ÖZGÜR İFADE “HAZIR OL”DA DUR(A)MAZ

Temel Demirer

ÖZGÜR İFADE “HAZIR OL”DA DUR(A)MAZ

“İnsanın düşüncelerini

hazır olda durmaya

kim zorlayabilir?”[1]

 

12 Ocak’ta 67 yaşıma girdim; iki gün sonra, bugün de (14 Ocak 2021’de), 2020/2588 Soruşturma, 2020/535 Esas ve 2020/185 No’lu İddianame ile isnat edilen “Terör Örgütü Propagandası Yapmak” suçlaması(?) ve 1 ila 5 yıl hapis ile cezası ve “belli kamu hakları kullanmaktan yoksun bırakılmak” talebiyle karşınızdayım.

Mahkemelerde sayısını hatırlayamadığım kadar yargılandım; hatta geçenlerde, 25 Eylül 2020’de “1) “Halkı Kin, Nefret ve Düşmanlığa Tahrik, Aşağılama”, 2) “Cumhurbaşkanına Hakaret”, 3) “Terör Örgütüne Üye Olmak”, 4) “Terör Örgütü Propagandası Yapmak”…”tan gözaltına alınıp, dört gün sonra da “takipsizlik kararı”yla (İst. Cum. Başsavcılığı, 2020/131956) serbest bırakıldım.

Bu tür bir birikim, insana ister istemez bir tecrübe kazandırıyor; iddianamenin hakkımdaki 8 satırlık “suçlamalar”ına ilişkin yanıtlarıma gelince:

 

KISA(CA) YANITLAR(IM)

 

Öncelikle özensizce hazırlanmış savcılık iddianamesindeki hatalardan birisini düzelteyim: Ben müzisyen olmadığım gibi, - keşke olabilseydim ama- Grup Munzur üyesi de değilim.

“İyi de 29 Mart 2019’de Hozat’ta ne mi yapıyordum”?

Ben, o tarihte Hozat’ta yerel seçimlere adayı ile giren Türkiye Komünist Partisi (TKP)/ Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) tarafından düzenlenen etkinliğe, komünist bir yazar ve aydın sıfatıyla, Belediye Başkan adayı Yılmaz Cesur’a destek olmak amacıyla, yani bir yasal seçim çalışması kapsamında gidip, ifade özgürlüğü hakkımı kullandığım bir dayanışma konuşması yaptım. (Benzer türde konuşmaları Ovacık’ta, Tunceli’de vb’lerinde de yapmıştım.)

Uzunca konuşmamdan alınmış “Temel Demirer isimli şahsın ‘Biz bir geleceğiz (DOĞRUSU: GELENEĞİZ-bn), biz bir tarihiz, biz bir mücadeleyiz, bu mücadelenin şahidi şu yanı başımızdaki dağlardır, o dağlarda olanlardır…, biz kasketin en çok yarıştığı (DOĞRUSU: YAKIŞTIĞI-bn), ser verip sır vermeyen o insanın, o adamın (BU İFADE BENİM DEĞİL-bn), o mücadele çizgisinin takipçileriyiz,’ söyleminde bulunduğu, şüphelinin bahsettiği kişinin TİKKO/MKP silahlı terör örgütü kurucusu İbrahim Kaypakkaya isimli şahıs olduğunun değerlendirildiği,” biçimindeki satırların yanlışlarıyla ve eklemeleriyle “suçlanıyorum”!

Tek tek yanıtlarsam:

  1. i) Öncelikle yaptığım bir taramaya göre TİKKO/MKP diye bir örgüte rastlamadım; ancak kastedilen iddianamenin son satırındaki TKP/ML TİKKO ya da MKP/HKO mu? Ya da hangisi? Zikredilen iki örgüt aynı değil; toptancı iddianamenin neyi kastettiği açık değil; bilgisiz, subjektif ve önyargılı!

Savcılık iddianamesinde sözü edilen TİKKO/MKP adında illegal bir “silahlı terör örgütü” var mıdır, bilmem. Kaldı ki ben konuşmamda herhangi bir örgütten söz etmedim. Bir mücadele tarihinden ve bir kişiden söz ettim. İddianamede “terör örgütü lideri” olduğu iddia edilen, ancak hakkında kesinleşmiş -hatta herhangi bir - hüküm bulunmayan kişiden…

Dahası ben, söz konusu kişinin herhangi bir eyleminden de söz etmedim. Kasketin kendisine yakıştığını, ser verip sır vermediğini söyledim. Bunlar, kişiye ait olduğunu düşündüğüm özellikler. Bunun “cebir ve şiddeti övmek”le ne alâkâsı var? Örneğin “Hemşehrim İbrahim Kaypakkaya iyi saz çalar, çok iyi türkü söylerdi,” deseydim, “terör örgütü propagandası” yapmış sayılacak mıydım? Böyle bir şey olabilir mi?

  1. ii) İddianamede adı geçen ‘TKP/ML’ adlı örgüt varlığını sürdüren bir örgüt değildir. Yaklaşık 40-45 yıl önce varlığı sona ermiş/dağılmış bir örgüttür. Emniyet TEM Birimi tarafından hazırlanan ve dosyaya sunmuş olduğumuz 6 sayfalık ve 2019 tarihli bilgi notunda THKP/C adıyla faaliyet gösteren bir örgütün bulunmadığı belirtilmiştir. TKM/ML ve THKO adlı örgütler de 1970 yıllarda ortadan kalkmış ve dağılmış örgütlerdir. (Av. Şenal Sarıhan ile Av. Ahmet Tan’ın 2020/311 E. No.lu Mehmet Özer davası için Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sundukları savunmadan)

Bu bağlamda Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 9.2.2016 tarihli ve E. 2015/7466, K. 2016/1025 sayılı kararında, “Terör örgütünün propagandası suçunun oluşumu için; faaliyetleri devam eden bir terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemleri teşvik edecek şekilde yapılması gereklidir,” kararı orta yerdeyken; atılı suçun oluşma zeminin bulunmadığı görülmektedir.

Kaldı ki suçlamaya konu cümlelerin hiçbirinde “cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemleri meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek” bir ifade ve/veya ibare de yoktur.

İddia makamının, cezalandırılmamı talep ettiği Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2. maddesi incelendiğinde, suç olarak tanımlanan fiilin, “terör örgütünün, cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini”; 1) meşru gösterecek, 2) övecek, 3) bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yapmak unsurlarını içermesiyle tanımlandığı görülür; eklemeden geçmeyeyim!

Terörle Mücadele Kanununun 7/2. Maddesi, 11.04.2013 tarih ve 6459 sayılı Kanunun 8. Maddesi ile değiştirilerek son şeklini almıştır. Bu son değişikliğin gerekçesi; “AİHM, şiddeti teşvik edici nitelikte olmayan açıklamaların ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirterek, içeriğinde şiddete başvurmayı cesaretlendirici ifadeler yer almayan ya da kişileri silahlı isyana teşvik edici nitelikte olmayan açıklamalar nedeniyle bireylerin Terörle Mücadele Kanununun 7’nci maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde cezalandırılmasını ifade özgürlüğüne aykırı bulmaktadır.”

“Yapılan düzenlemeyle, maddenin ikinci fıkrasında yer alan suçun unsurları yeniden belirlenmekte, maddeye ‘cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bti yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde’ ibaresi eklenerek suçun kapsamı AİHM standartlarına uyumlu hâle getirilmektedir,” biçimindedir.

Atılı suçu kabul anlamına gelmemekle birlikte bu değişiklikten sonra her türlü propaganda değil, sadece “cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemleri meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde” yapılan propagandalar suç olarak cezalandırılabilecektir.

Ve bu da çok nettir (değil mi?)

iii) Gelelim iddianamedeki “Biz bir geleceğiz (DOĞRUSU: GELENEĞİZ-bn), biz bir tarihiz, biz bir mücadeleyiz” ibaresine…

Biz komünistler elbette bir tarihiz, geleneğiz, mücadeleyiz! Bir komünist olarak bunun propagandasını yapmamdan doğal ve hakkım olan ne olabilir ki? Kimsenin buna itiraz hakkı yoktur ve olamaz da!

“Dağlar” metaforuna gelince…

Dağlar tüm direnenler gibi biz komünistlerin de tanığıdır.

Dağlar haksızlığa karşı itirazın simgesidir. Mesela “Ferman padişahın ise dağlar bizimdir,” diyen Dadaloğlu veya Bolu Beyi’nin zulmüne başkaldıran Köroğlu ya da Yaşar Kemal’in Toroslar’daki İnce Memed’i…

Uzatmak istemiyorum; ama efelerden söz etmeden geçemem: Atçalı Kel Mehmet, Yörük Ali, Demirci Mehmet, Kıllıoğlu Hüseyin, Gördesli Makbule, Çakırcalı Mehmet Efe’den dağlar olmadan söz etmeniz mümkün müdür?

Saklayıp, gizleyecek ne var ki? Ben Çakırcalı Mehmet Efe’yi, onu Ege Dağları’nda takip eden dedem Çorumlu Kaleli Niyazi’den; Yörük Ali Efe’yi de 17 yaşındayken işgale karşı saflarına gönüllü olarak katılan ustamız Dr. Hikmet Kıvılcımlı’dan dinlediğimden beri gönlüm dağlarda kalmıştır; hâlâ da ordadır.

Kolay mı? Yoksulların, mazlumların, direnenlerin sırtını yasladığı hakikâttir dağlar; bir komünist olarak bundan söz etmemem mümkün mü? Hele de Hozat yoksullarının karşısında…

Ve nihayet “Kasketin en çok yarıştığı (DOĞRUSU: YAKIŞTIĞI-bn), ser verip sır vermeyen o insan” saptamasında kastettiğim elbette, Diyarbakır Zindanı’nda günlerce gördüğü işkence ardından katledilip, cesedi babasına bir torba içinde teslim edilen İbrahim Kaypakkaya’dır.

  1. iv) Hayır, İbrahim Kaypakkaya’dan söz etmek, onu anmak “suç” değildir; olamaz. Bu gerçek, Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İbrahim Kaypakkaya’yı anmak üzere Ankara’da bir yürüyüş düzenleyen, ardından da Çorum Karakaya köyündeki mezarı başına giden 254 kişi hakkında 2012/113 soruşturma ve 2013/12 karar no. İle verdiği “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” ile sabittir.

Benzer biçimde, İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi, 2018/150 Esas, 2020/129 Karar no. ile verdiği beraat kararında, ‘İbrahim Kaypakkaya’yı Savunmak Onurdur’ ibaresi bulunan bir dövizi taşımaktan yargılanan bir sanığın bu eyleminde “terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek, insanlarda saldırgan tutum ve davranışlar yaratacak düzeyde olmadığı, insanları etkileyip şiddete teşvik edip harekete geçirme kabiliyetinin bulunmamasına göre ulusal güvenlik ve kamu düzeni üzerindeki etkisinin potansiyel etkisinin sınırlı olduğu, açık ve yakın bir tehlike yaratmadığı” değerlendirmesinde bulunmuştur.

Bilindiği üzere, 3713 sayılı TMK’nın “terör örgütünün propagandasını yapmak suçu”nu düzenleyen 7/2 maddesi, 11.04.2013 tarih ve 6459 sayılı kanunun 8. Maddesi ile ifade özgürlüğünün kapsamını genişletecek şekilde yeniden düzenlendi. Değişikliğe göre “terör örgütünün propagandası suçunun oluşabilmesi için; “Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde” yapılması zorunlu kılındı.

Benim sözlerimde bırakın propagandayı, ne bir örgütten söz ediliyor, ne cebir ve şiddet ya da tehdit içeren yöntemleri meşru gösterecek ya da övecek veya teşvik edecek bir telmih bulunuyor.

iv/a) Nitekim, İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi, 3 Mart 2020 tarihli kararında ‘Gerillalar Ölmez’, ‘Yaşasın Halk Savaşı’, ‘Mercanda Düşene Dövüşene Bin Selam’ şeklinde sloganlar attıkları iddiasıyla yargılanan sanıklar hakkında, “silahlı terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek ve korunan değerler bakımından yakın ve açık bir tehlike oluşturacak şekilde olmadığı, bu hâliyle atılı eylemlerin terör örgütü propagandası yapma suçunun yasal unsurlarını ihtiva etmediği, böylece 3713 sayılı yasanın 7/2 maddesinde yazılı Terör Örgütü Propagandası Yapmak suçuna ilişkin koşulların oluşmadığı” kanaatiyle beraat kararı vermiştir. (Dosya no. 2019/126 Esas, Karar no. 2020/79).

iv/b) İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu aynı gerekçeyle sanıklar hakkında “Ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” vermiştir. (Soruşturma no. 2014/406116)

iv/c) Öte yandan, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2016/54 E. Sayılı beraat kararı gerekçesinde “terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterici, övücü, teşvik edici slogan atmadıkları, silahlı terör örgütüne yardım fiili kapsamında değerlendirilebilecek (Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 27/02/2017 tarih ve 2016/6095 esas, 2017/1063 karar sayılı karar) silahlı terör örgütünü öven maddi nitelikteki bir hareketlerinin varlığının tespit edilmediği” belirtilmektedir.

iv/d) Çorum 3. Ağır Ceza Mahkemesi 2019/181 Esas, 2019/29 Karar no. ile “… ‘İbrahim Kaypakkaya Ölümsüzdür’ ve ‘Onu Anıyor ve Sahipleniyoruz’, ‘Şehitlere Devrim Sözümüz Var. Belki Biz Olmayacağız Ama Bu Çelik Aldığı Suyu Unutmayacak’ ibareleri bulunan pankartlar taşıyıp ‘Katil Devlet Hesap Verecek’, ‘Bedel Ödedik, Bedel Ödeteceğiz’, ‘Faşist Devlet Hesap Verecek’, ‘Kaypakkaya Onurdur, Onuruna Sahip Çık’ ve ‘Deniz Gezmiş Yaşıyor, Mahir Çayan Yaşıyor, İbrahim Kaypakkaya Yaşıyor, Kemal Pir Yaşıyor, Mazlum Doğan Yaşıyor, Erdal Eren, Hüseyin Gökdemir, İbrahim Satılmış Yaşıyor, Alaattin Karadağ Yaşıyor, Devrim Şehitleri Ölümsüzdür’ şeklinde sloganlar attıkları” iddiasıyla dava açılan kişilerin fiilleri “düşünce özgürlüğü” kapsamında değerlendirilerek haklarında beraat kararı verilmiş, bu karar Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi tarafından 2020/234 Esas ve 2020/614 İstinaf karar no. ile onaylanmıştır.

iv/e) Benzer biçimde Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/822 Esas ve 2018/902 Karar sayılı ve 30.11.2018 tarihli beraat kararında “olayda atılan sloganların ve söylenen marşın terör örgütlerinin cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ya da teşvik edecek nitelikte olmadığı, bu sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmakla…” denilmektedir.

iv/f) Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2015/4456 sayılı kararı “Yaşasın Başkan Apo” ve “Yaşasın Zindan Direnişçileri” sloganlarını “ifade özgürlüğü” kapsamında değerlendirerek sanıklar hakkında verilen mahkûmiyet kararını hukuka aykırı bulmuştur.

iv/g) Yine Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2015/2742 Esas ve 2015/2316 karar sayılı 19.07.2015 tarihli kararında, “İfade özgürlüğü sadece memnuniyetle karşılanan zararsız veya önemsiz sayılan insanların kayıtsız kalabileceği bilgi ve fikirler için değil, aynı zamanda demokratik toplumu şekillendiren çoğulculuğun, hoşgörünün ve geniş fikirliliğin doğasında bulunan bir gereklilik olarak saldırgan, şok eden, rahatsızlık veren veya ayrılık yaratabilen fikirler içinde uygulanabilmelidir,” denilerek, Nevruz kutlamaları sırasında atılan sloganların terör örgütlerinin cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ya da teşvik edecek nitelikte olmadığı bu sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği” belirtilmiş ve yerel mahkeme tarafından verilen mahkûmiyet kararı bozulmuştur.

iv/h) Anayasa Mahkemesi’nin katıldığı bir TV programında “terör örgütü propagandası” yapmaktan hüküm giyen Ayşe Çelik 2017/36722 no.lu başvurusuna ilişkin olarak aldığı 9/5/2019 tarihli mahkûmiyeti bozma kararında, 6/5/2005 tarihli Avrupa Konseyi Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesi’nin Terör suçunun işlenmesine alenen teşvik” kenar başlıklı beşinci maddesine gönderme yapılarak şöyle denilmekte:

“Bununla birlikte akılda tutulması gereken ilk şey Türk hukukunda terör ile bağlantılı her tür düşünce açıklamasının değil yalnızca terör örgütlerinin cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandanın yapılmasının suç olarak kabul edilmiş olduğudur.

Terör veya terör örgütü ile bağlantılı olsa bile içinde şiddete başvurmayı cesaretlendirici ifadeler yer almayan, terör suçlarının işlenmesi tehlikesine yol açmayan, terör örgütünün ideolojisi, toplumsal veya siyasal hedefleri, siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlara ilişkin görüşleri ile paralellik taşıyan düşünce açıklamaları terörizmin propagandası olarak kabul edilemez. Toplumsal ve siyasal ortama veya sosyoekonomik dengesizliklere, etnik sorunlara, ülke nüfusundaki farklılıklara, daha fazla özgürlük talebine veya ülke yönetim biçiminin eleştirisine yönelik düşüncelerin -Anayasa Mahkemesinin daha önce ifade ettiği gibi devlet yetkilileri veya toplumun önemli bir bölümü için rahatsız edici olsa bile (Abdullah Öcalan [GK], B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 95)- açıklanması, yayılması, aktif, sistemli ve inandırıcı bir şekilde başkalarına aşılanması, telkin ve tavsiye edilmesi ifade özgürlüğünün koruması altındadır. (…)

Anayasa Mahkemesi, terörizmin soyut olarak propagandası ile propaganda sonucu provokasyonun gerçekleşmesi hâli arasında bir fark bulunduğu kanaatindedir. Açıktır ki terörizmin propagandası sonucu provokasyonun gerçekleşmesi hâlinde fail, işlenen suça suç ortaklığından veya eylem kanunlarda öngörülen başka bir suçu oluşturuyorsa o suçtan cezalandırılacaktır. Öte yandan propaganda suçunun soyut tehlike suçu olarak kabul edilmesi başta ifade özgürlüğü olmak üzere anayasal hak ve özgürlükler üzerinde bir baskı oluşturma potansiyeline sahiptir. Bu sebeple yukarıda alıntılanan açıklayıcı raporun yüzüncü maddesinde ifade edildiği gibi bir propaganda faaliyetinin cezalandırılabilmesi için olayın somut koşullarında belirli oranda tehlikeye neden olduğunun gösterilmesi uygun olacaktır. (…)

Şiddeti kışkırtma veya demokratik ilkelerin reddi durumları dışında ifade özgürlüğünün kullanımından kaynaklanan müdahaleler demokrasiye zarar vermekte ve onu tehlikeye atmaktadır. Sarf edilen bazı görüş ve ifadeler kamu gücünü kullanan organlar nazarında incitici, yaralayıcı ve kabul edilemez görülse bile hukukun üstünlüğüne dayanılarak oluşturulan demokratik bir toplumda, kurulu düzene karşı çıkan veya başta kamu gücünü kullanan organların eylemlerini eleştiren fikirler serbestçe açıklanmalıdır…”

iv/i) Yine Anayasa Mahkemesi’nin, kamuoyunda “Barış Akademisyenleri” olarak bilinen, ve Hendek Olayları sırasında devletin sivil halka karşı suç işlediğini bildiren bir bildiri yayınladıkları için yargılanarak çeşitli cezalara çarptırılan akademisyenlerin 2018/17635 no.lu başvurusuna ilişkin 26/7/2019 tarihli kararında aşağıdaki içtihat niteliğindeki Yargıtay kararlarına yer verilmekte:

Toplantı veya gösteri yürüyüşünde olsun veya olmasın; yazı veya sözler (atılan slogan, taşınan pankart veya giyilen üniforma) ile verilen mesajın şiddete çağrı, tahrik ve teşvik edici ya da silahlı direnişe ve isyana davet şeklinde veya insanda saldırgan duygular oluşturacak biçimde anlamsız bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortamı kışkırtacak nefret söylemi olup olmadığı değerlendirilmeli, doğrudan veya dolaylı şiddete çağrı var ise sanığın siyasi kimliği, konumu, konuşulan yer ve zamanı gibi açık ve yakın tehlike testi bakımından analize tabi tutulmalıdır.

İfade özgürlüğü sadece memnuniyetle karşılanan zararsız veya önemsiz sayılan insanların kayıtsız kalabileceği bilgi ve fikirler için değil, aynı zamanda demokratik toplumu şekillendiren çoğulculuğun, hoşgörünün ve geniş fikirliliğin doğasında bulunan bir gereklilik olarak saldırgan, şok eden, rahatsızlık veren veya ayrılık yaratabilen fikirler içinde uygulanabilmelidir. (55. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 9/6/2016 tarihli ve E. 2015/8605, K. 2016/3876sayılı kararının ilgili kısmı)

“Terör örgütünün propagandası suçunun oluşumu için; faaliyetleri devam eden bir terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemleri teşvik edecek şekilde yapılması gereklidir...

Dairemizin uygulamaları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre; kullanılan yazı, sözler veya araçların;

1-Şiddet, bir araç olarak görülüyorsa;

2-Kişiler hedef gösterilip kanlı bir intikam isteniyorsa;

3-Benimsenen düşünceler için şiddete başvurmanın meşru bir yol olduğu ileri sürülüyorsa;

4-İnsanda saldırgan duygular uyandıracak biçimde anlamsız bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun ortamı kışkırtıyorsa;

İfade özgürlüğünün sınırlandırılması makul görülebilecektir.(57. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 9/2/2016 tarihli ve E. 2015/7466, K. 2016/1025 sayılı kararının ilgili kısmı)

AYM kararı, bu içtihatların ardından şöyle devam ediyor:

  1. Yukarıda aktarılan Yargıtay içtihatları (§§ 54-57) ile birlikte değerlendirildiğinde 6459 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi olan 11/4/2013’ten itibaren “terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde” propagandasının yapılması, suçun maddi unsurunu oluşturmaktadır. Son değişiklikle birlikte örgütün propagandasını yapmanın, bağlı hareketli bir suç hâline geldiği kabul edilmelidir. Buna göre, suçun oluşabilmesi için propagandanın (a) örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek ya da (b) örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini övecek veya (c) örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde yapılması gerekir.

Diğer taraftan yapılacak değerlendirmede propaganda sonucuna ulaşılabilmesi için isnat edilen suçun öğeleri ile eylem arasında nesnel ve doğrudan bir ilişki kurulmalı, başka bir deyişle ulaşılacak sonuç kanun hükmünü aşar biçimde bildiri metnindeki ifadelere dolaylı anlamlar yükleyen subjektif yorumdan ibaret olmamalıdır.

  1. Kelime olarak övme, birinin veya bir şeyin iyiliklerini, üstünlüklerini söyleyerek değerini yüceltme, methetme, sena etme anlamına gelmektedir. Söz konusu olan terör örgütün propagandası olunca övme, bir terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini görkemli, değerli veya yararlı olarak takdim etmektir. Örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerine başvurmayı teşvik etmede ise belirli bir suçun doğruluğu, yüceliği hakkında değil, bu suçun işlenmesinin gerekliliği hakkında beyanlarda bulunulmaktadır. Tahrik; harekete geçirici, özel, psikolojik bir enerjiyle, başkalarının iradesi üzerinde doğrudan doğruya etki yaratmaya yönelmiş bir davranış anlamındadır. Meşru gösterme ise bir terör örgütünün işlediği suçları iyi gösterme niteliğindedir. Terör örgütünün amacını gerçekleştirmek için yapmış olduğu öldürme, bombalama, yaralama, adam kaçırma, korkutma gibi cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek şekilde propagandasını yapmak, bu suçun unsuru olarak düzenlenmiştir.
  2. Başvuruya konu olaydakine benzer düşünce açıklamalarında dikkate alınacak esas unsurlar şu şekilde sıralanabilir:

(a) Terör örgütünün propagandası suçunda örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini belirli bir yoğunlukta savunarak, başkalarınca aynı davranışın gerçekleştirilmesi amaç edinilmektedir.

(b) Düşünce açıklamalarının kişileri terör örgütlerinin cebir, şiddet ve tehdit yöntemlerini kullanmaya sevk edecek derecede kin ve düşmanlık barındırıp barındırmadığı irdelenmelidir. Bu bağlamda Devletin terör örgütü ile giriştiği meşru mücadelede yaşanan sosyal veya bireysel sorunlara ilişkin açıklamalar -bunlar tamamen öznel değerlendirmeler olsa dahi- tek başına terör suçlarını işlemeye hazır bulunan insanları bilinçlendirmeye veya cesaretlendirmeye olanak sağlayan, bu suçların işlenme riskini artıran düşünce açıklamaları olarak kabul edilemez (Ayşe Çelik, § 56).

(c) Örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerine başvurmayı teşvik etme, terör suçlarının işlenmesine kışkırtmak niyetiyle terör suçlarının işlenmesini savunarak bir veya birden fazla suçun işlenmesi tehlikesine yol açacak bir mesajın kamuoyuna yayılmasıdır. Bu bağlamda içinde kişileri şiddete başvurmaya yönlendiren ifadeler yer almayan ve terör suçlarının işlenmesi tehlikesine yol açmayan açıklamalar terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerine başvurmayı teşvik etme olarak kabul edilemez

  1. Anayasa Mahkemesi, çok sayıda kararında ifade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahalelerin Anayasa’nın 26. maddesini ihlal edeceğini ifade etmiştir. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olması gerekir (diğerleri arasından bkz. Kemal Kılıçdaroğlu, § 58; Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan, § 56).

Bu mülahazalar ışığında AYM aşağıdaki kanaate varmıştır:

“139. Başvurucuların ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa’nın 26. Maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.”

iv/j) Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi, Nazımiye Asliye Ceza Mahkemesi’nin sanatçı Pınar Aydınlar hakkında “Suç ve Suçluyu övme” isnadıyla verdiği 201727 Esas, 2017/50 karar no.lu mahkûmiyeti 2018/1946 Esas, 2018/1945 karar no. İle bozma gerekçesinde “sanığın sarfettiği sözlerin kamu düzeni açısından açık ve yakın bir ortaya çıkmasına neden olmadığı” gerekçesiyle bozdu.

Kaldı ki, Nazımiye Asliye Ceza Mahkemesi’nin sanatçı Pınar Aydınlar hakkında “Suç ve Suçluyu övme” isnadıyla verdiği 201727 Esas, 2017/50 karar no.lu mahkûmiyet kararında, “TCK m. 215’te düzenlenen “suçu ve suçluyu övme” suçunun yasal unsurlarının oluşması için failin işlenmiş bir suçu ya da bir suçtan dolayı bir kişiyi alenen övmesi gerekmektedir” denilmekte. Bir kişiye kasketin yakıştığından söz etmek, hangi suçu övme kapsamında değerlendirilmektedir?

  1. v) Ve nihayet gelelim şu “propaganda”/ “övmek” meselesine…

Biz komünistler “övmeye” de, “sövmeye” de itibar etmeyiz; böyle bir propagandaya da asla tenezzül etmeyiz. Veya bir hakikâtten söz ederken ya değerlendiririz ya da eleştiririz.

O hâlde iddianamedeki “propaganda” isnadı bir değerlendirme (ya da eleştiri) olmak bağlamında ifade özgürlüğünün kullanımıdır ki; hiç kimse, hiçbir yasal merci, bu yurttaşlık hakkımı yargılayamaz!

 

GENELE MÜNDEMİÇ HATIRLATMALAR

 

Hâl, kısaca ifadeye gayret ettiğim merkezdeyken; Sokrates’in, “Bir yargıç: iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir,” uyarısı eşliğinde davaya ilişkin olarak şu hukuki ilkelerin hiç unutulmaması gerektiğini düşünüyorum:

  1. i) “Necessitas probandi incumbit, illi qui agit/ İspat külfeti davacıya aittir.”
  2. ii) “Praetor ius dicere potest, facere non potest/ Hâkim hukuku söyleyebilir, fakat yaratamaz.”

iii) “Quivis bonus praesumitur/ İyi niyet karinedir.”[2]

Açık açık dillendirmem gerek: İddianamedeki isnatlar kanıtsızdır, özneldir; yani, ispat külfetinin davacıya ait olduğu “es” geçilmiştir.

Böylelikle de keyfi bir “hukuk(suzluk)”a prim vermiştir.

Ve nihayet “İyi Niyet Karine”sinden uzaktır.

İşte tüm bu nitelikleriyle esas ve usul açısından kabullenilmesi mümkün olmayan iddianame, Avrupa Komisyonu’nun belkemiğini oluşturan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “6. Adil yargılanma hakkı”; “9. Düşünce, din ve vicdan özgürlüğü”; “10. İfade özgürlüğü” maddeleriyle bir tezat (ve ihlâl) belgesi olarak karşımızdadır; bu hâliyle hukuki olarak kabullenilmesi de mümkün değildir.

 

ÇÜNKÜ…

 

“Sokrates’leri öldürmeyecek bir devlet düzeni” arayışındaki Platon (M.Ö 427-M.Ö 347), olması gereken “hukuk”un tarifini verirken ekler: “Her yönetici sınıf kendi çıkarları doğrultusunda kanun yapar, demokrasi demokratik kanunları, tiranlık tiranlık kanunlarını vb. bu kanunları yaparlarken, yöneticiler kendi çıkarlarına uygun olanı ‘doğru’ diye tanımlarlar ve biri kanunlara uymayacak olursa onu ‘yanlış yaptı’ diye cezalandırırlar. ‘Doğru’ derken kastettiğim şey her devlette aynıdır, yani kurulu düzenin yönetici sınıfının çıkarları.”

Hak, hukuk ve adalet; her biri derin anlamla yüklü kavramlardır. Felsefi ve hukuki açıdan ayrılmaz üçlüyü, diyalektik bir bütünü oluştururlarken; herkes için adalet istediğinde hukukun üstün olması imkân dahilindedir.

Adalet dendiğinde, imgelemimizde mitolojideki adalet simgesi olan o bir elinde kılıç, bir elinde terazi, gözleri bağlı olan tanrıça Themis figürü canlanır. Gözündeki bağcık ile “tarafsızlığı”, tuttuğu kılıçla adaletin gücünü, terazisiyle de hakkaniyeti anlatır. Elbette terazinin ayarının bozulmaması, kılıcın da zalimin emanet edilmemesi koşuluyla…

Eduardo Galeano’nun, “Adalet adil midir? Dünyanın adaleti ayakları üzerinde ters mi duruyor?” sorusu gündemdeyken yargı, iddia ve savunma üçayak üzerine oturan adalet açısından “yargılama bağışıklığı/ immunité de procédure” vazgeçilmedir.

Tam da bu kapsamda Aristoteles, “denkleştirici adalet teorisi”ni, bir hukuki ilişkideki tarafların eşit muamele görmesi, kişisel unsurların dikkate alınmaması ile açıklamıştır. Asırlar sonra 1789 tarihli İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin 6. maddesinde bütün vatandaşların kanun önünde eşit olduğu vurgulanacaktır.

Çünkü “… ‘Hukuk’un, ‘Bir toplum düzeni, yaşamın kuralı ve adaletin ilk koşulu’ olduğu kabul edilir. ‘Adalet’in de, ‘Hukuk kurallarını yansız uygulamak”[3] olduğunun altını çizer Hıfzı Veldet Velidedeoğlu…

Evet hukuk bir neden sonuç ilişkisidir. Toplum düzenini korumayı ve düzenlemeyi amaçladığı kadar bireyi de devlete karşı korumak için vardır, var olmalıdır.[4]

O hâlde hukukun adaletle -olabildiği kadar!- buluşmasından korkmamak, evrensel ilkeler ile bağlantısını daha da güçlendirerek buradan, sağlıklı bir şekilde beslenmesini temin etmek gerekir.

İş bu nedenle eski Danıştay Başkanı Nuri Alan, “Yargı bağımsızlığı, titizlikle korunması gereken yüce bir değerdir,”[5] derken; adil yargı ihtiyacının altını çizen Antik Grek’deki ‘Zaleukos’un Yasası’ da “Yasalar her yurttaşa eşit uygulanmalıdır. Yasa koyucular, kendi koydukları yasaları kendileri çiğneyemez,”[6] gerçeğinin altını çizer.

Evet teorik ve soyut açıdan yargı, evrensel olarak adaletin emrinde ve hizmetinde olmak iddiasındadır ve öyle de olmaya gayret etmelidir.

Yeri geldi hatırlatayım: Adil yargılanma hakkı, soruşturmanın başlangıcı ile birlikte başlar. (Anayasa Mahkemesi (AYM), Bireysel Başvuru No: 2012/625, Tarih: 09/01/2014) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de aynı kanıdadır. (Eckle/Almanya Kararı, Başvuru No: 8130/78, Tarih: 15/07/1982, P.:73/75)

Bu çerçevede yargıcın tarafsızlığı gerek AYM, gerekse AİHM kararlarında irdelenmiştir. (AİHM, Carvalho/Portekiz Davası.)

Nesnel tarafsızlık da önemli olup AİHM, “Adaletin yerine getirilmesi yetmez, aynı zamanda yerine getirildiğinin görülmesi de gereklidir....” demektedir. Öznel tarafsızlık, aksi kanıtlanıncaya kadar varsayılır. Özellikle ceza davalarında nesnel tarafsızlık önem kazanmaktadır. AİHM de Coeme ve Diğerleri/ Belçika davasında, “... Bu bağlamda... görünüm bile belli bir öneme sahip olabilir. Söz konusu olan, demokratik bir toplumda halka yansıtılması gereken mahkemelere karşı güven duygusudur ve her şeyden önce, ceza davaları söz konusu olduğunda, bu güven duygusunun sanığa da yansıtılması gerekir” şeklinde karar vermiştir. (Başvuru No: 32492/96, Tarih: 22/06/2000, Paragraf: 21)

AYM de Taşpınar kararında “Bağımsızlık ve tarafsızlık, yargı fonksiyonunu, idare fonksiyonundan ayıran en önemli ölçüt olup yargı yetkisini kullanacak olan mercinin, çözülmesi istenen uyuşmazlığa doğrudan veya dolaylı olarak taraf olmayan ve uyuşmazlığın taraflarından tamamen bağımsız olan kişi veya kişilerden oluşmasını gerektirmektedir” şeklindeki gerekçesiyle tarafsızlığın önemine ve gerekliliğine işaret etmiştir. (Başvuru No: 2013/3912, Tarih: 06/02/2014)

Eğer, “Hukuk Devleti”yiz deniyorsa eğer; bun(lar)a dikkat edilmesi “olmazsa olmaz”dır!

Çünkü AYM’nin, süreklilik kazanmış kararlarına (ve “iddiası”na) göre (K: 2009/69 ve 2010/32) hukuk devleti: 1) “Eylem ve işlemleri yargısal denetime bağlı olan”; 2) “İnsan haklarına dayanan” ve “insan haklarına saygılı”; 3) “Adaletli hukuk düzeni kuran”; 4) “Yasal düzenlemelerde belirlilik ilkesine bağlı olan”; 5) “Kişilere hukuk güvenliği sağlayan”; 6) “Hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan”; 7) “Kurumların da üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve anayasanın bulunduğu bilincinde olan bir devlet” olarak tanımlanır.

Kuşkusuz burada yargıçların bağımsızlığı ön plandadır ve Yargıtay Onursal Daire Başkanı Hamdi Yaver Aktan da meseleye ilişkin şunun altını çizer:

“Hukuk devletine, insan haklarına, demokrasiye bağlı bir ülkede eleştiri vazgeçilemez bir gereksinimdir. Liberal düşünür Isaiah Berlin bu yöndeki düşüncesini ‘topyekûn kaos veya felaketi önlemek için fikir birliğine gerek duyulan umutsuz durumlar hariç, eleştiriyi yasaklayan veya kısıtlayan bir rejim totalitarizme veya başka bir tür fanatizme yol alıyor demektir’ biçiminde açıklamaktadır. O nedenle düşünce özgürlüğü günümüzde en yüksek değer olmuştur. Katılınmasa da yok etme hakkı hiç kimseye tanınamaz.

John Stuart Mill ne diyordu:[7] ‘Bir kişi hariç bütün insanlık aynı görüşte olsa, tek bir kişi karşı görüşte olsa, insanlığın o kişiyi susturma hakkı o kişinin gücü yetse insanlığı susturma hakkından fazla değildir’…”[8]

 

İFADE (VE DÜŞÜNCE) ÖZGÜRLÜĞÜ

DEVAM EDECEK

15.02.2021 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

TRAJİK AFGANİSTAN DERS(LER)İ

İNSAN(LIK)I YAZMAK HÂL(LER)İ

‘ATEŞTEN YAŞAMLAR’IN, DÜŞLERİN ROMANI

“EHLİLEŞTİRİLEMEYEN” TİYATRO(CU)NUN GEREKLİLİĞİ

ŞİİR İNCE İŞTİR; KALIN KAFALARA TESİR ETMEZ!

NURHAK AYAKTAYKEN “ÖLDÜ MÜ DENİR ONLARA”?!

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

MADIMAK’TA YAKILIP YIKILAN HEPİMİZDİK

SEVDİĞİ RENK MAVİ; TUTKUSU DA AŞK VE DEVRİMDİ

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

FUTBOL FELAKETİ

MAFYASIZ KAPİTALİZM OL(A)MAZ

BUGÜNDE ‘68/ ‘71’İ ANLAMAK

1830’DAN 1871’E -AVRUPA’DA- SINIF SAVAŞLARI

GENÇLİK(İM)DEN KALAN(LAR) FİKRET İLE TİMUR

NEFRETİN, AYRIMIN BOY HEDEFİ: ÖTEKİLEŞTİRİLEN ALEVÎ(LER)

İKTİSADÎ ÇÖKÜŞ, BEŞERÎ ÇÖZÜLME

1 MAYIS’A GİDERKEN

ANIN YAZARI: ADALET AĞAOĞLU

KARDEŞİM(İZ)İN “DAVA”SI (MI?)![*]

SAHNE (DURUŞU) PERFORMANSININ POLİTİKASI

YEDİ NOKTA YA DA YETER ARTIK

YAZMAK SERÜVENİNE BİR BAKIŞ

ÇİN DEYİNCE...

KLASİK MÜZİĞİN ÖNEMİ[*]

ÖZGÜRLÜK YERKÜREYİ KURTARIP, GÜZELLEŞTİRME UMUDU VE İRADESİDİR

KAHVERENGİ TONLU COVİD-19 GÜNLERİNDE (C)EZAEVLERİ

“İŞÇİ SINIFI” DEYİNCE

ANILAR, SESLER, ŞARKILAR

MİZAH/GÜLMECE ŞAH(LAR)I MAT EDER

DEDE EFENDİ’Lİ, İTRÎ’Lİ, LİMONCİYAN’LI KLASİK MÛSİKÎ

EKONOMİK VAZİYET(İMİZ) İLE BEŞERİ TABLO(MUZ)[1]

“ADINI SİZ KOYUN” 3

“ADINI SİZ KOYUN” 2

“ADINI SİZ KOYUN”

“AZ YAZIP ÇOK SÖYLEYEN” CEMAL SÜREYA

İSYAN SANCAĞINI YÜKSELTENLERİN KUŞAĞINDANDIR GENÇLİK

ÖRNEKLERİYLE -OLMASI GEREKEN- AYKIRI[*]

YAPITLARIYLA HAFIZALARDAN SİLİN(E)MEYEN AGNÈS VARDA

“ŞİMDİLERDE KARAMSARLIĞI DAHA İYİ ZAMANLARA BIRAKALIM”

GOMİDAS’LI HALK MÜZİĞİ(MİZ)

ŞAİRLER GALERİSİ

RUMLARA DAİR TARİH (B)İLGİSİ

GEÇMİŞTEN (BUGÜNDEKİ) GELECEĞE

IRKÇILIK/ FAŞİZM SUÇU

COVID-19 GÜNLERİNDE SORU(N)LAR, SORUMLUKLAR

V. İ. LENİN VE EKİM DEVRİMİ

HÂLÂ ONLARLAYIZ; ONLARDANIZ

“MED CEZİR”Lİ ‘ÇETİN’ KALEM

AYDIN DURUŞU VE SORUMLULUĞU

VATAN’IN F3’ÜNDE DÖRT GÜN

SORU(N)LAR, YANIT(SIZLIK)LAR

TRUMP KÂBUSU VE EMPERYALİST ABD

DOĞAN HIZLAN VESİLESİYLE ELEŞTİRİ VE YAZMAK ÜSTÜNE

BİR “İZMİRKOLİK”İN SERÜVENİ

TÜRKÜLER(İMİZ) VE BİZ

HAYALLERİMİZİ EMZİREN YAZMAK EYLEMİ

LAİKLİK ZARURETTİR

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR ( 2 )

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR

DOĞAN GÜNÜN OZANLARI

SURUÇ’UN 33’LERİ VE ONLARIN ÇAĞDAŞ AYDIN’I

ARKADAŞ(IMIZ) Z. ÖZGER

“DİNEN BİR FIRTINA”YI ANLA(T)MAK

“MODAYI BİLİP DE ONA KAPILMAYAN”DI AHMET OKTAY

ÖZLEMLERİN İSYAN ÇIĞLIĞIDIR ŞİİR

PINAR YOLDAŞA KALKAN ELLER KIRILIR

BİR SEVDADIR TİYATRO

ÖMER ŞERİF’İN OYUNCULUĞU

2020’NİN 18 MAYIS’INDA ONA DAİR

YER İLE GÖK ARASINDAKİ UYUM: KLASİK MÜZİK

6 MAYIS HAKİKÂTİ ÖLÜMSÜZDÜR

ÖLÜM ORUCUNUN 320. GÜNÜNDE İBRAHİM GÖKÇEK İÇİN

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020 ( 2 )

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020

ÖĞRENCİSİ OLDUĞUM ‘İNSANCIL’A DAİR

BUGÜNÜ VE SONRASI İLE COVID-19

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR ( 2 )

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR

UNUTAMADIĞIM FİLM(LER), YÖNETMEN(LER), OYUNCU(LAR

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ ( 2 )

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ

TARIM(IN) HÂL(LER)İ

KLASİK MÜZİĞİN FARKLI İKİLİSİ: MOZART İLE STRAUSS

AŞIKTI, “GARİP”Tİ, HALK DERVİŞİ NEŞET ERTAŞ

TARİH(İMİZ)E HAYRANLIKLA, MİNNETLE, SAYGIYLA

ÇOKSESLİ MÜZİĞİN DEVRİMCİ DEHASI BEETHOVEN

SİNEMAMIZIN DERVİŞİ: AYTAÇ ARMAN[*]

EYGİ VESİLESİYLE -BALIK HAFIZALILAR İÇİN- 50 YIL SONRA “KANLI PAZAR

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ! ( 2 )

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ!

KRİZ İLE GELEN(LER)

USTANIN KADİM DOSTU, YADİGÂRI BALABAN

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? ( 3 )

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? (2)

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR?

IŞIĞIN RESMİNİ ÇİZEREK, TARİHİ ZAPT ETMEK

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER ( 2 )

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ! ( 2 )

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ!

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ ( 2 )

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ…

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK) ( 2 )

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ ( 2)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ?!

HAS BİR TİYATROCU: CÜNEYT TÜREL

AHMET KAYA VARDI, VARDIR, VAR OLACAKTIR

KAVGADAN BESLENİP; ONU ÇOĞALTAN ŞİİRİN ŞAİRİ: ADNAN YÜCEL

33’LER İLE ÇAĞDAŞ’INDAN ÖĞRENDİKLERİM(İZ)[*]

ULUSLARARASI KAOSUN GELECEĞİ

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI ( 2)

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK ( 2 )

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK

KÖLELİĞE KARŞI MÜCADELENİN BİRLİĞİ İÇİN (YA DA “NE OLUYOR; NASIL; NE YAPMALI” MI?)

ELEŞTİREL ARABESK HİKÂYESİ

SÖZÜN MİLİTAN EYLEMİ; HAKİKÂTİN BEDELİ ÖDENMİŞ SÖZCÜSÜ

KIPIR KIPIR, NEŞE DOLU “DELİ KADIN”: AYŞEN GRUDA

CUMHURİYET İLE MÜZİK(İMİZ)

BAŞKALAŞANLARDAN DEĞİL, GELİŞENLERDENDİ GÜLRİZ SURURİ

KİTLE ÖRGÜTLERİ VE DEMOKRATİK İŞLERLİK

“SANAT UZUN, YAŞAM KISA”YDI MELİH CEVDET İÇİN

ZOR(UNLU) BİR MESELE: ALTERNATİF DEVRİMCİ-HALKÇI YEREL YÖNETİM

YAZDIĞINIZ YAŞAM YA DA SAFSATADIR!

HALKIN -BAŞKALDIRAN- ARZUHÂLCİSİ: YAŞAR KEMAL

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)[2]

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)

MAYIS KIZILLIĞINDA ‘71 KOPUŞU VE KAYPAKKAYA

BUGÜN(ÜMÜZ)DE FAŞİZM(LER)

SİNEMANIN MÜSTESNA İSİM: METİN ERKSAN

İNSAN OLMAK ZORKEN, ‘İNSAN’DI ZEKİ ALASYA

ÖLÜMSÜZLÜK BAĞLAMLI KIZILDERE(MİZ)

SAİT FAİK’İN DÜŞ(ÜNCE)LERİ

İSYANA DÖNÜŞ(EME)YEN İTİRAZ VEYA MÜSLÜM GÜRSES HİKÂYESİ (Mİ?

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 3 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 2 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF ( 2 )

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ) 2

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ)

DİZELERİYLE REFİK DURBAŞ ÖYKÜSÜ

AFORİZMALARDAN BUGÜN(ÜMÜZ)E UYARILAR

‘KEL MAHMUT HOCA’ + ‘YAŞAR USTA’ + ‘TURŞUCU KAZIM’ + ‘AYYAŞ EMİN’Dİ O…

hatırlamiyorum-nakaratlarina-hatirlatalim

“NETAMELİ BİR KONU”: ULUSAL SORU(N)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 3)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 2 )

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI

ABD EMPERYALİZMİ VE VENEZÜELLA 2019

AYKIRI DİZELER, ŞAİRLER

ÇEŞİTLİ VECHELERİYLE BEŞERİ (EKONOMİ-POLİTİK) KRİZ

“BÜYÜK FOTOĞRAFÇI”NIN GERÇEĞİ VE DRAMI

KRİZ “İMKÂN, TEHDİT VE KARAR” BİLEŞKESİDİR

İNSANI İNSANLAŞTIRAN DEĞERLER: AŞK, SANAT, BAŞKALDIRI, MÜCADELE

HİÇLEŞTİRİLME KAYGISINDAN ÖFKEYE SARI YELEKLİLER

68 HAREKETİ, MAYIS(IMIZ), KAYPAKKAYA VE 1971

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM ( 2)

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM

NBC SİNEMASI (MI?)

DÖRT GÜNLÜK “Bİ ŞEY”

ISINMANIN ÖTESİNDE -YANIYOR!- YERKÜRE

YEŞİLÇAM’LI TÜRK(İYE) SİNEMASI

YAZMAK EYLEMİNE MÜNDEMİÇ NOTLAR

SANAT (VE TİYATRO) İLE HAYAT

EYYAMCI DEĞİL, HER DEVİRDE İNSANDI TARIK AKAN

YIKA YIKA YARATARAK YAZMAK

SIRILSIKLAM BİR ÂŞIK: BEDRİ RAHMİ

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR) ( devam)

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR)

ÖNCESİYLE 15-16 HAZİRAN’DAN BUGÜN(ÜMÜZ)E

HAKKÂRİ’DEKİ PARİS’Lİ: FERİT EDGÜ

TİYATRONUN UNUTULMAZ İNSAN(LAR)I

KARL MARX İLE MARKSİZMİ

LATİN AMERİKA VE EDEBİYAT ve GRUP YORUM'la dayanışma videosunu

ÜTOPYALAR(IMIZ)IN TARİHSEL ZEMİNİ

TÜKETİLE(MEYE)N İNSAN(LIK

KAPİTALİST KENT(LEŞMEMİZ)İN HÂL-İ PÜR MELALİ

KRİZİN, SAVAŞIN, VAHŞETİN “YDD”Sİ

POLİTİK SİNEMA İHTİYACI BÜYÜRKEN

O SES PEŞİNDEN SÜRÜKLENEN YILDIZ KENTER

MART’IN 10 KIZIL KARANFİLİ (VE ANIMSATTIKLARI

“DERİN AŞKLARIN, BAĞLILIKLARIN, HASRETLERİN, ŞEFKATİN ŞARKILARINI SÖYLEDİ” YILMAZ GÜNEY

DEVRİMCİ BİR DERVİŞ: OKTAY ETİMAN

İTİRAZ EDEN MÜLKSÜZLER İÇİNDİR LE GUIN

İRAN SOKAKLARININ BAŞKALDIRISI

SAF IŞIĞIN, ŞEFFAF SİMGELERİN ŞAİRİ: TOMAS TRANSTRÖMER

KAPİTALİZM KİRLİDİR, KİRLETİR

HRANT’IN KOLEKTİF KATLİNİN ANATOMİSİ

OHAL’(LERİN)İN EKONOMİ-POLİTİK DÖKÜMÜ

ŞİMDİLERDE ŞİİRE DAHA ÇOK MUHTACIZ GİRİZGÂHI

İSYANCI ŞEYH BEDREDDİN GERÇEĞİ

ORTADOĞU SARMALI VE T.“C”

DÜŞÜN(ECEĞİZ), YAZ(ACAĞIZ), KONUŞ(ACAĞIZ), SUSMA(YACAĞIZ)![

FAŞİZM(LER)İN GÜNCELLİĞİ VE IRKÇILIK

AŞK -İNSAN(LIK)A DAİR- HER ŞEYDİR![

EKİM DEVRİMİ İLE TARTIŞMALI “TARTIŞMALAR”I

GÜNCELDEN TARİHSELE İŞÇİ SINIFI

KAPİTALİST İKTİDARIN EĞİTİM(SİZLİĞ)İ VE COĞRAFYAMIZ

YENİ(DEN) ‘68’İ ANIMSA(YALIM)

AN-KARA’DA BİR KIPKIRMIZI CUMARTESİ

GÜLTEN AKIN: KENDİ GİTTİ, ŞİİR(LER)İ KALDI

BOYACI HALİL’İN MÜŞFİK KENTER’İ

EMPERYALİST YERKÜREDE BARIŞ (YALANI) VE SAVAŞ (GERÇEĞİ )

SİNEMA VE YÖNETMEN(LER)

PARİS KOMÜNÜ(MÜZ) HÂLÂ GÜNCEL

KAPİTALİZM VE TARIM(IMIZ)

“DUYARLILIĞIN İNCELİĞİN ESENLİĞİN YAZARI”: OKTAY AKBAL

KAPİTALİZMİN YARATTIĞI TABLO MU DEDİNİZ?

ÖĞRENCİ HAREKETİNİN TOPLUMSAL MÜCADELEDEKİ YERİ VE ROLÜ

HAYAT(LAR)IMIZA DOKUNMUŞ BİR MÜZİSYEN: ATTİLLA ÖZDEMİROĞLU

ADALETSİZLİK KARŞISINDA DEVRİMCİ SANATIN KONUMU VE İŞLEVİ

KATLEDİLDİĞİMİZ SURUÇ’LA ÇOĞALDIK

ŞİİRE KOÇAKLAMA

ÖZGÜRLÜĞE MUHTAÇ VE MAHKÛMUZ!

AYDIN/ ENTELEKTÜEL MESELESİNE DAİR

ŞİİR GİBİYDİ JOHN BERGER

SEVDİKLERİMDENDİR ÜÇÜ BİRDEN

YAZMAYI YAZMAK YAPAN

BAHAR(LAR)IN HALKI: ROMANLAR

ESKİ(MEYEN) SESLER, TINILAR

ORHAN KEMAL: USTADIR, YERİ AYRIDIR, MÜHİMDİR

“CULPA VACARE MAXIMUM EST SOLATIUM”

UNUTUL(A)MAZLAR YA DA HATIRLAYIN ONLARI

FİRARİ YAŞAM(IN)IN YAZMAK EYLEMİ

15’LER DAİR: GEÇM(EM)İŞ BUGÜNÜ(MÜZÜ)N ÖNSÖZÜDÜR !

SATIRLARDA AKAN YAŞAMIN BİLGELİĞİ

İNKÂRA ORTAK OLMA(K)!

“EVET”(İN EKONOMİSİN)E HAYIR!

ALAYINA İSYAN: “EVET”İN REFERANDUMU’NDA “HAYIR”![

“ÖZGÜRLEŞME DİLDE BAŞLAR”[

İNSAN(LIK), ONA İNANAN ŞAİR(LER)İN ŞİİR(LERİN)E MUHTAÇ

ALAYINA İSYAN, HEPSİNE “HAYIR”![

EKİM’İN 100. YILINDA KAVRAMLAR, GERÇEKLER

ZULA(NIZ)DAKİ ŞİİR, MAVZER(İNİZ)DEKİ MERMİ GİBİDİR

İKTİDAR, EĞİTİM, ÜNİVERSİTELER VE GENÇLİK

AKP’NİN -KAPİTALİZM PATENTLİ- ÇEVRE PRATİĞİ

“TEKÇİLİK” GÜZERGÂHINDA NEYİ, NASIL YAPMALI?

KÖTÜLÜK(LER) TABLOSU MU? “PANTE REI”![

ŞEYH BEDREDDİN: “SÖZÜ, BAKIŞI, SOLUĞU ARAMIZDAN ÇIKIP GELECEKTİR

UMUDU -TÜKETMEDEN- ÇOĞALTANDI SENNUR SEZER

“KIRIK MOZAİK”(İMİZ)İN PARÇASI SÜRYANÎLER

ORTADOĞU: BÜYÜK FOTOĞRAF İLE “KÜÇÜK” AYRINTI(LAR)

“İNSANLIK HÂLİ”NİN TERCÜMANI: FRANZ KAFKA

RESİM “SÜS” YA DA “AKSESUAR” DEĞİLDİR, OLAMAZ!

FUTBOL: GERÇEK VE BAĞINTILARIYLA TARTIŞALIM MI, TARTIŞMAYALIM MI?

EKİM’İN LENİN, LENİN’İN EKİM DESTANI

EGEMEN KLİKLER ARASI HESAPLAŞMA VEYA 15 TEMMUZ’UN ŞECERESİ[*]

SİYONİZM KARŞISINDA FİLİSTİN İLE ARAFAT’I[*]

ZEKÂ, YARATICILIK KADAR YÜREKLİLİKTİR KARİKATÜR(İST)[*]

BARIŞ (=HAYAT) İLE SAVAŞ (=ÖLÜM) HÂLİ[*]

TARTIŞILAN ASLÎ SORU(N) ÖZGÜRLÜKTÜR[*]

EGE MAVİSİNİN -HALİKARNAS- BALIKÇISI[*]

101. YAŞINDA AZİZ NESİN USTA[*]

68 BAŞKALDIRISI VE ÖĞRENCİ HAREKETİ[1]

“ÇORUMLU ‘BAUDELAİRE’PEREST”: SAİT MADEN[*]

KARAR VERİN: “SİZİN MUHAMMED ALİ’NİZ HANGİSİ?”[*]

HAYAT VE SANAT = GENÇLİK VE MÜCADELE[1]

GİDEN(LERİN) İKİ(SİN)DEN KALAN(LAR)[*]

BAŞYAPITI ‘GABO’NUN KENDİSİYDİ, HAYATIYDI[*]

YAZMAK EYLEMİNİN KADINLARI[*]

MİLLİYETÇİLİK VİRÜSÜ VE FUTBOL[*]

ANAYASA, BAŞKANLIK SİSTEMİ VE LAİKLİK[*]

33’LER SURUÇ’TUR; BİZ 33’LERİZ![*]

SYRIZA: NEYDİ? N’OLDU?![*]

“GEZİ”(/HAZİRAN) SANATI[*]

YENİDEN -VE BİR KEZ DAHA- FAŞİZM[*]

TÜRK(İYE) PATENTLİ PANOPTİKON HÂLİ[1]

ÇÖZÜLME, PARÇALANMA VE KUTUPLAŞMA GÜZERGÂHINDA[*]

DİK DURAN NİKBİNLİK: SABAHATTİN ALİ[*]

AŞKLARIN, KAVGALARIN, BARUT KOKAN DİZELERİN ŞAİRİ: HASAN HÜSEYİN[*]

SOYKIRIMDAN SÜRGÜNE ÇERKESLER[*]

44 YIL SONRA ONLAR YANİ SONSUZLAR[*]

AŞK, TRAVMA, TOPLUMSAL İNŞA VEYA DEVRİM, KAPİTALİZM, SOSYALİZM[1]

PEKİYİ YA İSYANCI KAZIM’DAN SONRA BİZ?![*]

TARİHSELDEN GÜNCELE İBRAHİM KAYPAKKAYA[1]

HAYATI ÖRGÜTLEYEN AŞKINLIKTIR SANAT (İLE TİYATRO)[*]

KAPİTALİZMİN “ÇEVRE”Sİ YA DA EKOLOJİK KÂBUS![1]

BUGÜN(ÜMÜZ)DE ENTELEKTÜEL, EĞİTİM, AKADEMİ[*]

MÜLKİYET, İKTİDAR, DEVLET (=DEMOKRASİ) VE…[1]

RADİKAL SOSYALİZM HÂLÂ GÜNCEL!

2015 1 MAYIS’INDAN 2016’YA YİNE, YENİDEN, ISRARLA TAKSİM!

KIZILDERE TARİHİ(MİZ) HEPİMİZİNDİR[1]

KÜLTÜREL YOZLAŞMA KARŞISINDA DEVRİMCİ SANAT[1]

KOMÜN’DEN EKİM’E ESKİ(MEYEN) SOSYALİZM

YALNIZLIĞIN ÇOĞUL SENFONİSİ: SAİT FAİK ABASIYANIK[*]

SAVAŞIN BATI CEPHESİNİN SORU(N)LARI İLE “DOĞU”[*]

ORTADOĞUDA T.CNİN HÂLİ VE ROJAVA

SANATIN SINIFI VEYA SANAT SİYASAL VE SINIFSALDIR

ORTADOĞUNUN KANAYAN YARASI FİLİSTİN

VERİLERİYLE DEMOKRASİ (MÜCADELESİ) VE DÜZEN(SİZLİK) ÜZERİNE

FAİLİ MEÇHUL -OLMAYAN- KAYIP(LAR)

80'Lİ YILLAR = İNSAN(SIZLIK) + UMUT(SUZLUK) + EYLEM(SİZLİK)

ERMENİLERİN BUGÜNÜ=HRANT+KAMP ARMEN

KÜRTLER VE ORTADOĞU

chavez venezüella'sında ne(ler)oluyor? bolívarcı halkçılık mı, sosyalizm mı