KADER ARKADAŞLARI

Mahmut Alınak

KADER ARKADAŞLARI

“Siz Hiç Kürt Oldunuz mu?”başlıklı, çocukluğumdan kalma hayat hikâyemi okuyunca, kendi çocukluğuna gittiğini söyledi. Onunla ortak bir arkadaş aracılığı ile ilk defa tanışıyorduk. Kısa bir sohbetten sonra söz o makaleye gelince, şu dokunaklı kelimeler döküldü titreyen dudaklarından: “O kahredici yazıda sanki beni anlatmıştın. Sanki Digor’un Mewreg köyünde başında budaklı sopalar kırılarak Türkçe öğretilen o çocuk bendim. Biri Arap, biri Kürt iki çocuğun yaralı yolculuğuydu o yazı. Acıklı hikâyemiz bir, kaderimiz aynıydı. Oysa o zamanlar aynı kaderi paylaştığım Digor’un adını bile duymamıştım. Elli yedi yıl önceydi, tüm dünyam köyüm Şoruzbah ve ilçem Midyat’tan ibaretti; nereden bileyim ben Digor’u ya da Mewreg’i.
Sen ilkokul çağında Kürt olduğunu yazmıştın, oysa Arap bir anne ve babanın çocuğu olan ben ancak otuz üç yaşında Arap oldum.”
Filiz yeşili gözlerinde yanan sitemkâr bakışlarını üzerime çevirerek, “Siz Kürt oldunuz, Türk oldunuz, yazar, romancı oldunuz ama hiç Arap olmadınız. Adalet ve özgürlük arayan kalemleriniz bir satır bile olsa yazmadı bizi,”diye devam etti.
Geçenlerde Bursa’nın güneşli bir ikindi vaktinde bir çay bahçesindeydik bu sözlerin sahibi bilge adamla. Sohbet ettiğimiz masada ikimizden başka biri Şırnaklı, ikisi Digor’lu üç arkadaş daha vardı. Üzgün gözlerini önündeki boşluğa dikerek ilkokul günlerini anlatırken bir anda beklenmedik bir ağlama kriziyle sarsıldı. Gözlerinden çeşme gibi yaşlar boşalmaya başladı. Sıkılı yumruğunu isyankârca masaya vurarak, “Utanıyorum ağlamaya, ama o günleri hatırlayınca kendimi tutamıyorum,”dedi hıçkırıklar arasında.
Saçları kar beyazına bürünmüş altmış beş yaşında bir adam değil sanki öksüz bir çocuktu karşımda ağlayan. Konuşmaya çalışırken sesi havada kıyılarını döven bir deniz gibi dalgalanıyordu.  Bir de ağladığı etraftan görülmesin diye yüzünü damarlı pembe elleriyle kapatışı vardı ki buna yürek dayanmazdı.
Tanıştırıldığımızda adının Kerim olduğunu öğrendiğim bu nur yüzlü adamın yanaklarından süzülen yaşlar içimdeki anılar denizini silkeleyerek uyandırdı, ruhumda dizginsiz fırtınalar kopardı. Gözlerimden yağmur gibi yaşlar akarken, şimdi çok gerilerde kalmış kendi çocukluğuma mı ağlıyordum, yoksa ona mı, bilmiyordum! Kerim’in yanaklarından ışıl ışıl yuvarlanan yaşlar kurşun gibi işliyordu içime. Eskiden güçsüzlük ve zaaf olarak düşünüp ağlamaya utanırdım. Şimdi ilerlemiş yaşımda kendime güvenim gelmiş olmalı ki, ağlamayı artık gülmek kadar doğal ve insanca buluyorum. Hapishanedeyken görüş günlerinde bir söz ya da hareketle duygulanıp ağlarım diye çok tedirgin olurdum. Bizi F tiplerine kapatanlara beni kameralarda ağlarken görme zevkini tattırmak istemiyordum. Kızım Belga’ya, “Ağlarsan sakın görüşüme gelme,”demiştim yolunu dört gözle beklediğim halde. Bunun için hapishaneye gelmelerini yasaklamıştım ablalarıma.
Etraftakilerin ne düşündüğüne aldırmadan ellerimi karşımda oturan Kerim’e uzattım; onu hissetmek ve acılarını kucaklayıp paylaşmak istiyordum. Dokunmaya susamış ellerimi görmemiş gibi davrandı. “Ellerini bana ver,”dedim. Kısa bir tereddütten sonra gözyaşlarıyla ıslanmış ellerini hıçkırık sarsıntıları arasında avuçlarımın içine bıraktı. Elleri alev alev yanıyordu. Sıktım, sardım onları kalbimle. “Ne oldu, neden ağlıyorsun,”diye sordum, yanaklarımı ateş gibi yakan yaşlarla.
Boğazı düğümlendi. Yaşlı göğsünün üstünde bir kaya varmışçasına körük gibi soludu. “O günü hatırlayınca hep böyle ağlarım,”dedi kederli gözkapaklarının arkasına saklanarak. “Ne oldu o gün?”diye sordum merakla.
Başı bir mengenenin soğuk dişleri arasında sıkışmış gibi yüzü acıyla kasıldı. “Remmişehen dedenin beni derinden vuran o yıkık bakışlarını, gözlerinde korkuyla titreşen o iki damla yaşı bir türlü unutamıyorum,”dedi ve benden çekip aldığı bir eliyle yüzünü ıslatan yaşları silerek anlatmaya devam etti:
“ Sanıyor musunuz ki sadece siz Kürtler asimile edildiniz, sadece sizin köylerinizin adları değiştirildi. Şimdi adı resmiyette Çavuşlu olan köyümüzün adı aslında Şoruzbah’tır, Midyat’ta bağlı bir Arap köyüdür. Ben işte ilkokulu o kadim adı elinden alınıp Çavuşlu olarak değiştirilen Şoruzbah’ da okudum. Atalarımız asırlar önce Arabistan’dan gelip yerleşmişler buraya. Köyde Arapça konuşulurdu, birkaç kişinin dışında kimse Türkçe tek kelime bilmezdi.
Bize okulda, sokakta ve evde Arapça konuşmak yasaklanmıştı. Ferhat Kukuk adında bir müdürümüz vardı. Şimdi ölmüştür herhalde. Türkçe’yi sırtımızda sopalar kırarak öğretirdi bize. Okulda cetvel kalmamıştı, hepsi ellerimizde, başımızda kırılmıştı. Okulda cetvel kalmayınca o da işini sopalarla görmeyi sürdürdü.
Öğretmenlerimiz bazı arkadaşlarımızı casus olarak sokmuşlardı aramıza. Her yerde, herkesle ve Türkçenin T’sini bile bilmeyen anne ve babalarımızla Türkçe konuşmak zorundaydık. Arapça konuşanlar şiddetli cezalara çarptırılıyordu. Ya Türkçe konuşacaktık, ya da susacaktık! Oyun oynarken bile diken üstünde olurduk, ağzımızdan kazara Arapça bir kelime kaçırırız diye ödümüz kopardı. Herkes muhbir diye bir birinden şüphelenir ve çekinirdi. Arkadaşlık, sevgi ve güven diye bir şey kalmamıştı aramızda; sinsi, bencil ve ikiyüzlü bir ilişki sürdürüyorduk bir birimizle.  Anlayacağınız ruhumuzu sakatladılar, bizi o yaşta şizofren yaptılar.  Muhbirlerin, “Arapça konuştular,” diye ihbar ettiği çocuklar ertesi gün sınıfın önünde çığlık çığlığa dövülürdü. Arkadaşları dövülen çocuklar kanı çekilmiş solgun yüzleri ve akları dehşetle büyümüş kocaman gözleriyle oturdukları sıralarda tir tir titrerdi.
Neyin beni böyle ağlattığına gelince. Sonbaharın kasvetli bir cumartesi günüydü. Tüm cumartesi günleri bizim için bir işkenceydi zaten. Okul hep olduğu gibi o gün de yine öğleyin hafta sonu tatiline girecekti. Öğrencilerin askeri bir disiplin içinde sıra olup okuyacakları İstiklâl marşı eşliğinde göndere bayrak çekilecek, sonra da evlere gidilecekti.
Biz İstiklal marşını okurken Ferhat Kukuk adlı müdürümüz kancalı avcı bakışlarla Azrail gibi dikilirdi tepemize. İstiklâl marşını gözlerimizi bayrağa çivileyerek tüm gücümüz sesimizde boğazımız yırtılırcasına okumak zorundaydık. Bayrağa korkuyla dikili olan bakışlarımızda küçük bir sekme ya da sesimizde hafif bir gevşeme yakaladıysa vay halimize, törenden sonra bizi okulun önünde kafa göz kırarak meydan dayağından geçirirdi. Okula daha yeni başlamış çocuklar bile İstiklâl marşını okumak zorundaydı. Marşı ezberleyemediği için dayak yeme korkusuyla dudaklarını okurmuş gibi hareket ettirenler hemen fark edilir ve feci bir şekilde dövülürdü.
İşte o uğursuz cumartesilerden biriydi. Bayrak direğinin önünde ellerimiz yanda sopa yutmuş gibi dizilmiştik. Arkadaşlarımızdan biri her an suratında patlayacak bir tokat korkusuyla yüzü kireç kesilmiş bir halde kucağında göndere çekeceği bayrağı tutuyordu. Ferhat Kukuk’un kurşun gibi ağır bakışları altında gözlerimiz yukarı çekilmekte olan bayrağa uzanmış halde avazlarımızla dağları yerinden oynatarak İstiklâl marşını okumaya başladık. Hiç unutmam, marşın daha ilk kıtasındaydık. Ferhat Kukuk gök gibi gürledi. Ne olduğunu anlayamadan dehşetle irkildik, kalplerimiz kamçılanmışçasına göğsümüzü vurdu. Marş okumayı kesmemizi istiyordu Ferhat Kukuk. Sesimiz satır yemiş gibi kesildi; bayrağın altında cansız çocuk heykelleriymişiz gibi taşlaşıp kaldık.  
Ferhat Kukuk arkadaşlarımızdan birine, “Git, şu edepsiz ihtiyarı çağır,”dedi, burun kanatları kızgınlıkla zonklarken. Edepsiz dediği ihtiyar, hatırladıkça beni hep böyle gözyaşlarına boğan seksen, seksen beş yaşlarındaki Remmişehem dedeydi. Evinin yolu okulun önünden geçerdi Remmişehem dedenin.  Öğle namazını kılmış, camiden evine dönüyordu.  
Yılların aşındırdığı ince parmaklı kuru eliyle sımsıkı kavradığı bastonuna dayanarak titrek küçük adımlarla gelip Ferhat Kukuk’un önünde durdu. Ferhat Kukuk, “İstiklâl marşı okunurken saygı duruşunda durulacağını bilmiyor musun?”diye sinirden çatallaşmış bir sesle ağzından köpükler saçarak bağırdı. Remmişehem dede Türkçe bilmediği için müdürün ne dediğini anlamadı. Fersiz gözlerini kısarak, başını hafifçe yana yatırıp şaşkınlıkla bir müdüre, bir de yardım ister gibi bize baktı. Konuşsana, diye tekrar bağırdı müdür. Remmişehem dede sesi titreyerek Arapça bir şey söylemek istedi. Müdür sıkılı dişlerinin arasından, “Türkçe konuş ulan,”diye bağırdı ve yay gibi gerilen kızgın kolunu yana açıp irikıyım bedeniyle yarım daire dönerek Remmişehem dedenin yüzüne peş peşe balyoz gibi iki tokat indirdi. O tokatların sesi hâlâ çınlayıp durur kulaklarımda. Tarif etmek mümkün değil, sanki göğe bir gülle çarpmış, göğün atlasını cayırtıyla yırtmıştı. Remmişehem dede ayaklarının altında yer sallanmış gibi sarsıla sarsıla geri gitti, elleri iki yana açılmıştı, burun kanatları şişmiş, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi büyümüştü, neyse ki düşmedi yere. Neye uğradığını şaşırmıştı, dudakları titredi, kefen beyazına dönen kırışık yüzüne ağlamaklı bir ifade yerleşti, dik bir yokuşu çıkmış gibi göğsü hızlı hızlı inip kalktı, yıkılmış bir halde müdüre bakarken göz pınarlarında çiğ damlası gibi iki damla yaş titreşti.
Zavallı Remmişehem dede, ne İstiklâl marşını, ne de marş okunurken saygı duruşunda bulunulması gerektiğini biliyordu. Tek kelime söylemeden başı önde bir hayalet gibi arkasını dönüp gitti. Bastonuna dayadığı kamburlu bedenini kurşun yemiş gibi sürükleyerek gidişi şimdiymiş gibi hâlâ gözlerimin önündedir.”
“Peki kimsesi yok muydu bu yaşlı adamın,”diye sordum.
Acıklı bir sesle, “Vardı,” dedi, “ama neye yarar. Müdürü şikâyet etmeye kalkışsalar kendileri daha da beter dayak yerdi. Hayatlarının kararmaması için susmaktan ve zorbalığı sineye çekmekten başka çare yoktu.”
Kerim o dayanılmaz manzarayı yeniden görüyormuş gibi gözleri kederle boşluğa dalarak dertli dertli göğüs geçirdi ve sözlerine şöyle devam etti:
“Kimse bir devlet memurundan şikâyetçi olamazdı. Şikâyetçi olduğunda karakoldaki falakada yediği dayak yanına kâr kalırdı. Yakın köylerden birinde bir karakol komutanı vardı. İşkenceciliğiyle yöreye ün salmıştı. Sesini duyanlar cehennem görmüş gibi saklanacak delik arardı. İşkence etmediği gün yoktu. Güya kaçakçı arıyordu. Bu bahaneyle köylere sık sık baskınlar düzenlerdi.
O baskınlarda yapılanları anlatamam, çünkü hasta kalbim dayanamaz buna. Sadece şu kadarını söyleyeyim: O karakol komutanı, kaçakçıları sakladıklarını söyleyerek kadın, erkek herkesi köy meydanlarına toplardı. Erkekler şimdi F tipi cezaevlerinde yapıldığı gibi, yaz kış kadınların ve çocukların önünde çırılçıplak soyundurulurdu. Başçavuşun keyfine göre o çıplak halleriyle ya falakaya yatırılıp tabanları ve kalçaları patlatılıncaya coplanırdı, ya da genç yaşlı ayrımı yapılmadan birbirlerinin sırtına bindirilerek kim daha hızlı koşacak diye yarıştırılırlardı. Geride kalanlar dipçiklenerek daha da hızlı koşmaya zorlanırdı. Kadınlarla çocukların gözyaşı dökerek izlemek zorunda kaldıkları o korkunç sahneyi Başçavuş kahkahalarla seyrederdi.
İnanılır gibi değil, bu işkencelerde Arapça feryat etmek bile yasaktı. Adamın bildiği tek dil Arapça, Türkçe bilmiyor, işkencede feryadını Türkçe nasıl duyuracak?!
Devleti yönetenler o zaman da şimdiki gibi din kardeşliğini dillerinden düşürmezlerdi. 
Dilimize uygulanan bu yasak yüzünden okuldan nefret etmiştim. Darağacına gider gibi gidiyordum okula. Gitmesem bu defa babamdan dayak yiyecektim. İlkokulu bitirdiğimde savaş meydanından çıkmış yaralı bir asker gibiydim. Hangi asker ölümcül yaralar aldığı zalim bir savaşa dönmek ister? Ben de ilkokuldan sonra arkama bakmadan uzaklaştım okul hayatından.
Okul bana bir kötülük yapmış, ana dilimi, Arapçayı unutturmuştu. Bilincim ve belleğim Arapçayı son zerresine kadar kazıp atmıştı. Nasıl bir şeyse, devletin bize uyguladığı yasağı bu kez farkında olmadan ben kendi kendime uygulamaya başlamıştım. Bazen rüyalarımda Arapça konuştuğumu görür, kan ter içinde uyanırdım. Aynı rüyayı bir daha görmemek için bir yerlerimi çimdiklerdim.
Otuz üç yaşındayken Libya’ya çalışmaya gittim. Üç yıl çalıştım orada. Okulun pek çok Arap çocuğuna yaptığı gibi ruhumda ve bilincimde öldürdüğü Arapça’yı işte orada öğrendim. Hâlâ sokakta Arapça konuşurken bir korku, bir titreme ve bir çekingenlik duyarım içimde.”
Kerim acıklı acıklı konuşurken, ben kirden kapkara yüzlerimizle köyümüzün çöplüğünde tavuklarla birlikte eşelendiğimiz aç, çıplak çocukluğuma gittim. Dayakla “adam” edilmeye çalışıldığımız öğrencilik yıllarım bir sis bulutu içinde akıp durdu gözlerimin önünde.
Haklıydı Kerim; ayrı yerlerde aynı kaderi paylaşmıştık. 
İçimde çocukluğumdan kalma keskin bir sızıyla masadan kalktığımızda, “Bana sürüyle gözyaşı borcun var,”dedim şakayla. Gözlerinde kardeşçe bir ışık ürperdi. Şirin bir çocuk masumluğu ile gülümserken, “Yazını okuduğumda ben de senin için ağlamıştım, böylece haklaşmış olduk,”dedi.
Bu sohbetimizi yazıp yazamayacağımı sordum. Çenesi tatlı bir gülümsemeyle yukarı kalkarken sesi çocuksu bir kasıntıyla sertleşti,  “77’de Taksim’de işçilere ateş edilirken ben Kemal Türkler’in yanında duruyordum. Tesadüfen ölmedim, kimseden korkum yok,”dedi.
Vedalaştığımızda güneş bir gün daha yaşlanmıştı; Bursa omuzlarında binlerce yılın yorgunluğu ile serin bir akşama hazırlanıyordu.

9.07.2021 (Mahmut Alınak)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

TUTUKLU AİLELERİNE ÇAĞRI

EVİM VE YÜREĞİM AFGANİSTANLI SIĞINMACILARA AÇIKTIR

TARİHİN NOT DEFTERİNDE KÜRT DRAMI

DENİZ POYRAZ’IN RUHUNU ŞAD EDELİM

ZERO’NUN İŞGALE KARŞI GİRİŞTİĞİ ÖLÜM KALIM MÜCADELESİ

BİZE EL VERİN BU KİRLİ İKTİDARI BİR YILDA TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNE SÜPÜRELİM

POLİS GENELGESİYLE SURATIMIZA ATILAN TOKAT UMARIZ UYANDIRIR BİZİ BU GENELGEYİ GERİ ALDIRAMAZSAK YAZIKLAR OLSUN BİZE

77 YAŞINDAKİ AHMET SILIK, MENEMEN CEZAEVİ’NDE ÖLÜME TERK EDİLDİ

AKP KORONA İLE YOLDAŞ OLDU

SİVİL İTAATSİZLİK REFERANDUMU BARBARLARIN UYKUSUNU KAÇIRACAK

ÖZGÜRLÜK KONGRESİ

GERGERLİOĞLU'NUN ARKASINDAN MIZMIZLANMAK

KADIN YALAKALIĞI

Mahmut Alınak’a toplatılan kitabı gerekçesiyle hapis cezası

ADİL BİR DEVLETTE, ALİ HAJILON’UTUTUKLAYAN O HÂKİM VE SAVCI ŞİMDİ HAPİSHANEDE GÜN SAYIYOR OLACAKLARDI

YARIN KARA GÜN’DÜR

RESUL SAÇAN’I KİM ÖLDÜRDÜ

SOPA ELİNİZDE DİYE SİZDEN KORKACAĞIMIZI MI SANIYORSUNUZ

KÜRD'ÜN MAKÛS KADERİ

DÜNYA TARİHİNE ALTINHARFLARLE YAZILAN İKİ KÜRT ÖNDER

KÜRDÜN GEORGE FLOYD'U

BELLİ Kİ, ALAATTİN ÇAKICI AKILNMAYACAK

BASINA VE DÜNYA KAMUOYUNA

KÖYÜMÜN ÇOCUKLARI OYUNCAK İSTEDİ, İÇİM CIZ ETTİ

İŞSİZLİĞE, YOKSULLUĞA VE HAYAT PAHALILIĞINA SON!

BU HÂKİM VE SAVCILARI ÖRGÜT ÜYELİĞİNDEN ŞİKÂYET YAĞMURUNA TUTMALI

BUGÜN YAŞANANLAR YİRMİ DOKUZ YIL ÖNCEKİ STRATEJİK HATALARIN SONUÇLARIDIR

FAŞİZM ADIM ADIM İLERLİYOR, PEKİ BİZ NE YAPIYORUZ

İRANLI KÜRT GENCİ ALİ HAJILON NEREDE?

PANDEMİLİ DEVRİM GÜNLERİ

DEVLETİN YÜZ YILDIR ÇÖZMEMEKTE DİRETTİĞİ KÜRT SORUNUNU VE DİĞER ŞU SORUNLARI BİR YILA KALMADAN ÇÖZERİZ

DAWO- TANRI'NIN SESİ

ONLARIN ÇOCUKLARI ÖZGÜR BİREYLER, HALKIN ÇOCUKLARI İSE BAŞ EĞMİŞLER ORDUSU OLARAK YETİŞİYOR

KÖYDEKİ EVİME PARAŞÜTLE İNECEĞİM

HENDEKTEKİ GELİNCİK YARIN OKURLARIYLA BULUŞUYOR

ALEVİ OLDUĞUNU BİLE SÖYLEYEMEYEN KILIÇDAROĞLU MU KÜRT SORUNUNU ÇÖZECEK?

BUGÜN YASTA ve AÇLIK GREVİNDE OLACAĞIZ

TÜRKİYE'DE BİR KÜRD'ÜN BARIŞA ARACILIK ETMESİNİN CEZASI YEDİ BUÇUK YIL AĞIR HAPİSTİR

O KÖR KUYULAR HEPİMİZİN ZİNDANIDIR

Bilgisayarımı ve telefonumu Kars çayına atacağım.

ACİL GÜNDEM; HAPİSHANELER NASIL BOŞALTILIR

BUNLAR MARAZİ IRKÇILAR VE İŞGALCİLERDİR

KÜRTÇE VE DİĞER MAZLUM DİLLERE ÖZGÜRLÜK

DEPREMZEDELERİN DAVA AÇMA HAKKI

İNSANLARI DEPREMLER DEĞİL HÜKÜMETLER ÖLDÜRÜYOR

ARTIK YETER!

HAYATIMIZA YILDIRIMLAR YAĞDIRAN BU EKONOMİK TERÖRE "HAYIR!" DİYORUZ

VİCDANLARIN SUSTUĞU GÜNLER

ŞEHİTLİK YALAN, O GENÇLER SARIKAMIŞ'TA KENDİLERİNİN OLMAYAN BİR SAVAŞTA ÖLDÜLER

BEDELİ ÇİLE OLAN BİR AŞK HİKÂYESİ

İŞTE CENNETE GİDEN GARANTİ YOL. TAYYİP ERDOĞAN İÇİN YARDIM KAMPANYASI BAŞLATIYORUM

KÜRTLER VE DİĞER MAZLUM HALKLAR KENDİ DİLLERİYLE DEVLETTE ÇOBAN BİLE OLAMAZLAR

KAHKAHALARLA GÜLDÜM, TAYYİP ERDOĞAN NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜNÜ HAYAL EDİYOR

OĞLU HAPİSHANEDE OLAN BİTLİS'Lİ BABANIN FERYADI

MEHMET TUNÇ VE BÊKES KİTABI MAHKEMECE YASAKLANDI

NE MİLYAR DOLARLIK BANKA HESAPLARI VE NE DE KARTİLYONLUK SERVETLER..

ADINIZI TARİHİN ÖLÜMSÜZLER DEFTERİNE ALTIN HARFLERLE YAZDIRMAK İSTER MİSİNİZ?

AVRUPA'NIN KORKUSU VE KÜRTLER

KAYYUM İŞGALİNE KARŞI ALTERNATİF BELEDİYE BAŞKANLIKLARI SÜRECİ BAŞLATILMALIDIR

BAĞIRMAK, İSYANIMIN OLANCA ŞİDDETİYLE BAĞIRARAK, KAPANDIĞINIZ FİLDİŞİ KULELERİNİZDE ZELZELE OLMAK İSTİYORUM

AĞRI'NIN CAMBAZLARI VE "GÜVENLİ BÖLGE" PAZARLIKLARI

GRUP YORUM HALKIN VİCDANINA SESLENİYOR VE KANAYAN BİR VİCDAN, SELÇUK MIZRAKLI

MADEMKİ BİZDEN VERGİ ALINIYOR, BUNLAR NEDEN ÜCRETSİZ DEĞİL

AKP BİZİ DAYAĞA ALIŞTIRMAK İSTİYOR. BUNLAR YILMAZ GÜNEY'İN ANLATTIĞI ZEHİRLİ OTLARDIR

ELLERİMİZDE BAYRAKLARIMIZLA MİLYONLAR HALİNDE SOKAKLARA DÖKÜLELİM

KÜRDÜ LOZAN'DA DÖRDE BİÇTİĞİNİZ YETMEDİ Mİ

ROJAVA NERESİ

ÜCRETSİZ AVUKATLIK VE SERVETLER DEĞERİNDE ALTIN BİR GÜLÜŞ

KÜRTÇE VE ESARET ALTINDAKİ DİĞER DİLLERİN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'E GİDİYORUZ

TIKANAN SİYASETİN ÖNÜNÜ AÇACAK BİR PROJE

GÖÇMEN KADINLARA AÇIK MEKTUP

NADİRA KADİROVA'NIN AVUKATLIĞINI ÜCRETSİZ ÜSTLENMEK İSTİYORUM

FİGEN YÜKSEKDAĞ, SELAHATTİN DEMİRTAŞ VE BİNLERCE AYDIN

HDP ÖNÜNDEKİ ANNELER NE YAPMALI ( 2 )

ANNELER YANLIŞ ADRESTELER OĞLU VE KIZI DAĞA GİDEN BİR BABANIN İBRETLİK HİKÂYESİ

TORUNUMU ÖLDÜRDÜLER

ESİR DİLLERE ÖZGÜRLÜK

SON DOĞALGAZ ZAMMI DA GÖSTERDİ Kİ, BUNLAR BİZE KOYUNMUŞUZ GİBİ DAVRANIYORLAR

KADIN CİNAYETLERİ ÜZERİNE KISA BİR NOT

SARAY VE KAYYUM KELİMELERİ YASAKSA..HER EVİN ÖNÜ, HER BALKON VE HER SOKAK BİR MİTİNG ALANIDIR

AKP'Yİ ZAMANA YAYILMIŞ SİVİL İTAATSİZLİKLERLE DİZE GETİREBİLİRİZ

BELEDİYE BAŞKANLARININ GÖREVDEN ALINMALARI AKP'NİN SONUNU GETİRECEK BİR FIRSATA DÖNÜŞTÜRÜLEBİLİR

KÜRTÇE VE DİĞER YASAKLI DİLLER İÇİN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER'E GİDİYORUZ

HOROZLARDAN İNSANLIK DERSLERİ

KÜRT MESELESİ BİR DEFA DAHA SİLAHLARA HAVALE EDİLDİ

BURASI TALANİSTAN

BUNLAR GIRTLAĞINA KADAR PİSLİĞE BATMIŞ

GÖZALTINDA SİGARA YASAĞI HAKKINDA ADALET BAKANINA AÇIK MEKTUP

DEVLET HALKI HARACA BAĞLADI. BU HARACA KARŞI ÇIKACAK BABAYİĞİTLERE İHTİYAÇ VAR

PKK BAHANE, DÜŞMANLIK KÜRDİSTAN'ADIR

HAKİKİ LİDER, TARAFTARLARI İÇİN CANINI ORTAYA KOYANDIR

UTANIN, GENÇLERİN HAYALLERİYLE OYNUYORSUNUZ. AHD OLSUN Kİ, HAYATI SİZE ZİNDAN EDERİZ

ROJA REŞ- KARA GÜN. KÜRTLERİN MİLLET OLARAK AĞLAŞACAKLARI BİR MEZAR TAŞLARI BİLE YOK

BUGÜN İRFAN KILIÇ, BAŞKA BİR GÜN HERHANGİ BİRİMİZ

KÜRD'ÜN KANI İLE YAZILAN ROJA REŞ*

AKP'NİN AR DAMARI ÇATLAMIŞ. GÖZE ALABİLSELER EVLERE DE KARAKOL KURACAKLAR

DÜNYA BÖYLE ANITLAŞAN HALKLARI DA GÖRDÜ

TAYYİP ERDOĞAN TAMAM

ÇORBACILAR OLMASA DÜNYA BİR HALKLAR CENNETİ OLURDU

TAYYİP ERDOĞAN KANDİL'E Mİ GİDECEK

ANNE BEN ÖLÜYORUM

KÜRTLER NE İSTİYOR.. İŞTE ÇÖZÜMÜN EN KESTİRME VE KANSIZ YOLU

BEN, "PONTUSLU RUM'UM," DİYENLER PARMAK KALDIRSIN

BU BOYUNDURUK BOĞUYOR AKP VE BU DÜZENDEN KURTULMAK GEREK

VATANSEVERSENİZ KENDİ ÇOCUKLARINIZI GÖNDERİN

KAZANANI OLMAYAN BİR SAVAŞ VE YİNE KAN, YİNE ÖLÜM

DİL ESARETİNE KARŞI ÖZGÜRLÜK KAMPANYASI

YA FAŞİST DEVLETİN BAYRAĞINI SELAMLAYACAKLARDI, YA DA ÖLECEKLERDİ

ERMENİLERE MİNNETTAR OLMAMAK ELDE Mİ?

ONU GÖRDÜKÇE ÖFKELİ BİR ÇIĞLIK KOPUYOR İÇİMDE

BU UTANÇLA NASIL YAŞIYORSUNUZ?

BİR YERYÜZÜ CENNETİ

MERAL AKŞENER’İN KAYGISI

TAKSİM MEYDANI AKP'NİN TAPULU MÜLKÜ MÜDÜR Kİ, BURADA 1 MAYIS KUTLAMALARINA İZİN VERMİYOR

DEVLETİN YÜZYIL ÖNCE BAŞARAMADIĞINI BİZ REHİNELER BAŞARDIK

SELAHATTİN DEMİRTAŞ: "BU BAYRAK HEPİMİZİN ORTAK BAYRAĞIDIR"

BİZİM NE YAZIK Kİ BİR SNELMAN’IMIZ YOK

BEŞ PARA ETMEZ BİR YAZI

ÖLÜM MAKİNELERİ İÇİN REFERANDUM ÇAĞRISI

EMEKÇİLERİN DEVRİM HAREKETİ

EY YÜCE TÜRK MİLLETİ!

ÊZİDİ SOYKIRIMINDA IŞİD VE AKP'NİN YOL ARKADAŞLIĞI

GÜNÜN GÖREVİ

DİGOR’DA ÜZÜLEREK GÖRDÜM Kİ

AÇLARIN VE YOKSULLARIN (SOĞAN) DEVRİMİ

KENDİ TÜRÜNE DÜŞMAN, BAŞKASINA KÖPEK

ÖLÜMÜN KÖPEKLEŞTİĞİ AN

AŞKIN ÖLÜMLE SINANDIĞI DÖNÜŞSÜZ YOL

TUTUKLU AİLELERİNE AÇIK MEKTUP

SÜLEYMAN SOYLU, SEN QIRCİGOL DÜZÜNDE KARŞIMA ÇIKMALIYDIN

( Cizrespor'a saldırı ) SUÇ BİZDE

KPSS SAHTEKÂRLIĞI

BİR MERMİ BİR HALKA BEDELDİR

AÇIM AÇ, ÇOCUKLAR DOYMUYOR, EKMEK İSTİYORUM

PİRSA KURTÎ

SÜLEYMAN SOYLU'YA MEMUR DEĞİL, BİZİ TEMSİL EDECEK BELEDİYE BAŞKANLARI SEÇECEĞİZ

KORKUYORLAR

TÜRKİYE'YE DENİZ GEZMİŞ CEZASI

SARIŞIN BAKIŞLI KADIN

BRAVO, TAYYİP ERDOĞAN KARL MARKS’ I BİLE SOLLADI!

EMK YENİ BİR HAYATA ÇAĞIRIYOR

SENİ HEP ÖZLEM VE KEDERLE HATIRLAYACAĞIM GÜLNİGAR HANIM

İSRAİL VE TÜRKİYE'NİN FARKI

KIZ NEDEN HEP ERMENİ OLUR?

FİLLERİN İBRETLİK DİRENİŞİ VE GÖNÜLLÜ KÖLELER

BU TEHLİKELİ GİDİŞATI TERSİNE ÇEVİREBİLİRİZ. İŞTE BİR ÇIKIŞ KAPISI!

FATİH PORTAKAL İLE ÇEKİRGENİN FARKI

YİNE KAN VE YİNE ÖLÜM! CUMHURBAŞKANI'NDAN MEKTUBUMUZA CEVAP BEKLİYORUZ

YA İNSANCA YAŞAYACAĞIZ, YA DA KÖLECE BOYUN EĞECEĞİZ

Mahpusları unutan bir toplum, ister Kürt, ister Türk, özgürleşemez!

SAHİPSİZ BİR İL

DEVLET VE PKK ARASINDAKİ SAVAŞA SİVİL MÜDAHALE

YUMURTALAR BOZULUNCA NE OLUR

DEVLET ALKIŞÇILARINA ATILAN ŞAMAR

TAYYİP ERDOĞAN'A, "GÖZÜNÜN ÜSTÜNDE KAŞIN VAR," DEMİŞİM

BİZ, DEVLET VE PKK ARASINDAKİ SAVAŞI DURDURMAYA ADAYIZ

VAHŞET DEVRİ

AKP' DEN SEKSENLİK NİNEYE SEÇİM RÜŞVETİ

MARGRİT, DÜNYAYA IŞIK SAÇAN KADIN

İDAM RİSKİ ALTINDA OLAN PANAHİ BİZİM KARDEŞİMİZ OLSAYDI NE YAPARDIK

YAZIK BERNA LAÇİN’E Kİ, ALİŞAN ADLI BİR SAMAN KAFALI ADINI AĞZINA ALMIŞ

BİLAL ERDOĞAN PKK'NİN ELİNDE OLSAYDI...

KARAMSARLIĞA GEREK YOK VİCDAN AKP' YE KARŞI

SOKAK TERÖRÜ; Kars, İstanbul, Gaziantep ve Adana

SEN BİR TANRIÇASIN

MAHMUT ALINAK’IN KEŞKE ROMANI ÇIKTI

EMEKÇİLER AİLESİ VE FLORMAR İŞÇİLERİNE DESTEK ÇAĞRISI

BU HALK AYAKTA ALKIŞLANIR

TAYYİP ERDOĞAN YARIN ŞIRNAK' TA BİSİKLETLE TUR ATACAK. İBRAHİM TATLISES BU DEFA MİTİNGE ÇAĞRILMADI

PATRONLAR CENNETİ' İNDE FLORMAR CEHENNEMİ

EŞEK KULAĞINDAN DON DİKMEK

Babası ölenler için gecikmiş bir roman. Babası yaşayanlar için yazıldı . KEŞKE

EY DEVLETİN BAŞINDAKİLER, EŞLERİNİZ VE KIZLARINIZ SOYUNDURULARAK ARANIRSA NE HİSSEDERSİNİZ?

İSRAİL HALKI DÜNYA'YA IŞIK SAÇIYOR

ALAATTİN ÇAKICI' YA...SANA KIZMIYORUM, ACIYORUM

EY İNSANLIK, MAZLUM AFRİN HALKI SENDEN YARDIM BEKLİYOR!

SERJ SARKİSYAN VE TAYYİP ERDOĞAN FARKI

SEÇİM FIRILDAĞI

AKP İŞGALİNE KARŞI HALK BELEDİYECİLİĞİ

TANRI İSTESEYDİ...

TAPILAN KADIN

BU TOPRAKLARDA NEDEN DEVRİM OLMUYOR

GELİN ORTAK GELECEĞİMİZİ BİRLİKTE KURALIM

BİR KÜRDÜN ASKERLİK ANILARI

KÜRT BELEK' LER

EY TAYYİP ERDOĞAN VE EY AVRUPA!

KARA NEWROZ

YÜZÜMÜZE TUTULAN AYNALAR

SİZ BENİ ÖLDÜRMEK Mİ İSTİYORSUNUZ?

Islık çalmak da neredeyse suç sayılacak!

UMUT KÖPRÜSÜ

BİZİM GANDHİ'LERİMİZ

ÖKSÜZ BİR ŞEHİR

GEÇENLERDE SOYULDUM

EFRİN DÖRT GÖZLE SİZİ BEKLİYOR!

BUNLAR KESİP ATTIKLARI TIRNAKLARINI BİLE VATAN İÇİN TEHLİKEYE ATMAZLAR

HDP' NİN DEVLET HAYRANLIĞI

SİLAHA VE ÖLÜME İTİRAZI OLANLAR

EFRİN'DE HESAP BAŞKA, YPG BAHANE

"SUSMA, SUSTUKÇA ÇOCUKLAR ÖLÜYOR"

BİZ BUNU GÖZE ALAMAMIŞTIK. VE İKİ ÖNEMLİ HATA YAPTIK

Dün Silivri Cezaevi'nde Ahmet Şık ve Selçuk Kozağaçlı' yı ziyaret ettim.

LEYLA ZANA, KÜRT GANDHİ VE CİZRE

Bunun, düzenin süslü bir yalanı olduğunu ancak cezaevine düşünce anladık

HEVAL OLMAK BU MUDUR?

AYSEL TUĞLUK'UN GÖZYAŞLARI

HEP BÖYLE OLUR

F TİPİ YETMEDİ

KÜRTLER BUNU MUTLAKA SORGULAMALI

YARIN KARA BİR GÜNDÜR

KÜRTLERİN BİR AĞLAMA DUVARI YOK

OĞRU ÊLE BAĞIRDI Kİ, DOĞRUNUN BAĞRI ÇATLADI

KÜHEYLAN

ANNELERİN FERYADI GÖĞÜN ATLASINI YIRTIYORDU

ŞEKERLE TATLANDIRILMIŞ YALANLAR

TÜRKLER DE DAYAK YER

TÜRKİYE ESİR KAMPLARI

TERÖRİST EĞİTİM HEP AYNI

DAVET

YEŞİL GÖZLÜ O KIZ ÇOCUĞUNU DA ÖLDÜRDÜLER

SİLAHLAR SUSSUN, MAZLUMLARA HAKLARI TANINSIN

ÖZGÜRLÜĞE GİDEN YOL

DÜNYA TERSİNE DÖNMEYE BAŞLADI!

MEHMET TUNÇ'UN KIZI NALİN'DEN MEKTUP VAR

VİCDAN, ZORBALIĞI YENECEK

KAN PARTİ' NİN SAKLI SIRRI

ÂŞIK OLDUM, SAVAŞTIM, ÖLDÜM

SESSİZLİK ZİNCİRİNE VURULAN KİTAP

BU HÜKÜMET NEDEN HÂLÂ BAŞTA VE BU MUHALEFET NEDEN VAR?

KÜRDİSTAN VE KATALONYA REFERANDUMLARININ BİZE SÖYLEDİKLERİ

ATEŞİ AVUÇLAMAK

LE VAN MİNH VE MEHMET TUNÇ*

SEN İNSANLIKTAN ÇIKMIŞ BİR IRKÇISIN

KENDİNE KATİL EDİLENLER VE AYSEL TUĞLUK'UN ANNESİ

CEZAEVİ BALTASI İLE YÖNETİLEN ÜLKE!

"YA ÖLÜRÜZ, YA OLURUZ!"

ARAKAN ROHİNGYALARI KÜRT OLSAYDI GIKINIZ ÇIKMAYACAKTI

GÜNAHLARINIZI AĞRI DAĞI BİLE TAŞIYAMAZ

BİZİ TAVUK YOLAR GİBİ YOLDUNUZ!

KÜRDİSTAN, EGEMEN AZINLIĞIN DEVLETİ Mİ, HALKIN DEVLETİ Mİ?

NURİYE VE SEMİH İÇİN BİR UTANÇ YAZISI

Ertuğrul Kürkçü,Mir Dengir Fırat Celal Doğan,Altan Tan

F TİPİ DİLSİZLER TIMARHANESİ

KÖTÜ BİR KİTABIN MÜTEVAZı HİZMETİ

PAYLAŞMANIN BÜYÜK KEYFİ

ÖLMEK BAZEN BİR GÖREVDİR

AKP'NİN ATTIĞI KAZIK YETMEDİ, ŞİMDİ DE CHP KAZIĞI MI?

Kendimi mahkemede böyle savunacağım

ZENGİNİN KÖPEĞİ GİRER AMA HALK GİREMEZ

İŞTE SAVCININ AĞZINDAN CUMHURBAŞKANLIĞI' NIN YARGIYA TALİMATI!

YALANCI EMZİK

SAHTE YURTSEVERLER VE ÇOBANYILDIZI AYDINLAR

BU DÜZENE HAYIR!

MUHALEFETSİZ İKTİDAR VE ACİL ÇÖZÜM

Sen sustun sayın aydın!