Kiraz resmi yapıyorsan kuşlar için yapma

A. Mümtaz İdil

Kiraz resmi yapıyorsan kuşlar için yapma

Algılama, bilindiği gibi, anlamaktan çok daha farklı bir durumdur. Anlamak, daha çok somut veriler üzerinde kişiye sunulan bilgilerin akla dayalı analizidir. Algılamak ise, kişiye sunulan, ancak duygularla analiz edilebilen bir kavrayış biçimidir. Daha çok da sanatsal üretimler için geçerlidir.


Burada iki dakika durmak gerek. Sanat deyince, algılama işin içine girdiğine göre; sanat tüketicisi için kullanması gereken duyuları algılarıdır. Oysa sanırım son zamanlarda algılamak yerine anlama kullanılmaya başlandı.


Bir sanat eserinden mutlaka anlam çıkarmak neredeyse iki bin yıl önce terk edildiği halde, günümüzde başta siyasiler olmak üzere sanatın bir “anlama” işi olduğunu öne sürüyorlar. Siyaset gibi doğrudan kitlelere bir şeyi en düzgün ve doğrudan anlatma üzerine kurulu bir eylemde elbette anlamak ön planda olacaktır, ama sanatın daha farklı bir yöntemle insan beyninin kıvrımlarına girdiğini de siyasetçilerin kabul etmesi gerek. Sanat, anlamak ile sınırlandığı andan itibaren, kişiler ilk insanların mağara duvarlarına çizdiği resim düzeyinde kalırlar. Oradaki amacın sanat olmadığı, bir sonra gelecek nesillere oralarda öküz sürülerinin bulunduğunu hatırlatmakla sınırlı olduğunu herhalde bilmiyorlar. Ya da daha kolayı bilmezden geliyorlar.


Masanın üzerinde meyve tabağı duran bir çok tablo izlemişsinizdir. Ressam ne kadar elmayı elmaya benzetse de, hatta elinizi atıp elmayı almaya kalkacak kadar sizi yanıltsa da, ortada elma falan yoktur. Naturemort adı verilen bu resim akımı terk edileli beş yüz yıldan fazla zaman olmuştur ve ancak şimdilerde resim tekniği olarak öğrencilere öğretilmektedir.


Hatta bu konuda Goethe’nin çok ünlü bir hikayesi vardır. Çok yakın ressam arkadaşlarından birinin tablosuna bakarken, arkadaşı “resmi nasıl buldun,” diye sorar. Goethe’nin baktığı tablo, geniş bir alanda kiraz ağaçları ve üzerlerindeki kirazları anlatan bir tablodur. Arkadaşı Goethe’yi suskun bulunca, “inan bana,” der, “sabahları kuşlar bile kanıp kirazları yemeğe geliyor.”
Goethe başını hafifçe sallar, “Haklısın da tablolarını kuşlar için değil, insanlar için yapman gerekmez miydi?”


Algılama sorunu
Ancak, kimi zaman sanatsal olmayan üretimler için de algılamanın gündeme geldiği olur. Söz gelimi, bir politikacının amacını aşan sözler sarf etmesinin ardından, “söylemek istediğim bu değildi, yanlış anlaşılmış,” kaçamağına sık rastlanır.
Oysa, ortada sarf edilmiş bir söz vardır ve kişiler bunu nasıl algıladılarsa, o şekilde yorumlamışlardır. Burada önemli olan, söylenen sözlerin kulağı tersten gösterme veya açıklamaya gerek duyulacak çarpıklığı değil, okuyanın ne algıladığıdır.


Bu, basit düzeyde bir kurnazlıktan ibarettir ve zaten bir işe de yaramaz.
Algılamanın asıl sorun olduğu alan sanatsal faaliyetlerdedir. Sanatın doğal süreci içerisinde, sanatçılar da algılama sınırlarını zorlayarak sanatsal üretimlerini değişik formatlarda anlatma yoluna gitmişlerdir. Buna kimi zaman sanatsal kaygılar neden olurken, kimi zaman da siyasal baskılar, dinsel baskılar ve tabular neden olmuştur.
Rönesans döneminin ünlü ressamları, gerçeği tuvallerine birebir yansıtmak için tüm hünerlerini göstermiştir. Rubens’in “Ölü İsa”, Jan Van Eyck’in “St. Francis’in Stigmatları Alışı, Arnolfi’nin Evlenmesi”, Hieronymus Boch’un “Çobanların Secdesi” vb. gibi bir çok tablo, nesnel gerçekliğin neredeyse birebir yansıtılmasına binlerce örnekten birkaçıdır.
Bu, nesnel gerçekliği birebir yansıtma çabaları, fotoğraf sanatının henüz ortaya çıkmadığı dönemlere ait olduğundan, ressam bir anlamda tarihe not düşme görevini üstlenmiştir. Daha sonra ABD’de, mahkeme salonunu çizen kara kalem ressamları, ya da Seine nehri kıyılarını dolduran sokak ressamları bu gruptan sayılacaktır.


Fotoğraf sanatının gelişmesinden çok önce, resim, sanatın nesnel gerçekliği birebir yansıtmak olmadığını fark etmiştir. Hatta Rönesans döneminin ünlü ressamlarından Michelangelo, bunu o zamandan fark ederek, resimde dikkati çekmesi gereken objelerin bir şekilde ön plana çıkmasına özen göstermiştir. Sözgelimi, Meryem’in kucağında yatan çocuk İsa’nın neredeyse Meryem kadar büyük olması gibi.
Öyle bir an gelmiştir ki, ressam resmini yapıp duvara astığında, sanat tüketicisi olan kişiler resimden ne algılıyorsa onunla yetinmeye çalışması gerektiğini öğrenmek zorunda kalmıştır.


İlkel beyin eşlik edebileceği sanattan hoşlanır
Hegel’e atıfta bulunarak söylersek: İlkel beyin, eşlik edebileceği sanattan hoşlanır. Bir resim, müzik, karikatür, heykel ne kadar soyuta doğru yönelirse, nesnel gerçeklikten de o kadar uzaklaşacaktır. O anda, sanat eserinin insan beynine düşen izdüşümleri, kişinin bilgi dağarcığıyla sınırlı çakışmalar yaratacağından, donanımsız beyinler bunu hemen reddetmeye, anlamsızlandırmaya yönelecektir.


Burada, bilgi eksikliğinden kaynaklanan bir algılama eksikliği sorunu vardır. Birebir gerçekliği yansıtan bir eser yaratmanın artık yalnızca “beceri” olarak nitelendirildiği günümüzde, sanat eserini insan beyninde değişik izdüşümler yaratan kılığa büründürmek algılama düzeyini de yüksek tutmak anlamına gelmektedir.
Edebiyatta da bu böyledir: Daha önceleri kahramanlık öykülerini (chanson de la geste), ilginç hayatları roman haline getiren ilk romancılar, 19. yüzyılın sonuna gelindiğinde insan bilincinin derinliklerinin su yüzüne çıkması için çabalamışlardır. Tanrısal bir güce bürünerek, fiziksel olarak bulunmadıkları ortamları ve durumları da açıklama yolunu seçmişlerdir. Gerçek yaşamdan özsuyunu alan roman, bir süre sonra tam anlamıyla adına layık hale gelmiş, bir kurgu olmuştur

.
İçeriği kurgunun arkasına gizleyen ve dünyayı kendi penceresinden okuruna anlatmaya çalışan romancılar, okurun algılama düzeyi ile hiç ilgilenmemiştir. Okuruna kendi bakış açısından bir dünya sunarken, onun ne kadarını algılayacağı da önemini yitirmiştir. Belki de bu yüzden, Samuel Beckett, Wirginia Wolf, James Joyce, Fyodor Dostoyevski gibi yazarların satır araları hala kurcalanmakta, yeni anlamlar bulunup, Karun hazineleri gibi tırtıklanmaktadır

.
Normal bir sanat tüketicisinin, Dostoyevski’nin “Yeraltından Notlar” veya Albert Camus’nün “Düşüş” romanlarını okuduktan sonra ne algıladıysa onunla yetinmesi en doğal tüketici biçimidir. Sıkıntı veriyorsa eğer, okur kitabı yarısında fırlatıp atar zaten. Yok eğer ilgisini çekiyorsa, kendi bakış açısı dışında değişik bir tat alıyorsa, bunu da zihninin bir köşesine yerleştirir. Daha fazla didiklemek, anlamadığı yerler anlam yüklemek veya bunu bir başkasının anlamlandırdığı biçimde kabul etmek ise, algılamak değil çabalamak olacaktır. Bu da kuşkusuz taktir edilecek bir çabadır, ama bunun sanat eserinin algılanmasıyla ilgisi yoktur.
Kimi zaman yazar, Mihail Yuryeviç Lermontov’un (1814-1841) “Zamanımızın Bir Kahramanı” romanında yaptığı gibi, bir başkasının ağzından (Maksim Maksimiç) olayları okura aktarır. Artık okura ulaşan bilgiler Tanrısal anlatımı bir kenara bırakan yazarın, bir anlatıcıyı seçerek olayları açıklamaya girişmesine dönüşmüştür. Algılama çifte süzgeçten geçerek okura ulaşır. Bu işi kolaylaştırmaz, aksine daha da zorlaştırır, ancak yazar kendi sorumluluğunu bir anlatıcıyla paylaşma rahatlığına girer.


Algılandırma
Sonuçta, ortada bir sanat eseri vardır ve bu kişinin algılama hızı ve birikimi ile sınırlıdır. Kimi “nature morte” resimden hoşlanır ve bir elmanın ne kadar canlı çizildiğine hayran kalır, kimi de Picasso’nun “Aynaya Bakan Genç Kız” tablosunda ayrıntı arar.
Bu sanatsal bir üretim karşısında değişik algılama yelpazesidir. Bir de günlük yaşamda, kişinin çevresinde gelişen olaylara bakışı ve algılayışı söz konusudur. Bunun sanatsal karmaşıklığa, yaratıcının ustalığı veya düştüğü boşluğa bağlanacak tarafı da yoktur. Olaylar, basit ve beklenen biçimde geliştiği halde, bunu algılamakta çoğu zaman güçlük çekildiği de olur. Buradaki etken, kişinin sanatsal bir ürüne bakışındaki etkenlerden farklıdır. Bir kere, müthiş bir yönlendirme söz konusudur. Ticari, gizli veya aleni reklam araçları, algılama sürecini ve kapasitesini etkiler. Kişi, yaşamdan kopuk olduğunu bildiği, izlemediği zaman bir karesine bile inanmadığı dizi filmleri, izleme sürecinde bütünüyle kabul eder ve yaşamın bir parçasının bu şekilde “cereyan” ettiğini sanır. Çevresindeki tartışmalardan, diziyle ilgili çıkan haberlere kadar tam bir kuşatılmışlık altındadır. Aklının kendisine verdiği güçle, algıladığı şeyleri yorumlamak ister, ama bu yorucu ve zahmetli bir süreçtir. İki yol vardır kendisi için: Ya izleyecek ve onunla birlikte yaşayacaktır, ya da asla izlemeyecektir. Oysa her ikisi de “baskı” unsurudur. Ortada hem izleyip eğlenmek, canı istediği zaman izlemek, istediği zaman yarısında kapatmak gibi seçenekler yoktur. İzleme yolunu seçen birey, bir süre sonra artık yaşamın akışının da bu yönde olduğuna inandırır. Kendisinden istenen “algılama” biçimi harekete geçmiştir. Bu artık algılama değil “algılandırma”dır.
Bu gibi durumda kişi, kendi algılama yöntemini ve yeteneğini bir kenara bırakmak, başkalarının kendisine algılaması gerekenleri sunmasıyla dünyayı kavramak zorunda kalmaktadır. Yüzeysel eleştiriler, beklendiği halde sanki beklenmedik olaylarla karşı karşıya olduğu izlenimi yaratmak, etkisiz ama gösterişli itirazlarda bulunmak vb…
Aklın yolu, birçok toplumsal baskılarla beyin çeperi içine sıkıştırılabiliyor, bu yönetenlerin binlerce yıldır kullandığı bir yöntemdir ve başarılı da olmuştur. Algılamada ise bu kadar kolay baskı kurabilme olanağı yoktur. Kişi doğru algılarsa, bunu aklının bir köşesinde tutarsa, bir başka olayı algılayışında, daha öncekilerle ortak noktalar bulma olanağına sahiptir. Böylesine soyut bir yaklaşımı engelleyebilecek tek şey ise, yukarıda da belirtildiği gibi, kişinin algılamasını yönlendirebilmektir. Tek kurtuluş ise, akıl yoluyla edinilen bilgilerin çoğaltılması ve dışarıya çıkmasına izin verilmeyen bir toplumda bile, hiç olmazsa algılamada doğruyu bulmasıdır.
Bir gün mutlaka lazım olacaktır.


gaziantephaberler.com

19.11.2013 (A. Mümtaz İdil)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

İdam tartışmalarına hiç bu açıdan bakmadınız

Hala çözülemeyen cinayet

SMS diliyle Anna Karenina

AKP Cadı Avını Kimden Öğrendi

Tek rüzgar buradan geliyor

3. Dünya Savaşı buradan çıkmaz

Vezir'in yetkileri Şah'a devredilse satranç nasıl bir oyun olurdu.Başkanlığı Birde Böyle Okuyun

Yaşantımızı "Evet" ile "Hayır" arasına sıkıştıranlara inat

KİTAPLAR SUÇ ALETİ OLURSA...

BENİ KRALDAN DAHA YETKİLİ KILIN

Referandumlardan hep bu sonuç çıkıyor

Hammurabi kanunları bile daha insaflı

Bilinmeyen Marlon Brando

İşte yine yakalandın alçak!

" Fidel Arkadaşımdı"

Türbanlılar TÜYAP'ta en çok hangi kitapları aldı

Ölüm... Seni yazmak hep bana mı düşecek

Emre Kongar'ın odasında unuttuğum mektup

Terk ettim...

İşte Gerçek Bu...

Mastroianni ve Cep Telefonu

Asrın satranç maçı Erdoğan: Beyaz, Fethullah: Siyah

Hollywood'u ilk kim boyadı

Mastroianni, Connery ve Tarık Akan

Adım adım anarşizme

Erdoğan'ın tek şansı kaldı

ABD bugüne kadar başarısız olmamıştı

Erdoğan, dimdik ayakta kalacağını sanıyordu

Erdoğan tarihe nasıl geçmek istiyor

Numan Kurtulmuş’un pervasızlığı nereden geliyor

Zarrab olayı öyle bir patlayacak ki, bazıları Nagazaki ya da Hiroşima'yı arayacak..

Soruyorum: Topyekün savaşı istiyor musunuz?

Binali Yıldırım bunalacak ve bir süre sonra istifa etmek zorunda kalacak .göreceksiniz

Günün özeti...

O ülkeyi düşük profilli başbakan yönetmişti

ABD kimin başkan olmasını istiyor

Attila Özdemiroğlu'nu yazdı.Kanser yakamıza yapıştı hep güzel insanlarımızı seçiyor

Yandaş gazetecilik tarihinin en önemli örnekleri ne zaman ortaya çıktı

Yandaşlara basın tarihi dersi

En çok satan gazetenin yazarları da bunu diyorsa bırakalım gidelim ülkeyi

Bu diktatör size çok tanıdık gelecek

Cezayir ' kurtarıcı 'olarak bir diktatöre sığınınca neler olmuştu

Marks'tan sonra en büyük beyindi

İslamiyet'teki bu 'mezhep kavgaları'yüzyıllar sürmeyecek

Tek tek avlıyorlar hepimizi

Editörden: Göreve davet ...

Kara Yorgi

Seçimin asıl galibi sosyal medyadır

Alis kâbuslar diyarında

Kadınların umutları ne zaman çiçeğe duracak

SENİ ESKİMEYEN YAŞLI ELLERİNDEN TANIDIM

Çetin Altan ' Kandırıldığını bile anlayamadan ' veda etti

On gün neredeydin be kadın!

IŞİD'i bir kenara koyun yapanı kutladığına göre...

Artık korkmuyorum Vehbi, arayabilirsin...

Dengesiz

1 Kasım kaosuna doğru adım adım

Neydi Rosenbergler olayı?

Müzik ve dans devrimdir

BİR EYLÜL SABAHIYDI ŞEYTANIN KIPIRDANMAYA BAŞLADIĞI GÜN

Anayasayı ortadan kaldırmak istiyorsunuz

Yanılıyorsun Cemil Bayık

Kavramları pistoletle vuramazsın Yiğit...

Uğur Mumcu hiç beklemediğim bir şey yaptı

Gelen gideni aratır kuralını yaşayacağız gibi.

DARBE KELİMESİNİN İÇİNİ BOŞALTIRSANIZ, YERİNİ DEVRİM ALIR

Osmanlıcayı biz öğreniriz, siz önce Türkçe öğrenin

Rennan Pekünlü

SOSYALİST DEVLET BÖYLE OLUR İŞTE

Halit Çelenk

Unuturuz, çok çabuk unuturuz. Yeni felaketler gelinceye kadar.

Reza Zarrab kaç Faust'u zehirledi

Erdoğan; Berkin'i en azından mezarında rahat bırak

Floransa'dan İstanbul'a uzanan cinayetin içyüzü

IŞİD'ten Spartacus taktiği

Taha Akyol'un konukları bu sorulara yanıt veremiyor

Türk siyasetindeki zarafeti kim bitirdi

Bırakın o polisler bedelini ödesin

Bazı Arkadaşlarım Kemal Kılıçdaroğlu'na bu kadar yüklendiğimi sorguluyor

Şimdi öldüm ve cennetteyim

Bizim kuşak kaybolup gitti

Başbakanlık'ı onun Kürtçe şarkılarıyla inlettik

Gece bu mevsimde karabasan gibi çökmüyor

muhalefetin aklına gelmemiş olması mümkün mü

SOMA ÖNCESİ, ÇOK ÖNCESİ BİR YAZI

BİR İNAT UĞRUNA CUMHURBAŞKANI DAYATMASI

Madımak yobazlar kadar sosyal demokratların da katliamıdır

21 Milletvekili ve BlackJack Örneği

EMine Ülker Tarhan'ın Adaylığı...

Güldal Mumcu, Uğur Mumcu , Ekmeleddin İhsanoğlu

Düzgün bir aday göster, kaybet

Bunu yazmadan edemeyeceğim.

İşler tuhaflaşıyor.

Gelelim şu bayrak indirme işine.

Yanılmışım..

Enver Aysever- Sırrı Süreyya Önder Üzerine

PİRUS ZAFERİ

UTANMADIN MI HASAN KARAKAYA?

Ali İsmail'i eve gönderen doktor hala hastalara ilaç yazıyor

BEKİR BOZDAĞ ARTIK NEMESİS'TİR GERİSİ BOŞ

'HAVA KURŞUN GİBİ AĞIR...'

İran'ın paralel devleti neler yapmıştı

Dünya ülkeleri arasında yolsuzlukta durumumuz ne

O kutunun içinde bilmek istemeyeceğiniz şeyler var

DIŞARI DEĞİL, İÇERİ BAKIN

Çarşı'ya yapmadıkları bir bu kalmıştı

Dostoyevski verdiği o sözü niye tutmadı

CHP'nin ABD seyahati geleceğini belirleyecek

Muhalefet rahatını bozmak istemiyor

AKP- Cemaat kavgası Katolik- Protestan kavgası

Eminağaoğlu'na polis tuzağı

Haddinizi bilin. Yalakalığın sonu ayakçılıktır

İran'ı öpüp başınıza koyun

Ekim Devrimi'nden alacağınız çok ders var

O devlet başkanı Che Guevara'yı neden ziyaret etmişti

' O o..pu Cumhuriyeti başlarına yıkacağız '

Hâlâ bunlardan utanmıyorsan Koyver Türkiye'yi rahvan gitsin

SİLİVRİ ÖLÜLER EVİ

Bu Nobel ödülü muhteşem bir dönüşün habercisidir

Devlet sanatçısı bal gibi olur

O kadar çok kendinde çoğaldın ki...

DERSİM VALİSİ KİM OLUR DERSİNİZ?

Çarşı o maçta hangi sloganı atardı

Bu tartışmaları Türkiye'de asla göremezsiniz

Ali İsmail'in annesi: Utana utana yaşasınlar..

Türkiye yeni bir parti ile Suriye oyununa dahil edilir mi ?

Ulusal Kanal ve Halk tv'ye bu filmleri öneriyorum

AKP TRAMVAYDAN İNDİ, MUHALEFET TREN İSTASYONUNDA TRAMVAY BEKLİYOR

Hangi partilerin karnesinde koca bir sıfır var

Ali'yi bir avukat ordusu savunmalı, yoksa...

İspanya İç savaşı ile Gezi direnişinin ne ilişkisi var

Erdoğan'ın Çapı Yetmedi: Konu Mısır...

İşte bu dönemin unutulmayacak isimleri

Bundan sonra Tarhan değil CHP düşünsün

Duran adamlar akil adamları geçti

AKP bundan sonra ne yapacak

Günü kurtarabilirsin yarını asla

Şapkadan hangi renk tavşan çıkacak?

Masaya biranın dökülüşünü koydu

Sözün Bittiği Yer: Suriye'de şehit olan Türkler var"

Filmci Genel Kurmay Başkanımız

Gündem Değiştirmek için , Bu kadar da aşağılara inilir mi?

CHP'ye biraz anarşizm lazım

Murat Bardakçı Eyfel'i yıkıp avm yapar mı ?

Doğru dürüst yanıt verin Sayın Vali

YANLIŞ ZAMANDA YANLIŞ YERDE OLMAK

ABD' DEN EN SERT FIRÇA

Bu karar Fazıl Say'ın susturulmasıdır

Akil adamlar Erdoğan'ın Goebbelsler'i mi

Akil değil sakil adamlar

LEONARDO DA VİNCİ DÖNEMİ BİTTİ...

Dört Bir Taraf müzikten ne anlar

BÖYLE BİR SAHAF VAR MI SİZDE?

ATA SOYER...

Yazar olmak isteyenler bu yazıyı okusun

' ŞEYTAN DÜN BURADAYDI '

HASAN PAŞA KÜTÜPHANESİ

HESAPLAŞMA...

Merhaba...