KÖTÜLÜK(LER) TABLOSU MU? “PANTE REI”![

Temel Demirer

KÖTÜLÜK(LER) TABLOSU MU? “PANTE REI”![

“Gelecek ne zaman vaat olmaktan çıkıp

bir tehdit unsuru hâline geldi?”[2]

 

Yaşadıklarımız; “Tarihi üreten kötü yanıdır,” diyen Karl Marx’ı teyid edip dururken; iyi olmadığımız çok açıktır. Ancak iyi olacağımız da öyle…

Hayır; bu ekonomist, indirgemeci, vulger bir beklenti değil; diyalektik materyalist bir öngörüdür.

İsmet Berkan’ın, -kendinden menkûl- “Etrafım ümidini kaybetmiş, kötümserliğin dibine vurmakta olan insanlarla dolu. Şöyle bir adım geriye çekilip baktığımızda, gelecekten endişe duymak için pek çok sebebimiz var,”[3] karamsarlığına inat; Karl Marx’ın, “İnsanlık ırmağı akar. Ama hep akar. Hep ileriye doğru akar,” uyarsının altını çizerek, bazen akan ırmağın yavaşladığını; önüne setler çekildiğini ya da Charles Dickens’in, ‘İki Şehrin Öyküsü’ romanının girişinde, “Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de şüphe, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, her şeyimiz vardı, hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz doğruca cennete gidiyorduk ya da tam öteki yana - kısacası, tam da şimdiki bir dönemdi. Şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ve dönemin bağıran muktedirleri, öyle ya da böyle, en iyi günler olduğunda ısrar ediyordu,”[4] dediğini unutmamakta büyük yarar var.

Çünkü, “Böyle gelmişse de böyle gitmez” diyenler; Herakleitos’un, “Pante rei/ Her şey akar/ değişir” saptamasının altını ısrarla çizenler haksız değildir ve tarih hep bunları savunanları haklı çıkarmıştır.

Tıpkı Leylâ Erbil’in, ‘Tuhaf Bir Erkek’inde ifade ettiği üzere:

“Şu da var/ bütün acılara karşın/ hayat/ içimize bir nota bırakır ya/ en bitik günümüzde/ direnme notasını/ bir zarfa mı koyar/ bir deniz çırpıntısıyla mı/ savurur/ yüzümüze/ neşe üşüşür hayatımıza/ birden/ güç aşılar/ iyi güçtür/ baş eğdirmeyen/ umut/ altın kafesinden/ çıkıverir/ dolaşır tepemizde.”

 

ZOR(LU) VE ZALİM DÜNYA

 

Zor(lu) ve zalim bir dünyada (onun da Ortadoğu’sundaki Anadolu’da!) yaşamanın kolay olmadığını, büyük diyetlere muhtaç olduğunu bilmiyor ya da “es” geçiyor falan değilim…

Kolay mı?

“Gezegenimiz uzlaşmaz parçalanma ve bütünleşme süreçlerine maruz kalıyor. Gerçekten de tüm insan türü bir ‘kader ortaklığı’nda birleşiyor, çünkü aynı ekolojik ya da ekonomik tehlikeleri, dinî fanatizmin ya da nükleer silahların yol açtığı aynı tehlikeleri paylaşıyor. Bu gerçeklik ortak bir bilince varılmasına yol açmalı, dolayısıyla da kaynaştırmalı, dayanışma yaratmalı ve melezleştirmeli. Oysa tam tersi hüküm sürüyor: Büzüşülüyor, ayrışılıyor, bölmelere ayrılıp parçalanılıyor, özgül -ulusal ve/ veya dinî- bir kimliğin ardına sığınılıyor,”[5] satırlarıyla Edgar Morin’in tarif ettiği bu tablonun sorumlusu sürdürülemez kapitalist yıkım ile onun III. Büyük Bunalımı’dır…

Bu tabloda 27 milyon nüfuslu Yemen’de 14 milyon kişi yetersiz besleniyorken; kriz bölgelerindeki 500 bine yakın çocuk ise yetersiz beslenme nedeniyle risk altındayken;[6] Suudi Arabistan ve müttefiklerinin saldırıları sonucu Yemen’de yaşamsal sağlık standartları çöktü ve her 10 dakikada bir çocuk önlenebilir sorunlar nedeniyle yaşamını yitirir duruma geldi. UNİCEF raporlarına göre 2.2 milyon çocuk, kronik olarak şiddetli yetersiz beslenmeyle bağlantılı sorunlar ile mücadele etmek zorunda ve acil yardıma muhtaç. Buna ek olarak 1.7 milyon çocuk ise orta derece yetersiz beslenme nedeniyle risk altında…[7]

İnsanlar katledilirken; sürdürülemez kapitalizm kazanıyor; kârına kâr ekliyor!

Kolay mı? ABD dünyadaki askeri harcamaların yüzde 40’ını tek başına yapıyor. Dünyadaki bütün ülkelerin savunma bütçeleri toplamı 1 trilyon 568 milyar 440 milyon dolara ulaşırken, bunun 1 trilyon 338 milyar 358 milyon dolarlık kısmının 20 devlete ait olduğu belirtildi.

Askeri harcamalar konusunda kapsamlı araştırmalar yürüten yayıncılık kuruluşu ‘IHS Jane’s Defence’ raporuna göre, savunma harcamaları 2016’da bir önceki 2015 yılına kıyasla yaklaşık 15 milyar dolar arttı. Türkiye, 12.7 milyar doları aşan savunma bütçesiyle 105 ülke arasında 18’inci oldu.[8]

Silahlanmada başı Asya ve Ortadoğu ülkeleri çekiyor. Yüzde 0.6 oranında gerçekleşen daralma uzmanlarca, silahsızlanmaya dönük bir işaret olmadığı, düşüş trendindeki yavaşlamanın bir geri dönüş anlamına gelebileceği şeklinde değerlendiriliyor. 2016’da dünyada en çok Hindistan, Suudi Arabistan ve Çin silah harcaması yaptı. Dünya genelinde ilk 100 şirketin silah satışları ise 370.700 milyar doları buldu.[9]

Bunlar böyleyken; dünyanın en zengin insanlarının servetleri 2015 sonuna göre 237 milyar dolar arttı. Servetini en çok artıran ilk 5 isimden 4’ü ABD’li...

‘Bloomberg Milyarderler Endeksi’ne göre, 27 Aralık itibariyle dünyanın en zenginlerinin toplam servetleri 2015’e göre yüzde 5.7 artışla 4.4 trilyon dolar oldu.

2016’da servetini en çok artıran ise 11.8 milyar dolar ile Warren Buffet oldu; Buffet’ın serveti yüzde 19 artışla 74.1 milyar dolara ulaştı.

 

DÜNYANIN EN ZENGİN 50 İSMİ[10]

1

Bill Gates

91.5 milyar dolar

18

Jack Ma

33.3 milyar dolar

35

Pony Ma

19.9 milyar dolar

2

Waren Buffett

74.1 milyar dolar

19

John Mars

31.6 milyar dolar

36

Susanne Klatten

19.6 milyar dolar

3

Amancio Ortega

71.2 milyar dolar

20

Jacqueline Mars

31.6 milyar dolar

37

Tadashi Yanai

19.2 milyar dolar

4

Jeff Bezos

67.2 milyar dolar

21

Wang Jianlin

30.6 milyar dolar

38

Michael Dell

19 milyar dolar

5

Mark Zuckerberg

51.2 milyar dolar

22

Li Ka Shing

28.6 milyar dolar

39

Laurene Powell Jobs

18.9 milyar dolar

6

Carlos Slim

49.2 milyar dolar

23

Sheldon Adelson

28.3 milyar dolar

40

Len Blavatnik

18.8 milyar dolar

7

Charles Koach

46 milyar dolar

24

Jorge Paula Lemann

27.1 milyar dolar

41

Leonardo Del Vecchio

18.4 milyar dolar

8

David Koack

46 milyar dolar

25

Steve Ballmar

26.8 milyar dolar

42

Charlie Ergen

18.1 milyar dolar

9

Lary Ellison

41.9 milyar dolar

26

George Soros

25.2 milyar dolar

43

Lea Shau Kee

18 milyar dolar

10

Larry Page

40.7 milyar dolar

27

Phil Knight

23 milyar dolar

44

George Schaeffler

17.9 milyar dolar

11

Sergey Brin

39.9 milyar dolar

28

Stefan Person

22.9 milyar dolar

45

Stefan Quandt

17.8 milyar dolar

12

Ingvar Kalmprad

39.6 milyar dolar

29

Mukash Ambani

22.4 milyar dolar

46

Leonid Mikhelson

17.2 milyar dolar

13

Bernard Arnault

38.9 milyar dolar

30

Carl Icahn

20.8 milyar dolar

47

Ron Perelman

17.1 milyar dolar

14

Liliane Bettencourt

35.8 milyar dolar

31

Diter Schwarz

20.7 milyar dolar

48

Alexey Mordashov

16.6 milyar dolar

15

Rob Walton

34.7 milyar dolar

32

Paul Allen

20.4 milyar dolar

49

Donald Bren

16.6 milyar dolar

16

Jim Walton

34.6 milyar dolar

33

Giovanni Ferrero

20.2 milyar dolar

50

Vladimir Potanin

16.5 milyar dolar

17

Alice Walton

33.5 milyar dolar

34

Alwaleed Al Saud

20 milyar dolar

 

 

 

 

Ayrıca ‘Bloomberg’in yaptığı hesaplamalara göre, dünyanın en zengin 200 milyarderi, 2016’da toplam servetlerini 4.4 trilyon dolara çıkaracak şekilde, 237 milyar dolar arttırdılar.

Zenginler listesinin başında, net serveti 85.9 milyar dolar olan Microsoft’un kurucu ortağı Bill Gates bulunuyor. Bloomberg raporunun belirttiği üzere, onun, herhangi bir faiz ödemesini ya da diğer servet arttırıcı faktörü hesaba katmaksızın, bu uçsuz bucaksız serveti bitirmek için, önümüzdeki 100 yıl boyunca her gün 2.3 milyon dolar harcaması gerekiyor.

Servetin toplumun doruklarında birikmesi, gelir istatistiklerine de yansıyor. Ekonomistler Thomas Piketty, Emmanuel Saez ve Gabriel Zucman tarafından yakın dönemde tamamlanan bir araştırma, ABD halkının alttaki yüzde 50’sinin ulusal gelirden aldığı pay 1980’deki yüzde 20’den yüzde 18’e inmişken, en tepedeki yüzde 1’in gelirinin yüzde 12’den yüzde 20’ye yükseldiğini gösteriyor. Başka bir ifadeyle, ulusal gelirin yaklaşık yüzde 8’i, halkın alttaki yüzde 50’sinden en tepedeki yüzde bire aktarılmıştır.

Bu eğilimler uluslararası ölçekte de dile getiriliyor. ‘Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Aralık 2016’nın başında yayınladığı bir rapor, 2012’den beri ücret artışının dünya çapında yüzde 2.5’ten yüzde 1.7’ye düşerek yavaşladığını gösteriyor. Ücret artışının başka her yerden daha hızlı olduğu Çin dışta bırakılırsa, küresel ücretlerdeki artış, yüzde 1.6’dan tam yüzde 0.9’a düşmektedir.

ILO’nun araştırması ayrıca, Avrupa’daki çalışanların en tepedeki yüzde 10’unun toplam ücretlerin yüzde 25’ini, buna karşılık, alttaki yüzde 50’sinin yüzde 29.1’ini aldığını belirterek, toplumsal eşitsizliğin artışına dikkat çekti.[11]

“Kapitalist dünyadaki sefalet manzaraları”[12] eşliğinde, “Neo-liberalizm sonrası döneme doğru”[13] ilerlenirken; eşitsizlik ile yeniden emperyal paylaşımla ve de 22 Aralık 2016’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, “Rusya ordusu, herhangi bir düşmanın üstesinden gelecek güce sahiptir,”[14] haykırışıyla biçimlenen tabloda, “Büyük Savaş” olasılığıyla, ekonomik krizin derinleşme eğilimleri arasında doğrudan ilişki varken;[15] “III. Dünya Savaşı’na ramak kaldı,”[16] diyor Adnan Gümüş…

 

TEHDİT VE İMKÂNLARIN ORTADOĞU’SU

 

Böylesine müthiş bir toplumsal alt üst oluştan Ortadoğu’nun da “nasip”ini almaması, elbette mümkün değildi.

Kolay mı? 100. yılında çözülen Sykes-Picot’sundan, emperyalist haydutluk projesi “BOP”a uzanan gelişmelerle III. Emperyalist paylaşımın vekalet savaşlarının “Satranç Tahtası”nı[17] andıran Ortadoğu coğrafyasında Irak’tan Suriye’ye uzanan yarılma çok önemli sonuçlar yarattı.

Görünen odur ki, eski(yen) tablo makyajlarla sürdürülebilir olmaktan ve kontrolden çıkmıştır.

“Nasıl” mı?

Örneğin bu savaş, Suriye’yi aşan iki sonuç yarattı: IŞİD ve sığınmacılar dalgası. Bu ikisinin kesişmesi Avrupa’da ve ABD’de sağ popülist ırkçı yükselişi güçlendirdi; AB projesinin, hatta liberal demokrasinin geleceği üzerinde büyük bir soru işareti oluştu. Rusya Ortadoğu’ya oyun kurucu bir aktör olarak girdi.

Şimdi gelinen noktada Esad rejimi Halep’i geri alıyor, Şam’ı temizliyor. Bölgeyi iyi bilen analistler sıra İdlib’de, isyancılar artık yalnızca kırsal bölgelere sığınmak zorunda kalacaklar; Esad rejimi IŞİD’e, cihatçılarla karşı savaşmakta olduğundan, fiilen Batı’nın doğal müttefiki oluyor diyorlar ve ekliyorlar, ABD’de Trump ve Fransa’da Villon, Rusya ile yakınlaşmaktan yana; Suriye ile ilgilenmeyecekler. AKP Türkiye’sinin Rusya karşısında takla atmaktan başı dönüyor, ekonomisi siyasi krizlerin, sığınmacıların basıncı altında eziliyor, ordusunun teknik ve moral yetersizliği, Başbakan’ın ağzından gözler öne seriliyor. Kürt sorunu, AKP rejiminin jeopolitik kâbusuna dönüşüyor.[18]

Bölgesel planda bir Kürt Ulusal inşasından söz edildiği ve bunun dinamiklerinin tarih sahnesine çıktığı koordinatlarda tehdit ve imkânlar iç içe geçiyor.

Örneğin bu konuda David Ignatius, “Ortadoğu, ABD’nin Neden Güvenilmez Olduğunu Biliyor” alt başlığında şunların altını çiziyor:

“ABD, Ortadoğu’daki savaşlarını yürütürken, yerel güçleri vekil savaşçıları olarak istihdam etmek, bölgesel politikalar işe dahil olup, işler sarpa sarınca bu ağırlıklardan hemen kurtulmak gibi kötü bir alışkanlığa sahip.

Bu ‘baştan çıkarma ve terk etme’ döngüsü, ABD’nin en sevimsiz karakter özelliklerinden biri. Ortadoğu’da ABD’ye güvenilmemesinin de temel nedenlerinden biri. Irak, Mısır, Lübnan ve diğer ülkelerde bizim adımıza risk alan insanların yanında durmadık. Ve şimdi aynı sendrom Suriye’de de ortaya çıkıyor; ABD’nin Suriye’de IŞİD’e karşı en önemli müttefiki Kürt milislerinden oluşmuş YPG, Türk askeri tarafından saldırı altında…

Maalesef Ortadoğu’da ABD’yle müttefik olmak çok tehlikeli bir durum hâline gelebilir… Kürt kaynaklar, ABD’nin Afrin konusundaki taleplerine sessiz kalması nedeniyle Kürtlerin Rusya’ya başvurduğunu söylüyor

Tayyip Erdoğan darbe girişimi sonrasında iktidarını tekrar sağlamlaştırdığında Türkiye’nin bölgesel ihtirasları zirve yaptı…

ABD’li üst düzey bir yetkili, Türkiye’nin her iki alandaki rolünü yönetmenin zorluklarından bahsediyor.

Belki de Kürtler ABD’yle ittifak yapmak ya da Türklerin müdahale etmeyeceklerine güvenmek yerine daha iyi bir seçenek oluşturmalıydılar. Kürtlerin tarihi ihanetlerle doludur. ABD’nin şansına 1991 Körfez Savaşı’ndan sonra ABD’nin Kuzey Irak’ta oluşturduğu ‘uçuşa yasak bölge’nin Kürtlerde hâlâ hatırı var. Bu sayede Irak’ta Kürt bölgesel yönetimi tutunabilmişti.

Ama Ortadoğu’nun halkları ABD vaatlerinden uzak durulması gerektiğini öğrendiler. Iraklı Hıristiyan bir lider ABD’nin IŞİD sonrasında yeni yardım önerisini şu sözlerle reddetti: ‘Siz çekip gidersiniz, sizin işiniz bu.”[19]

Bunlara şunları da eklemekte yarar var!

ABD Dışişleri Bakanı Kerry, görevi 20 Ocak 2017’de sona erecek olan Obama yönetiminin dış politikada hataları oldu mu, sorusuna “Evet, birkaç şey var. Bunları bugün tartışmayacağım, ileride belki yazabilirim” diye cevap verirken;[20] ABD Başkanı seçilen Donald Trump’ın IŞİD’e yönelik olarak Rusya ve Türkiye’yle birlikte ortak saldırı düzenlemeye hazırlandığı iddiası ortalarda dolaşıyor. İsrail istihbaratına yakınlığıyla bilinen ‘DEBKfile’ sitesine göre Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Micheal Flynn, “gizli” bir şekilde, Rusya Güvenlik Konseyi Başkanı Nikolay Patruşev, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ürdün Kralı Abdullah’la yakın temaslar gerçekleştirdi.[21]

 

SURİYE VE IRAK CEPHELERİ

 

Ordunun Halep’te kontrolü ele geçirmesinin ardından,[22] denge(sizlik)lerin bir kere daha farklılaştığı Ortadoğu’da, Suriye Devlet Başkanı Esad Halep’i almanın büyük bir zafer olduğunu, ancak bunun beş yıllık savaşın sonu olmayacağı vurgusuyla, “Halep’i almak, bizim için büyük bir zafer demek. Ancak gerçekçi olmak gerekiyor. Bu Suriye’deki savaşın sonu olmayacak. Ama savaşı sonlandırmak yolunda büyük bir adım. Teröristler her yerde. Halep’i geri alsak bile onlara karşı savaşımız devam edecek,” dedi.[23]

Yani görünen odur ki, Suriye’deki savaş -şöyle veya böyle- sürecektir.

“Nasıl” mı?

Örneğin Suriye Devlet Başkanı Esad, Portekiz televizyonuna verdiği röportajda, Cumhurbaşkanı Erdoğan için “Tamamen hasta bir adamdan söz ediyoruz” ifadelerini kullanıp; Erdoğan’ın günümüzde değil, Osmanlı döneminde yaşadığı vurgusuyla, “Tam anlamıyla megalomanyak bir başkandan söz ediyoruz” ifadesini kullanıp, Suriye’de “teröristlere karşı savaşmanın” anlamının “Erdoğan ordusuna karşı savaşmak” olduğunu söyleyerek ekledi: “Türkiye ordusu değil, Erdoğan ordusu diyorum.”[24]

Ayrıca ABD Başkanı Barack Obama, koltuğu devretmesine 40 gün kala, 8 Aralık 2016’da ABD Dışişleri ve Savunma Bakanlıkları için talimat yayımlayıp Suriye’de ABD’nin müttefiki olan yabancılar dahil silahlı güçlere silah yardımıyla ilgili kısıtlamaları kaldırdı. Bu yüksek teknolojik silahlar, yani MANPAD denilen taşınan ve omuzdan ateşlenen uçaksavar füzeler Esad karşıtları tarafından uzun zamandır talep ediliyordu.[25]

Bunların yanı başında, “Musul harekâtı ile yeni paylaşım hesapları”nın[26] da altı özenle çizilmeliyken; “Çatışmaların alevlendiği Musul ve Kerkük momentumu, bölgesel denklemleri yeniden altüst edecek. Suriye’nin Keşmir’i Halep, Irak’ın Keşmir’i ise Musul olacak gibi görünüyor,”[27] notunu düşmeden edemiyor M. Ali Çelebi…

Gerçekten de Aşti Hawrami’nin “Artık eski Irak yok”[28] demek zorunda kaldığı IŞİD’li Irak’ın çözülüp/ parçalanması her geçen gün derinleşirken;[29] Güney Kürdistan ile Irak merkezi hükümeti arasındaki “statüsü belli olmayan bölgelere” ilişkin konuşan Irak Başbakanı Haydar El Ebadi, Irak’ın parçalanmasını kabul etmeyecekleri vurgusuyla, “Saddam iktidarının yıkılmasından sonra Irak anayasasında bazı bölgeler üzerinde çelişkilerin yaşandığı bölgeler olarak yer aldı. Referandumun yapılması gerekiyordu. Ancak yapılmadı. Şu anda da Irak’ın parçalanması üzerine yürütülen tartışmaları reddediyoruz,” dese de;[30] bu tepki bir şeyi değiştireceğe benzemiyor.

Evet Irak Kürt-Arap, Sünnî-Şiî eksenlerinde, adım adım parçalanıyor.

Biraz gerilere dönersek, hatırlanacağı üzere BAAS Partisi 1968 yılında Irak’ta iktidara gelir gelmez yayınladığı ilk bildiride “dini mezhepçiliğe, ırkçılığa ve aşiretçiliğe karşı olduğunu” açıklamıştı.

Osmanlı yönetiminin mirası neticesinde, Irak’ta 1932’de ilan edilen bağımsızlık sonrasında iktidar Sünnî Arapların elindeydi. Ancak BAAS, nüfusun yüzde 60’ının Şiî Araplardan oluşmasının bilinciyle mezhepler ve aşiretlerin üstünde yer alacak, laik ve Arap milliyetçiliği temelinde bir Irak kimliği yaratmak konusunda hassas davranıyordu.

Özellikle ülkenin güneyinde yer alan Şiî aşiretlerde iktidar; siyasi liderliği elinde tutan şeyhler ve ulema arasında bölünmüştü. Şiîler içindeki siyasi/dini, şeyhler/ulema arasındaki bölünmüşlük BAAS’ın işine yarıyordu. Aşiretlerin yerel iktidarına karşı çıkan BAAS; toprak reformuyla şeyhlere karşı yoksul köylülerin desteğini alırken, laiklik üzerinden de Şiî ulemanın egemenliğini kırıyordu. Ancak 1979 “İslâm Devrimi”yle Humeyni liderliğindeki Şiî ulemanın İran’da iktidarı ele geçirmesi ve Tahran’ın Şiî Araplar nezdinde çekim merkezi olabileceği ihtimali Saddam yönetimini endişelendirdi. İran’a karşı başlayan savaşı “Fars tehlikesine” karşı “Arapların birliği” şeklinde nitelendiren Bağdat, bu sayede Şiî Arapları, Arap milliyetçiliği üzerinden merkeze yakınlaştırmayı hedefliyordu.

Savaşın ilk yıllarında Irak Ordusu, Şiî Arapların yoğun yaşadığı İran’ın Huzistan bölgesinin önemli bir bölümünü ele geçirdi. Ancak Bağdat’ın bu askeri başarısı İran’da yaşayan Şiî Arapların Tahran’a karşı ayaklanmasına yol açmadı. Dahası 1982’de İran Ordusu’nun toparlanarak Irak’ın ele geçirdiği tüm İran topraklarını geri alması ve Saddam’ın askeri mağlubiyetleri, Irak’ta Arap milliyetçiliğinin sorgulanmasına yol açtı. Humeyni’nin Saddam’ı “İslâm düşmanı” ve “ateist” olarak nitelendirmesiyle, BAAS yönetiminin Şiî Araplar üzerindeki kontrolünü yitireceğine yönelik kaygıları artmaya başladı. Bu tehlikenin önüne geçebilmek için 1980’li yılların ikinci yarısından itibaren BAAS rejimi, bir yandan İslâmi bir çizgiye kayarken diğer yandan da aşiretlerle ilişkilerini düzeltmeye başladı.

Birinci Körfez Savaşı’nda Irak bayrağına tekbir yazısının eklenmesi ve Mart 1991’de başlayan Şiî ayaklanmasının Şiî aşiretlerin önemli bir bölümünün desteğiyle bastırılmasıyla Saddam, BAAS ideolojisinde ciddi değişime gitti. Aşiret liderleri ilk defa Bağdat’taki Başkanlık sarayında ağırlanıyor, Saddam bizzat aşiretleri ziyaret ederek onlara “sizden biriyim” mesajı veriyordu. Bu dönemde BAAS’ın önde gelen liderleri isimlerinin sonuna ait oldukları aşiretin adını eklemeye başladılar (Rejimin önde gelen liderlerinden Duri aşiretinden İzzet İbrahim adının sonuna Duri’yi eklemiştir). Şiî Arapların Bağdat’a sadakatinin aşiretler üzerinden sağlanmasıyla Saddam mezhep ayrımının önüne geçmeyi amaçlıyordu. Saddam’ın 1968’de aşiretlerin iktidarına karşı başkaldıran BAAS’ı, 1990’larda “tüm aşiretlerin aşireti” olarak tanımlaması çarpıcıdır. Diğer yandan da 1993’te başlatılan “İman Hamlesi” (el-Hamla el-İmaniyye) ile eğitim başta olmak üzere bankacılık ve hukuk gibi birçok alanda dinselleşmeye hız verildi. Hırsızlık yapanların elinin şeriata uygun olarak kesilmeye başlanması, BAAS’ın “laik karakteri”ni kaybettiğini gösteriyordu.

ABD işgaliyle Saddam rejiminin devrilmesi ve hemen ardından işgal yönetiminin ordu başta olmak üzere tüm devlet kurumlarını BAAS’sızlaştırma adı altında ortadan kaldırmasıyla yaklaşık 100 bin kişi işsiz kaldı. Ülkede iktidarı kaybeden çoğunluğu Sünnî Araplardan oluşan eski BAAS rejimini oluşturan kesimler, Amerikan işgaline karşı silahlı ayaklanma başlattı.

Bu dönemde Afganistan’dan Irak’a gelen Zerkavi’nin Irak El-Kaide’sini kurmasıyla Amerikan işgaline karşı direniş küresel boyut kazanmaya başladı. Bir yanda 1990’lardan itibaren “İman Hamlesiyle” İslâmileşmiş eski BAAS kadroları, diğer yandan “küresel cihadın” yeni cephesi olarak Irak’a akın eden El-Kaide üyeleri; Amerikan işgali ve Şiî Arapların iktidarda ağırlık kazanmasına karşı birleşti. Başta Zerkavi olmak üzere Afganistan’da deneyim kazandıktan sonra Irak’a gelen El-Kaide’nin önde gelen isimlerinin 2006 ve sonrasında öldürülmesiyle liderlik eski BAAS’çılara geçti.

Irak El-Kaidesinin yerine kurulan Irak İslâm Devleti isimli yapılanmada zaman içinde Iraklıların sayısı artarken, örgüt Sünnî üçgeni olarak adlandırılan Ramadi-Bakuba-Tikrit bölgesinde hâkimiyetini artırdı. 2011’de başlayan Arap İsyanları sonrasında Esad yönetiminin güç kaybetmeye başlamasıyla bu sefer tıpkı Irak gibi Suriye de cihatçıların akınına uğradı. 2011’de kurulan Nusra Cephesi El-Kaide’nin Suriye kolu olarak faaliyet gösterirken, Irak’taki El-Kaide üyelerinin önemli bölümü Suriye’ye geçti.

Bugün Nusra Cephesi’nin lideri olan Muhammed Colani uzun yıllar Irak El-Kaide’sinde savaşmıştı. 2014’te Irak İslâm Devleti’nin, IŞİD’e dönüşerek Suriye’ye yayılması ve halifeliğin ilan edilmesiyle Irak-Suriye sınırı anlamını yitiriyordu. Akademisyen Tonnessen’in verilerine göre 2010-2014 arasında Irak İslâm Devleti’nin liderlik kademesinde bulunmuş 13 kişiden 10’u Iraklıdır.

Bu 10 Iraklının 8’inin eski BAAS’çı olması, örgütün Saddam döneminden önemli bir miras devraldığını göstermektedir. Kısaca Irak’ta bugün IŞİD adı altındaki örgütlenme, liderlik kademesinde eski BAAS’çıların ağırlıkta olduğu, militanlarını ise “küresel cihat” adı altında dünyanın her yanından savaşmaya gelenlerin oluşturduğu karmaşık bir yapıyken;[31] bunun toplumsal temelleriyle yok edilmesi kolay görünmediği gibi, uzun süre gündem maddesi kalacak bir istikrarsızlığın da zeminini oluşturmayı sürdürecektir…

Öyle ise, Ortadoğu’daki istikrar ve düzen arayışları uzun vadeli olacaktır!

 

KÜRTLER VE ROJAVA

 

Ortadoğu’daki alt üst oluş, Kürtlerin bağımsızlık talebini öne çıkarmasını devreye sokmuştur.

Örneğin ABD’deki başkanlık seçimlerini kazanan Donald Trump’ı tebrik ederek, “Kürdistan halkı, reva olan haklarını elde etme konusunda sizden tam destek bekliyor,” ifadelerini kullanan[32] Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Barzani, “Kürdistan bölgelerinden çekilmeme konusunda ABD’yle anlaşmaya varıldığını” söyleyerek, “Bağdat’ta düzenlediğimiz ziyarette Kürdistan bölgesinin bağımsızlığı konusunu açık bir şekilde konuştuk,” dedi.[33]

Ayrıca BBC Farsça Servisi’ne verdiği röportajda Barzani, “Kürdistan’ın bağımsızlık sürecini hiçbir güç durduramaz” vurgusuyla, Irak, Suriye ve İran’daki Kürtleri kendilerine katılmaya davet etmeyeceklerini de kaydetti.[34]

Bunlarla bağıntılı olarak Mesud Barzani’nin yeğeni ve üst düzey Peşmerge komutanlarından Şirwan Barzani, ‘Die Welt’ gazetesine Musul’un DEAŞ’tan kurtarılmasının ardından bağımsız bir devlet kurulması konusunda Irak merkezi hükümetiyle bölünme konusunu ele aldıklarının altını çizerek, “Merkezi hükümetle bağımsız bir Kürdistan olup olmayacağı konusunda görüşmelere başladık. Tartışıyoruz. Gelecekte mutlaka bütün bölge için bir referandum yapılacak,” dedi.[35]

Aynı konuda KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, “Halkımız artık bilmeli ki özgürlük aşamasına ulaştık. Bu nedenle savaş bu denli şiddetli yürütülüyor. Halkımız artık bu devletle yaşamamalı.[36] Bu sistemle her yönüyle ilişkisini koparmalı. Eğer koparırsa, bu sistem daha çabuk yıkılır. Türkiye halkı da daha hızlı bir şekilde huzura kavuşabilir,”[37] diye ekliyordu.

Tüm bunlara eklenmesi gereken önemli bir husus da Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı General Mike Flynn’dan “Bağımsız Kürdistan çıkışı”dır. Trump’ın Kürtlere büyük önem verdiğini belirten Flynn “Gelecekte bir bağımsız Kürdistan devleti”nin kurulabileceğini açıklamasıdır.[38]

ABD’nin Ortadoğu’da Kürtlere olan ilgisi açık ve nettir.

Ancak Yusuf Karataş’ın ifade ettiği üzere: “Obama’nın IŞİD’le Mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk, her açıklama ve konuşmasında Kürtlerin birliği konusuna değiniyor. Özetle McGurk, ‘Kürtlerin tarihi bir fırsatı kaçırmakta olduğu’nu ve bu ‘Fırsatı kaçırmamak için birlik olmaları gerektiği’ni söylüyor. Elbette McGurk’un söylediklerinde haklılık payı var. Ancak bu değerlendirmeleri yapan Bölge’deki (Ortadoğu) en büyük emperyalist gücün sözcüsü olunca, akla gelen ilk soru ‘ABD, Kürtlerin birliğini neden istiyor?’ oluyor…

McGurk’un ‘tarihi fırsat’ dediği durum, 2011’den bu yana Bölge’de Suriye üzerinden süren kamplaşma ve savaşın Kürtleri öncesiyle karşılaştırılamayacak bir biçimde bölgesel denklemin şekillenmesinde önemli bir güç hâline getirmiş olması. Ancak bu nesnel durum, farklı çıkar ve ilişkilere bağlı olarak Kürt siyasetleri arasındaki ayrım ve çelişkilerin devam etmesini ve zaman zaman bu ayrım ve çelişkilerin çatışmalı bir seyir izlemesini engelleyemedi…

İşte ABD tarafından yapılan ‘birlik’ açıklamaları tam bu noktada önem kazanıyor. Çünkü ABD, Kürtlere birlik çağrısı yaparken, aslında kendi ekseninde bir birliği tarif ediyor. Bilindiği gibi ABD, 2014 sonlarında ‘IŞİD ile Mücadele Stratejisi’ oluşturmuştu. Ve bu süreçte Kürtler, hem Suriye-Rojava’da ve hem de Irak-Federe Kürdistan’da IŞİD ile mücadelenin en dinamik gücü olarak ortaya çıktılar. Bugün de devam eden bu süreç boyunca ABD, IŞİD ile mücadelede Kürtleri destekledi, Kürtlerle iş birliği yaptı. ‘ABD’nin derdi, gerçekten insanlığı IŞİD barbarlığından kurtarmak mı?’ derseniz, elbette değil. Hatta öncesi (Afganistan-el Kaide) bir tarafa Libya müdahalesinden başlayarak bu belayı bölgedeki işbirlikçileriyle (Türkiye, S. Arabistan, Katar) birlikte yaratan en önemli güç ABD’nin kendisi. Ancak Rusya-İran’ın etkin müdahalesiyle bölgedeki dayanakları zayıflamaya başlayan ABD, IŞİD ile mücadele sürecini kendi dayanakları yeniden güçlendirmenin olanağına çevirmeyi amaçlıyor. Başka bir deyişle IŞİD’den boşalacak yerleri yine kendi güçleriyle tahkim etme hesabını yapıyor. Ve bunun için bu mücadele sürecinin en dinamik gücü olan Kürtleri, kendi politik ekseninde birleştirmek istiyor.

ABD’nin Kürtlerin birliğine ‘ilgi’sinin nedeni bu. Bölge yeniden şekillendirilirken en dinamik gücü yedeklemek ve bu sayede zayıflamaya başlayan kendi bölgesel hegemonyasını sürdürebilmek…

Özetle ABD ‘Kürtlerin birliği’ derken aslında kendi bölgesel çıkarlarını savunuyor. Elbette Kürtler, IŞİD’le ABD için savaşmıyor. Kendi güvenlikleri ve geleceklerini inşa edebilmeleri için IŞİD ile mücadeleden başka yolları yok. Ancak mesele bu mücadelenin ABD’nin eksenine bağlanarak değil; bölgesel kamplaşma ve çatışmanın sunduğu olanakların kullanılması ve bu temelde bir birliğin sağlanması üzerinden yürütülmesinde düğümleniyor. Çünkü Kürtler, ABD’nin politik eksenine bağlanıp bölgesel dayanaklarını güçlendirdikleri oranda ABD’nin kendilerine duyduğu ihtiyaç da azalacaktır ki bu koşullarda Kürtlerin yüz yıl önce olduğu gibi kendilerini kurtlar sofrasının ortasında bulmaları şaşırtıcı olmayacaktır.”[39]

Abdullah Öcalan’ın da, “Suriye devleti içinde Kürtleri asla eritmeyeceğiz. Bu da bizim kırmızı çizgimizdir!” notunu düştüğü[40] Rojava da bu kapsamda ele alınmalıdır!

“Ortadoğu ateş çemberinde; Türkiye, ‘proaktif’ olduğu söylenen bir müdahale çizgisi içinde; Suriye’de, ABD ile PYD konusundaki uzlaşmazlık sürüyor,”[41] vurgusuyla Oral Çalışlar’ın, “PYD, sağladığı ABD desteğiyle daha rahat hareket edebiliyor,”[42] diye betimlediği hâlde YPG liderliğindeki gücün Rakka operasyonuna katılıp, IŞİD’le savaşan ABD özel kuvvet askerleri ile görüntülenirken;[43] YPG’nin Rakka operasyonuna karadan katılan ABD, İncirlik’ten kaldırdığı uçaklarla da 150 hava saldırısı düzenliyor.[44]

Fateseh’de SDG’yle devriye gezen ve tanksavar TOW füzeleriyle damlara konuşlanan 20 ABD askerini görüntüleyen Fransız haber ajansı AFP, köydeki SDG komutanı Hawkar Kobanê’nin şu sözlerini aktardı: “ABD güçleri bu operasyona katılıyor. Damlara konuşlandığını gördüğünüz Amerikalılar TOW’la IŞİD’in göndereceği patlayıcı yüklü araçları vuracak. Buradaki ABD askerleri çok tecrübeli. Bundan faydalanıp mümkün olduğunca az kayıp vererek köyleri hızla alacağız” diye konuştu.

Diğer komutan Baraa Ghanem “Cephedeki tüm mevkilerde ABD’liler var. Hem havadan hem karadan katılıyorlar” diyerek ekledi: “Koalisyonla ortak operasyon odamız var, hem hafif hem de ağır silahlara sahibiz.”[45]

  1. Ali Çelebi’nin, “CENTCOM Komutanı General Joseph Votel’in Rojava’da PYD, HSD Sözcüsü Talal Ali Silo ve YPG’lilerle yaptıkları görüşmeler (21 Mayıs 2016), Obama’nın Özel Temsilcisi Brett McGurk’un PYD yönetimiyle görüşmeleri Sykes-Picot’un sürdürülemezliğinin pankartıdır.”[46]“ABD, Kürtlerin göz renklerine bayıldığı için mi PYD ve YPG ile koordinasyon kurdu? Kendisinin daha çok ihtiyacı vardı ittifaka. ABD de bölgenin geleceğinin Kürtsüz, YPG’siz olamayacağını kavradı. ABD ancak YPG ile ilişkide eşitlenerek Suriye satrancında kalabilirdi,”[47]saptamalarının altını özenle çizerek konuya ilişkin somut olgulardan kimilerini sıralarsak:
  • 2016 Ocak ayında Rojava’ya en üst düzey siyasi ziyaretini yapan ABD, 4 ay sonra Rojava’ya en üst düzey askeri ziyarette bulundu. ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) General Joseph Votel, Rakka operasyonu için Rojava’ya gerekli yardımları sunacaklarını söyledi. Votel’in ziyaretine ilişkin olarak Rojnews’e konuşan HSD komutanlarından Dijwar Xebat Votel’in Kobanê’yi de ziyaret ettiğini kaydederek şunları söyledi: “Görüşmede birçok konu görüşüldü. General Joseph de gerekli olan neyse yapacaklarını ve Rojava’ya da gerekli yardımları sunacaklarını belirtti.”[48]
  • ABD Başkanı Obama’nın[49]IŞİD’la Mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk, YPG militanlarının Münbiç’te bulunduğunu kabul etti.[50]
  • Reuters’ın haberine göre, YPG öncülüğündeki SDG sözcüsü Jihan Şeyh Ahmed, operasyon için ABD liderliğindeki uluslararası koalisyondan yeni silahlar aldıklarını, bunların içinde tanksavar füzeleri de olduğunu ifade etti.[51]
  • Washington, Suriye’de PKK’ya yardım etmekten geri durmuyor. Kongre’den stinger yardımı tasarısını geçiren ABD, Başkanın onayını beklemeden YPG’ye 7 helikopter silah gönderdi.[52]

ABD elbette bunları boşuna yapmıyor. Yukarıda da altını çizdiğim üzere, ABD emperyalizmi Kürtleri “destekler”ken, aslında kendi bölgesel çıkarlarını savunmaktan başka bir şey yapmıyor.

Bunun nedeni de Ceyda Karan’a göre şuydu: “ABD’nin, Suriye’de Sünnî müttefikler üzerine kurulan oyun planı yüzünden Ortadoğu ve küresel çapta üstünlüğü-etkinliği ‘zedelendi’… ABD, salt Sünnî müttefikler üzerinden yürüttüğü stratejisinin göbeğine kuzeyde 2015 yılında Kobanê ile birlikte Suriyeli Kürtleri koydu.”[53]

Ancak burada görülmesi gereken başka bir şey daha vardı: “ABD, PKK/PYD’yi destekleyerek Kürtler arası dengeleri PKK lehine bozdu. Bu durum, Kürtler arası anlaşmazlığı da derinleştirecektir. Öyle ki 2003 Irak müdahalesinin yegâne başarı hikâyesi olan Kürt Bölgesel Yönetimi’nin altını iyice boşaltacaktır.

Yine, NATO üyesi bir devlet ile devlet dışı bir aktör arasında tercih yapmanın ABD’ye uzun vadede bir maliyeti olacaktır. Özellikle kamuoyu nezdinde güvenirlik sorunu yaşanacaktır. Ve ABD’nin kendi kurumları arasındaki PKK/PYD’ye farklı bakışı sürdürülebilir bir konu değil”dir.[54]

Örneğin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Menbiç’te de koalisyon güçlerinin, başta Amerika olmak üzere verdikleri söz herhâlde bugün yarın, o da fazla sürmeyecek, onlar da doğuya gerek PYD gerekse YPG gitmesi söz konusuydu. Bu sözlerini gerçekleştireceklerini ifade ettiler. Biz o sözün de gerçekleşeceğini bekliyoruz, ümit ediyoruz,” açıklaması[55] ya da PYD konusunda ABD’ye yönelttiği “Ortağın PYD mi yoksa biz miyiz?” sorusu[56] veya İncirlik kartı gibi…

Tüm bunlara bir de Suriye (ile T.“C”nin “paralelleşen”[57]) duruşu eklenmelidir.

Rojava Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM) Yürütme Kurulu Üyesi Henîfe Hisên, “Beşşar Esad’ın Kürt sorununun ‘yeni anayasada çözüleceği’ yönündeki açıklamaları, Kürt sorununu yeni anayasada çözeceğini iddia etmesi AKP’nin Kürt sorununu yasal düzenlemelerle çözebileceğini iddia etmesine benziyor. Nasıl ki AKP ‘benim partimde Kürtler var’ diyorsa Esad da aynı şeyi söylüyor. Doğrudur, etrafında Omer Osê gibi bazı Kürtler var. Yine aldığımız bilgilere göre Suriye Kürtleri Ulusal Meclisi’den (ENKS) kopan bazı partilerin de gizlice rejimle görüşüyor. Bunları da biliyoruz. Yerel yönetimler üzerinden Kürt sorununun çözüldüğünü iddia etmeye hazırlanıyorlar. Bunu kabul etmeyenleri de terörist ilan etmeye hazırlandıkları şeklinde duyumlar alıyoruz. Bu konuda tüm Kürt çevrelerini uyarıyoruz: eğer bu kadar kan ve bedelden sonra gidip bazı gizli anlaşmalar yapıyorlarsa onlar halk tarafından hain ilan edilecekler. Eğer bir görüşme yapılacaksa da Demokratik Özerklik üzerinden yapılmalı. Bu çıtadan inmek şehitlerin kanı üzerinden pazarlık yapmak olarak görüyoruz ve kabul etmiyoruz,”[58]

“Şam’dan YPG’ye ‘Silah bırak’ uyarıları”nın[59] daha yüksek sesle telaffuz edilir olduğu tabloda bir habere göre, “BAAS rejimi, hâlâ inkârcı, üniter, tekçi sistemi sürdüreceği yanılgısıyla ‘kırmızı çizgi’ açıklaması yaptı. Türkiye’den de aynı paralelde açıklamalar geldi

Suriye rejimi, demokratik federasyona karşı çıktı. Suriye resmi ajansı SANA haberine göre, Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı’nda yetkili bir kaynak Suriye Arap Cumhuriyeti’nin ‘toprak ve halk bütünlüğünün kesinlikle kırmızı bir çizgi’ olduğunun altını çizdi. Kaynak bu bütünlüğün gerekçe ne olursa olsun hedef alınmasına kesinlikle izin verilmeyeceğini vurguladı. Federal ya da özerk yönetim mevzusunu kabul etmeyeceklerini söyledi.”[60]

Bunlar böyleyken Rojava’daki Kürt Ulusal inşasına ilişkin; “Rojava Devrimi sürecin Ortadoğu’da dönüşü olmayan bir yol açtığı, Suriye’yi gerçek kimliğiyle buluşturduğu, öz kimliklerin dillerin buluşmasını ve özgürleşmesini sağladığı vurguları öne çıktı. Ortadoğu tarihinde toplumsal dönüşüm, kadın özgürlüğü, toplumsal cinsiyet eşitliği, etnik-siyasi eşitlik, vahşi kapitalizmin çürümüşlüğüne karşı komün ve demokratik sosyalizm inşası anlamında Rojava Devrimi, tarihi bir rol oynuyor,”[61] türünden abartılardan uzak durmakta büyük yarar vardır.

Tıpkı Ersin Çaksu’nun aceleci beklentileri gibi: “Siyasi çözümden çok askeri yöntemlerin önümüzdeki günlerde daha da yoğunlaşacağı Suriye’de; Rakka, Halep, Şahba operasyonları gündemdeyken; uluslararası ve bölgesel güçlerin üzerinde en çok hesap yaptığı Rojava, siyasi programı ve askeri gücüyle ağırlığını iyice hissettirmeye başlıyor…

Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesinde demokratizasyon merkezi olacak olan Rojava; askeri, toplumsal örgütlülük, siyasi program ve kapsayıcılığıyla oyunculuktan oyun kuruculuğa güçlü ve emin adımlarla yürüyor. Geliştirdiği ittifaklar için de rol belirleyici olan Rojava, aynı zamanda rolleri de belirleyen bir konumda.”[62]

 

T.“C” TEHDİDİ

 

T.“C”, Ortadoğu’da bir savaş odağı olması yanında halklar ve emekçiler için büyük tehdittir.

Kolay mı? Prof. Dr. Baskın Oran’ın, “Hayatımda, Türk dış politikasının bu kadar bataklığa girdiği bir dönemi görmedim. Buna Osmanlı tarihi de dahil”;[63] Fehim Taştekin’in, “Türkiye’deki siyasiler Ortadoğu’daki siyasi aklın nasıl çalıştığını anlamıyor,”[64] notunu düştüğü tabloya ilişkin olarak Ankara Üniversitesi’nden Prof. Dr. İlhan Uzgel, Türkiye’nin Ortadoğu politikasının mutlak başarısızlığa uğradığının altını çiziyor.[65]

Gerçekten de Hüsnü Mahalli’nin, “AKP Suriye’de başlattığı mezhepsel söylemi şimdi Irak’ta devam ettiriyor,”[66] vurgusu boşuna değildir. Çünkü Sünnî merkezli politikalarıyla Erdoğan, “Devlet terörü estiren zalim Esad’in hükümdarlığına son vermek için bir oraya girdik, başka bir şey için değil,”[67] derken;[68] T.“C” nasyonalist bir “milli/ yerli” vurgusuyla[69] ve müthiş bir “U” dönüşüyle “Sevr Öcüsü”ne sarılmaktadır.

Bilindiği gibi T.“C”, Moskova’da Suriye politikasında “büyük U dönüşü” anlamına gelen bir deklarasyona imza attı ve “Esad’ın gitmesi” üzerine kurulu 6 yıllık Suriye politikası birinci maddede, “İran, Rusya ve Türkiye, çok sayıda etnik yapı barındıran, çok dinli, mezhepçi olmayan, demokratik ve seküler bir devlet olarak Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne saygılarını bir kez daha ifade ederler,” metniyle iflas etti.[70]

Yeri gelmişken, “Moskova Bildirisi” diye adlandırılan ve üç ülkenin mutabık kaldığının altının birkaç kez çizildiği bir açıklamadan kilit bir paragraf aktaracağım:

“Rusya, İran ve Türkiye, Suriye hükümeti ile muhalefeti arasında barış anlaşmasına varılması için çalışmaya ve bu anlaşmaya garantörlük etmeye hazır. Üç ülke, Suriye’de önceliğin Esad hükümetini devirmek değil, terörle mücadele olduğunda mutabık.”

Şimdi de Türkiye’nin Suriye politikasının mimarı Erdoğan’ın konuşmasından yine kilit bir paragrafı hatırlatacağım: “Biz sabır, sabır, sabır dedik, en sonunda dayanamadık ve Suriye’ye Özgür Suriye Ordusu ile beraber girmek zorunda kaldık. Niçin girdik? Devlet terörü estiren zalim Esad’in hükümdarlığına son vermek için biz oraya girdik, başka bir şey için değil.”

Art arda aktardığım iki paragraf birbiriyle taban tabana zıt. Diplomasi dilinde bu çapta bir çelişkiye, böylesi bir keskin dönüşe ne denir bilemem. Onu da uzmanlara bırakayım. Ancak benim dilimde (sanırım sizin de dilinizde) buna bal gibi “tükürdüğünü yalamak” denir.

Bitmedi... Bir hatırlatma daha: 21 Haziran 2016’da Erdoğan, Suriye’de kol gezen örgütlerle ilgili yüksek fikirlerini açıklarken şöyle buyurdu: “Eğer DAEŞ’e karşı olanlar terör örgütü değilse o zaman El Nusra’ya niye terör örgütü diyorsunuz? El Nusra da DAEŞ’e karşı çok ciddi mücadele veriyor.”

Bu cümle bir ek, bir açıklama gerektirmeyecek kadar açık. Öyleyse şimdi de önceki gün açıklanan Moskova Bildirisi’nden bir kısa paragraf aktarayım: “...Üç ülke hem IŞİD ve El Nusra’ya karşı savaşta hem de diğer silahlı muhalefet gruplarını bu terör örgütlerinden ayrıştırmada işbirliği kararlılığını teyit eder...”

Eee? Bu da tükürdüğünü yalamak değilse nedir?[71]

“İyi de tükürülen neden yalanıyor” mu? Ortadoğu’daki Kürt realitesinin ulaştığı boyutlardan!

Hatırlayın: Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD’nin, YPG’nin Fırat’ın doğusuna geçeceği konusunda Türkiye’ye söz verdiğini belirterek, “Şu anda 200 civarında YPG’linin hâlen gitmediğini biliyoruz ve ABD’li muhataplarımıza da ‘Sözünüzde durun, siz bize söz verdiniz. Aksi takdirde kendimiz de bazı tedbirler alacağız,” dediği[72] noktadan “Moskova Bildirisi”ne ulaşılan koordinatlarda yine Çavuşoğlu, Astana’daki görüşmeler için de “Tüm terör örgütleri dışarıda kalacak. Zirvede PYD yer almayacak,” deme noktasına gelmiştir.[73]

Gerçekten de Muharrem Sarıkaya’nın, “Kürtler var,[74] PYD yok...”[75] diye haykırdığı tabloda Erdoğan, 16 Kasım 2016’da El Bab harekâtıyla ilgili olarak, “Şu anda 2 km gibi bir mesafede Özgür Suriye Ordusu. Öyle zannediyorum ki, çok fazla zaman kaybetmeden El Bab süreci tamamlanacaktır,” derken; Menbiç’le ilgili ise başta ABD olmak üzere koalisyon güçlerinin verdikleri sözlerini “bugün yarın” tutmasını beklediklerini açıkladı.[76]

Ancak durum Erdoğan’ın beklentisindeki üzere gerçekleşmedi![77]

ABD Savunma Bakanlığı, uluslararası koalisyon güçlerinin, T.“C” ile bazı muhalif grupların, Suriye’nin kuzeyindeki El Bab kasabasını IŞİD’den almak için gerçekleştirdiği operasyona destek vermediğini açıkladı.

ABD’li Albay John Dorrian, operasyona uluslararası koalisyon güçlerinin hava desteği vermediğini açıklayıp, harekâtın T.“C” tarafından “bağımsız” bir şekilde başlatıldığını söyledi.[78]

Bunun ardından AKP Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay, ABD’nin Suriye’deki politikalarını “Büyük bir devletin şanına yakıştırmıyoruz” sözleriyle eleştirerek, “DAEŞ’le doğru dürüst mücadele ettiği de söylenemez. PYD’yi destekleme yoluna gitmektedir. Bu yanlıştan dönülmesini tavsiye ediyoruz,” dedi[79] ve İncirlik kartına sarıldı…

 

T.“C”NİN HÂLİ VE GİDİŞİ

 

Ortadoğu bataklığındaki T.“C”nin hâl ve gidişi konusunda Nilgün Cerrahoğlu, “Türkiye tekin değil.”[80] “Türkiye rejim değiştiriyor”…[81]

Hasan Bülent Kahraman, “Türkiye için temel gerçek bugün ‘destabilizasyon’dur. Yani Türkiye’nin bir çalkantıya sürüklenmesi, bir çalkantı içinde bulunması, kalmasıdır”…[82]

Nihal Kemaloğlu, “Eski rejimin tamamıyla tasfiyesi ve Cumhuriyet döneminden kopuşunun tarihi belli oldu. MHP katkılarıyla gündeme oturtulan ve Türkiye’nin tek acil sorunu gibi takdim edilen başkanlık için referandum gerçekleşecek. Böylece anayasa üstü konumlanmış, parlamento yetkinliğini engellemiş ‘fiili durum’ Türkiyesi’nin muhtemelen Asyatik tip başkanlığa geçirilmesi öngörülüyor,”[83] derlerken coğrafyamızda toplumu siyasetten uzaklaştıran şiddete yaslanmış bir depolitizasyon ile toplumun bütün katmanlarına yönelik toptancı yönetim tarzı olarak totalitarizm inşa ediliyor.

Bu tamı tamına, tek adam (reis[84]), tek parti, amaç meşruiyeti, devlet/parti polisi, genel bir gözetim ve denetim, kontrol edilen silahlı kuvvetler, iktisadın merkezden yönetimi ve denetimini[85] hedeflemektedir.

Dün “mağduriyet” üzerinden yükseltilen “reis söylemi”, “milli/ yerli” nasyonalizm çığırtkanlığıyla ikame edilmekteyken;[86] Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle haykırmaktadır:

“Dünyanın ve Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgenin yeniden yapılandırılmaya çalışıldığı kritik dönemde eğer durmaya kalkarsak kendimizi bulacağımız yer Sevr şartlarıdır. Hâlbuki biz hâlâ Lozan’daki kayıplarımızın üzüntüsüyle yaşayan bir milletiz. Açık konuşmak lazım Türkiye, İstiklal Harbi’nden sonraki en büyük mücadelesini veriyor. Bu mücadele; tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet mücadelesidir.”[87] “Biz hâlâ mücadelemizi veriyoruz. Bu mücadele tek millet, vatan, bayrak, devlet mücadelesi. Suriye’de, Mısır’da ve Irak’ta oynadıkları oyunu ülkemize taşıyamadılar.”[88]

 

HATIRLATALIM: ERDOĞAN’IN DEDİKLERİ[89]

2004

“Babalar gibi satıyoruz” diye övünürlerken, asrın liderimiz “Paranın dini olmadığı gibi, ekonominin de dini olmaz, parayı bir mezhebe, bir etnik kökene dayandırmaya kalkarsanız, akamete uğrar,” diyordu.

2005

Etmeyin eylemeyin, limanları el âleme satmayın diye yalvarılırken, asrın lideri “Yabancı sermayeyi öperim başımın üstüne koyarım, ister körfez sermayesi olsun, ister Yahudi sermayesi olsun, ister batı sermayesi olsun, öperim başımın üstüne koyarım,” diyordu.

2006

Bari telefonları yabancıya satmayın diye dil dökülürken, asrın lideri “Paranın dini olmaz, bunlar istemezük zihniyetine sahip olanlardır, eski komünist kafadır, sermaye ırkçısıdır” diyordu.

2007

Hiç olmazsa medyayı el âleme vermeyin diye itiraz edilirken, asrın lideri “Paranın dini olmaz, ben bunlara sermaye ırkçısı diyorum, ilerde bugünlerin tarihi yazıldığında, bunlar olsa olsa matbaayı geciktiren zihniyetle aynı safta anılacaklar, ayakbağı olarak hatırlanacaklar,” diyordu.

2007

Lütfen bir daha düşünün, bankalarımız yabancıya gitmesin denilirken, asrın lideri “Neymiş, bankalar yabancılara gidiyormuş, bunlar bu işi bilmiyor, asla bilemeyecekler, bu kafayla olmaz, doğru davranan biziz, paranın dini, milleti, ırkı olmaz,” diyordu.

2008

Müslüman ülkelerin D-8 zirvesinde konuşan asrın lideri, “Yabancı sermaye gibi kavramları terk edelim, küresel sermaye anlayışını benimseyelim, ben paranın dini olduğuna inanmıyorum, paranın milleti olduğuna inanmıyorum, paraya dini yaklaşmayalım,” diyordu.

2009

Elde avuçta ne varsa gitti, hiç olmazsa madenleri yabancıya satmayın diye ricacı olunurken, asrın lideri “Ne yazık ki hâlâ paranın dini, milleti olduğunu zannedenler var, paranın dini, dili olmaz, bu devirler artık kapandı, ben sonuca bakarım, bunu böyle bilin,” diyordu.

2010

Bari topraklarımızı yabancıya satmayın ona da razıyız denilirken, asrın lideri “Yahu paranın dini, imanı, ırkı olmaz, bu bağnaz zihniyetle aydınlık yarınların Türkiyesi’ne yürünemez,” diyordu.

2011

Ormanları el âleme verdiniz, dereler bize kalsın en azından diye yalvarılırken, “Batılı yatırımcıya Yahudi diyorlar, Arap yatırımcısına yeşil sermaye diyorlar, tukaka ediyorlar, bu kafalardan çok çektik, paranın dini imanı, milleti olmaz,” diyordu.

2012

Ne fabrika bıraktınız, ne santral, yabancılara daha başka nelerimizi vereceksiniz diye sorulurken, asrın lideri “Paranın dini, imanı, milleti, vatanı olmaz, para paradır, para cıva gibidir, kendisine nereyi uygun görürse oraya akar, bunların kafası almıyor,” diyordu.

2013

Paranın diniyle alâkâlı olarak en son üç sene evvel konu

6.02.2017 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

ŞİİR İNCE İŞTİR; KALIN KAFALARA TESİR ETMEZ!

NURHAK AYAKTAYKEN “ÖLDÜ MÜ DENİR ONLARA”?!

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

MADIMAK’TA YAKILIP YIKILAN HEPİMİZDİK

SEVDİĞİ RENK MAVİ; TUTKUSU DA AŞK VE DEVRİMDİ

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

FUTBOL FELAKETİ

MAFYASIZ KAPİTALİZM OL(A)MAZ

BUGÜNDE ‘68/ ‘71’İ ANLAMAK

1830’DAN 1871’E -AVRUPA’DA- SINIF SAVAŞLARI

GENÇLİK(İM)DEN KALAN(LAR) FİKRET İLE TİMUR

NEFRETİN, AYRIMIN BOY HEDEFİ: ÖTEKİLEŞTİRİLEN ALEVÎ(LER)

İKTİSADÎ ÇÖKÜŞ, BEŞERÎ ÇÖZÜLME

1 MAYIS’A GİDERKEN

ANIN YAZARI: ADALET AĞAOĞLU

KARDEŞİM(İZ)İN “DAVA”SI (MI?)![*]

SAHNE (DURUŞU) PERFORMANSININ POLİTİKASI

YEDİ NOKTA YA DA YETER ARTIK

YAZMAK SERÜVENİNE BİR BAKIŞ

ÇİN DEYİNCE...

KLASİK MÜZİĞİN ÖNEMİ[*]

ÖZGÜRLÜK YERKÜREYİ KURTARIP, GÜZELLEŞTİRME UMUDU VE İRADESİDİR

KAHVERENGİ TONLU COVİD-19 GÜNLERİNDE (C)EZAEVLERİ

“İŞÇİ SINIFI” DEYİNCE

ANILAR, SESLER, ŞARKILAR

ÖZGÜR İFADE “HAZIR OL”DA DUR(A)MAZ

MİZAH/GÜLMECE ŞAH(LAR)I MAT EDER

DEDE EFENDİ’Lİ, İTRÎ’Lİ, LİMONCİYAN’LI KLASİK MÛSİKÎ

EKONOMİK VAZİYET(İMİZ) İLE BEŞERİ TABLO(MUZ)[1]

“ADINI SİZ KOYUN” 3

“ADINI SİZ KOYUN” 2

“ADINI SİZ KOYUN”

“AZ YAZIP ÇOK SÖYLEYEN” CEMAL SÜREYA

İSYAN SANCAĞINI YÜKSELTENLERİN KUŞAĞINDANDIR GENÇLİK

ÖRNEKLERİYLE -OLMASI GEREKEN- AYKIRI[*]

YAPITLARIYLA HAFIZALARDAN SİLİN(E)MEYEN AGNÈS VARDA

“ŞİMDİLERDE KARAMSARLIĞI DAHA İYİ ZAMANLARA BIRAKALIM”

GOMİDAS’LI HALK MÜZİĞİ(MİZ)

ŞAİRLER GALERİSİ

RUMLARA DAİR TARİH (B)İLGİSİ

GEÇMİŞTEN (BUGÜNDEKİ) GELECEĞE

IRKÇILIK/ FAŞİZM SUÇU

COVID-19 GÜNLERİNDE SORU(N)LAR, SORUMLUKLAR

V. İ. LENİN VE EKİM DEVRİMİ

HÂLÂ ONLARLAYIZ; ONLARDANIZ

“MED CEZİR”Lİ ‘ÇETİN’ KALEM

AYDIN DURUŞU VE SORUMLULUĞU

VATAN’IN F3’ÜNDE DÖRT GÜN

SORU(N)LAR, YANIT(SIZLIK)LAR

TRUMP KÂBUSU VE EMPERYALİST ABD

DOĞAN HIZLAN VESİLESİYLE ELEŞTİRİ VE YAZMAK ÜSTÜNE

BİR “İZMİRKOLİK”İN SERÜVENİ

TÜRKÜLER(İMİZ) VE BİZ

HAYALLERİMİZİ EMZİREN YAZMAK EYLEMİ

LAİKLİK ZARURETTİR

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR ( 2 )

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR

DOĞAN GÜNÜN OZANLARI

SURUÇ’UN 33’LERİ VE ONLARIN ÇAĞDAŞ AYDIN’I

ARKADAŞ(IMIZ) Z. ÖZGER

“DİNEN BİR FIRTINA”YI ANLA(T)MAK

“MODAYI BİLİP DE ONA KAPILMAYAN”DI AHMET OKTAY

ÖZLEMLERİN İSYAN ÇIĞLIĞIDIR ŞİİR

PINAR YOLDAŞA KALKAN ELLER KIRILIR

BİR SEVDADIR TİYATRO

ÖMER ŞERİF’İN OYUNCULUĞU

2020’NİN 18 MAYIS’INDA ONA DAİR

YER İLE GÖK ARASINDAKİ UYUM: KLASİK MÜZİK

6 MAYIS HAKİKÂTİ ÖLÜMSÜZDÜR

ÖLÜM ORUCUNUN 320. GÜNÜNDE İBRAHİM GÖKÇEK İÇİN

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020 ( 2 )

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020

ÖĞRENCİSİ OLDUĞUM ‘İNSANCIL’A DAİR

BUGÜNÜ VE SONRASI İLE COVID-19

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR ( 2 )

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR

UNUTAMADIĞIM FİLM(LER), YÖNETMEN(LER), OYUNCU(LAR

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ ( 2 )

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ

TARIM(IN) HÂL(LER)İ

KLASİK MÜZİĞİN FARKLI İKİLİSİ: MOZART İLE STRAUSS

AŞIKTI, “GARİP”Tİ, HALK DERVİŞİ NEŞET ERTAŞ

TARİH(İMİZ)E HAYRANLIKLA, MİNNETLE, SAYGIYLA

ÇOKSESLİ MÜZİĞİN DEVRİMCİ DEHASI BEETHOVEN

SİNEMAMIZIN DERVİŞİ: AYTAÇ ARMAN[*]

EYGİ VESİLESİYLE -BALIK HAFIZALILAR İÇİN- 50 YIL SONRA “KANLI PAZAR

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ! ( 2 )

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ!

KRİZ İLE GELEN(LER)

USTANIN KADİM DOSTU, YADİGÂRI BALABAN

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? ( 3 )

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? (2)

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR?

IŞIĞIN RESMİNİ ÇİZEREK, TARİHİ ZAPT ETMEK

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER ( 2 )

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ! ( 2 )

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ!

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ ( 2 )

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ…

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK) ( 2 )

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ ( 2)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ?!

HAS BİR TİYATROCU: CÜNEYT TÜREL

AHMET KAYA VARDI, VARDIR, VAR OLACAKTIR

KAVGADAN BESLENİP; ONU ÇOĞALTAN ŞİİRİN ŞAİRİ: ADNAN YÜCEL

33’LER İLE ÇAĞDAŞ’INDAN ÖĞRENDİKLERİM(İZ)[*]

ULUSLARARASI KAOSUN GELECEĞİ

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI ( 2)

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK ( 2 )

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK

KÖLELİĞE KARŞI MÜCADELENİN BİRLİĞİ İÇİN (YA DA “NE OLUYOR; NASIL; NE YAPMALI” MI?)

ELEŞTİREL ARABESK HİKÂYESİ

SÖZÜN MİLİTAN EYLEMİ; HAKİKÂTİN BEDELİ ÖDENMİŞ SÖZCÜSÜ

KIPIR KIPIR, NEŞE DOLU “DELİ KADIN”: AYŞEN GRUDA

CUMHURİYET İLE MÜZİK(İMİZ)

BAŞKALAŞANLARDAN DEĞİL, GELİŞENLERDENDİ GÜLRİZ SURURİ

KİTLE ÖRGÜTLERİ VE DEMOKRATİK İŞLERLİK

“SANAT UZUN, YAŞAM KISA”YDI MELİH CEVDET İÇİN

ZOR(UNLU) BİR MESELE: ALTERNATİF DEVRİMCİ-HALKÇI YEREL YÖNETİM

YAZDIĞINIZ YAŞAM YA DA SAFSATADIR!

HALKIN -BAŞKALDIRAN- ARZUHÂLCİSİ: YAŞAR KEMAL

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)[2]

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)

MAYIS KIZILLIĞINDA ‘71 KOPUŞU VE KAYPAKKAYA

BUGÜN(ÜMÜZ)DE FAŞİZM(LER)

SİNEMANIN MÜSTESNA İSİM: METİN ERKSAN

İNSAN OLMAK ZORKEN, ‘İNSAN’DI ZEKİ ALASYA

ÖLÜMSÜZLÜK BAĞLAMLI KIZILDERE(MİZ)

SAİT FAİK’İN DÜŞ(ÜNCE)LERİ

İSYANA DÖNÜŞ(EME)YEN İTİRAZ VEYA MÜSLÜM GÜRSES HİKÂYESİ (Mİ?

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 3 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 2 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF ( 2 )

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ) 2

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ)

DİZELERİYLE REFİK DURBAŞ ÖYKÜSÜ

AFORİZMALARDAN BUGÜN(ÜMÜZ)E UYARILAR

‘KEL MAHMUT HOCA’ + ‘YAŞAR USTA’ + ‘TURŞUCU KAZIM’ + ‘AYYAŞ EMİN’Dİ O…

hatırlamiyorum-nakaratlarina-hatirlatalim

“NETAMELİ BİR KONU”: ULUSAL SORU(N)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 3)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 2 )

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI

ABD EMPERYALİZMİ VE VENEZÜELLA 2019

AYKIRI DİZELER, ŞAİRLER

ÇEŞİTLİ VECHELERİYLE BEŞERİ (EKONOMİ-POLİTİK) KRİZ

“BÜYÜK FOTOĞRAFÇI”NIN GERÇEĞİ VE DRAMI

KRİZ “İMKÂN, TEHDİT VE KARAR” BİLEŞKESİDİR

İNSANI İNSANLAŞTIRAN DEĞERLER: AŞK, SANAT, BAŞKALDIRI, MÜCADELE

HİÇLEŞTİRİLME KAYGISINDAN ÖFKEYE SARI YELEKLİLER

68 HAREKETİ, MAYIS(IMIZ), KAYPAKKAYA VE 1971

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM ( 2)

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM

NBC SİNEMASI (MI?)

DÖRT GÜNLÜK “Bİ ŞEY”

ISINMANIN ÖTESİNDE -YANIYOR!- YERKÜRE

YEŞİLÇAM’LI TÜRK(İYE) SİNEMASI

YAZMAK EYLEMİNE MÜNDEMİÇ NOTLAR

SANAT (VE TİYATRO) İLE HAYAT

EYYAMCI DEĞİL, HER DEVİRDE İNSANDI TARIK AKAN

YIKA YIKA YARATARAK YAZMAK

SIRILSIKLAM BİR ÂŞIK: BEDRİ RAHMİ

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR) ( devam)

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR)

ÖNCESİYLE 15-16 HAZİRAN’DAN BUGÜN(ÜMÜZ)E

HAKKÂRİ’DEKİ PARİS’Lİ: FERİT EDGÜ

TİYATRONUN UNUTULMAZ İNSAN(LAR)I

KARL MARX İLE MARKSİZMİ

LATİN AMERİKA VE EDEBİYAT ve GRUP YORUM'la dayanışma videosunu

ÜTOPYALAR(IMIZ)IN TARİHSEL ZEMİNİ

TÜKETİLE(MEYE)N İNSAN(LIK

KAPİTALİST KENT(LEŞMEMİZ)İN HÂL-İ PÜR MELALİ

KRİZİN, SAVAŞIN, VAHŞETİN “YDD”Sİ

POLİTİK SİNEMA İHTİYACI BÜYÜRKEN

O SES PEŞİNDEN SÜRÜKLENEN YILDIZ KENTER

MART’IN 10 KIZIL KARANFİLİ (VE ANIMSATTIKLARI

“DERİN AŞKLARIN, BAĞLILIKLARIN, HASRETLERİN, ŞEFKATİN ŞARKILARINI SÖYLEDİ” YILMAZ GÜNEY

DEVRİMCİ BİR DERVİŞ: OKTAY ETİMAN

İTİRAZ EDEN MÜLKSÜZLER İÇİNDİR LE GUIN

İRAN SOKAKLARININ BAŞKALDIRISI

SAF IŞIĞIN, ŞEFFAF SİMGELERİN ŞAİRİ: TOMAS TRANSTRÖMER

KAPİTALİZM KİRLİDİR, KİRLETİR

HRANT’IN KOLEKTİF KATLİNİN ANATOMİSİ

OHAL’(LERİN)İN EKONOMİ-POLİTİK DÖKÜMÜ

ŞİMDİLERDE ŞİİRE DAHA ÇOK MUHTACIZ GİRİZGÂHI

İSYANCI ŞEYH BEDREDDİN GERÇEĞİ

ORTADOĞU SARMALI VE T.“C”

DÜŞÜN(ECEĞİZ), YAZ(ACAĞIZ), KONUŞ(ACAĞIZ), SUSMA(YACAĞIZ)![

FAŞİZM(LER)İN GÜNCELLİĞİ VE IRKÇILIK

AŞK -İNSAN(LIK)A DAİR- HER ŞEYDİR![

EKİM DEVRİMİ İLE TARTIŞMALI “TARTIŞMALAR”I

GÜNCELDEN TARİHSELE İŞÇİ SINIFI

KAPİTALİST İKTİDARIN EĞİTİM(SİZLİĞ)İ VE COĞRAFYAMIZ

YENİ(DEN) ‘68’İ ANIMSA(YALIM)

AN-KARA’DA BİR KIPKIRMIZI CUMARTESİ

GÜLTEN AKIN: KENDİ GİTTİ, ŞİİR(LER)İ KALDI

BOYACI HALİL’İN MÜŞFİK KENTER’İ

EMPERYALİST YERKÜREDE BARIŞ (YALANI) VE SAVAŞ (GERÇEĞİ )

SİNEMA VE YÖNETMEN(LER)

PARİS KOMÜNÜ(MÜZ) HÂLÂ GÜNCEL

KAPİTALİZM VE TARIM(IMIZ)

“DUYARLILIĞIN İNCELİĞİN ESENLİĞİN YAZARI”: OKTAY AKBAL

KAPİTALİZMİN YARATTIĞI TABLO MU DEDİNİZ?

ÖĞRENCİ HAREKETİNİN TOPLUMSAL MÜCADELEDEKİ YERİ VE ROLÜ

HAYAT(LAR)IMIZA DOKUNMUŞ BİR MÜZİSYEN: ATTİLLA ÖZDEMİROĞLU

ADALETSİZLİK KARŞISINDA DEVRİMCİ SANATIN KONUMU VE İŞLEVİ

KATLEDİLDİĞİMİZ SURUÇ’LA ÇOĞALDIK

ŞİİRE KOÇAKLAMA

ÖZGÜRLÜĞE MUHTAÇ VE MAHKÛMUZ!

AYDIN/ ENTELEKTÜEL MESELESİNE DAİR

ŞİİR GİBİYDİ JOHN BERGER

SEVDİKLERİMDENDİR ÜÇÜ BİRDEN

YAZMAYI YAZMAK YAPAN

BAHAR(LAR)IN HALKI: ROMANLAR

ESKİ(MEYEN) SESLER, TINILAR

ORHAN KEMAL: USTADIR, YERİ AYRIDIR, MÜHİMDİR

“CULPA VACARE MAXIMUM EST SOLATIUM”

UNUTUL(A)MAZLAR YA DA HATIRLAYIN ONLARI

FİRARİ YAŞAM(IN)IN YAZMAK EYLEMİ

15’LER DAİR: GEÇM(EM)İŞ BUGÜNÜ(MÜZÜ)N ÖNSÖZÜDÜR !

SATIRLARDA AKAN YAŞAMIN BİLGELİĞİ

İNKÂRA ORTAK OLMA(K)!

“EVET”(İN EKONOMİSİN)E HAYIR!

ALAYINA İSYAN: “EVET”İN REFERANDUMU’NDA “HAYIR”![

“ÖZGÜRLEŞME DİLDE BAŞLAR”[

İNSAN(LIK), ONA İNANAN ŞAİR(LER)İN ŞİİR(LERİN)E MUHTAÇ

ALAYINA İSYAN, HEPSİNE “HAYIR”![

EKİM’İN 100. YILINDA KAVRAMLAR, GERÇEKLER

ZULA(NIZ)DAKİ ŞİİR, MAVZER(İNİZ)DEKİ MERMİ GİBİDİR

İKTİDAR, EĞİTİM, ÜNİVERSİTELER VE GENÇLİK

AKP’NİN -KAPİTALİZM PATENTLİ- ÇEVRE PRATİĞİ

“TEKÇİLİK” GÜZERGÂHINDA NEYİ, NASIL YAPMALI?

ŞEYH BEDREDDİN: “SÖZÜ, BAKIŞI, SOLUĞU ARAMIZDAN ÇIKIP GELECEKTİR

UMUDU -TÜKETMEDEN- ÇOĞALTANDI SENNUR SEZER

“KIRIK MOZAİK”(İMİZ)İN PARÇASI SÜRYANÎLER

ORTADOĞU: BÜYÜK FOTOĞRAF İLE “KÜÇÜK” AYRINTI(LAR)

“İNSANLIK HÂLİ”NİN TERCÜMANI: FRANZ KAFKA

RESİM “SÜS” YA DA “AKSESUAR” DEĞİLDİR, OLAMAZ!

FUTBOL: GERÇEK VE BAĞINTILARIYLA TARTIŞALIM MI, TARTIŞMAYALIM MI?

EKİM’İN LENİN, LENİN’İN EKİM DESTANI

EGEMEN KLİKLER ARASI HESAPLAŞMA VEYA 15 TEMMUZ’UN ŞECERESİ[*]

SİYONİZM KARŞISINDA FİLİSTİN İLE ARAFAT’I[*]

ZEKÂ, YARATICILIK KADAR YÜREKLİLİKTİR KARİKATÜR(İST)[*]

BARIŞ (=HAYAT) İLE SAVAŞ (=ÖLÜM) HÂLİ[*]

TARTIŞILAN ASLÎ SORU(N) ÖZGÜRLÜKTÜR[*]

EGE MAVİSİNİN -HALİKARNAS- BALIKÇISI[*]

101. YAŞINDA AZİZ NESİN USTA[*]

68 BAŞKALDIRISI VE ÖĞRENCİ HAREKETİ[1]

“ÇORUMLU ‘BAUDELAİRE’PEREST”: SAİT MADEN[*]

KARAR VERİN: “SİZİN MUHAMMED ALİ’NİZ HANGİSİ?”[*]

HAYAT VE SANAT = GENÇLİK VE MÜCADELE[1]

GİDEN(LERİN) İKİ(SİN)DEN KALAN(LAR)[*]

BAŞYAPITI ‘GABO’NUN KENDİSİYDİ, HAYATIYDI[*]

YAZMAK EYLEMİNİN KADINLARI[*]

MİLLİYETÇİLİK VİRÜSÜ VE FUTBOL[*]

ANAYASA, BAŞKANLIK SİSTEMİ VE LAİKLİK[*]

33’LER SURUÇ’TUR; BİZ 33’LERİZ![*]

SYRIZA: NEYDİ? N’OLDU?![*]

“GEZİ”(/HAZİRAN) SANATI[*]

YENİDEN -VE BİR KEZ DAHA- FAŞİZM[*]

TÜRK(İYE) PATENTLİ PANOPTİKON HÂLİ[1]

ÇÖZÜLME, PARÇALANMA VE KUTUPLAŞMA GÜZERGÂHINDA[*]

DİK DURAN NİKBİNLİK: SABAHATTİN ALİ[*]

AŞKLARIN, KAVGALARIN, BARUT KOKAN DİZELERİN ŞAİRİ: HASAN HÜSEYİN[*]

SOYKIRIMDAN SÜRGÜNE ÇERKESLER[*]

44 YIL SONRA ONLAR YANİ SONSUZLAR[*]

AŞK, TRAVMA, TOPLUMSAL İNŞA VEYA DEVRİM, KAPİTALİZM, SOSYALİZM[1]

PEKİYİ YA İSYANCI KAZIM’DAN SONRA BİZ?![*]

TARİHSELDEN GÜNCELE İBRAHİM KAYPAKKAYA[1]

HAYATI ÖRGÜTLEYEN AŞKINLIKTIR SANAT (İLE TİYATRO)[*]

KAPİTALİZMİN “ÇEVRE”Sİ YA DA EKOLOJİK KÂBUS![1]

BUGÜN(ÜMÜZ)DE ENTELEKTÜEL, EĞİTİM, AKADEMİ[*]

MÜLKİYET, İKTİDAR, DEVLET (=DEMOKRASİ) VE…[1]

RADİKAL SOSYALİZM HÂLÂ GÜNCEL!

2015 1 MAYIS’INDAN 2016’YA YİNE, YENİDEN, ISRARLA TAKSİM!

KIZILDERE TARİHİ(MİZ) HEPİMİZİNDİR[1]

KÜLTÜREL YOZLAŞMA KARŞISINDA DEVRİMCİ SANAT[1]

KOMÜN’DEN EKİM’E ESKİ(MEYEN) SOSYALİZM

YALNIZLIĞIN ÇOĞUL SENFONİSİ: SAİT FAİK ABASIYANIK[*]

SAVAŞIN BATI CEPHESİNİN SORU(N)LARI İLE “DOĞU”[*]

ORTADOĞUDA T.CNİN HÂLİ VE ROJAVA

SANATIN SINIFI VEYA SANAT SİYASAL VE SINIFSALDIR

ORTADOĞUNUN KANAYAN YARASI FİLİSTİN

VERİLERİYLE DEMOKRASİ (MÜCADELESİ) VE DÜZEN(SİZLİK) ÜZERİNE

FAİLİ MEÇHUL -OLMAYAN- KAYIP(LAR)

80'Lİ YILLAR = İNSAN(SIZLIK) + UMUT(SUZLUK) + EYLEM(SİZLİK)

ERMENİLERİN BUGÜNÜ=HRANT+KAMP ARMEN

KÜRTLER VE ORTADOĞU

chavez venezüella'sında ne(ler)oluyor? bolívarcı halkçılık mı, sosyalizm mı