KOMÜN’DEN EKİM’E ESKİ(MEYEN) SOSYALİZM

Temel Demirer

KOMÜN’DEN EKİM’E ESKİ(MEYEN) SOSYALİZM

  1. AYRIM:

SOSYALİZM: NEDİR, NASILDIR, NE YAPAR, NEYE YARAR?

 

I.1) ZORUNLU BİR UYARI PARANTEZİ

 

I.2) LENİNİST SOVYET PRATİĞİ

 

 

 

  1. AYRIM:

DEVRİMİN ESASLARI

 

II.1) ZIRVALARA İNAT SOSYALİZMİN VAADİ

 

II.2) “REEL SOSYALİZM” VE POST-SSCB

 

 

 

III. AYRIM:

GERÇEK(LER) VE SOSYALİZM

 

III.1) “NASIL” MI? ŞÖYLE!

 

III.1.1) DERİNLEŞEN EŞİTSİZLİK

 

III.1.2) İŞÇİLER İLE KADINLARIN HÂLİ

 

III.1.3) EKOLOJİK FELAKET “EŞİĞİ”NDE!

 

III.2) BUGÜNDE BİÇİMLENEN GELECEK

 

 

 

  1. AYRIM:

SOSYALİZM ISRARDIR; ISRAR İYİDİR; ISRAR EDECEĞİZ!

KOMÜN’DEN EKİM’E ESKİ(MEYEN) SOSYALİZM[1]

 

TEMEL DEMİRER

 

“Bir şarkı ne zaman güzel değildir

Sonu olduğu zaman

Sonu yoktur çünkü güzel şarkıların

Kimse bir şarkıyı sonuna kadar söyleyemez.”[2]

 

Radikal sosyalizmin, sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz yeni dünya yolunda, inşa hâlindeki tarih olduğuna ve bu nedenle de “sonu olmayan”, “kimsenin sonuna kadar söyleyemeyeceği” bir insan(lık) marşı olduğuna; ve Gabriel Celaya’nın, “Yeryüzünde şarkı söyleyen sonuncu insan yaşadıkça, umutlanmaya hakkımız vardır,”  saptamasına inananlardan; ve de “Bugünü kurtarmak için öncelikle, geçmişin gerçekleşmemiş umutlarını kurtarmamız lazım,” diyen Walter Benjamin’in uyarısına kulak verenlerdenim.

Bu kadar da değil! Dört yanımızı kuşatan post-modern zırvalara karşın hâlâ Komün’den Ekim’e eski(meyen) sosyalizmi; Blaise Pascal’ın, “Görmek isteyenler için yeterince ışık, istemeyenler için de yeterince karanlık vardır,” uyarısının altını çizerek savunanlardanım…[3]

Beni “dogmatik”, “dinozor” vb’i bulabilirsiniz; bu sizin görüşünüzdür! Önemli olan ise, öznel “dogmatik”, “dinozor” nitelemelerinize rağmen ne dediğim, neyi savunduğumdur…[4]

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanların lanetlemekten çok mutlu olduğu sosyalizmin “varolmaması” dünyayı daha iyi bir yer yapmamıştır.

1991’de “Komünizm yıkıldı. Yaşasın özgür dünya” diye göbek atanlar (Dikkat: XX. yüzyıl sonlarında yıkılan sosyalizm değil, SSCB deneyiydi!), aradan geçen onca zaman ve yaşanlardan sonra ne diyorlar acaba?

Liberalizmin en liboş hâlinin ilüzyonu Atilla Yayla’yı referans göstererek çürütülmeye kalkışılan sosyalizmi, “Yüz milyon insanı katleden bir sistem” olarak eleştirip/ itiraz edenler, kapitalizm karşısında -sanki kavun karpuz kesmekle meşgulmüş gibi- sus pusken; kimileri de, “Bir zamanlar ihtimaldi ve güzeldi,” demekle iktifa ederler![5]

“Devrim mevrim olmayacağına göre, bu sistemde en fazla demokrasi gelebilir,” diyenlerin anlaması mümkün değildir Onu…

Hayır; devrimci Marksizm yerine II. Enternasyonal deformasyonunun, Karl Kautsky’nin ikame edildiği düşünsel iklimin boğucu atmosferinde yaşadığımızı görmezden gelmiyorum.

Oysa insanın insanı sömürmediği dünyada kardeşçe yaşamanın ilk adımıdır; insan(lık) aklının, vicdanının ulaştığı en ileri yerdir O; kimileri “Hayal” dese de…

Hayalden bahsedenler, onu eleştirenlere sormadan geçmeyelim: Sürdürülemez kapitalist vahşetin bugününde sosyalist hayal neden kötü olsun ki?

“Reel deneyim(ler)i”yle yıkılan komünizmden söz edip, “Bitti” diyen kimilerinin unuttukları, sosyalizm gereksinimini var edenin bizatihi kapitalizm olduğudur.

Köleci dönemdeki “Ekmek ve Sirk”in yerini “Orta Sınıf ve Kitle Kültürü” söylencelerinin aldığı sürdürülemez kapitalizmin insan(lık) için bir deli gömleği olduğunu yani binlerce ton prozac üretip sattığını bilmeyen var mı hâlâ?

Hakkındaki en yaygın saçma yorumlar: “Teoride iyi, pratikte kötü” ile “Dünyada hiç başarılı bir örneği yok, sen hâlen neyin peşinden koşuyorsun” olan sosyalizm “ölmedi”... Sadece, hayvanca içgüdülerimizin, köleliğin, manipülasyonun, yabancılaşmanın, sömürü ve tahakkümün önüne geçemedik o kadar!

Bunlarla birlikte kapitalistlerin sosyalizm imgesini çürütmek için kullandıkları tezlerden biri de, “Güzel ama insan iradesi var olduğu sürece asla gerçekleşemeyecek tatlı bir düş,” cümlesinden oluşsa da; zamanında uçmak isteyenler için de, “Güzel ama uçmak mümkün olsa insanın kolları yerine kanatları olurdu,” dendiğini anımsamanız yeter de artar bile…

Öncelikle bir ekonomi-politika ya da devrimci praksis olduğunu asla unutmadan; insan(lık)ı, insanlaştıran vicdan ve dik duruş[6] olduğunu düşünürüm sosyalizmin…

Çünkü insan olmak ahlâkı, başkasının/ ötekinin sorumluluğunu kendi üzerinde hissetmektir.

Bu böyle olmazsa, sosyalizm de sosyalizm olmaz/ olamaz…

Sosyalizm; kâr odaklı ekonomik düzenin yarattığı yozlaşmayı ve insanlık dışı hayat koşullarının değişmesi için çaba sarf etmek yanında; bir ahlâk, adalet ve vicdan meselesidir.

Bir matematik problemine indirgenemez; içinizde hissetmeniz gerekir.

Ahlâkınla, cesaretinle, nefretinle, sevginle, onurunla, tutarlılığınla velhasıl bilincinle eğilip bükülmemektir sosyalist olmak.

Bu yanıyla da, “Hayatı ve insan(lık)ı seviyorum,” demenin en kısa yoludur; kapitalizme başkaldırının ifadesidir. Sürdürülemez kapitalizmin dünyasında sosyalizmi istemek, umudun ve insan olmayı istemenin en belirgin göstergesidir.

Gerçekten de Tuncel Kurtiz’in dediği gibi: “Komünizmden başka İnsan(lık)ın insanca yaşamasını, köleliğin kalkmasını, ırkçılığın kalkmamasını öneren bir yol var mı?” Elbette yoktur!

İnsan(lık) için ödül, barbar sömürgenler için “suç” olan sosyalizm: Prometheus’dur; Spartaküs’dür!

Ya da Jean Paul Sartre’a göre, “Marksizm çağımızın aşılamaz felsefesidir.”

O; milyonlarca insanı ayağa kaldıran ideolojidir.

Emekçileri büyük burjuvaziye, emperyalizme ve faşizme karşı seferber eden sosyalizm konusunda durup düşünmeli: Hangi fikir insan(lık)a bu kadar fedakârlık yaptırabilir?

Hayatın gerçeklerine dokunan politik bilinç/görüş olan sosyalizm hakkında konuşmak, aslında sürdürülemez kapitalizme karşı alternatif önerisi sunmak ve olmaktır.

Oncasının ardından bu mümkün müdür?[7] Elbette! Kuşkusuz…

‘The New York Times’ yazarı Ross Douthat’in, 19 Nisan 2014’te (İsa’nın göğe yükseldiğine inanılan dönem-Paskalya’da) yazdığı makalesinde, “Yeniden doğuş mevsiminde, O’nun yeniden aramızda olması anlamlı. Sakallı, mesihvari, ahlâklı, fakiri yücelten, iktidarı koltuğundan eden… Evet öyle. Marx yeniden canlandı,” saptamasını anımsatıp eklemeliyim:

Marx’ın 11. Tezi’ne göre, Bugüne kadar felsefeciler dünyayı anlamakla yetinmişlerdir, artık onu değiştirmenin vakti gelmiştir. Bu da insan(lar)ın “Altınçağ” mücadelesiyle mümkündür; tabii, “İnsan gerçek olarak olduğu şeyi ide’yle bağlantılı olarak da olmak zorundadır,”[8] uyarısını atlamadan F. Hegel’in…

 

  1. AYRIM: SOSYALİZM: NEDİR, NASILDIR, NE YAPAR, NEYE YARAR?

 

“yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine

bu hasret bizim!”[9]

 

Öncelikle sosyalizmin ne olduğu kadar, ne olmadığını tanımlamak lazım… 

Sosyalizm, “iyileştirilmiş kapitalizm” değilken; özgürlüksüz olduğu zaman, şiddet ve köleliktir.

Özetin özeti ne olup, olmadığı ve olamayacağı tarihinde kayıtlı olandır.

Deneyimlerinden öğrenip, dersler çıkaran radikal sosyalizm için -yaklaşık 70 gün süren- 1871 Paris Komünü tarihteki ilk girişimdir. Bir sonraki sosyalizm deneyimi ise -yaklaşık 70 yıl süren- Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği girişimidir.

Paris Komünü ve Sovyetler Birliği gibi geçmiş sosyalizm deneyimleri kadar Çin Halk Cumhuriyeti, Vietnam, Küba Cumhuriyeti’ndeki deneyimler de (artısı ve eksisi ile!) önemli birikimlerdir. Ancak sosyalizm tarihi “reel sosyalist deneyim”le özdeşleştirilemez.

Çünkü söz konusu deneyler, bir model olmanın ötesinde, son noktası konulmamış inşa girişimleri olarak ele alınmalı ve de ne yüceltilip ne de nihilistçe inkâr edilmelidir. Yani mezhebe dönüşmüş bir “iman”/veya “imansızlık” konusu olamaz sosyalizm.

İnşa hâlindeki bir tarih olarak sosyalizm Marx, Engels, Lenin, Stalin, Troçki, Mao, Che vd’lerinden bağışık değildir. Doğru ve yanlışlarıyla onlarladır.

Hayır, Marx ve Marx sonrası biçiminde bir dönemlendirme bize ait olmaz; Marksist literatürün inşası sınıf mücadelelerinin özeti olarak, Komünist Manifesto’dan beri (artısı eksisi ile!) bizimdir.

Bir şey daha: Marksizmin kendini meşrulaştırmak, doğruluğunu mutlaklaştırmak için kutsal kaynakları, referansları yoktur.

Ve bir uyarı: Marksizmin muhtelif yorumları (eko-sosyalizm, sosyalist feminizm, post Marksizm, yapısalcı Marksizm vb’leri gibi.) Marksizm ile özdeşleştirilmemelidir.

Tüm bunların yanında sınıfsal adaletsizlik var oldukça, burjuvalar sosyalizmin nefesini ensesinde hissedecektir; bundan kurtuluş yoktur.

Bu bağlamda sosyalizmin, bir yandan felsefe, bir yandan da adaletsizlikler karşısında isyan, molotof kokteyli, taş ve barikat olduğu bir an dahi unutulmamalı/ unutturulmamalıdır.

Sosyalizm, “İşçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır,” söylemi ve işçi sınıfının kendisini devlet olarak örgütlemesidir. Rosa Luxemburg’un deyişiyle, “Kitleler tarafından, her bir proleter tarafından yaratılmak zorundadır. Sosyalizm ancak bu şekilde kurulabilir.”

Özetle sosyalizm işçi sınıfının siyasal bir devrim yoluyla iktidarı burjuvazinin elinden almasını ve böylece kapitalist üretim ilişkileri yerine toplumsal üretim ilişkilerini geçirerek sınıfsız bir toplum ve dünyayı yaratmayı amaçlayan i) bir öğreti, ii) bir siyasi hareket ve iii) devrimden sonra bu amacın gerçekleşmesi için kurulması planlanan veya kurulan toplumsal düzenin adıdır.

Bir siyasi hareket olarak sosyalizm, bugün de geçerliliğini koruyan genel ilkesini, ‘Komünist Manifesto’da şöyle ifade eder: “Proletaryanın sınıf olarak oluşması, burjuva egemenliğinin yıkılması ve siyasal iktidarın proletarya tarafından fethedilmesi.”

Sosyalist hareketin tarihinde önemli tartışma başlıkları olan bu üç önerme ‘Komünist Manifesto’da ayrıntılı bir biçimde ele alınır:

  1. i) Proletaryanın bir sınıf olarak oluşması “bir sınıf olarak ve bunun sonucunda bir siyasal parti olarak örgütlenmesi”dir.
  2. ii) Burjuva egemenliğinin yıkılmasının yolu “komünist devrim”dir.

iii) Siyasal iktidarın proletarya tarafından fethedilmesi ise proletarya diktatörlüğü yoluyla gerçekleşecektir.

Che’nin, “Bizim için sosyalizmin, insanın insan tarafından sömürülmesine son verilmesinden başka tanımı yoktur,” yolundaki yalın tanımlaması yanında aynı konuda Leo Huberman da şunları ekler:

“Sosyalizmi savunanlar, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin kamu mülkiyetine geçmesiyle dünyadaki tüm problemlerin hâlledileceğini iddia etmiyorlar. İddia edilenler, sosyalizmin, kapitalizmin başlıca olumsuzluklarına çözüm bulacağı, sömürüyü, sefaleti, güvensizliği, savaşı ortadan kaldıracağıdır.

Bireysel kâr için bireysel çaba yerine, toplum yararı için kolektif çaba harcanması temel prensiptir. Üretilen tüm mallar para kazanmak için değil, insanlara yarar sağlamak için yapılacaktır.

Sosyalist toplum düzeninde ücret eşitsizliği olmakla birlikte fırsat eşitliği vardır. Herkese yetenekleri ile orantılı ‘ücretsiz’ eğitim sağlanır.

Sosyalistler, halkın özel mülkiyetini elinden almak şöyle dursun, daha çok, insanın, eskisinden daha fazla özel mülkiyeti olmasını isterler. İki tür özel mülkiyet vardır. Niteliği gereği kişisel olan mülkiyet vardır: kişisel tatmin için kullanılan tüketim malları. Bir de kişisel nitelikte olmayan özel mülkiyet türü vardır: Üretim araçları mülkiyeti. Bu tür mülkiyet, kişisel tatmin için değil, tüketim mallarının üretimi için kullanılır. Sosyalizm, birinci tür özel mülkiyeti, diyelim ki, giydiğiniz elbiseleri elinizden almak değildir, ikinci tür özel mülkiyeti, yani elbiseyi yapan fabrikayı almak demektir.

Sosyalizm, uluslarüstü bir harekettir. Barbar rekabet sistemi yerine, işbirliğine dayanan ortak zenginlik için uygar işbirliğini koymaktır.

Sosyalizm gerçekleşmeyecek bir düş değildir. Toplumsal evrim sürecinde bir ileri adımdır.”

Bu adımlar atılırken; kimsenin bir kusursuzluktan söz etmesi ya da böylesi bir beklenti içinde olmasının hiçbir karşılığı yoktur ve olmaz da!

Şu örnekteki üzere: CNN muhabiri devrim sonrası bir Küba köyüne gider. Sırtında küfeyle tütün tarlasından dönen Kübalı yaşlı kadını durdurup, sorular sormaya başlar:

“- Ülkenizde devrim olalı beş yıl oldu ve görüyorum ki yaşam biçiminizde çokta bir değişiklik olmamış. İnsanlar yoksullukla boğuşuyor, yiyecek sorunu yaşıyorsunuz en basitinden elektrik bile yok şu an evinizde...”

Kübalı yaşlı kadın gülümseyerek ekler:

“- Evet devrim sonrası ambargodan kaynaklı çeşitli sıkıntılar yaşıyor olabiliriz. Şu an evimizde elektrik olmayabilir. Ama eminim şu an Fidel’in evinde de elektrik yoktur. Eşitlik böyle bir şey olsa gerek...”

Unutulmasın sosyalizm, şu ya da bu dâhinin kusursuz bir tasarımı, son şeklini almış projesi falan değildir. Marx ve Engels’e göre, komünizm “gerçek hareket”tir: “Komünizm, bizce, oluşturulması gereken bir durum, gerçekliğin kendisini uydurmak zorunda olduğu bir ideal değildir. Günümüzdeki durumu ortadan kaldıran gerçek hareketi komünizm olarak adlandırıyoruz. Bu hareketin koşulları, bugün mevcut olan öncüllerden doğmaktadır.”[10]

Engels daha sonraları ekler: “Artık komünizm denilince, bir imgeleme çabasıyla, olabildiğince yetkin bir toplumsal ülkünün kurulması değil, ama proletarya tarafından yürütülen savaşımın doğasının, koşullarının ve upuygun genel ereklerinin kavranması anlaşılıyordu.”[11]

Demek ki, komünizm ve onun birinci aşaması olarak sosyalizm, ulvi bir tasarım değil, tersine mevcut maddi ilişkilerce konulmuş tarihsel bir görevdir. O, bu nedenle, kapitalizmin üstesinden gelemediği çelişkilerinin somut çözümüdür. Soyut teorik bir ilke üzerine kurulu bir doktrin olmayan komünizm, toplumsal üretimin tarihsel eğiliminin doğrultusudur.

Kısacası, “Komünist toplumun daha yüksek bir aşamasında, bireylerin işbölümüne köleleştirici bağımlılıkları ve bu arada zihinsel emek ile bedensel emek arasındaki karşıtlık sona erdiği zaman; emek artık yalnızca bir geçim aracı değil, ama kendisi yaşamsal gereksinim olduğu zaman; bireylerin çokyönlü gelişmeleri üretken güçlerini de artırdığı ve kooperatif zenginliğin bütün kaynakları gürül gürül fışkırdığı zaman - ancak o zaman, burjuva hukukunun dar ufukları tümüyle aşılabilir ve toplum bayraklarının üstüne şunu yazabilir: “Herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinimine göre!”[12] diye formüle edilen, işçi sınıfının amaçladığı “sosyal dönüşüm”, Marx’ın ifadesiyle “mevcut sistemin kendisinin zorunlu, tarihsel, kaçınılmaz ürünüdür.” Bu nedenle de sosyalizm, kapitalizm var oldukça, tarihin gündemindedir.

Her şeyi metalaştıranların toplumsal olanı lanetleyip, özelleştirildiği vahşet karşısında insan(lık)ın kurtuluşu için “olmazsa olmaz”ken; Terry Eagleton’ın tanımıyla da, “Başkasının mutluluğundan mutlu olma hâlidir.”

Bu çerçevede bilinçle inanmaktır, bağlanmaktır sosyalizm; aşık olmaktır, kara sevdadır ve tüm dünyaya bu bilinci/ inancı yaymaya çalışmaktır…

“Çünkü sosyalizm insanın içindeki son gizli barınağa kadar ulaşmayı bilecek ve orada yüzyıllar boyu damla damla birikmiş irini akıtacaktı; aksi takdirde yeni bir şey gelemezdi,”[13] diye tarif ettiğidir Andrey Platonov’un.

O; başkaldıran insan(lık)ın daha iyiye, daha güzele, daha yüksek ahlâka gitme serüveninde mihenk taşıdır, olmalıdır.

‘Birgün’den Barış İnce’nin ifadesiyle, “Tüm ağaçların yemiş vermesi ama tek bir dalın bile eğilmemesidir,” sosyalizm; insan(lık)ın insan olma gereğidir.

Yani Nevzat Çelik’in dizelerindeki üzere: “türkiye’de kürt olacağız/ kürtlerde ermeni/ ermenilerde süryani/ gidip almanya’da türk olacağız

hollanda’da surinamlı/ fransa’da cezayirli/ iran’da azeri/ amerika’da zifiri zenci olacağız/ çoğalan zencide mutlaka kızılderili/ israil’de filistinli

köpeğin karşısında kedi/ kedinin karşısında kuş olacağız/ kuşun karşısında börtü böcek

hakemler hep karşı takımı tutacak/ ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı

çiçeklerden kamelya olacağız/ az kolumuzun tarafında/ solda olacağız,” diyebilme cüretidir.

Yani, “Eğer sen de istiyorsan, devrim yakındır,” denilen gelecektir; insan(lık)ın kurtuluşudur, lamı cimi yok…

Enternasyonalist bir hareket olan/ olması gereken sosyalizm, kapitalizmin yırtıklarının yamanarak düzeltilmesi değildir. Sosyalizm, devrimci bir değişme, toplumun büsbütün farklı bir çizgide yeniden kurulmasıdır.

Birisinin özgürlüğünün, diğerinin mahkûmluğuna yol açmadığı sistem olarak, paranın diktatörlüğü karşısında eşitlikçi iktisadi sistem ve aynı zamanda da yeni bir ahlâki duruştur.

“Gerçekçi ol imkânsızı iste” duruşundan asla vazgeçmeyen sosyalizm üretim araçlarında özel mülkiyet yerine toplumsal mülkiyeti sağlar, insanın insanı sömürmesini önler. Üretimi kâr amacı ile değil, toplumsal ihtiyaçların karşılanmasına yönelik örgütler.

Bireyin özgürleşmesi temel ilkesiyken; bakan gözlerimiz; duyan kulaklarımız; anlayan kalbimizdir. Motorları maviliklere sürmek; “Güzel günler göreceğiz, güneşli günler” diyebilmek cüretidir.

Beraber yaşamanın matematiğiyken; “melekler topluluğu” falan da değildir; böyle sunulmamalıdır!

Sosyalizm (ya da, komünizm) Lenin’in ‘Devlet ve Devrim’de ifade ettiği gibi, sınıfların, devletin, sınırların ve ayrımcılığın olmadığı dünya çapında bir sistemdir. Sosyalizmin ölçeği evrenseldir. Sosyalizmin zaferi ancak dünya çapında mümkündür. Bunun temel nedeni, sosyalizmin ortadan kaldıracağı kapitalizmin bir dünya sistemi olmasıdır.

Komünizmin alt aşamasını ifade eden sosyalizm ile üst aşamasını ifade eden komünizm arasında aslî bir fark yoktur. İşçi sınıfının kapitalizmi ortadan kaldırıp komünist topluma varabilmesi için bir ara aşamadan geçmesi gerekir ki bu geçiş döneminin adı proletarya diktatörlüğüdür (ya da, aynı anlama gelmek üzere, işçi demokrasisidir). İşçi sınıfı, devrimle birlikte burjuvazinin ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş olan devlet aygıtını yıkacak, onun yerine kendi ihtiyaçlarına uygun bir devlet (sönümlenen yarı-devlet) kuracaktır.

Bu devletin idaresinde, kapitalizmde egemen olan demokrasi baş aşağı çevrilecek ve gerçek bir demokrasi hâline getirilecektir: işçi ve emekçilere demokrasi, burjuvaziye diktatörlük! İşçi sınıfı bu demokrasiyi kendi özyönetim organları olan Sovyetler aracılığıyla işletecek, üreten olduğu gibi yöneten de olacaktır.

Sosyalizm için Lenin şöyle der: “İşte kapitalizmin bağrından henüz çıkmış bulunan ve bütün alanlarda eski toplumun izlerini taşıyan bu komünist toplumu, Marx, komünist toplumun ‘birinci’, ya da alt evresi olarak adlandırır. Üretim araçları, daha şimdiden, artık bireylerin özel mülkiyetinde değildir. Tüm toplumun malıdır. Toplumsal bakımdan gerekli çalışmanın belirli bir parçasını tamamlayan her toplum üyesi, toplumdan, sağladığı çalışmanın niceliğini gösteren bir bono alır. Bu bono ile kamusal tüketim nesneleri mağazalarından, çalışmasına denk düşen bir nicelikte ürün almak hakkını elde eder. Sonuç olarak, toplumsal fona ödenen çalışma tutarı çıktıktan sonra, her işçi, toplumdan, ona vermiş olduğu kadarını alır…

Fakat burada geçerli olan ‘eşit nitelikte emeğe eşit nicelikte ürün’ ilkesi esasen birçok bakımdan eşit olmayan bireyleri bir tuttuğu için henüz burjuva hukuku geçerlidir. ‘bir yandan üretim araçlarının ortaklaşa mülkiyetini korurken, bir yandan da emek eşitliğini ve ürünlerin bölüşümündeki eşitliği korumakla yükümlü bir devletin zorunluluğu, bu nedenle sürer. Bundan böyle, kapitalistler olmadığı, sınıflar ve dolayısıyla tepesine binilecek bir sınıf olmadığı için, devlet sönümlenir. Ama edimsel eşitsizliği onaylayan ‘burjuva hukuku’ korunmaya devam edildiğine göre, devlet henüz büsbütün yok olmamıştır. Devletin büsbütün sönmesi için, tam komünizmin gerçekleşmesi gerekir.”

‘Beynelmilel’deki üzere, “İncir zamanı incir yemektir. Ama herkesin incir yemesi,” olarak tariflenen sosyalizm, toplumsal kurtuluş için gerekirse sefalette de eşitliktir. Çünkü sosyalizmde ısrar, insan olmakta ısrardır.

Şeyh Bedreddin’ce, “Yarın yanağından gayri herşey de ortaklık”tır ve elbette (sosyalist) planlamadır.

İnsan(lık)ın yaşamında vazgeçilemez eğitim, sağlık ve barınmayı esas görevi sayarak, hiçbir kâr hırsına feda etmeyen ortaklıktır.

İşçi sınıfının iktidarı ele geçirmesiyle başlar; gücünü otoriteden ve katı devletçilikten almaz; onu vareden, yığınların siyasete doğrudan katılımıdır; reformist olamaz/ olamaz ya devrimcidir ya da hiç…

Sosyalizmi var eden eşitlikçi/ özgür insan(lık)ın yaratıcı/ yıkımıdır. Çünkü O, özünde insan(lık)ın özgürleşmesidir.

Sosyalizmin ölçeği yerel değil, evrenseldir. Kapitalizm’den komünizme geçiş sürecidir.

“Sosyalizm=komünizm” varsayımı yanlıştır; değerin paraya değil, insana verilmesi; faydanın kişiye değil, topluma ait olmasıdır.

Sosyalizm sadece bir program değil; devrimci praksis meselesiyken; Marksist ekonomi-politik açısından sosyalizm, “maximization of leisure time” yani “özgür/ boş zamanın en fazlalaştırılması” diye özetlenebilir.

Sosyalizm, toplumsal mücadelelerin kesintisizliğiyle inşa edilebilir.

Sosyalizmin sonsuz ve sınırsız bir faaliyettir; insan(lık)a dayatılan onursuzluğa, adaletsizliğe itirazdır. Yani günde 18 saat yeraltında çalışan Bolivyalı maden işçisinin “Sosyalizm nedir” sorusuna verdiği “Güneşi hergün görebilmektir,” yanıtına mündemiçtir sosyalizm...

Eşitlik olmadan özgürlük, özgürlük olmadan eşitlik olmazken; ekmek ve özgürlük dengesidir; birinin diğerine feda edilmemesidir; çöplükte açan çiçektir sosyalizm ya da Nâzım Hikmet’in dizelerindeki anlatımla:

“sosyalizm,/ yani şu demek ki, dayı kızı,/ sosyalizm,/ senin anlayacağın yani,/ el kapısının yokluğu değil de/ imkânsızlığı.

ekmeğimizde tuz,/ kitabımızda söz,/ ocağımızda ateş oluşu hürriyetin,/ yahut, başkası yel de,/ sen yaprakmışsın gibi titrememek,/ bunun tersi yahut...

sosyalizm,/ devirmek dağları elbirliğiyle,/ ama elimizin öz biçimi,/ öz sıcaklığını yitirmeden.

yahut, mesela,/ sevgilimizin bizden ne san, ne para,/ vefadan başka bişey beklemeyişi...

sosyalizm,/ yani yurttaş ödevi sayılması bahtiyarlığın,/ yahut, mesela,/ -bu seni ilgilendirmez henüz-/ esefsiz,/ güvenle,/ emniyetle,/ gölgeli bir bahçeye girer gibi/ girebilmek usulcaçık ihtiyarlığa.

ve hepsinden önemlisi,/ çocukların ama bütün çocukların,/ kırmızı elmalar gibi gülüşü”dür…

“Nasıl” mı?

Sosyalizmde “her şey insan içindir” ve insan(lık) sosyalizmle yeniden yaratılır.

İnsan(lık) yeniden yaratılırken doğrudan katılım-örgütlülük ilişkisi kurmak, sosyalizmin “olmazsa olmaz”ıdır.

Görüş ayrılıklarının şiddetle bastırılması ilkesel olarak reddetmesi gereken sosyalizmde kitlelerin inisiyatifi ve doğrudan demokrasi esastır; Leon Troçki’nin, “İnsan’ın oksijene olan ihtiyacı gibi sosyalizm’in de demokrasi’ye ihtiyacı var,” saptamasında dile getirdiği üzere çoğulcudur…

Hangi neden, gerekçe ve biçimle olursa olsun, doğrudan demokrasinin karar ve yönetim süreçlerinden uzaklaş(tırıl)ıp ona yabancılaş(tırıl)an işçi sınıfı ve kitlelerin, sosyalizme de yabancılaşmaları kaçınılmazken; radikal sosyalizm kendini hiçbir zaman ve hiçbir konuda kapitalizme göre değil, komünizm idealine göre tanımlamakla mükelleftir.

Başka bir ifadeyle, “kendini amaçlaştırmak”tan ve “öznel gerekçeler” üretmekten özenle kaçınması gereken sosyalizmin, tüm karar süreçlerinde işçi ve emekçi kitlelerin inisiyatifini, doğrudan katılımlarını esas alması “olmazsa olmaz”dır.

Bunlarla birlikte, çalışmayı değil emekçilerin kendilerine ayıracakları boş zamanların çoğaltılmasını esas alan, bu anlamda “tembellik hakkı”nı yücelten bir sistem olmalıdır.

Ancak unutulması gerekmektedir ki, sosyalizm, kapitalizmden komünizme gitmek için asılan uzun, zahmetli ve eziyetli bir yoldur.

Üretim araçlarının toplumsallaştırılması, devletin devlet olmaktan çıkartılarak insanın insanal özüne dönüşü dünya devrimiyle gerçekleşecek isyan(lar) ve devrim(ler) ile mümkündür.

Dünya (veya bölgesel) devrim(ler)e bağlanması gereken sosyalizm kendini asla amaçlaştırmamalıyken; devletçi-milliyetçi savruluşlardan uzak durmalıdır.

Sosyalizmi bir geçiş aşaması olarak tarif etmekle beraber Marx’ın, nihai hedef olarak belirlediği sınırsız, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya, yani komünizmdir. En nihayetinde sınırlar ve sınıflar kalktığında devlet mekanizması da eski anlamıyla yok olacaktır.

 

I.1) ZORUNLU BİR UYARI PARANTEZİ

 

“İnsanı savunuyorum,

çünkü düştüğünü gördüm.”[14]

 

Albert Camus’nün, ‘Direniş, İsyan ve Ölüm’ündeki, “Burjuvazi aldatmasını artırmaktadır. Mutlak adalet sözüyle, daimi adaletsizliğin, sınırsız uzlaşmanın ve saygısızlığın kabulü için bir yol bulmaktadır”; Jean-Paul Sartre’ın da, ‘Materyalizm ve İhtilal’indeki, “Baskı gören kişi, kendi aslî mümkünlüğünün dışında yaşar ve ihtilalci felsefe, bunu anlamak zorundadır,” sözlerinin altını çizerek açtığım paranteze iki önemli not eklemeliyim:

  1. i) Aydınlanma düşüncesiyle ilintili olan sosyalizm ile, “sosyal demokrasi”nin ve “liberalizm”in kardeşliği asla abartılmamalı ve olsa olsa, “düşman kardeşler” ekseninde ele alınmalıdır.
  2. ii) Sosyalizm bir “ekonomik kalkınma modeli” olmadığı gibi, “ilerlemeci tarih anlayış(sızlığ)ı”nın pozitivizmi, ulus-devletçiliği, sanayileşmesi falan da değildir...

Bu bağlamda sosyalizm, -ki bunun “XXI. yüzyıl” versiyonu olmaz, olamaz!- ne Aydınlanma’nın “evlatlağı”na ne de Sovyet pratiğine ya da onun eleştirisine eşitlenmemelidir.

Sosyalizm, nihai kertede bir burjuva düşüncesi olan Aydınlanma ile hesaplaşmayı/ aşmayı “olmazsa olmaz” kılarken; Sovyet pratiği şahsında da sosyalizmi, bir an veya yakın gelecek meselesi olarak düşünüp/ formüle edenlerin hayal kırıklığına eşitlenmemelidir.

Leo Huberman’ın da işaret ettiği üzere sosyalizm, “İlk adımında bir cennet yaratmayacaktır. İnsanlığın karşı karşıya olduğu sorunların tümünü çözmeyecektir.”

Günahkârların evliya oluvermesi, cennetin yeryüzüne inivermesi, tüm sorunlara bir çözüm bulunuvermesi, ütopyacı sosyalistlerde olduğu gibi, sadece sunî olarak yaratılmış hayalî toplum sistemlerinde olur. Marksist sosyalistlerin böyle hayalleri yoktur.

Sosyalizmin, sadece, insanlığın belirli gelişme aşamasındaki belirli sorunları çözümleyeceğini bilirler. Bundan daha fazlasını iddia etmezler. Ama bu kadarının bile hayat düzenimizi geniş ölçüde iyileştireceğine inanırlar.

Dalgalar hâlinde gelişecek olan sosyalizm, dünya (ya da bölgesel) devrim dışındaki “kalkınmacı” ekonomik determinizme, “tarihin şaşmaz yasaları”na indirgenmemelidir.

Marksizm, aşağıdan işçi hareketiyle örgütlenen devrimle üretim araçlarına el konulması ve yönetimin doğrudan demokrasiyle sürdürülemez kapitalizme özgü kâr, ticaret, rekabet, artı değer ve insan(sızlık)ının bertaraf edilmesidir…

Umudu dahi insan olanı (ve kalanı) ayakta tutmaya yeterken; Mahir Çayan’ın ifadesiyle, “İnancın, eylem olarak ifadesini bulduğunu iyi anlamak gerekir…”

“Marksizmin bilinen doğrularından biri insanın kendi faaliyetinin, eylemde bulunan öznenin faaliyetine ilişkin kendisinin ne düşündüğüne bakılarak değil de, o faaliyetin nesnel olarak toplam bağlamlılık içinde neyi temsil ettiğine bakarak yargılanabileceğidir,”[15] formülasyonuyla Georg Lukacs’ın altını çizdiği şey, sosyalizm Engels’in, “İnsanlar yaşadıkları gibi düşünürler,” diye tarif edip; Marx’ın da, “Tüm tarihin sınıf mücadelelerin tarihidir… İnsanlar tarihlerini kendileri yaparlar, ama onu serbestçe kendi seçtikleri parçaları bir araya getirerek değil, dolaysızca önlerinde buldukları, geçmişten devreden verili koşullarda yaparlar,” notunu düştüğü tarihsel praksisle ilintilidir…[16]

Yani sosyalizm üzerine ahkâm kesilen bir teorisisizm değil; “11. Tez”ci bir eylem kılavuzudur ki, onun teorisine son şeklini veren de yığınların tarihi eylemleridir.

 

I.2) LENİNİST SOVYET PRATİĞİ

 

“Guztien gogora egitea,

da gauza nekea.”[17]

 

“Bu büyük mücadelede iki dünya karşı karşıya duruyor: sermayenin dünyasına karşı emeğin dünyası; sömürünün ve köleliğin dünyasına karşı kardeşliğin ve özgürlüğün dünyası,” vurguyla Lenin, “Nereden yola çıkarak devrim ve nasıl?” sorusuna yanıt arar.

“Ne Yapmalı?” da bunu yanıtlamaya çalışır.

“Ne yapmalı?”, “Nasıl?” ve “Nereden yola çıkarak?” sorularını da içeren bir yeniden üretimdir.

Söz konusu üretimde devrimin gerekliliğini ve devrimin talep ettiklerini henüz kavrayamamış kendiliğinden bir kitle hareketine mevcut hâlini aşmasını kavratmak…

“Eğer her zaman itaatkâr olmayan akıllı olan insanları uzaklaştırır ve yalnızca itaatkâr aptallarla baş başa kalırsanız, hiç kuşkunuz olmasın partiyi yıkıma götürürsünüz,” diyen Lenin için görev budur.

Bu da insanlık tarihinin en can alıcı soru(n)larından biri hâline gelmiştir.

Bu noktada da devrimcilik, beklentilerle hareket etmek ya da sabretmek değil, risk almaktır.

Araçın amaçlaştırılmadan; irade öne çıkarılmalıdır; somuttan yola çıkılması gerekliliği “es” geçilmeksizin…

Ancak somut, yalnızca bir örgütün, partinin vs. faaliyetlerini yürüttüğü toplumsal ortam değil, bunun yanı sıra, örgütlenme biçimleri, mücadele araçları ve gelenekleridir de…

Elbette eyleme öncelik veren bir tarz-ı siyasetle aslolan “11. Tez”in devrimci Marksizm’idir.

Hiçbir söz/ teorik önerme, Marx’ın “11. Tez”inde ifade ettiği eyleme dönüşmediği sürece belirleyici olmaz/ olamazken; Sovyet pratiği deyince; ilk elden Lenin’e müracaattan başka yol yoktur. O hâlde aktaralım:

“… ‘Çalışmayana ekmek yok.’ Sosyalizmin pratik emri budur. İşlerimizi pratikte bu ilkeye göre örgütlemeliyiz. ‘Komünlerimiz’in ve işçi-köylü örgütçülerimizin gurur duymaları gereken pratik başarıları bunlardır,”[18] diyen O ekler:

“Hayal kurmuyorum sosyalizme geçiş dönemine daha yeni girdiğimizi, henüz sosyalizme varmadığımızı biliyorum. Uluslararası proletaryanın desteği olmadan bu geçişi tamamlayabileceğimiz umuduna da asla kapılmadık. Ama yine de devletimizin sosyalist bir sovyet cumhuriyeti olduğunu söylemek yanlış olmaz…”[19]

“Sınıf içgüdüleriyle hareket eden işçiler devrimci dönemlerde yalnızca olağan değil, aynı zamanda tümüyle farklı bir örgütlülüğe ihtiyaçları olduğunu fark ettiler. Doğru bir adım atarak, 1905 Devrimimizin ve 1871 Paris Komünü deneyimlerinin işaret ettiği yolu tutup, bir İşçi Temsilcileri Sovyet’ini kurdular: Bu örgüte asker temsilcilerini ve kuşkusuz kırsaldaki ücretli işçilerin ve sonra (şu ya da bu biçimde) bütün yoksul köylülerin temsilcilerini alarak onu geliştirmeye, büyütmeye ve güçlendirmeye başladılar.”[20]

“Kapitalistler alt edilmediği takdirde, toprağın halka devri hiçbir şekilde halkı yoksulluktan kurtaramaz. Toprak karın doyurmaz ve para olmadan, sermaye olmadan alet edevat, büyükbaş hayvan ya da tohum elde edemezsiniz. Köylüler kapitalistlere ya da zengin köylülere (onlar da kapitalisttir) değil, yalnızca kent işçilerine güvenmelidirler…

“Yoksul köylüler ancak yerel birimlerde bağımsız örgütlenmeyle, ancak kendi deneyimleriyle öğrenebilirler. Bu deneyim kolay edinilemez, onlara bereket fışkıran bir toprak vaat edemeyiz ve etmiyoruz. Toprak sahipleri defedilecek, çünkü halk öyle istiyor, ama kapitalizm sürecek. Kapitalizmden kurtulmak çok daha zordur ve kapitalizmin devrilmesine giden yol farklıdır.”[21]

“Kır yoksulları kent işçileriyle ittifak yapmadan bütün boyunduruk, sefalet ve yoksulluk biçimlerinden asla kurtulamayacaklardır; kent işçileri haricinde, kır yoksullarına yardım edecek kimse yoktur ve dahası, kendilerinden başka kimseye de güvenmemelidirler…

“Kır yoksulları bütün emekçilerin tam kurtuluşunu sağlamak için şehirdeki işçilerle omuz omuza vererek, zengin köylüler de dahil olmak üzere burjuvazinin tamamına karşı mücadele yürütmelidirler.”[22]

“Biz tepeden tırnağa bütün devlet iktidarının tümüyle ve münhasıran İşçi, Asker, Köylü ve diğer temsilcilerin Sovyetleri’ne ait olduğu bir cumhuriyet istiyoruz. İşçi ve köylüler nüfusun çoğunluğunu oluşturuyorlar. İktidar toprak sahipleri ve kapitalistlere değil, onlara ait olmalıdır. İktidar ve yönetim işleri bürokrasiye değil,[23] onların Sovyetlerine ait olmalıdır.”[24]

“Sovyet iktidarı Kurucu Meclis’in zamanında toplanmasını sağlayacak, üretimde işçi denetimini hayata geçirecek, toprak beylerinin, Çarlığın ve manastırların elindeki toprakların tazminatsız olarak köylü komitelerine devredilmesi sürecini gerçekleştirecek, orduyu tamamen demokratikleştirerek askerlerin haklarını güvence altına alacak, Rusya’da yaşayan halkların hepsine gerçek anlamda kendi kaderlerini tayin etme hakkı tanıyacaktır…

“Hükümetimiz gizli diplomasiyi kaldırmıştır ve kendi payına, bütün görüşmeleri bütün halkın gözü önünde, açık ve şeffaf bir şekilde yürütmeye kararlı olduğunu açıklar. Hükümetimiz, kapitalistlerle toprak sahiplerinin hükümetinin 25 Ekim 1917’ye kadar onaylamış ya da imzalamış bulunduğu bütün gizli anlaşmaların içeriklerini derhâl açıklayacaktır.”[25]

“Biz Kurucu Meclis’in olduğu bir burjuva cumhuriyetinin, Kurucu Meclis’in olmadığı bir burjuva cumhuriyetinden daha iyi olacağını, ama bir ‘işçi-köylü’ cumhuriyetinin, yani Sovyet cumhuriyetinin her türlü burjuva-demokratik, parlamenter cumhuriyetten daha iyi olacağını söyledik (ve partimizin Nisan 1917 Konferansı’nın ardından parti adına resmen beyan ettik).”[26]

“Biz herkese hükümete katılma davetinde bulunduk. Sol Sosyalist-Devrimciler davete icabet ettiler ve Sovyet hükümetinin politikalarını desteklemek istediklerini açıkladılar. Yeni hükümetin programına ilişkin tek bir eleştiri bile dile getirmeye cesaret edemediler. Herkes Sovyetlerde bir koalisyon hükümeti teklif ettiğimizi biliyor. Kimseyi Sovyetlerden dışlamışlığımız yok. Bizimle birlikte çalışmak istemiyorlarsa, kendileri kaybederler.”[27]

“Bolşevikler bütün devlet iktidarını tek başlarına ele geçirmeye cüret edecekler mi? Ben bir siyasal partinin -özelde de ilerici sınıfın partisinin- fırsat geldiğinde iktidarı almayı reddetmesi hâlinde var olma hakkını kaybedeceği, parti adını taşımaya layık olmayacağı, kelimenin her anlamıyla bir hiç hâline geleceği görüşümün hâlâ arkasındayım...

“Proletaryanın ‘devlet aygıtı’nı ele geçirip ‘kullanma’ya başlaması söz konusu olamaz. Aksine eski devlet aygıtında baskıcı, rutin, iflah olmaz derecede burjuva olan her şeyi ‘parçalayıp’, yerine ‘kendi’ aygıtını koymalıdır. İşçi, Asker ve Köylü Temsilcileri Sovyetleri tam da bu aygıttır...

“Proleter devriminin önündeki başlıca zorluk, en kesin ve en titiz tescil/muhasebe ve denetimin, malların üretim ve dağıtımında ‘işçi denetimi’nin ülke çapında kurulmasıdır. Biz ‘işçi denetimi’ dediğimizde, bu sloganı her zaman proletarya diktatörlüğüyle yan yana, proletarya diktatörlüğünden hemen sonra kullanıyoruz ve böylece ne tür bir devleti kastettiğimizi açıklamış oluyoruz…

“Bizim için kapitalistleri ‘terörize’ etmek, yani proleter devletinin kadir-i mutlaklığını hissettirip aktif direniş fikrinden tamamen vazgeçmelerini sağlamak yetmez. Daha tehlikeli ve zararlı olan ‘pasif’ direnişi de kuşkusuz kırmamız gerekir. Aynı zamanda kapitalistleri yeni devlet örgütünün çerçevesi içinde çalışmaya zorlamamız gerekir...

“Biz merkeziyetçilikten ve ‘planlama’dan yanayız, ama ‘proleter’ devletinin merkeziyetçiliği ve planlamasından; üretim ve dağıtımın yoksullar, emekçi kitleler ve sömürülenlerin çıkarları adına sömürücülere karşı proletarya tarafından düzenlenmesinden yanayız.”[28]

“Sınıfları kaldırmak için, ilkin, toprak sahiplerinin ve kapitalistlerin alaşağı edilmesi gerekir. Görevimizin bu kısmı başarılmıştır, ama bu yalnızca bir kısmıdır, üstelik de en zor kısmı değildir. Sınıfları kaldırmak için, ikinci adım olarak, fabrika işçisi ile köylü arasındaki farkı ortadan kaldırmak, bunların hepsini işçi hâline getirmek gerekir...

“1861’den önce Rusya’yı yöneten güç, feodal toprak sahipleriydi. O zamandan beri, genel olarak konuşmak gerekirse, iktidarı elinde bulunduran sınıf burjuvaziydi, zenginlerden oluşan sınıftı. Sosyalist devrimin sürekliliği bu yeni sınıfı, yani proletaryayı, hükümet görevine ne derece uygun hâle getireceğimize, proletaryanın Rusya’yı ne ölçüde yönetebileceğine bağlıdır…

“Teorik düzlemde konuşacak olursak, sosyalizmin çıkarları açısından devlet tekeli illa en iyi sistem değildir. Sanayiye sahip bir köylü ülkesinde -eğer bu sanayi işliyorsa ve eğer belli miktarda mal varsa- vergilendirme ve mübadele özgürlüğü sistemi geçiş önlemi olarak kullanılabilir...

“Ben merkeziyetçiliği emekçi kitleler için asgari geçimlik sağlamanın bir aracı olarak görüyorum. Ben yerel Sovyet örgütleri için en geniş özerklikten yanayım, ama aynı zamanda ülkeyi bilinçli bir şekilde dönüştürme çalışmamızın verimli olması için, kesin olarak tanımlanmış tek bir maliye politikamız olması ve talimatların yukarıdan aşağıya uygulanması gerektiğine inanıyorum.”[29]

“Emekçi, her işsiz işçi, her aşçı, her perişan köylü proleter devletinin zenginlik önünde diz çökmeyip, tersine yoksullara yardım ettiğini, bu devletin devrimci önlemler almakta tereddüt etmediğini, asalakların elindeki fazla iaşe stoklarına el koyup açlara dağıttığını, evsizleri zenginlerin evine zorla yerleştirdiğini, bütün yoksul ailelerin çocuklarına yeterince süt tedarik edilene kadar onlara tek bir damla süt vermediğini, toprağın emekçi halka dağıtıldığını, fabrikaların ve bankaların işçi denetimine geçirildiğini bizzat kendi gözleriyle gördüğünde, işte yoksullar bütün bunları görüp hissettiklerinde, hiçbir kapitalist ya da dünya mali sermayesinin milyarlarla dans eden hiçbir kuvveti halkın devrimini ezemeyecektir.”[30]

“Proletarya diktatörlüğünün her adımında sendikaların son derece önemli bir rolü olduğu açıktır. Fakat sendikalar ne bir devlet örgütü, ne de bir zor (cebir) örgütüdür; sendikalar eğitim örgütleridir. İşçileri saflarına çekmek ve eğitmek için tasarlanmış bir örgüttür, yani aslında sendikalar bir okuldur, bir idari ilimler okulu, bir ekonomi yönetimi okulu, bir komünizm okuludur.”[31]

“Kautsky’nin broşüründe ele aldığı temel sorun proleter devriminin özüyle alâkâlıdır: proletarya diktatörlüğü. Bu bütün ülkeler açısından, özellikle de ileri ülkeler açısından, özellikle de şu an savaşta olan ülkeler açısından ve özellikle de şu anda en fazla öneme sahip sorundur...

“Marx ve Engels Paris Komünü’nün orduyu ve bürokrasiyi ortadan kaldırdığını, parlamentarizmi ortadan kaldırdığını, ‘şu asalak uru, devleti’ paramparça ettiğini, vb. göstermişlerdi. Ama bilgiç Kautsky gece takkesini giyip, daha öncesinde liberal profesörler tarafından bin kez anlatılmış olan ‘saf demokrasi’ masallarını tekrarlıyor…

“Kautsky proletarya diktatörlüğü kavramını eşi görülmedik bir şekilde çarpıtmış ve Marx’ı alelade bir liberale dönüştürmüştür; başka bir deyişle, ‘saf demokrasi’ konusunda harcıâlem laflar eden, burjuva demokrasisinin sınıfsal içeriğini süsleyip püsleyerek tevil eden ve hepsinden öte, ezilen sınıfın devrimci şiddete başvurmasından gocunan bir liberal derekesine düşmüştür...

“Savaşın bir sonucu olarak devrimlerin gerçekten başladığı 1918’de Kautsky devrimlerin kaçınılmaz olduğunu açıklamak, devrimci taktikleri ve devrime hazırlık yollarını ve araçlarını düşünmek yerine, Menşeviklerin reformist taktiklerini enternasyonalizm olarak nitelendirmeye başladı. Bu döneklik değil de nedir?”[32]

“İçinde bulunduğumuz çağın sloganları kaçınılmaz olarak şunlardır ve şunlar olmalıdır: Sınıfların ortadan kaldırılması, bu amacı gerçekleştirmek adına proletarya diktatörlüğü, özgürlük ve eşitlikle ilgili küçük burjuva demokratik önyargıların acımasızca teşhir edilmesi ve bu önyargılara karşı amansız bir savaş. Bunu anlamayan biri, proletarya diktatörlüğünü, Sovyet hükümetini ve Komünist Enternasyonal’in temel ilkelerini de anlamamıştır.”[33]

“Sınıfları ortadan kaldırmak, yalnızca büyük toprak sahiplerini ve kapitalistleri kovmak değildir (biz bunu nispeten kolay hâllettik); sınıfları ortadan kaldırmak, küçük meta üreticilerini de ortadan kaldırmaktır ve onları kovmak ya da ezmek söz konusu olamaz; onlarla birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız. Onları dönüştürebiliriz, yeniden eğitebiliriz (ve öyle de yapmalıyız), ama bunu ancak çok uzun, yavaş ve dikkatli bir örgütlenme çalışmasıyla başarabiliriz.”[34]

“Daha uzun yıllar bürokrasinin kötülüklerine karşı savaşacağız ve başka türlü düşünen birinin yaptığı demagojiden ve aldatmadan başka bir şey değildir, çünkü bürokrasinin kötülüklerinin üstesinden gelmek yüzlerce önlem, toplu okuma yazma, kültür ve İşçi-Köylü Müfettişliği’nin faaliyetine katılımı gerektirmektedir.”[35]

 

  1. AYRIM: DEVRİMİN ESASLARI

 

“Sedema dawestandina me

ne ji ber karê me ye,

ew kar in ku me berî

çêkirinê li quncikekê hiştin e.”[36]

 

Sosyalizmin doğru kavranabilmesi için her şeyden önce onun temel esasları doğru kavranmalıdır.

Mesela işçi sınıfının kurtuluşu, tüm insanlığın ve doğanın kurtuluşu anlamına gelir. Yani proletarya, kendisiyle birlikte insanlığı da kurtaracak olan yegâne sınıftır.

Onun açısından mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi “olmazsa olmaz”dır…

Çünkü kapitalist sistem, artı-değer sömürüsüne dayanır. Üretim sürecinde üretilen ürünlerin paylaşımı sırasında harcadığı işgücünün karşılığında aldığı ücretten çok daha fazlasını üreten işçinin emeğinin geriye kalan bölümü oluşturur artı-değeri (artık-değeri) ve bu aslan payına sermaye sınıfı el koyar.

Sermayeye bu olanağı, üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulundurması sağlar. Dolayısıyla, kapitalist üretim tarzına, bu sistemin özünü oluşturan meta üretimi ve artı-değer sömürüsüne, her birinin kökleri üretim sürecindeki konumların eşitsizliğinde yatan eşitsizliklere köklü ve kalıcı bir biçimde son vermenin yolu, kapitalist özel mülkiyete son vermekten geçer. İşe bu adımı atmakla başlamayan bir sosyalizm düşünülemez.

Onun için zaten Marx, insanlığın sosyalist devrimle başlayacak olan tarihsel-toplumsal dönüşümünün özünü şöyle özetler:

“Komünizm, insanın kendisine yabancılaşması olarak özel mülkiyetin olumlu aşılması ve dolayısıyla insani özün insan tarafından ve insan için gerçekten sahiplenilmesidir. Komünizm, bu nedenle, insanın toplumsal (yani insani) bir varlık olarak kendisine eksiksiz geri dönüşüdür. (...) Bu komünizm, insan ile doğa, insan ile insan arasındaki çatışmanın sahici çözümüdür. Varlık ile öz, nesnelleşme ile kendi kendini gerçekleme, özgürlük ile zorunluluk, birey ile insan türü arasındaki çekişmenin gerçek çözümüdür. Komünizm, tarihin önümüze koyduğu problemin çözümüdür ve kendisinin bu çözüm olduğunu bilir.”[37]

Tam da bunun için sosyalist devrim(cilik) bir yaşam biçimidir.

Sosyalist devrim(ci), devrim için mücadeleye tüm yaşamını vakfedendir.

Sosyalist devrim, mevcut düzeni tümden ortadan kaldırıp, yerine daha iyi, daha ileri yani olması gerekeni ikame eylemidir.

Marx, kapitalist sistemi, insan(lık) tarihinin bir parçası olarak görmüştür. Bu ne kalıcı ne de değiştirilemez bir sistemdir. Tersine, kapitalizm, esas olarak geçici sistemdir. Bütün diğer toplum biçimleri gibi, zamanı gelince çökecek ve yerini başka bir sistem alacaktır. Sosyalizm kapitalizmin yırtıklarının yamanarak düzeltilmesi değildir. Sosyalizm, devrimci bir değişme, toplumun büsbütün farklı bir çizgide yeniden kurulması demektir.

Değişmeyen tek şey değişimin kendisiyken; devrim bir süreçtir, işçi sınıfı da hadi devrim yapalım dediği zaman devrim gerçekleşmeyecektir.

Emma Goldman, “Dans edemediğim devrim, devrim değildir”; Ursula K. Le Guin, “Devrim her yerde, her şeydedir. Sınırsızdır,”[38] notunu düşerken, “Devrimler olmaksızın sözde demokratik bir barış, darkafalı bir ütopyadan başka bir şey değildir,” vurgusuyla Lenin hepimizi şöyle uyarır:

“Tarihte tek bir devrim yoktur ki devrimi yapanlar zaferden sonra silahlarını bırakıp, bu kadarı yeter diyerek arkalarına yaslanmış olsunlar. Bu tür devrimlerin olabileceğini düşünen biri devrimci değildir, dahası işçi sınıfının en büyük düşmanıdır. Yine tarihte tek bir devrim yoktur ki iktidarın mülk sahibi bir azınlıktan diğerine devredilmesinden ibaret olsun; ikinci sınıf bir devrim, burjuva devrimleri bile böyle olmamıştır.”[39]

“İnsanlar ‘devrim’den, ‘devrimci halk’tan, ‘devrimci demokrasi’den, vb. bahsederken, onda dokuzunda ya yalan söylüyorlar ya da kendilerini kandırıyorlar. Bütün mesele şudur: Bu devrimi hangi sınıf yapıyor, kime karşı bir devrimden bahsediliyor?

“Her devrim, eğer gerçek bir devrimse, sınıflar arası ilişkilerde değişim demektir. Bu yüzden halkı aydınlatmanın ve devrimden bahsederek halkı aldatanlarla savaşmanın en iyi yolu, mevcut devrimde gerçekleşmiş ya da gerçekleşmekte olan sınıfsal değişimi tahlil etmektir...

“Genel olarak tarih, özel olarak da devrimler tarihi, en ileri sınıfların en bilinçli öncülerinin, en iyi partilerin bile düşündüklerinden daha zengin içerikli, daha çeşitli, daha çokbiçimli, daha canlı ve daha yaratıcıdır. Bu gayet anlaşılır bir şeydir, çünkü en iyi öncüler bile on binlerce insanın bilincini, iradesini, tutkusunu ve muhayyilesini ifade ederler, oysa devrimler bütün insani yeteneklerin ortaya serildiği büyük, coşkulu diriliş anlarında, en çetin sınıf mücadelesiyle bilenen on milyonlarca insanın sınıf bilincinin, iradesinin, tutkusunun ve muhayyilesinin eseri olarak gerçekleşir.”[40]

O hâlde Semih Gümüş, “Bugün şiddeti dışlayan, iktidarı amaçlamayan ama sistemi adım adım çürütecek -hiç kuşkusuz uzun zamanlı- bütün düşünceler devrimcidir. David Harvey’in ‘Asi Şehirler’de üstünde durduğu kemirgen teorisi, bu anlamdadır. Sistemi kemirerek işleyemez hâle getirmek, onun çöküşüne katkıda bulunur, kemirenler tarafından çökertilemese de,”[41] diyor olsa da unutmayalım: Devrimsiz bir sosyalizm; ezilenlerin örgütlü şiddeti üzerinde yükselmeyen bir sosyalist devrim mümkün değildir.

Gümüş’ün önerisi “sivil toplum”cu reformist hezeyan olarak iktidarın yapısallığına dokunmadan atılacak ufak adımlarla kapitalist sistemi yıkılabileceği gülünçlüğünden malûldür. Ve kapitalist sistemin, kendisini “kemirenler” karşısında, “eli kolu bağlı” durduğunu varsayar!?

Her kim günümüzde sosyalizme hâlâ “barışçıl yöntemlerle” geçilebileceği iddiasıyla ortaya çıkıyorsa, ne emperyalizmden ne de sürdürülemez kapitalizmden hiçbir şey anlamış değildir…

Sosyalizmin sosyalizm olabilmesi de facto olarak başka zorunluluğu yani “mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi”ni devreye sokar ki, “barışçı öneriler” burada karaya oturur; Marx’ın, devrimleri “tarihin lokomotifi” olarak tanımlayıp; “Zor, yeniye gebe olan her eski toplumun ebesidir”; Engels’in, “Tek kelimeyle bizi, sizin mülkiyetinizi yok etme niyetimizden dolayı kınıyorsunuz. Kesinlikle öyle; niyetimiz tam olarak budur,” saptamasındaki gibi…[42]

Açık konuşuyoruz: Mülkiyet hakkını tartışmaya açan sistemdir; mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesidir sosyalizm.

“Mülkiyet hırsızlıktır,” dememekle birlikte üretim araçlarının özel mülkiyetini ret ederiz. Çünkü üretim araçlarına sahip olmak/ çıkmak, çalışan yığınlar üzerinde tahakküm yaratır. Bu da toplumdaki ekonomik bölünmeyi ve adaletsizliği derinleştirir.

Ayrıca mülkiyetin “kutsallığı”nı tartışırken sınıflı toplum öncesi mülkiyeti, feodal dönemde üretim fazlası, artı değerin ortaya çıkışı, tüm bunları bilmek ve tartışmak gerekir.

“En temel hak” olarak görülen şeylerin (mesela mülkiyetin) kökeni ve oluşumunun, binlerce yıllık pisliğe ve iktidara dayandığını unutmamak/ unutturmamak gerek.

Bu açıdan okunmalıdır Marx ve Engels’in şu satırları: “Komünizmin ayırıcı özelliği, genel olarak mülkiyetin kaldırılması değil, burjuva mülkiyetinin kaldırılmasıdır. Ama modern burjuva özel mülkiyet, ürünlerin üretilmesinin ve mülk edinilmesinin sınıf karşıtlığına, çoğunluğun azınlık tarafından sömürülmesine dayanan sisteminin nihai ve en tam ifadesidir.

Bu anlamda, komünistlerin teorisi tek bir tümcede özetlenebilir: Özel mülkiyetin kaldırılması.

Biz komünistler, insanın kendi emeğinin meyvesi olarak, kişisel mülk edinme hakkını kaldırmayı istemekle suçlandık; o mülkiyet ki, her türlü kişisel özgürlüğün, eylemin ve bağımsızlığın temeli olduğu iddia edilir.

Güçlükle elde edilmiş, bizzat edinilmiş, bizzat kazanılmış mülkiyet! Burjuva biçimden önceki bir mülkiyet biçimi olan küçük zanaatçı ve küçük köylü mülkiyetinden mi söz ediyorsunuz? Bunu kaldırmaya gerek yok; sanayideki gelişme bunu zaten büyük ölçüde yok etmiştir ve hâlâ da gün be gün yok ediyor…

Özel mülkiyeti ortadan kaldırma niyetimiz karşısında dehşete kapılıyorsunuz, oysa özel mülkiyet sizin mevcut toplumunuzda nüfusun onda dokuzu için zaten ortadan kalkmıştır; birkaç kişi için varoluşu, tamamıyla, bu onda dokuzun ellerinde var olmayışından ötürüdür. Demek ki, siz bizi, varlığının zorunlu koşulu toplumun büyük bir çoğunluğunun mülksüzlüğü olan bir mülkiyet biçimini ortadan kaldırmaya niyetlenmekle suçluyorsunuz.

Tek sözcükle, bizi, mülkiyetinizi ortadan kaldırmaya niyetlenmekle suçluyorsunuz. Elbette; bizim niyetimiz de zaten budur.”[43]

Nihayet: Mülkiyetin kimsenin olmayacağı değil, mülkiyetin herkesin olacağı tahayyüldür sosyalizm.

Tam da bunun için komünizme geçiş sürecinde proletarya diktasını “olmazsa olmaz” kılar…

Proletarya diktatörlüğü kavramı, ilk kez Marx tarafından ‘Fransa’da Sınıf Mücadeleleri 1848-1850’ başlığıyla kitaplaştırılmış olan makalelerinde kullanılmış ve Marksizmin merkezi önemdeki kavramlarından biri hâline gelmiştir. O kadar ki, Marx, sınıflar mücadelesinin değil ancak sınıflar mücadelesinin sonucunda işçi sınıfının zaferinin proletarya diktatörlüğü biçiminde somutlanacağı yönündeki öngörüsünün kendi özgün buluşu olduğunu söyler.

Marx’ın kullandığı anlamıyla her sınıf iktidarı diğer antagonistik sınıf üzerindeki bir diktatörlüktür. Bu bağlamıyla proletarya diktatörlüğü, işçi sınıfının esas olarak kapitalist sınıf üzerindeki devrimci iktidarıdır. Proletarya diktatörlüğünün öteki devlet biçimlerinden farkı ise onun geçici karakterinde yatmaktadır. Bu geçiş devletinin amacı da kendisinin varolmasını gerektiren sınıfsal zemini ortadan kaldırmaktır. Proletarya diktatörlüğü, başka bir açıdan ifade edilirse, sosyalist iktidarın kurulması ve yerleşmesi ile sosyalist iktidar pratiğinin hayata geçtiği süreçlerinin tamamıdır.

Proletarya diktatörlüğünün nasıl somutlanacağını ve kesin olarak neden gerektiğini ise Marx’ın Paris Komünü incelemelerinde bulmak mümkündür. Marx, bu deyimi Komün deneyimi için kullanmamış olsa da Engels, proletarya diktatörlüğünün nasıl olacağını merak edenlere Paris Komünü’ne bakmalarını salık vermektedir.

Kautsky ile sosyalist iktidarın yapısı üzerine polemiğe giren Lenin tarafından da işaret edildiği üzere, proletaryanın öncelikli görevi var olan devlet aygıtını parçalamaktır. Parçalamaktan kasıt, tümüyle ortadan kaldırmak değil, Marx’ın deyişiyle, baskıcı nitelik taşıyan organlarının kesilip atılmasıdır.

Bir başka biçimde söyleyecek olursak, proletaryanın iktidarı, devletin iktisadi ve yönetsel işlevlerinin devrimcileştirilmesidir. Engels’in belirttiği gibi, bunun nedeni, proletaryanın iktidarını kalıcılaştırmak için hazır bulduğu bu tek organizasyonu kendi acil çıkarları için kullanma ihtiyacıdır.

Buna göre, Marx’ın idealize edilmiş komün yapılanması, genel seçimle belirlenen yerel komünlerden hiyerarşik biçimde “ulusal komün”e uzanan bir zincirdir. Ulusal komünün üzerindeki temel görev, merkezi hükümetin “az sayıda ancak önemli görevlerini” yerine getirmektir. Bürokrasinin ücretleri işçi sınıfı ücretlerinin üzerinde olmayacaktır. Halk silahlandırılacak, mevcut ordu lağvedilecektir. Polis, yalnızca komüne karşı sorumlu hâle getirilecektir. Kilise devletten ayrılacaktır. Eğitim parasız hâle gelecektir. Hâkimler genel oy ile seçilecektir. Bu sayılanları, Marx ve Engels’in komünist parti Manifestosu’nda

5.04.2016 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

“EHLİLEŞTİRİLEMEYEN” TİYATRO(CU)NUN GEREKLİLİĞİ

ŞİİR İNCE İŞTİR; KALIN KAFALARA TESİR ETMEZ!

NURHAK AYAKTAYKEN “ÖLDÜ MÜ DENİR ONLARA”?!

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

MADIMAK’TA YAKILIP YIKILAN HEPİMİZDİK

SEVDİĞİ RENK MAVİ; TUTKUSU DA AŞK VE DEVRİMDİ

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

FUTBOL FELAKETİ

MAFYASIZ KAPİTALİZM OL(A)MAZ

BUGÜNDE ‘68/ ‘71’İ ANLAMAK

1830’DAN 1871’E -AVRUPA’DA- SINIF SAVAŞLARI

GENÇLİK(İM)DEN KALAN(LAR) FİKRET İLE TİMUR

NEFRETİN, AYRIMIN BOY HEDEFİ: ÖTEKİLEŞTİRİLEN ALEVÎ(LER)

İKTİSADÎ ÇÖKÜŞ, BEŞERÎ ÇÖZÜLME

1 MAYIS’A GİDERKEN

ANIN YAZARI: ADALET AĞAOĞLU

KARDEŞİM(İZ)İN “DAVA”SI (MI?)![*]

SAHNE (DURUŞU) PERFORMANSININ POLİTİKASI

YEDİ NOKTA YA DA YETER ARTIK

YAZMAK SERÜVENİNE BİR BAKIŞ

ÇİN DEYİNCE...

KLASİK MÜZİĞİN ÖNEMİ[*]

ÖZGÜRLÜK YERKÜREYİ KURTARIP, GÜZELLEŞTİRME UMUDU VE İRADESİDİR

KAHVERENGİ TONLU COVİD-19 GÜNLERİNDE (C)EZAEVLERİ

“İŞÇİ SINIFI” DEYİNCE

ANILAR, SESLER, ŞARKILAR

ÖZGÜR İFADE “HAZIR OL”DA DUR(A)MAZ

MİZAH/GÜLMECE ŞAH(LAR)I MAT EDER

DEDE EFENDİ’Lİ, İTRÎ’Lİ, LİMONCİYAN’LI KLASİK MÛSİKÎ

EKONOMİK VAZİYET(İMİZ) İLE BEŞERİ TABLO(MUZ)[1]

“ADINI SİZ KOYUN” 3

“ADINI SİZ KOYUN” 2

“ADINI SİZ KOYUN”

“AZ YAZIP ÇOK SÖYLEYEN” CEMAL SÜREYA

İSYAN SANCAĞINI YÜKSELTENLERİN KUŞAĞINDANDIR GENÇLİK

ÖRNEKLERİYLE -OLMASI GEREKEN- AYKIRI[*]

YAPITLARIYLA HAFIZALARDAN SİLİN(E)MEYEN AGNÈS VARDA

“ŞİMDİLERDE KARAMSARLIĞI DAHA İYİ ZAMANLARA BIRAKALIM”

GOMİDAS’LI HALK MÜZİĞİ(MİZ)

ŞAİRLER GALERİSİ

RUMLARA DAİR TARİH (B)İLGİSİ

GEÇMİŞTEN (BUGÜNDEKİ) GELECEĞE

IRKÇILIK/ FAŞİZM SUÇU

COVID-19 GÜNLERİNDE SORU(N)LAR, SORUMLUKLAR

V. İ. LENİN VE EKİM DEVRİMİ

HÂLÂ ONLARLAYIZ; ONLARDANIZ

“MED CEZİR”Lİ ‘ÇETİN’ KALEM

AYDIN DURUŞU VE SORUMLULUĞU

VATAN’IN F3’ÜNDE DÖRT GÜN

SORU(N)LAR, YANIT(SIZLIK)LAR

TRUMP KÂBUSU VE EMPERYALİST ABD

DOĞAN HIZLAN VESİLESİYLE ELEŞTİRİ VE YAZMAK ÜSTÜNE

BİR “İZMİRKOLİK”İN SERÜVENİ

TÜRKÜLER(İMİZ) VE BİZ

HAYALLERİMİZİ EMZİREN YAZMAK EYLEMİ

LAİKLİK ZARURETTİR

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR ( 2 )

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR

DOĞAN GÜNÜN OZANLARI

SURUÇ’UN 33’LERİ VE ONLARIN ÇAĞDAŞ AYDIN’I

ARKADAŞ(IMIZ) Z. ÖZGER

“DİNEN BİR FIRTINA”YI ANLA(T)MAK

“MODAYI BİLİP DE ONA KAPILMAYAN”DI AHMET OKTAY

ÖZLEMLERİN İSYAN ÇIĞLIĞIDIR ŞİİR

PINAR YOLDAŞA KALKAN ELLER KIRILIR

BİR SEVDADIR TİYATRO

ÖMER ŞERİF’İN OYUNCULUĞU

2020’NİN 18 MAYIS’INDA ONA DAİR

YER İLE GÖK ARASINDAKİ UYUM: KLASİK MÜZİK

6 MAYIS HAKİKÂTİ ÖLÜMSÜZDÜR

ÖLÜM ORUCUNUN 320. GÜNÜNDE İBRAHİM GÖKÇEK İÇİN

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020 ( 2 )

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020

ÖĞRENCİSİ OLDUĞUM ‘İNSANCIL’A DAİR

BUGÜNÜ VE SONRASI İLE COVID-19

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR ( 2 )

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR

UNUTAMADIĞIM FİLM(LER), YÖNETMEN(LER), OYUNCU(LAR

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ ( 2 )

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ

TARIM(IN) HÂL(LER)İ

KLASİK MÜZİĞİN FARKLI İKİLİSİ: MOZART İLE STRAUSS

AŞIKTI, “GARİP”Tİ, HALK DERVİŞİ NEŞET ERTAŞ

TARİH(İMİZ)E HAYRANLIKLA, MİNNETLE, SAYGIYLA

ÇOKSESLİ MÜZİĞİN DEVRİMCİ DEHASI BEETHOVEN

SİNEMAMIZIN DERVİŞİ: AYTAÇ ARMAN[*]

EYGİ VESİLESİYLE -BALIK HAFIZALILAR İÇİN- 50 YIL SONRA “KANLI PAZAR

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ! ( 2 )

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ!

KRİZ İLE GELEN(LER)

USTANIN KADİM DOSTU, YADİGÂRI BALABAN

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? ( 3 )

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? (2)

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR?

IŞIĞIN RESMİNİ ÇİZEREK, TARİHİ ZAPT ETMEK

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER ( 2 )

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ! ( 2 )

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ!

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ ( 2 )

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ…

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK) ( 2 )

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ ( 2)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ?!

HAS BİR TİYATROCU: CÜNEYT TÜREL

AHMET KAYA VARDI, VARDIR, VAR OLACAKTIR

KAVGADAN BESLENİP; ONU ÇOĞALTAN ŞİİRİN ŞAİRİ: ADNAN YÜCEL

33’LER İLE ÇAĞDAŞ’INDAN ÖĞRENDİKLERİM(İZ)[*]

ULUSLARARASI KAOSUN GELECEĞİ

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI ( 2)

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK ( 2 )

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK

KÖLELİĞE KARŞI MÜCADELENİN BİRLİĞİ İÇİN (YA DA “NE OLUYOR; NASIL; NE YAPMALI” MI?)

ELEŞTİREL ARABESK HİKÂYESİ

SÖZÜN MİLİTAN EYLEMİ; HAKİKÂTİN BEDELİ ÖDENMİŞ SÖZCÜSÜ

KIPIR KIPIR, NEŞE DOLU “DELİ KADIN”: AYŞEN GRUDA

CUMHURİYET İLE MÜZİK(İMİZ)

BAŞKALAŞANLARDAN DEĞİL, GELİŞENLERDENDİ GÜLRİZ SURURİ

KİTLE ÖRGÜTLERİ VE DEMOKRATİK İŞLERLİK

“SANAT UZUN, YAŞAM KISA”YDI MELİH CEVDET İÇİN

ZOR(UNLU) BİR MESELE: ALTERNATİF DEVRİMCİ-HALKÇI YEREL YÖNETİM

YAZDIĞINIZ YAŞAM YA DA SAFSATADIR!

HALKIN -BAŞKALDIRAN- ARZUHÂLCİSİ: YAŞAR KEMAL

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)[2]

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)

MAYIS KIZILLIĞINDA ‘71 KOPUŞU VE KAYPAKKAYA

BUGÜN(ÜMÜZ)DE FAŞİZM(LER)

SİNEMANIN MÜSTESNA İSİM: METİN ERKSAN

İNSAN OLMAK ZORKEN, ‘İNSAN’DI ZEKİ ALASYA

ÖLÜMSÜZLÜK BAĞLAMLI KIZILDERE(MİZ)

SAİT FAİK’İN DÜŞ(ÜNCE)LERİ

İSYANA DÖNÜŞ(EME)YEN İTİRAZ VEYA MÜSLÜM GÜRSES HİKÂYESİ (Mİ?

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 3 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 2 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF ( 2 )

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ) 2

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ)

DİZELERİYLE REFİK DURBAŞ ÖYKÜSÜ

AFORİZMALARDAN BUGÜN(ÜMÜZ)E UYARILAR

‘KEL MAHMUT HOCA’ + ‘YAŞAR USTA’ + ‘TURŞUCU KAZIM’ + ‘AYYAŞ EMİN’Dİ O…

hatırlamiyorum-nakaratlarina-hatirlatalim

“NETAMELİ BİR KONU”: ULUSAL SORU(N)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 3)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 2 )

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI

ABD EMPERYALİZMİ VE VENEZÜELLA 2019

AYKIRI DİZELER, ŞAİRLER

ÇEŞİTLİ VECHELERİYLE BEŞERİ (EKONOMİ-POLİTİK) KRİZ

“BÜYÜK FOTOĞRAFÇI”NIN GERÇEĞİ VE DRAMI

KRİZ “İMKÂN, TEHDİT VE KARAR” BİLEŞKESİDİR

İNSANI İNSANLAŞTIRAN DEĞERLER: AŞK, SANAT, BAŞKALDIRI, MÜCADELE

HİÇLEŞTİRİLME KAYGISINDAN ÖFKEYE SARI YELEKLİLER

68 HAREKETİ, MAYIS(IMIZ), KAYPAKKAYA VE 1971

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM ( 2)

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM

NBC SİNEMASI (MI?)

DÖRT GÜNLÜK “Bİ ŞEY”

ISINMANIN ÖTESİNDE -YANIYOR!- YERKÜRE

YEŞİLÇAM’LI TÜRK(İYE) SİNEMASI

YAZMAK EYLEMİNE MÜNDEMİÇ NOTLAR

SANAT (VE TİYATRO) İLE HAYAT

EYYAMCI DEĞİL, HER DEVİRDE İNSANDI TARIK AKAN

YIKA YIKA YARATARAK YAZMAK

SIRILSIKLAM BİR ÂŞIK: BEDRİ RAHMİ

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR) ( devam)

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR)

ÖNCESİYLE 15-16 HAZİRAN’DAN BUGÜN(ÜMÜZ)E

HAKKÂRİ’DEKİ PARİS’Lİ: FERİT EDGÜ

TİYATRONUN UNUTULMAZ İNSAN(LAR)I

KARL MARX İLE MARKSİZMİ

LATİN AMERİKA VE EDEBİYAT ve GRUP YORUM'la dayanışma videosunu

ÜTOPYALAR(IMIZ)IN TARİHSEL ZEMİNİ

TÜKETİLE(MEYE)N İNSAN(LIK

KAPİTALİST KENT(LEŞMEMİZ)İN HÂL-İ PÜR MELALİ

KRİZİN, SAVAŞIN, VAHŞETİN “YDD”Sİ

POLİTİK SİNEMA İHTİYACI BÜYÜRKEN

O SES PEŞİNDEN SÜRÜKLENEN YILDIZ KENTER

MART’IN 10 KIZIL KARANFİLİ (VE ANIMSATTIKLARI

“DERİN AŞKLARIN, BAĞLILIKLARIN, HASRETLERİN, ŞEFKATİN ŞARKILARINI SÖYLEDİ” YILMAZ GÜNEY

DEVRİMCİ BİR DERVİŞ: OKTAY ETİMAN

İTİRAZ EDEN MÜLKSÜZLER İÇİNDİR LE GUIN

İRAN SOKAKLARININ BAŞKALDIRISI

SAF IŞIĞIN, ŞEFFAF SİMGELERİN ŞAİRİ: TOMAS TRANSTRÖMER

KAPİTALİZM KİRLİDİR, KİRLETİR

HRANT’IN KOLEKTİF KATLİNİN ANATOMİSİ

OHAL’(LERİN)İN EKONOMİ-POLİTİK DÖKÜMÜ

ŞİMDİLERDE ŞİİRE DAHA ÇOK MUHTACIZ GİRİZGÂHI

İSYANCI ŞEYH BEDREDDİN GERÇEĞİ

ORTADOĞU SARMALI VE T.“C”

DÜŞÜN(ECEĞİZ), YAZ(ACAĞIZ), KONUŞ(ACAĞIZ), SUSMA(YACAĞIZ)![

FAŞİZM(LER)İN GÜNCELLİĞİ VE IRKÇILIK

AŞK -İNSAN(LIK)A DAİR- HER ŞEYDİR![

EKİM DEVRİMİ İLE TARTIŞMALI “TARTIŞMALAR”I

GÜNCELDEN TARİHSELE İŞÇİ SINIFI

KAPİTALİST İKTİDARIN EĞİTİM(SİZLİĞ)İ VE COĞRAFYAMIZ

YENİ(DEN) ‘68’İ ANIMSA(YALIM)

AN-KARA’DA BİR KIPKIRMIZI CUMARTESİ

GÜLTEN AKIN: KENDİ GİTTİ, ŞİİR(LER)İ KALDI

BOYACI HALİL’İN MÜŞFİK KENTER’İ

EMPERYALİST YERKÜREDE BARIŞ (YALANI) VE SAVAŞ (GERÇEĞİ )

SİNEMA VE YÖNETMEN(LER)

PARİS KOMÜNÜ(MÜZ) HÂLÂ GÜNCEL

KAPİTALİZM VE TARIM(IMIZ)

“DUYARLILIĞIN İNCELİĞİN ESENLİĞİN YAZARI”: OKTAY AKBAL

KAPİTALİZMİN YARATTIĞI TABLO MU DEDİNİZ?

ÖĞRENCİ HAREKETİNİN TOPLUMSAL MÜCADELEDEKİ YERİ VE ROLÜ

HAYAT(LAR)IMIZA DOKUNMUŞ BİR MÜZİSYEN: ATTİLLA ÖZDEMİROĞLU

ADALETSİZLİK KARŞISINDA DEVRİMCİ SANATIN KONUMU VE İŞLEVİ

KATLEDİLDİĞİMİZ SURUÇ’LA ÇOĞALDIK

ŞİİRE KOÇAKLAMA

ÖZGÜRLÜĞE MUHTAÇ VE MAHKÛMUZ!

AYDIN/ ENTELEKTÜEL MESELESİNE DAİR

ŞİİR GİBİYDİ JOHN BERGER

SEVDİKLERİMDENDİR ÜÇÜ BİRDEN

YAZMAYI YAZMAK YAPAN

BAHAR(LAR)IN HALKI: ROMANLAR

ESKİ(MEYEN) SESLER, TINILAR

ORHAN KEMAL: USTADIR, YERİ AYRIDIR, MÜHİMDİR

“CULPA VACARE MAXIMUM EST SOLATIUM”

UNUTUL(A)MAZLAR YA DA HATIRLAYIN ONLARI

FİRARİ YAŞAM(IN)IN YAZMAK EYLEMİ

15’LER DAİR: GEÇM(EM)İŞ BUGÜNÜ(MÜZÜ)N ÖNSÖZÜDÜR !

SATIRLARDA AKAN YAŞAMIN BİLGELİĞİ

İNKÂRA ORTAK OLMA(K)!

“EVET”(İN EKONOMİSİN)E HAYIR!

ALAYINA İSYAN: “EVET”İN REFERANDUMU’NDA “HAYIR”![

“ÖZGÜRLEŞME DİLDE BAŞLAR”[

İNSAN(LIK), ONA İNANAN ŞAİR(LER)İN ŞİİR(LERİN)E MUHTAÇ

ALAYINA İSYAN, HEPSİNE “HAYIR”![

EKİM’İN 100. YILINDA KAVRAMLAR, GERÇEKLER

ZULA(NIZ)DAKİ ŞİİR, MAVZER(İNİZ)DEKİ MERMİ GİBİDİR

İKTİDAR, EĞİTİM, ÜNİVERSİTELER VE GENÇLİK

AKP’NİN -KAPİTALİZM PATENTLİ- ÇEVRE PRATİĞİ

“TEKÇİLİK” GÜZERGÂHINDA NEYİ, NASIL YAPMALI?

KÖTÜLÜK(LER) TABLOSU MU? “PANTE REI”![

ŞEYH BEDREDDİN: “SÖZÜ, BAKIŞI, SOLUĞU ARAMIZDAN ÇIKIP GELECEKTİR

UMUDU -TÜKETMEDEN- ÇOĞALTANDI SENNUR SEZER

“KIRIK MOZAİK”(İMİZ)İN PARÇASI SÜRYANÎLER

ORTADOĞU: BÜYÜK FOTOĞRAF İLE “KÜÇÜK” AYRINTI(LAR)

“İNSANLIK HÂLİ”NİN TERCÜMANI: FRANZ KAFKA

RESİM “SÜS” YA DA “AKSESUAR” DEĞİLDİR, OLAMAZ!

FUTBOL: GERÇEK VE BAĞINTILARIYLA TARTIŞALIM MI, TARTIŞMAYALIM MI?

EKİM’İN LENİN, LENİN’İN EKİM DESTANI

EGEMEN KLİKLER ARASI HESAPLAŞMA VEYA 15 TEMMUZ’UN ŞECERESİ[*]

SİYONİZM KARŞISINDA FİLİSTİN İLE ARAFAT’I[*]

ZEKÂ, YARATICILIK KADAR YÜREKLİLİKTİR KARİKATÜR(İST)[*]

BARIŞ (=HAYAT) İLE SAVAŞ (=ÖLÜM) HÂLİ[*]

TARTIŞILAN ASLÎ SORU(N) ÖZGÜRLÜKTÜR[*]

EGE MAVİSİNİN -HALİKARNAS- BALIKÇISI[*]

101. YAŞINDA AZİZ NESİN USTA[*]

68 BAŞKALDIRISI VE ÖĞRENCİ HAREKETİ[1]

“ÇORUMLU ‘BAUDELAİRE’PEREST”: SAİT MADEN[*]

KARAR VERİN: “SİZİN MUHAMMED ALİ’NİZ HANGİSİ?”[*]

HAYAT VE SANAT = GENÇLİK VE MÜCADELE[1]

GİDEN(LERİN) İKİ(SİN)DEN KALAN(LAR)[*]

BAŞYAPITI ‘GABO’NUN KENDİSİYDİ, HAYATIYDI[*]

YAZMAK EYLEMİNİN KADINLARI[*]

MİLLİYETÇİLİK VİRÜSÜ VE FUTBOL[*]

ANAYASA, BAŞKANLIK SİSTEMİ VE LAİKLİK[*]

33’LER SURUÇ’TUR; BİZ 33’LERİZ![*]

SYRIZA: NEYDİ? N’OLDU?![*]

“GEZİ”(/HAZİRAN) SANATI[*]

YENİDEN -VE BİR KEZ DAHA- FAŞİZM[*]

TÜRK(İYE) PATENTLİ PANOPTİKON HÂLİ[1]

ÇÖZÜLME, PARÇALANMA VE KUTUPLAŞMA GÜZERGÂHINDA[*]

DİK DURAN NİKBİNLİK: SABAHATTİN ALİ[*]

AŞKLARIN, KAVGALARIN, BARUT KOKAN DİZELERİN ŞAİRİ: HASAN HÜSEYİN[*]

SOYKIRIMDAN SÜRGÜNE ÇERKESLER[*]

44 YIL SONRA ONLAR YANİ SONSUZLAR[*]

AŞK, TRAVMA, TOPLUMSAL İNŞA VEYA DEVRİM, KAPİTALİZM, SOSYALİZM[1]

PEKİYİ YA İSYANCI KAZIM’DAN SONRA BİZ?![*]

TARİHSELDEN GÜNCELE İBRAHİM KAYPAKKAYA[1]

HAYATI ÖRGÜTLEYEN AŞKINLIKTIR SANAT (İLE TİYATRO)[*]

KAPİTALİZMİN “ÇEVRE”Sİ YA DA EKOLOJİK KÂBUS![1]

BUGÜN(ÜMÜZ)DE ENTELEKTÜEL, EĞİTİM, AKADEMİ[*]

MÜLKİYET, İKTİDAR, DEVLET (=DEMOKRASİ) VE…[1]

RADİKAL SOSYALİZM HÂLÂ GÜNCEL!

2015 1 MAYIS’INDAN 2016’YA YİNE, YENİDEN, ISRARLA TAKSİM!

KIZILDERE TARİHİ(MİZ) HEPİMİZİNDİR[1]

KÜLTÜREL YOZLAŞMA KARŞISINDA DEVRİMCİ SANAT[1]

YALNIZLIĞIN ÇOĞUL SENFONİSİ: SAİT FAİK ABASIYANIK[*]

SAVAŞIN BATI CEPHESİNİN SORU(N)LARI İLE “DOĞU”[*]

ORTADOĞUDA T.CNİN HÂLİ VE ROJAVA

SANATIN SINIFI VEYA SANAT SİYASAL VE SINIFSALDIR

ORTADOĞUNUN KANAYAN YARASI FİLİSTİN

VERİLERİYLE DEMOKRASİ (MÜCADELESİ) VE DÜZEN(SİZLİK) ÜZERİNE

FAİLİ MEÇHUL -OLMAYAN- KAYIP(LAR)

80'Lİ YILLAR = İNSAN(SIZLIK) + UMUT(SUZLUK) + EYLEM(SİZLİK)

ERMENİLERİN BUGÜNÜ=HRANT+KAMP ARMEN

KÜRTLER VE ORTADOĞU

chavez venezüella'sında ne(ler)oluyor? bolívarcı halkçılık mı, sosyalizm mı