KADINLAR VE İNEKLER

Ayfer Tuzcu Ünsal

KADINLAR VE İNEKLER

Süt hakkında hiçbir şey bilmediğimi Aysun Sökmen’le ilk sohbetim sırasında öğrenmiştim. Aysun’dan sütün neden çabuk bozulduğunu da öğrenmiştim. Süt, normalde şeker ihtiva ettiği için her türlü bakterinin içerisinde kolayca çoğalabileceği muhteşem bir ortam yaratıyordu, mikro rganizmalara.. Ağzı açık buzdolabına konulan süt de aynı şekilde içindeki şekerden dolayı ortamdaki bakterileri içine emdiği için buzdolabındaki kötü kokuları kolaylıkla yok edebiliyordu.


Aysun geçen gün, Bilge Kağan Okulunun’da süt hakkında pek güzel bir konuşma yaptı. Aslında söylediklerinin bir kısmını biliyordum, ancak o kadar güzel ve tane tane anlatıyordu ki, onu dinlerken hiç sıkılmadım, hatta daha önce dikkatimi çekmeyen yeni şeyler öğrendim.
İstek Vakfı’na ait Bilge Kaan okulunu çok beğendim. Aklıma Amerika’daki okullar geldi. Öyle ya, ben taban döşemeleri delinmiş, tavanındaki sıvalar kopmuş eski bir Antep evinden bozma sınıflarda okuduğum için gördüğüm güzel görünümlü okullara imrenerek bakıyorum. Okulun ilk girişinde ki bir sergiden de başka bir yazıda söz etmek istiyorum.

Gelelim Aysun’a... -Bu yazıyı, biraz Aysun’un dilinden, biraz da kendimin dilinden derleyerek yazdım.- Aysun, süt ineği yetiştirmeğe 2000 yılında başlamış. İlk sürünün epey bir kısmını verem hastalığı nedeniyle imha etmek zorunda kalmış. Sürünün bir kısmınının imhasının üzüntüsüyle uğraşırken bir müddet sonra geriye kalan sağlıklı hayvanları da bir hırsızlık sonucu çaldırmış. Ve sıfırdan tekrar başlamış, sürü şu anda 11 senelik... Batı’da bu işi profesyonel yapanlar arasında ise bir sürünün en az 50 senelik olması gerekiyormuş. Sürü, 50 yaşında ise oraya “çiftlik” deniyormuş.

Hayvan hastalığı, insan hastalığı gibi hayati önem taşıyan bir konu. Ve bugün maalesef ülkemizde yaşayan hayvanların yarısından fazlası hasta! Radyo da özellikle bu günlerde sık sık “falanca yerde karantina uygulanıyor” gibi anonslar duyuyorsunuz. Geçen sene bizzat şahit oldum, Arsuz bölgesinde çok sayıda inek ölümü vardı. Hastalıkla mücadele etmesi gereken kurumlar ise, hasta hayvan öldükten sonra onu derin bir çukura gömüp, etrafını ilaçlamakla yetindiler. Bir veya daha fazla sayıda inek yetiştirenlerin konu hakkında çok kısıtlı bilgi sahibi olduklarını da o zaman gözlemiştim.


Aysun’a göre hayvancılık, dünyanın en basit ama en basit yaşam şekli. Bir iş değil! Bakın ne diyor bu konuda: “ Bir insan sabah uyandığı zaman, annesinin, kocasının, karısının müdahalesi olmadan kendi şuuruyla elini yüzünü yıkayabiliyorsa; haftada bir duşunu alabiliyorsa; yatağını yapmayı biliyorsa; temizlikten biraz anlıyorsa, hayvancılık yapabilir! Bir insan yine kendi öz iradesiyle karnını doyurmayı, iki yumurta kırmayı veya dışardan bir şeyler yemeyi becerebiliyorsa, su içmesi gerektiğinin farkındaysa, hayvan yetiştirebilir. Üçüncü ve son olarak da bir insan kendi öz iradesiyle kendi kendini yaşama sevincine dair motive edebiliyorsa;- bu torununuza sarılıp öpmek olabilir; sevgilinize sarılmak olabilir; çiçek sulamak olabilir; pencereyi açıp: bugün hava ne kadar güzel, simsiyah bulutlar var ama yine de şu oldu diye kendi kendinizi motive edebiliyorsanız bu üç şey dairesinde gayet huzurlu ve mutlu bir hayata sahip olabiliyorsunuz demektir. Yani neden bahsediyorum? Temizlik, yeme içme, ve sevgiden bahsediyorum. Aslında yaşam sevgisine... Bu üçünü yapabilen, kendisi adına yapabilen herkes ama herkes inek bakabilir. Çünkü bir ineğe bakmak bundan hiç farklı birşey değil. Bir inek günde 120 ile 150 litre arasında su içiyor. Yaklaşık 30-40 kilo yem yiyor. Siz eğer bu ineğe bu hizmeti götürebiliyorsanız, bu şuurunuz varsa, zaten işin % 33 ünü yaptınız demektir. Bir inek, yumuşak ve kuru yerde yatıp kalkmayı seviyor. Siz ineği temiz tutabiliyorsanız -ışıklı, havadar yerde bulunmak istiyor- temiz bir ortam da yaratabiliyorsanız %66 sını hallettiniz demektir. Geriye kalıyor diğer üçte bir... Eee yani ineği sevmeniz gerekir, ona bu kadar ilgi göstermeniz gerekiyor. Eğer bir betonda, bir ahırın içinde onu tutsak bir hayata mahkum ediyorsanız, onun hayvan refahı açısından gözlemlenmesini, sosyalleşebilmesini, motive olmasını ve sevilmesini de sağlayabilmelisiniz. Şimdi ben bu üçünü saydıktan sonra, size şöyle bir çarpıcı gerçek söylemek isterim: Bu üç tane basit şeyi yapabilen herkes ama herkes inekle bir yaşam kurabilir. Hayatını kazanabilir. “


Aysun, inek yetiştirmek için, nasıl yemini suyunu veriyorsak, ineği sevmemiz de gerekir diyor. Yani, sevgi ve okşanmanın yem kadar elzem olduğunu belirtiyor. Peki,160 civarında hayvanın hepsini bir anda nasıl seveceksiniz? “Yani bir başlıyorum, beşer onar dakika versem, gün yetmiyor ...” diyor. Mecburen eleman alıyorsunuz. Eleman da Türk hayvancılık sektörünün süt ve et kalitesinin bir numaralı öğesi. Kısaca, alınan elemanların inek bakma işinde yeterli olamadıklarını bu sebeble de yurtdışından gelen gönüllülerle çiftlik işlerini götürebildiğini söylüyor.


Sütün yapısını anlatmak istiyorum. Süt çok kızsal bir şey! İneklerle kadınlar arasında sadece iki fark var: kesinlikle üç değil iki... Birincisi Erkekler açısından çok güzel, çünkü inekler konuşamıyorlar! İkincisi de özellikle jinekolojik olarak bir inek ve bir kadın milimetrik aynı... 9 ay 10 günlük gebelik süreçleri var. Ancak doğurdukları zaman süt üretiyorlar. Doğurmadıkları zaman süt üretmiyorlar. Süt üretebilmeleri için sürekli ikinci çocuğu doğurmaları, üçüncü çocuğu doğurmaları yani sürekli çocukları için süt üretiyorlar. Adet öncesi sendromları var, dolayısiyle bizim her günümüz sağım, temizlik, yem, olsa dahi günlük operasyon aynı olsa dahi çiftlikteki kadınların psikolojisi aynı olmadığı için sürekli değişik olaylar yaşayabiliyoruz. Doğum sonrası 40 günlük lohusa dönemleri var.


Gelelim sütün sağlıklı şekilde sağılıp, müşteriye intikal ettirilmesine... Süt, ineğin memesinden çıktıktan sonra soğutma tankına alınması gerekiyor. Yani 37-38 derece olan süt, +4 derecedeki tanka alınıp, bu şekilde içerisindeki mikro organizmaların çoğalması engellenmesi gerekiyor. Bir mili litrede Avrupa standartlarında en fazla 15,000 mikro organizma bulunabilirken, Aysun bu rakamı 5,300’ze kadar düşürebilmiş. 11 senedir Türkiye’deki hastalıklardan ari sürü belgesine sahip tek işletme... Piyasada satılan sütlerde ise, bir mililitredeki mikro organizma sayısı milyonlarla ifade edilen rakamları buluyormuş.

21.12.2015 (Ayfer Tuzcu Ünsal)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR