ortam ve koşulları hazırlayanlardan başkası değildi; bunu da unutmamak gerek.

Evet, darbe girişimiyle ilgili olarak çok şey yazılıp çiziliyor. Kimileri bunun son derece acemice olduğunu, kimileri ise tam tersini düşünüyor. Ancak henüz açığa çıkmamış bir nedenle erken patlamış, belki de patlatılmış bir girişim olması en güçlü ihtimal…

Kaldı ki “15 Temmuz FETÖ darbesi epey zamandır geliyorum diyordu.”[2] Bu bir “sır” ya da “sürpriz” değildi…

“15 Temmuz darbe girişimi hakkında hazırlanan polis fezlekesine göre darbenin altyapısı için çalışmalar 2016 Ocak ayında başlatıldı. Eldeki verilere göre, 8 Temmuz’da TSK içinde darbenin dumanı çoktan tütmeye başlamıştı.”[3]

ABD iltisaklı Fethullah Gülen Cemaati (FGC) tarafından gerçekleştirilen girişim üzerinden yıllar geçse de; FGC’nin siyasi ayağına ilişkin herhangi bir inceleme yapılmadı; yapılamadı. Yani muammalar, soru(n)ları ile hâlâ yerli yerinde!

Mehmet Y. Yılmaz’ın, “Darbe girişimi kışlada önlenebilir miydi?”[4]

“Darbe girişimini neden önleyemediler?”[5]

“Darbe girişimi önlenebilir miydi?”[6]

Veya “15 Temmuz günü darbeye kalkışılacağına ilişkin çok emareler belirdiğini artık biliyoruz. Binbaşı H.A.’nın MİT’e gidip darbe girişimini haber vermesinin dışında, saat o sırada 14.45 idi, başka emareler de vardı. Bunlara yönelik bir soruşturma başlatıldı da ben mi duymadım acaba?”[7] türünden soru(n)lar ile betimlenen darbe girişimini tarihçiler, siyaset bilimciler, hukukçular vd’leri farklı açılardan ele alıyor, irdeliyorken; gerçekleri tam olarak öğrenebildik mi?

Hayır!

Ortalık “komplo teorileri”nden “efsaneler”den geçilmese de,  muğlâk noktalar, ilginç soru(n)lar hâlâ yanıtlarını arıyor ve bulabilmiş de değil!

 

GENEL ÇERÇEVE

 

Hemen belirtelim: 15 Temmuz’da yaşanan darbe girişimi bir sonuçtu.

Siyasal İslâm’ın iktidarda güç paylaşımı için yaptığı mutabakat sınıra dayanmıştı. Liberaller işlevlerini yitirmiş, ideolojik açıdan kullanışlılar devre dışı bırakılmıştı. İktidar paylaşımı artık açıkça zorlama gücünün kimin denetiminde olacağı konusunda düğümlenmişti. “Ne istediler de vermedik” düzeni, AKP ile FGC arasındaki ittifakı geri dönülemez bir iktidar savaşına sürüklüyordu.

AKP, yeni bir rejimin inşasında engel olarak gördüğü yapıları tasfiye ederken FGC örgütlenmesinden yararlanmış; FGC yapısı ise iktidarın önünün açılmasında sahip olduğu etkinin özgüveniyle, “gerçek iktidar benim” vesayetçiliğini bu kez AKP üzerinde sınamaya çalışmıştı. 15 Temmuz, bu çatışmanın son aşamasıydı.

Darbe girişiminin sorumlusu FGC’nin, devlet içinde yaklaşık yarım asırdır örgütlenme faaliyeti yürüttüğü biliniyor. Ama darbeye kalkışacak güce AKP döneminde ulaştığı da bir gerçek. AKP ve FGC arasındaki “zoraki nikâh” 17-25 Aralık soruşturmaları ile bozuldu. Bu süreçten sonra başlayan ‘düşmanlık’, Türkiye’yi hâlâ soru işaretleri ile dolu 15 Temmuz gecesine taşıdı.

15 Temmuz gecesi başarısız bir darbe girişimine tanık olduk. Darbe girişimiyle ilgili yapılabilecek en doğru tespit ortalığa saçılan birçok bilgiye rağmen hâlâ karanlık yanlar barındırdığıdır.

Darbe girişiminin daha ilk anından itibaren FGC kadrolarına yönelik başlatılan büyük gözaltı, tutuklama, tasfiye harekâtı, zamanla içine  tüm muhalifleri alarak genişletildi. Başta asker, polis, yargı mensubu, akademisyen ve öğretmen olmak üzere binlerce kişi kamu kurumlarından tasfiye edilirken, 40 bini aşkın kişi de “darbe şüphelisi” olarak tutuklandı.

Ancak darbe gecesi neler yaşandığı, öncesiyle sonrası ile neler olduğu ve soruşturmanın içeriği hakkında kimse kesin bilgiye sahibi değil. Darbe kalkışmasının saatinden, bir binbaşının ihbarına rağmen Milli İstihbarat Teşkilâtı’nın (MİT) zaaflarına dek herkesin kafasında kuşkulara yol açan birtakım sorular hâlen cevapsız. Birbiriyle çelişen iddia ve ifadeler yanında yalanlanmayan iddialar ve cevapsız kalan soru(n)lar darbe kalkışmasının, AKP ya da Erdoğan’ın gücünü arttırmak için hayata geçirdiği bir senaryo olduğu kuşkularını öne çıkarıyorken; iktidar, “kandırıldık”, “Allah affetsin” dedi. Geçmişe dair, yaşananlardaki kendi payını görünmez kılmaya çalıştı. Bir yandan da devlette ve toplum üzerinde sahip olduğu gücü mutlak hâle getirmek için adımlarını hızlandırdı.

Özetle darbe girişiminin hemen ardından ilan edilen kanun hükmünde kararnameler (KHK) ile devlet restore edilirken; yeni rejim inşasına hız verildi.

 

NEDİR, NE OLDU?

 

Kadir Cangızbay’ın, “Zekeriya Öz’e kendi zırhlı arabasını tahsis eden, ‘Ben bu davaların (Ergenekon vb…) savcısıyım’ diyen ‘FETÖ’cülükten yargılanmadıkça Türkiye’deki devlet hiç kimseyi yargılayamaz. 15 Temmuz, bir tertiptir: Kanmayalım,”[8] notunu düşerken; Selahattin Demirtaş’ın da, darbecilerin AKP içerisinden milletvekili, bakan düzeyinde güçlü bir destek almış olma ihtimalinin çok fazla olduğunu ileri sürdüğü[9] darbe girişiminin hakikât(ler)i özetle şöyledir:

1) Darbe girişiminin bir “istihbarat zafiyeti” eseri olduğu şehir efsanesidir. Birincisi, darbenin başı olduğu iddia edilen “Cemaat”, 2 Ocak 2015’teki MGK toplantısında “iç tehdit” olarak Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne resmen dahil edilmiştir, takip altındadır. “Cemaat”in TSK’de kendisine bağlı olmayan unsurlara açılmaksızın bir girişim başlatması, darbe mantığına aykırıdır. İkincisi, devlet güvenliğinin yanısıra 10 milyonu aşkın üyesiyle bütün AKP teşkilâtınca da gözetim altında tutulan “Cemaat”in attığı ilk adımda devletin kontrolüne girmemesi de devletin olağan işleyişine aykırıdır. Üçüncüsü, “istihbarat zafiyeti”nin başlıca sorumlusu olsalar cezalandırılmaları gereken MİT ve Genelkurmay başkanlarının ödüllendirilmeleri, “zafiyet” hikâyesinin bizzat onu anlatanca tekzibidir.

2) 15 Temmuz öncesinde bir yıl boyunca hem uluslararası hem iç basında “Cemaat” darbesi hazırlığı söylentileri ayyuka çıkmış, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları hükümete bağlılık açıklamak zorunda kalmıştır. Bu açık istihbarat devlet işleyişinin doğası gereği TSK ve güvenlik aygıtlarının otomatik olarak teyakkuza geçmiş olmasını gerektirir.

3) Darbe girişiminin, TSK, yargı ve emniyette muhtemel geniş çaplı tasfiye haberleriyle kızıştırıldığı ve hazırlıkların adım adım izlendiği, ‘Türkiye’ gazetesi yazarı Fuat Uğur’un 2 ve 21 Nisan 2016 tarihli köşe yazılarında en ince ayrıntısına kadar ifşa edilmiştir. Darbecilerin buna rağmen girişimi sürdürmüş ve harekete geçmiş olmaları önlerinin kesilmek yerine açıldığını, cesaretlendirilip teşvik edildiklerine kanıttır.

4) Cumhurbaşkanı ve hükümet, öne geçerek başarısızlığa mahkûm kıldıkları darbeden bir olağanüstü hâl (OHAL) gerekçesi olarak yararlanmayı; OHAL’i Başkanlık Rejimi’ne geçiş için bir sıçrama tahtası olarak değerlendirmeyi; OHAL kararnameleriyle yeni rejimin yolunu döşemeyi planlamışlar ve darbenin olgunlaşması ve bastırılması için pusuya yatmışlardır.

5) Darbe silahsız sivil direnişle değil, harekete geçirilen birliklerin kışlalarından çıkar çıkmaz hükümete sadık birliklerce ezilmesiyle durdurulmuştur. Belediyelerin iş makineleriyle kışlalar önünde kurdukları barikatlar, silahsız ve eğitimsiz toplulukların polis merkezlerinden darbe karargâhları üzerine sevk edilmesi, AKP örgütünün darbe sırasında rol üstlenmek üzere taktik hazırlığa sahip olduğunun göstergesidir.

6) AKP, darbeyi daha başlamadan; yüzlerce insan hayatını kaybetmeden, sıradan erler ve harp okulu öğrencilerinin hayatları karartılmadan bastırabilecek tanık ve kanıtlara sahipti. Hükümet, diktatörlüğün alt yapısını oluşturacak politik momentumu kazanmak ve siyasi rakiplerinin yanı sıra başkanlık rejimine muhalif kadroları idareden, akademiden, medyadan ve sivil toplumdan tasfiye için kaosun doğmasına izin vermiş ve kendi yarattığı kaostan “düzen kurucu” rolünü üstlenerek çıkmıştır.

7) “15 Temmuz demokrasinin kurtuluşu” anlatısı diktatörlüğün düğünüdür, “bir yaz gecesi rüyası”dır: Hanedanın yüzünü güldüren bu rüya özgür ve dürüst bir hayat düşleyen iyi ve sade insanların her gününü geceye çeviren bir kâbustur.[10]

Devam edersek: Mehmet Tezkan’ın, “Devletin içinden şeytanın çıktığı gün”;[11] Uğur Dündar’ın, “Kontrolsüz bir darbe girişimi”[12] diye betimlediği 15 Temmuz bir iktidar savaşı özetidir. Taraflardan birinin, diğerini “hile yolu” ile pusuya düşürdüğü bir iktidar savaşı!

Ayrıca coğrafyamızdaki tüm darbeler gibi 15 Temmuz da emperyalizmin özenle besleyip büyüttüğü karşıdevrimcilerin eseridir; başlangıcı ve sonuçları itibariyle…

15 Temmuz’dan bu yana, KHK’lerle, darbe ile uzaktan yakından ilgisi olmayanların da işlerinden edildiğini, darbe girişiminin muhalifleri susturma fırsatına dönüştüğünü gördük… Yargının ve mahkemelerin tarafsızlığına, bağımsızlığına güven sıfırlanmış durumda…

15 Temmuz’la ilgili hâlâ pek çok soru işareti varken; sonrasında da OHAL altında geçen iki yılda Başkanlık sisteminin önündeki bütün engeller kaldırıldı ve yeni sisteme getiren yolun taşları döşendi.[13]

251 kişinin hayatını kaybedip, 2 bin 194 kişinin yaralandığı 15 Temmuz darbe girişimi ile 21 Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL 18 Temmuz 2018 günü sona erdi. OHAL toplamda 7 kez uzatılarak 2 yıl sürdü…

OHAL döneminde 37 KHK çıkarıldı. OHAL kapsamında çıkarılan KHK’ler ile 131 bin 922 “tedbir” gerçekleşti. OHAL’de en az 125 bin 678 kamu görevlisi ihraç edildi, 270 kişinin öğrencilikle ilişiği kesildi, 2 bin 761 kurum ve kuruluş kapatıldı, 3 bin 213 personelin rütbesi alındı…

OHAL sürecinde toplam 204 medya kuruluşu kapatıldı. Kapatılan 179 medya kuruluşu arasında 53 gazete, 37 radyo istasyonu, 34 televizyon, 29 yayınevi, 20 dergi ve 6 haber ajansı bulunuyordu…

2 yılda 6 bin 81 akademisyen ve üniversitelerin idari kadrosundan bin 427 personel ihraç edildi, bu ihraç kararlarından 185’i kaldırıldı…

234 bin 419 pasaport iptal edildi…

OHAL sonrası 2 bin 49 TSK personeli ihraç edildi, 176 emekli askerin rütbesi geri alındı…

500 bini aşkın kişi gözaltına alındı, 30 binden fazla kişi tutuklandı…[14]

 

FGC İLE AKP SİMBİYOZU

 

Darbe girişimi (bugünlerde “FETÖ” denilen!) FGC ile AKP simbiyozu kavranmadan yerli yerine oturtulamaz!

Evet, 2013’te AKP’nin, “Darbe” diye nitelediği rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarıyla FGC ile ittifakı berhava oldu olmasına da; bunun bir evveli ve sonrası vardı!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “paralel yapının kendisini aldattığını” belirttiği[15] FGC’ne ilişkin bakın kimler neler dememişti ki…

Bülent Arınç: “Milyonlarca insan, şu anda gözyaşı dökerek bizi izliyor. Bunların arasında biri var ki, gurbette, tek başına, hüzünle bizi seyrediyor. Televizyonun başında bizi izleyen o güzel insana teşekkür borcumuz var”...

Binali Yıldırım: “Türkçe sevgi dilidir, barış dilidir. Yunus’un dilidir. ‘Aç herkese sineni aç, onun gibi ilâç’ diyen Fethullah Gülen Hocaefendi’nin dilidir”...

Ahmet Davutoğlu: “Cemaat’in hedefleriyle, Türkiye’nin hedefleri tamamen örtüşüyor”...

Hüseyin Çelik: “Cemaat devleti ele geçirmiş, devlete sızmış filan, bunlar kargaları güldürür”...

Bekir Bozdağ: “Bu yolu açan, bu ateşi yakan, bu fikri veren muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’ye gönül dolusu saygılar gönderiyorum. Kendisine çete diye hitap edilmesi büyük haksızlıktır; vicdansızlıktır”...

Süleyman Soylu: “Aynen 28 Şubat gibi, aynı 12 Eylül öncesi gibi senaryodur. Derin devlet harekete geçti. Cemaati döverek, cemaate saldırarak, Türkiye’nin değişim yönünü etkilemeye çalışıyorlar”...

Faruk Çelik: “İnsan merkezli bir hizmeti esas alan insanlara, ‘Hizmetinizi durdurun’ denir mi? Aksine teşvik edilir, desteklenir, elden ne geliyorsa o katkı sağlanır. Bu gerçeği görmemek ferasetsizliktir”...

Recep Akdağ: “Hayatı insanlığa hizmetle geçmiş bu büyük zat için suçlamalarda bulunmak, son derece çirkindir; kara lekedir. Fethullah Gülen Hocaefendi, hayatının her döneminde tertemiz kalmış bir kişidir. Kendisine şükran borçluyuz”...

Hüseyin Kocabıyık: “Fethullah Gülen Hocaefendi son 1000 yılın en büyük Türk büyüklerinden birisidir. Evrensel Türk Rönesans’ını başlatan Türk mucizesidir. Shakespeare gibi evrenseldir. Ona düşmanlık edenlerin utanması gerekir”...

Melih Gökçek: “Terbiyeni takın, Fethullah Gülen’e “Feto” diyemezsin. Özür dile”...

Recep Tayyip Erdoğan: “MHP’nin Fethullah Hocaefendi’ye saldırısı, bana göre ihanet derecesindedir. Hiç ahlâki değil; çok çirkin. Yani Hocaefendi işi gücü bırakmış da MHP ile mi uğraşıyor? Bir defa, onun bulunduğu makam böyle bir şeye müsaade etmez. Çok çok çirkin. Çok ayıp. Ben bunu ihanet derecesinde kınıyorum”...[16]

Sözünü ettiğimiz evvele dair daha da fazlası var. Ancak bu kadarı yeter de artar bile…

Sonrasına gelince: AKP ile birlikte iktidar olan Cemaat’in, “Ne istediler de vermedik” diyen AKP ile ittifakı bozulduktan sonra giriştiği 15 Temmuz darbe kalkışması ile Erdoğan’ın “Allah’ın lütfu” diye niteliği bu girişimden sonra AKP iktidarı, 20 Temmuz’da OHAL ilan etti ve TBMM’yi devre dışı bırakarak ülkeyi KHK yönetmeye başladı.

Böylesi bire evveliyatın sonrası kimilerine “şaşırtıcı” gelse de, kanımızca olanlar eşyanın tabiatıyla uyumludur…

Çünkü 15 Temmuz’un evvelinde AKP’nin kamu bürokrasisindeki zayıflığını FGC’nin kadroları telafi ediyordu. 2010 referandumu örneğinde görüldüğü üzere, başta yargı olmak üzere devlet aygıtının neredeyse bütün mekanizmaları adım adım FGC’nin kontrolüne geçiyordu. Ayrıca Cemaatin çok daha önce liberal aydınlarla kurduğu ilişkiler, bu isimlerin AKP ile FGC arasındaki koalisyona desteğini beraberinde getiriyor, iktidarın meşruiyeti bu isimlerin yazıp çizdikleri üzerinden üretiliyordu: AB ile ilişkiler, Ergenekon süreci, referandum, “yetmez ama evet”, “Kürt sorununa çözüm” gibi… Hepsi toplumsal rıza üretiminin bir parçası olarak gündeme getirildi ve hepsinde FGC güdümlü neo-liberaller ciddi bir rol oynadı.

Eski rejimin tasfiyesi ve devlet aygıtının ele geçirilmesi ortaklar arasında bir egemenlik savaşının başlamasına yol açtı. Devletin, kurumların, polisin, ordunun, rantın nasıl paylaşılacağı sorusu ortaklar arası bir mücadeleye dönüştü. MİT Başkanı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılması, eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un tutuklanması, Roboskî Katliamı, dershanelerin kapatılması, sonrasında da17-25 Aralık bu mücadelenin tezahürleriydi.

Ve denilebilir ki 17 Aralık 2013’de AKP-C koalisyonu resmen sona erse de; bunun inkârı ve tevili mümkün olmayan evveli vardı!

  1. i) Darbe girişiminin ardından tutuklanan ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanıp serbest kalan eski HSYK Başkanvekili Ahmet Hamsici 31 sayfalık ifadesinde, 2010’da 160 Yargıtay üyesinin belirlendiği seçim öncesi Fetullah Gülen’in HSYK üyelerine, “En az 140 üye alın” talimatı verdiğini söyledi.[17] Hamsici’nin anlatımına göre dönemin Adalet Bakanlığı Müsteşarı Ahmet Kahraman, Yargıtay’a seçilecek 160 kişilik listeden 140 kontenjan isteyen cemaat mensubu HSYK üyelerine, “Aranızda anlaşın, baştan ortaklığımız bitmesin” demiş.[18] Söz konusu itiraflar Yargıtay üyeleri seçimi için kıran kırana pazarlık yapıldığını ortaya koydu…
  2. ii) “FETÖ” üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanan eski HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur, savcılığa verdiği ifadede yargıdaki Fethullahçı yapılanmayla ilgili o dönem MİT’ten veya diğer devlet kurumlarından kendisine bir uyarının gelmediğini, 7 Şubat krizi sonrası görüştüğü MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da kendisine bir bilgilendirme yapmadığını kaydetti. Yargıtay’a 2011’de atanan 160 üyeden cemaate 110 kontenjan ayrılmasını konusunda Fethullah Gülen cemaatine mensup yüksek yargı üyeleriyle anlaşmayı hükümetin istediğini kabul etti…[19]

iii) Eski TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, döneminde kuruma alınan 435 kişinin 368’inin ‘FETÖ’den ihraç edilmesiyle ilgili verdiği ifadede, “Samanyolu TV’den TRT’ye geçenleri AKP yanlısı diye işe aldıkları”nı söyledi...[20]

  1. iv) Kemal Kılıçdaroğlu, AKP içinde ByLockçu milletvekillerinin bulunduğunu söyledi…[21]
  2. v) Darbe girişimiyle ilgili soruşturmaların en tartışmalı noktası “siyasi ayağı kim” sorusu oldu… MİT’ten savcılıklara gönderilen ByLock listelerinde hiçbir bakan, milletvekili ve büyükşehir belediye başkanı gibi üst düzey isimlerin yer almaması dikkat çekti. CHP, ısrarla darbenin siyasi ayağının saklandığını ve ortaya çıkarılması gerektiğini savundu. Yargıda bazı savcılar, siyasi ayağa dokunan araştırmalara girmek istedi. Ancak girişim geri teperek, savcıları koltuğundan etti. Örneğin 15 Temmuz çatı iddianamesini hazırlayan Başsavcı Vekili Necip Cem İşçimen, FETÖ’nün TSK’yi ele geçirmesinde iktidarın sorumluluğuna işaret eden ifadeler kullanınca iktidarın hışmına uğradı. Önce görevden alınan İşçimen, ardından Yargıtay’a düz savcı olarak sürüldü. FETÖ ile ilgisi olmayan muhalifleri bu kapsamda soruşturan yargı, 17-25 Aralık olayından önce FETÖ’yü açıkça öven, hatta Gülen’i Pensilvanya’da ziyaret eden AKP’lileri görmezden geldi…[22]
  3. vi) AKP’de birinci derecede yakınları FETÖ veya 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili gözaltına alınan, tutuklanan veya kamudan ihraç edilen milletvekilleri ve parti yöneticileri şöyle:

vi/1: AKP Kilis Milletvekili Mustafa Hilmi Dülger’in kardeşi Hasan Haluk Dülger Konya’daki FETÖ operasyonu ile tutuklandı. Dülger, Necmettin Erbakan Üniversitesi’nde öğretim üyesiydi…

vi/2: TBMM İdare Amiri, AKP Hatay Milletvekili Orhan Karasayar’ın kardeşi İsa Karasayar, Hatay’da FETÖ kapsamında gözaltına alındı. Karasayar’ın arasında bulunduğu 5 kişi, FETÖ üyeliği iddiasıyla 6 Ekim’de tutuklandı…

vi/3: Yalnızca milletvekillerinin kardeşleri tutuklanmadı. AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin kardeşi, Genelkurmay Stratejik Dönüşüm Dairesi Başkanı Tümgeneral Mehmet Dişli, 15 Temmuz darbe teşebbüsünden tutuklandı. Dişli, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ı darbeye katılması konusunda ikna etmeye çalışmış, Akıncılar’a götürülürken de ona refakat etmişti. Yine Akar’ın darbecilerin elinden kurtulduktan sonra bindiği helikopterde Dişli de vardı…

vi/4: AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın damadı işadamı Ömer Faruk Kavurmacı, 8 Eylül 2016’da tutuklandı…

vi/5: AKP Aydın Milletvekili Mehmet Erdem’in kardeşi Ömer Erdem, 27 Temmuz’da gözaltına alındı. Erdem, 4 Ağustos’ta serbest bırakıldı…

vi/6: AKP’de bir dönem milletvekilliği yapan bazı isimler de FETÖ kapsamında tutuklandı. Bu kapsamda eski AKP milletvekili İlhan İşbilen, Hasan Hami Yıldırım tutuklanırken, gözaltına alınan eski AKP milletvekili İdris Şahin serbest bırakıldı. Eski AKP’li vekil Hakan Şükür hakkında yakalama kararı bulunuyor…

vi/7: AKP Erzurum Milletvekili Orhan Deligöz’ün Malatya’da Orman ve Su İşleri Bakanlığı 15. Bölge Müdürü olan kardeşi Ayhan Deligöz 20 Ağustos 2016’da tutuklandı. Kardeşi tutuklanan Orhan Deligöz, TBMM’deki anayasa görüşmelerinin oylamasında gizli kullanması gereken oyunu, AKP’li yöneticilere göstermesiyle gündeme gelmişti…

vi/8: AKP’de bazı milletvekillerinin kardeşleri de FETÖ ile irtibatlı oldukları gerekçesiyle kamudan ihraç edildi. Bu kapsamda AKP Trabzon Milletvekili Avukat Salih Cora’nın öğretmen ablası Emine Ay, meslekten ihraç edildi. AKP Kırıkkale Milletvekili Mehmet Demir’in Kırıkkale’de il milli eğitim müdür yardımcısı kadrosunda bulunan Hüdaverdi Demir, çıkarılan bir KHK kapsamında ihraç edildi. Demir, daha sonraki başka bir KHK ile görevine iade edildi. Eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın damadı Ekrem Yeter’in de Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeliği görevine son verildi. Melih Gökçek, Arınç’ın kızı ve damadı Ekrem Yeter için “Fanatik paralelcidir” demişti. Bülent Arınç’ın kayınbiraderi olan Manisa Halk Sağlığı İl Müdürü Ziya Tay da görevden uzaklaştırıldı…[23]

vii) “FETÖ” soruşturmasında tutuklanan Kozmik Oda Savcısı Mustafa Bilgili, kozmik odada 2009’da yapılan aramanın dönemin Başbakanı Erdoğan ile Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in bilgisi dahilinde yapıldığını söyledi…[24]

Bu kadarı yeterli değil mi?

 

DARBE GİRİŞİMİ

 

O hâlde 15 Temmuz FGC ile AKP simbiyozu ekseninde irdelenmelidir. Çünkü tarihi boyunca FGC ile açık ortaklık yapan AKP iktidarı, dönemin Başbakanı Erdoğan’ın “Ne istediler de vermedik” sözüyle de kabullendiği gibi, açıkça cemaati besledi, büyüttü ve böylelikle de 15 Temmuz’un zemin hazırlarken; darbe girişiminin hikâyesi -muhtelif sunumlarıyla- oldukça muallaktır!

Örneğin ‘The Times’a göre Erdoğan tasfiyeyi önceden planlamıştı. “Bir darbe yapma kararı, yaklaşmakta olan tasfiyenin korkusuyla alındı.”

Bruno Waterfield’ın Brüksel’den yazdığı habere göre de, Avrupa Birliği istihbarat merkezi INTCEN’in raporunda şunlar aktarılıyordu: “AB istihbarat örgütleri, geniş çaplı bir görevden alma dalgasının başlayacağı söylentisi üzerine Erdoğan’ın seküler muhalifleri tarafından destek gördü, Suriye’deki duruma ve Kürtlere müdahaleye itiraz edenler tarafından ateşlendi… Erdoğan başarısız darbe girişimini kullandı ve OHAL ilan ederek AKP’ye muhalif olanlara karşı geniş bir baskı kampanyası başlattı… Büyük gözaltı dalgaları önceden planlanmıştı.”[25]

Ayrıca Kemal Kılıçdaroğlu, 15 Temmuz darbe girişimi için “kontrollü darbe” vurgusuyla, “09.30’da darbe mi olur diye sordum ben kendilerine. Onlar da önceden deşifre oldular ifadelerini kullandılar. Demek ki bu onların önceden bu darbeden haberleri olduğu anlamına geliyor,”[26] dedi.

 

SAAT SAAT DARBE GİRİŞİMİ[27]

14:30

Kara Havacılık’ta görevli binbaşı O.K., MİT’e giderek Hakan Fidan’ın kaçırılacağını, bunun darbe girişimi olabileceğini bildirdi.

16:16

MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Genelkurmay İkinci Başkanı Yaşar Güler’i telefonla arayarak bilgi verdi ve ayrıntıları anlatması için Müsteşar Yardımcısını Genelkurmay’a gönderdi.

17:32

MİT Müsteşar Yardımcısı, Yaşar Güler’i bilgilendirdi.

17:54

Yaşar Güler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ı bilgilendirdi.

18:10

MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Genelkurmay Karargâhı’na gelerek Hulusi Akar ve komutanların yaptığı toplantıya katıldı, “gelen ihbarın daha büyük planın parçası olabileceğini” beyan ederken, darbeden hiç söz etmedi.

18:30

Akar, havada bulunan araçların indirilmesi emrini verdi.

19:25

Orgeneral Akar, 4. Kolordu Komutanı Korgeneral Metin Gürak’ı arayarak, Etimesgut Zırhlı Birlikler Okulu’ndan hiçbir tank ve zırhlı aracın çıkmaması emrini verdi.

19:26

Hakan Fidan, Marmaris’te bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı aradı, ulaşamayınca koruma müdürüyle güvenlik önlemleri hakkında görüştü, ancak darbe ihbarından hiç söz etmedi.

19:26

Yaşar Güler’in özel kalem müdürü Yarbay Bünyamin Tümer, darbeci general Mehmet Partigöç’ün odasına giderek komutanlar ve MİT Müsteşarı arasında yapılan görüşmeler hakkında bilgi verdi.

20:22

Hakan Fidan, karargâhtan ayrıldı.

20:23

Akıncı 4. Ana Jet Üs Komutanlığı’nda toplanan 33 Özel Kuvvetler görevlisinin Genelkurmay Karargâhı’na doğru bir otobüs ile yola çıktı.

20:46

Darbenin gece saat 03:00’da başlayacak olması nedeniyle karargâhtan erken ayrılan Genelkurmay Stratejik Daire Başkanı Tümgeneral Mehmet Dişli, Genelkurmay Karargâhı’na geri döndü.

21:00

Tümgeneral Mehmet Dişli, Hulusi Akar’ın makam odasına girdiği, kendisine “Komutanım operasyon başlıyor, herkesi alacağız, taburlar tugaylar yola çıktı, biraz sonra göreceksiniz” diyerek darbeyi tebliğ etti. Akar’ın tepki göstermesi üzerine darbeciler içeri girdi ve Genelkurmay Başkanını derdest etti.

21:20

Akıncı’dan yola çıkan 33 özel kuvvetçi Genelkurmay Karargâhı’na ulaşarak komuta katına yöneldi.

22:21

Genelkurmay Karargâhı mesaj ve evrak dağıtım sistemi (MEDAS) üzerinden “SIKIYÖNETİM DİREKTİFİ” konulu mesaj “tüm bakanlıklar” adreslerine gönderildi.

22:28

Haber kanallarında “İstanbul Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinin Anadolu’dan Avrupa’ya geçici Jandarma tarafından trafiğe kapatıldı” şeklinde son dakika haberlerinin yapılmaya başlandı.

22:35

Diyarbakır 8.Ana Jet Üs Komutanlığı’ndan 6 adet F-16 uçağı izinsiz kalktı. Ankara semalarında alçak uçuş yapan uçaklar, Akıncı Üssü’ne indi.

23:02

Başbakan Binali Yıldırım, NTV’ye telefonla bağlanarak “Emir komuta dışında bir kalkışma olduğunu” açıkladı.

23:03

Hulusi Akar, Genelkurmay’dan helikopterle Akıncı Üssü’ne götürüldü.

23:05

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, darbeye teşebbüs eden askerlerle ilgili soruşturma başlattı.

23:18

Emniyet Genel Müdürlüğü Havacılık Daire Başkanlığı, darbeci F-16’lar tarafından bombalandı. 7 kişi öldü.

00:33

Emniyet Özel Harekât Daire Başkanlığı vuruldu. 44 polis vuruldu.

00:02

MİT helikopterlerle tarandı.

00:13

Darbeci askerler TRT’de darbe bildirisi okuttu.

00:24

Erdoğan, CNNTürk haber televizyonuna bağlanarak darbeye karşı halkı meydanlara çağırdı.

00:56

Ankara Emniyet Müdürlüğü binası bombalandı.

01:31

Erdoğan, Dalaman Havalimanı’na getiren helikopterden inerek Cumhurbaşkanlığı ATA uçağına bindi. Uçak 01:43’de havalandı.

02:35

TBMM bombalandı.

03:20

Erdoğan’ı taşıyan uçak İstanbul’a geldi.

03:24

TBMM 2. kez bombalandı.

04:00

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, FETÖ örgütü ile irtibatlı yargı görevlileri, Yurtta Sulh Konseyi üyesi general, amiral ve askerlerle darbeye teşebbüs faaliyetine katılan askerler hakkında gözaltı kararı verdi.

04:42

Erdoğan’ın Marmaris’te konakladığı ve gece yarısı ayrıldığı otele helikopterlerden ateş açıldığı, helikopterlerden inen yüzleri maskeli ve ağır silahlar taşıyan askerler oteli abluka altına aldı.

04:54

Erzurum’dan 2 adet F-16 uçağı H-188 yetkisiyle (Uçak Düşürme Yetkisi) kalktı. Bu durum darbeye teşebbüs faaliyetinin başlamasından itibaren, darbenin önlenmesi için ilk karşı hareket bu saat itibariyle başladı.

06:19

Cumhurbaşkanlığı konutu yakınındaki köprülü kavşak ve otopark bombalandı.

06:52

Başbakan Binali Yıldırım tarafından Genelkurmay Başkanlığına vekaleten 1. Ordu Komutanı Orgeneral Ümit Dündar atandı.

08:03

Akıncı Üssü’ndeki pistler uçakların kalkmasını engellemek amacıyla bombalandı.

09:06

Hulusi Akar’ı Akıncı’dan alan helikopter, Çankaya Köşkü’ne indi.

12:57

Başbakan Binali Yıldırım, Çankaya Köşkü’nde açıklama yaparak darbe girişiminin önlendiğini açıkladı.

 

Kabul edilmelidir ki darbe girişimini çözmenin, FGC’ini deşifre etmenin önünde bir engel var.

Kolay mı? Darbeden sonra, AKP’lilerin zamanında Fethullah Gülen’le çektirdiği poz poz fotoğraflar epeyce gündem olmuştu…

AKP iktidar genel olarak 17-25 Aralık’ı bir milat olarak belirlemeye çalışıyorsa da; “2004 MGK kararında, Genelkurmay ve MİT, cemaatin faaliyetleri hakkında ayrıntılı birer rapor sunmuştu. MGK ise hükümete cemaate karşı bir eylem planı önermiş. Sonradan öğreniyoruz ki bu MGK kararı Erdoğan’ın talimatıyla Ömer Dinçer eliyle sumen altı edilmiş.

2004’ü takip eden senelerde ise cemaatin siyasi davalar yoluyla devlette kendisine engel olarak gördüklerini tasfiye ettiğini görüyoruz. Bu tasfiye davalarına ‘Ben bu davaların savcısıyım’ diyerek destek veren Erdoğan’dı. Yine 2004’ü takip eden seneler boyunca cemaatin, iktidar tarafından el bebek gül bebek semirtildiği de açık. Erdoğan’ın, Gezi’ye katılanları Türkçe Olimpiyatları’ndaki konuşmasında cemaate şikâyet etmesi de hâlâ akıllarda,”[28] diye hepimizi uyarıyordu Özgür Mumcu![29]

 

FGC FAKTÖRÜ

 

Hatırlansın!

“Adliye’de, Mülkiye’de veya başka bir hayati müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti, öyle ferdi mecburiyetler şeklinde ele alınıp öyle değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. İstikbale yürümek için, sistemin püf noktalarını keşfedin. Hâlâ bu sistem devam ediyor. Bu sistem içinde arkadaşlarımız istikbale yürüyeceklerdir. Öyleyse o sistemin püf noktalarını bilmeleri lazım, keşfetmeleri lazım…

Anayasal müesseselerdeki kuvveti cephenize çekmeden her adım erken. Kıvama ereceğiniz ana kadar dünyayı sırtınıza alıp, taşıyabilecek güce ulaşacak ana kadar, o kuvveti temsil edeceğiniz şeyler elinizde olacağı ana kadar, Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki kuvveti cephenize çekeceğiz ana kadar her adım erken sayılır,” demişti Fethullah Gülen, darbe girişiminden önceki bir konuşmasında…

Örneğin böyle bir konuşmanın ertesinde Gülen aleyhine bir dava açılsa ve bu davada savcılık onu “Anayasal düzeni değiştirmek ve laiklik ilkesini de kaldırarak, yerine şeriat esaslarına dayalı devlet kurmak amacıyla yönetimde teşkilâtlanmayı, devlet idaresini ele geçirmeyi hedeflediğini,” tespit etseydi herhâlde darbe girişimi daha bir hevesken boğulurdu.

Ancak tam tersi Gülen hakkında dava açılmış, kesin hüküm ise af kanunu sebebiyle 2003 senesinde ertelenmişti. Oysa MGK 2004’te Gülenci tehlike hakkında karar almıştı![30]

Ortada Başbakan Binali Yıldırım’ın dediği gibi “gizli bir örgüt” yoktu, AKP’nin açık bir örgütle “gayri resmi koalisyon” vardı!

“Nasıl” mı? Yanıt AKP’nin FGC ile geçmişinde![31]

Mesela Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in, İsmailağa ve Gülen Cemaat’lerini araştıran dosyaları nedeniyle Ergenekon operasyonuna dahil edilerek 2010’da tutuklanması… İlk kez bir Cumhuriyet Başsavcısı odası basılarak gözaltına alınırken iktidar mensupları “yargının bağımsızlığı”ndan dem vuruyordu!

Mesela Ahmet Şık’ın Gülen Cemaati’nin devlet içindeki örgütlenmesini inceleyen bir kitap yazması, Nedim Şener’in ise Hrant Dink cinayetini araştırması nedeniyle 2011’de tutuklanmaları. O dönemin Başbakanı Erdoğan, Şık’ın daha piyasaya çıkmamış kitabı için “Bazı kitaplar bombadan daha tehlikelidir,” demişti!

Mesela TBMM’de muhalefetin Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmasına yönelik sert eleştirilerine karşı dönemin AKP Grup başkanvekili Bekir Bozdağ, “Bu kürsüler sanki mahkeme salonu, suçları soruşturmakla görevli cumhuriyet savcıları suçlu gibi, ‘kişiler zorla suçlanıyor’ gibi konuşuluyor. Fethullah Gülen bu ülkenin yetiştirdiği değerli bir kıymettir. Seversiniz, sevmezsiniz ama değerli ve bilge bir insandır. Bu ülkede milli ve manevi değerlere bağlı nesillerin yetişmesi için hizmetini yapıyor. Her şey devletin denetimi ve gözetimi altında, açık,” diye haykırmıştı!

Mesela Ülkedeki kumpaslara dair Cemaat sorumluluğuna dikkat çekenlere dönemin AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, “Cemaat devleti ele geçirmiş, devlete sızmış bunlar kargaları güldürür,” yanıtını veriyordu!

Mesela Cemaat’e “ne istedilerse veren” Erdoğan, 2012’de Türkçe Olimpiyatları’ndaki konuşmada Gülen’in “hasreti bitirerek” ülkeye dönmesini isteyip ekliyordu: “Gurbet hasrettir. Hasret bedeli çok ağırdır, faturası çok ağırdır. Biz, gurbette olup, şu vatan topraklarının hasreti içerisinde olanları aramızda görmek istiyoruz”!

Mesela iktidara yakın birçok “gazeteci”nin (!) Gülen Cemaati hakkındaki “derin araştırmaları” (?) kamuoyunun malûmuyken; yine aynı isimlerin geçmişteki Gülen övgüleri de belleklerdedir. Bunlar arasındaki en “şahin”lerden, birçok alâkâsız ismi “FETÖ”ye bağlayan Cem Küçük 2011’de “Gülen Cemaati” başlıklı yazısında, “Beline hâkim olamayan siyasetçiler Cemaati suçladı. Basit bir cevap anahtarı olayını Cemaate bağladılar. Tutuklanan darbeciler işin arkasında Cemaati aradılar. Ama hep duvara tosladılar. Peki bu karanlık adamlar niçin sahtekarlıklarını AKP ve Cemaat’e yüklediler? Hükümete yüklenmelerinin sebebini biliyoruz. Asla ve asla sandıkta AKP’yi yenemeyeceklerini bildikleri için ne uydursak kârdır diye düşünüyorlar. Gülen Cemaati’ne yüklenme gerekçeleri farklı. Bugüne kadar dışlanan, sistem dışına itilen Anadolu insanı Cemaatin izlediği sağlıklı bir politikayla enerjisini doğru yere kanalize etti,” demişti!

Mesela AKP’nin TBMM Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’nun başına “yol arkadaşlarının” oylarıyla “seçilen” AKP’li Reşat Petek de, “Hakkında açılan tüm davalardan, Sayın Fethullah Gülen Hocaefendi’nin beraat etmesine ve bu beraat kararının kesinleşmesine rağmen, Ergenekon yapılanmasının parlamentodaki uzantıları tarafından ‘çete’ diye hakkında Meclis kürsüsünden konuşma yapanlar oldu,” diyebilmişti!

Mesela dönemin Anakara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek 2012’de “Hoşgörünün, barışın, diyaloğun simgesi, değerli büyüğümüz, bu işin (Türkçe Olimpiyatları) değerli mimarı Fethullah Gülen hocamıza da sonsuz teşekkür ediyorum. Rabbim kendisine uzun ömür ve sıhhat versin. Dualarını üzerimizden eksik etmesin. Türkiye’nin itibarı, hiçbir dönemle mukayese edilemeyecek derecede arttı,”[32] diye konuşmuştu!

Söz konusu FGC/ AKP tablosunda atlanmaması gereken bir diğer nokta da “FETÖ’nün dış aklı”[33] şifreleriyle gölgelenmeye kalkışılan ABD emperyalizminin coğrafyamızdaki 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 vukuatları ve de Türkiye sağı ile Fethullah Gülen’in de söz konusu darbelerin aktörleri olmalarındadır.

Bunu sadece biz değil; düzenin sadık kalemleri de,            “FETÖ subayları sivil yöneticilerinden talimat almadan hareket edemeyeceği gibi, FETÖ de Amerika’nın izni onayı olmadan böyle bir şeye kalkışamaz. 15 Temmuz’dan bu yana söylüyorum: Karşımızda olan FETÖ ise arkasındaki Amerika’dır,”[34] biçiminde ifade ediyor!

Bir şeyi daha eklemeden/ hatırlatmadan geçmeyelim: “Zaman gazetesi, Taraf gazetesiyle birlikte, AKP rejimi kurulurken ‘değişim’, ‘darbe tehlikesi’ gibi söylemlerle tüm muhalefete karşı harekete geçirilen sınır tanımaz bir simgesel şiddetin en etkili üreticilerinden biriydi. Ürettiği söylem, liberal entelijansiyanın demokrasi fantezilerini, siyasal İslâmın hegemonya inşa sürecini yedeğine alıyor, araçsallaştırıyordu.”[35]

 

DEVAM EDECEK

 

 

 

18.07.2021 (Sibel ÖZBUDUN)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

BİR SANAT DALI OLARAK EDEBİYAT

YANGIN VE… BİLDİĞİMİZ DEVLETİN SONU

DİLLERİ YİTİRMEMEK İÇİN…

UNUTMAMALI… KANIKSAMAMALI

NE GEÇMİŞ TÜKENDİ, NE YARINLAR… (1920’LERDEN 1970’LERE DEVRİMCİ KADINLAR)

HATIRA DEĞİL, HAFIZADIR ÇELİĞE SU VEREN(LER)

ÖĞRETEN EDEBÎ ZENGİNLİK: STEFAN ZWEIG

ZİNDANLARDAN HAYKIRAN ŞİİRSEL ESTETİK

ARZU ÇERKEZOĞLU’NA AÇIK MEKTUP

KENT(İN) VE KANAL(IN) SORU(N)LARI

ORTADA NE BİLİM KALDI NE DE AKADEMİ

ABDULLAH’IN MESELLERİNDEN SESLENEN ACILAR

KÜLTÜREL ÇÜRÜME VE FAŞİZM

BAŞINI KALDIRAN ŞİİR İNSANLIĞIMIZDIR

YERİMİZ MUTFAK DEĞİL, DÜNYA!

BİLİM, SOSYAL BİLİMLER, SOSYALİZM ÜZERİNE SORULAR, YANITLAR

ABD SEÇİM(SİZLİK)İ: MADE IN USA

DÖRT DAĞ İÇİNDEKİ DERSİM’İN HİKÂYESİ: “MA DİYA, SIMA MEVİNE/ BİZ YAŞADIK, SİZ YAŞAMAYIN” 2

DÖRT DAĞ İÇİNDEKİ DERSİM’İN HİKÂYESİ: “MA DİYA, SIMA MEVİNE/ BİZ YAŞADIK, SİZ YAŞAMAYIN”

KAPİTALİZM KADINLARIN YAĞMALANMASIDIR !

SİNBO DİRENİŞÇİLERİNE BİN SELAM; ÖZELLİKLE KADIN DİRENİŞÇİLERE !

FİGEN’İN (YÜKSEKDAĞ) DİZELERİYLE ŞİİR ÜSTÜNE

GELECEKTEKİ ETİKTİR ESTETİK

AKP “MUHAFAZAKÂR”LIĞI: CEMAATLER NE İŞE YARAR?

“ÖZGÜRLÜK” MÜ DEDİNİZ?!

ENDER ÖNDEŞ’İN YİRMİ ÖYKÜSÜ

YOKSULLARIN BAŞKALDIRISI VE KADINLAR (TARİHSEL BİR BAKIŞ) 2

YOKSULLARIN BAŞKALDIRISI VE KADINLAR (TARİHSEL BİR BAKIŞ)

“KAPİTALİZM VE ATAERKİ” ÜZERİNE NOTLAR

ENGELS, KADIN, AİLE

UNUTMAMAK, DEVRİMCİ BİR EYLEMDİR...

DERSİMİZ: KOMUTAN(IMIZ) CHE VEYA HASTA SIEMPRE, COMMANDANTE!

“SOSYALİZM VE İSLÂM” TARTIŞMALARINDA ÖNEMLİ BİR KAYNAK: BOLŞEVİK DEVRİMİ VE DİN

ANADOLU’NUN OTOKTON HALKI RUMLARIN HÂLİ ( 2 )

ANADOLU’NUN OTOKTON HALKI RUMLARIN HÂLİ

KİMİNİN DÜŞÜ, ÖTEKİNİN KARABASANIDIR

İKTİDARIN “KAYIKÇI DÖVÜŞÜ”: İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

KADINLAR “SAVAŞ GANİMETİ” Mİ?

PANDEMİYLE GELEN(LER): DİSTOPYA MI, ÜTOPYA MI?

KAPİTAL’İN DİYALEKTİK MATERYALİST YORUMU

GEZİ/ HAZİRAN HAKİKÂTİ

“KADIN(LIK) BİLİNCİ” Mİ? (GENÇ BİR KADIN ARKADAŞIN SORUSUNA YANIT

“YASAM KÜÇÜKLERİMİ KORUMAK, BÜYÜKLERİMİ SAYMAK !

COVID-19 BİR TURNUSOL KÂGIDI

COVID-19: BÜYÜK RESMİ YA DA DEKADANS (2)

COVID-19: BÜYÜK RESMİ YA DA DEKADANS

ÜÇLÜ KRİZ SARMALINDA İNSAN MANZARALARI

“AGORAFOBİ”YE TESLİM OLMAMAK

İNFAZ DÜZENLEMESİ: “ADALET” Mİ DEDİNİZ?[*]

AKP, HSK, CORONA VE KADINA ŞİDDET

“İKİ KARDEŞ YAN YANA VE OMUZ OMUZA”: MUZAFFER –İLHAN- ERDOST

YÖNETENLER YÖNETEMEZ OLUP, YÖNETİLENLER YÖNETİLMEK İSTEMEYİNCE

KADINLARIN “YA BASTA!”SI

SAHNEYİ SOKAĞA, SOKAĞI SAHNEYE TAŞIYAN ESTETİĞİN ETİĞİ YA DA “YENİ(LMEYEN) KAPI”NIN MENŞEĞİ VEYA ONLARA DAİR

“VAR GİT ÖLÜM”: ÖLÜM RİTÜELLERİNE ANTROPOLOJİK BİR BAKIŞ

“İSA BOLİVYA’YA DÖNÜYOR” MU? YA DA BOLİVYA DERSLERİ

AKADEMİA’NIN “METAMORFOZ”U: “BAŞKAN”IN “ÜNİVERSİTELER”İ

KOLOMBİYA’NIN “BARIŞ”I!

İKİ “YOL” ÖYKÜSÜ ( 2 )

İKİ “YOL” ÖYKÜSÜ

GÜNDELİK YAŞAMI DÖNÜŞTÜRMEK: EKİM DEVRİMİ DENEYİMLERİ

SORU(N)LARIYLA BAŞKALDIRI(LAR)

“KIZIL’I MOR’A BOYAMAK” MI? HAYIR, TEŞEKKÜRLER!

YANITLAR

100 YIL DAHA YAŞAYASIN, İNSANCIL!

ÖLEN, NEO-LİBERALİZM DEĞİL, KAPİTALİZMİN KENDİSİ

DEVRİMLERE, KADINLARA VE NARODNİKLERE DAİR...

İYİ Kİ YAŞADILAR, İYİ Kİ YAZDILAR

AYŞE ÖĞRETMEN “DAVA”SININ ANIMSATTIĞI ( 2 )

AYŞE ÖĞRETMEN “DAVA”SININ ANIMSATTIĞI

“LÜZUM” ÜZERE: BİR KEZ DAHA İSTANBUL SEÇİMİ

İSTANBUL SEÇİMİ - BİR DEĞERLENDİRME

NEO-FAŞİZM(LER) “FEMİNİST” Mİ?

2019: YERKÜREDE VE COĞRAFYAMIZDA İŞÇİ SINIFI(MIZ)[2)

2019: YERKÜREDE VE COĞRAFYAMIZDA İŞÇİ SINIFI(MIZ)[

MASKELİ FAŞİZM: “POPÜLİST AŞIRI SAĞ”

ELEŞTİRİ, HAYATTIR; YAŞATIR!

“HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK” MI SAHİDEN?!

2019’UN 1 MAYIS’INA KENAR NOTLARI

VENEZÜELLA VE EMPERYALİZM KONUSU 3

VENEZÜELLA VE EMPERYALİZM KONUSU (2)

VENEZÜELLA VE EMPERYALİZM KONUSU

KADINLARIN BAŞKALDIRI TARİHİ VEYA “ÖNCE KADINLARI VURUN!

SEN ÇÜRÜMENİN RESMİNİ ÇİZEBİLİR MİSİN ABİDİN? YA DA MEMLEKETTEN EĞİTİM MANZARALARI

1968’İN 50. YILINDA SARI YELEKLİLER

“YA SEV YA TERKET”: BİR BİAT ARACI OLARAK MOBBİNG

YENİDEN HAYKIRABİLMEK: “YERİMİZ MUTFAK DEĞİL, DÜNYA

“KADINLAR İÇİN OLABİLECEK EN KÖTÜ ALAŞIMIN ORTASINDAYIZ”

ÖLÜMSÜZ ABİ(MİZ) OKTAY ETİMAN

Selam olsun bizden önce geçene

KEŞFEDİLMEMİŞ GELECEĞİN BİÇİMLENMESİ İÇİNDİ SAMİR AMİN

SAHİCİ OLMAK

HAVADIR, SUDUR, ATEŞTİR YANİ HAYATTIR GRUP YORUM

YARGI BAĞIMSIZLIĞI” MI DEDİNİZ ?

“ATAERKİ” ÜZERİNE

ÖFORİNİN ORTASINDA, UNUTULMAMASI GEREKENLER

KAPİTALİZMİN KENDİNİ İMHASI: NEOLİBERALİZM

SEN MİSİN “BARIŞ” DİYEN!

MARKSİZM VE KADINLARIN KURTULUŞU

AKP, İSLÂM, FAŞİZM ve KADINLAR

“KRAL ÇIPLAK” DEME VAKTİ: 2018 İSTANBUL’UNUN 1 MAYIS’(LAR)I

YA SOSYALİZM YA BARBARLIK!

OKTAY AĞABEY(İMİZ)

AKP’NİN “MUHAFAZAKÂR”LIĞI NEYE DENK DÜŞER?

KADIN(LAR) VE DEVRİM(LER)

AFRİN (VE SURİYE), AFRİN (VE SURİYE’N)İN ÖTESİDİR

KÜLTÜR “YERLİ VE MİLLİ” MİDİR? YA DA NEDİR?

EMPERYALİZM, T. “C” VE AFRİN

FAŞİZM VE KADINLAR

“YENİ TOPLUMSAL HAREKETLER” NE KADAR “YENİ”?[

İŞÇİ SINIFININ KADINLAŞMASI

ZAPATİSTALARIN 33. YILI: BİR DEĞERLENDİRME

MARX’TAN ÖĞRENEN BİR ÇUKUROVALI: OKTAY ETİMAN

MURAT’IN DÜŞÜ, LAMBORGHİNİLER VE DÜNYAYI DEĞİŞTİREBİLMEK

MARKSİZM + V. İ. LENİN = EKİM DEVRİMİ (NOTLARI)

AKP’NİN EĞİTİM SİSTEMİ Mİ DEDİNİZ?

HAMZA YALÇIN DERHÂL SERBEST BIRAKILMALIDIR

SOYKIRIMA TANIKLIK(LAR)

BİR İKTİDAR ARACI OLARAK KORKU

EMEKÇİLER, İŞSİZLER, YOKSULLAR NEREDE?[

“HALKIN SOYTARISI” DARIO FO “TİYATRONUN BÜYÜCÜSÜ”YDÜ

AKP’NİN EĞİTİM SİSTEMİYLE İMTİHANI

TOTALİTERLEŞMEYE, İHVAN’LAŞMAYA KARŞI

OĞLUM(UZ) ÖLÜMSÜZDÜR

ULAŞ, ULAŞ’TIR…

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VAZGEÇİLEMEZ, ÖNCELİKLİ DEĞERDİR

BAŞKALDIRIDIR MİZAH YA DA HİÇ!

NE OLDU O “İMTİYAZSIZ, SINIFSIZ, KAYNAŞMIŞ KİTLE”YE?

HER KÖYDE BİR “KÖPEK” VARDIR...

“EVET” ÇIKSA DA “HAYIR”!

“MARKSİST-LENİNİST ROMAN YAZARI” : VEDAT TÜRKALİ

“CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ” VEYA BU KADAR YETKİYİ BABANIZA VERİR MİYDİNİZ

BİR “ELEŞTİRİ”YE KISA KENAR NOTLARI

ALEVÎLİK VE SINIF MÜCADELESİ: KÜLTÜR VE EKONOMİ POLİTİK

“DEMİRİN TUNCUNA, İNSANIN…”

PARANOYA VE MEGALOMANİNİN (“YENİ”) REJİMİ

TOTALİTARYANİZMİ SOKAKTA ALT EDEBİLMEK

FİDEL İÇİN SANCAĞI YARIYA İNDİRMEYİN, DAHA DA YÜKSELTİN!

AKP’NİN KADINLARA KARŞI SAVAŞI: “MADAM GİBİ ÖLMEK”

KRİZ, SAVAŞ VE İŞÇİ SINIFI ÜZERİNE GÖRÜŞLER

“ÇOCUKLAR ÖLMESİN” DEMEK “TERÖR SUÇU” MU?[*]

LATİN AMERİKA: SAĞIN GERİ DÖNÜŞÜ-2/ PARAGUAY: “TEKNİK DARBE”[*]

LATİN AMERİKA: SAĞIN GERİ DÖNÜŞÜ - 1/ BREZİLYA ÖRNEĞİ[*]

DARBE GİRİŞİMİ VE SONRASI[*]

“LAİKLİK” Mİ? HANGİSİ?[*]

KADINLAR GERÇEKTEN DE “SINIFLAR-ÜSTÜ” MÜ?[1]

ÇOCUKLARININ ETİYLE BESLENEN ÜLKE[*]

AKP’NİN “BAŞKAN”LIĞI[*]

GÜNDEM’E, DÜNE VE BUGÜNE DAİR…[1]

RECEP’İN TÜRKÜ(/ŞİİR)LERİ[*]

AKP’NİN MUHAFAZAKÂRLIĞI, İSLÂMCILIĞI, NEOLİBERALİZMİ VE KADINLAR[*]

İBRAHİM KAYPAKKAYA VE KÜRT SORUNU[1]

“BİR DAHA ASLA” DİYEBİLMEK İÇİN: GÖZALTINDA KAYIPLAR[*]

“ESKİ(MEYEN)/ YENİ TÜRKİYE”DE BARIŞ (MI?)![*]

VAHŞETİN ALTERNATİFİ VAR ELBETTE![*]

GERÇEKTEN DE NEDİR “TERÖR”?[1]

1 MAYIS 2016 DERS(LER)İ[1]

LATİN AMERİKA’NIN DESAPARECIDO’LARI[*]

TANTALOS’U YARATMAK[1]

“KÜRESEL KÜLTÜR” MÜ?[*]

2016'DAKİ 1 MAYIS('IMIZ)

"İNSANLAR, BİR ŞİİR OKUDUKLARI, BİR RESME BAKTIKLARI İÇİN İSYAN ETMEZ!"

KAPİTALİZM, KÜLTÜR, DİRENİŞ[*]

“SUSMA, SUSTUKÇA SIRA SANA MUTLAKA GELECEK!”[1]

NİCE ONYILLARA ‘YENİKAPI’LI YOLDAŞLAR[*]

AKADEMİNİN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN[1]

SUSMA! SUSTUKÇA SIRA SANA GELECEK...[1]

HANGİMİZ ÖZGÜRÜZ Kİ?[1]