FUTBOL: GERÇEK VE BAĞINTILARIYLA TARTIŞALIM MI, TARTIŞMAYALIM MI?

Temel Demirer

FUTBOL: GERÇEK VE BAĞINTILARIYLA TARTIŞALIM MI, TARTIŞMAYALIM MI?

“Neynik dostê min ê herî başe.”[1]

 

‘Euro 2016’ ile bir kere daha gündem maddesi olan futbol meselesine dair diyeceklerime; “Entelektüellerin ya da kendini entelektüel zannedenlerin içinde yer alan bir kesim futbola iğrenç bir şeymiş gibi bakma geleneğine sahip,”[2] türünden ucuzlukları dikkate almadığımın altını çizerek başlamalıyım.[3]

Bu tür bir tutum; futbol meselesindeki gerekli tartışmaların önünü kesmeye yöneliktir. Bu bir…

İkincisi, hiç kimse futbola bu satırların sahibi gibi bakmak zorunda değildir…

Yabancılaş(tır)manın her çeşidine kaşı olan bir sosyalist olarak belirteyim: “Dinde tanrı, politikada devlet, ekonomide mülkiyet; işte, kendine yabancılaşmış insanlığın kendi elleriyle teslim olduğu ve günümüzde artık reddetmesi gereken üçlü biçim budur,” diyen Pierre-Joseph Proudhon’un saptamasına büyük değer atfederim.

Bu bağlamda da yabancılaş(tır)maya mündemiç her şeyi reddettiğimin altını özenle çiziyorum.

‘Hayır’, “Futbol, artan bir hızla yeni bir paganizm ve barbarlaşma biçimine dönüştü,”[4] diyenlerden de değilim.

Johan Huizinga’nın insanı, ‘Homo ludens’ (oynayan/oyuncu insan) olarak tanımlamasını “es” geçmeyen birisi olarak futbola (ne de spora) düşman falan da değilim. Ancak futbolun (ve sporun) sınıflı sömürücü yapılardaki gerçeğini[5] de sonuna dek tartışıp, yerli yerine oturtmaktan yanayım.

Unutulmasın: “Sayın cumhurbaşkanımızdan… ‘Spor’ için, ‘Kültür’ için liderlik talebinde bulunuyorum. Bence insan böyle böyle ‘Fiili Başkan’ olur,”[6] yavelerinin dillendirildiği coğrafyamızda futbol endüstrisi 5 milyar dolar; dünyada 1.6 trilyon dolar hacmindedir...

Dünyada performans sporları, 500 milyar dolarlık bir ekonomidir.

Buna “bating” yani bahis ekonomisini, tekstili, maç seyrederken yenilen, içilenleri de eklerseniz, 1.6 trilyon dolarlık muazzam bir ekonomi çıkar karşınıza…

Dünyada sağlık ekonomisinin 1.1 trilyon dolar olduğunu düşünürseniz, sporun sadece spor olmadığını siz de anlarsınız…

Ya Türkiye’de...

Sadece futbolun yayın hakları 500 milyon dolar…

Türkiye Süper Ligi’nin değeri 950 milyon Euro’dur; bu İngiliz Premier Ligi’nin dörtte biri, Alman Bundesliga’sının yarısı değerinde bir hacimdir…

Türkiye’de resmi ve gayri resmi bahis ekonomisi için 1 milyar ile 2 milyar dolar arasında rakam veriliyor. Tekstili, yiyecek içeceği eklerseniz, 5 milyar dolarlık bir ekonomi bu…[7]

Şimdi sorma zamanı: Futbolu gerçekleriyle (ve bağıntılarıyla) tartışacak mıyız, tartışmayacak mıyız?[8]

 

FUTBOL’UN “NE”LİĞİNE KENAR NOTLARI

 

“Futbol dışında gelişen her şeyin, bir gün futbola da bulaştı”ğı[9] koordinatlarda, Bill Shankly’in, “Futbolda birinciysen birincisindir, ikinciysen hiçbir şey,” saptamasının altını çizerek ekleyeyim: Graeme Souness’in, “Hayat hakkında bilmeniz gereken her şey ‘Baba’ filminde vardır; futbol hakkında bilmeniz gerekenler ise bir derbide saklıdır,” tespitini kesinlikle paylaşmam…

Umberto Eco, bir gösteri olarak futbol ile dini aynı kefeye koyar. Ona göre futbol taraftarlığı ile bir dine aidiyet benzerlikler taşır.

Eco futbol ile din arasındaki benzerliği aidiyet ve sorgusuz iman(dogmatizm) bağlamında ele alarak, “Taraftarlık ve imanın yan yana kullanılması anlamlıdır; çünkü yenmek ve yenilmek kavramlarının iç içe olduğu bir oyunda taraftarların bağlılığını sürdürmesi için tam bir imana gereksinimi vardır. Bu iman sayesinde hem kendine sığınacak bir alan bulur; ki bu alanda yalnız olmayacak hem güçlü bir kulübün çatısı altında hem de kendisiyle aynı emeli paylaşan grupla bir arada olacaktır,” der.

Eco’ya katılmamak elde değil. Futbol taraftarlığı insanları yığınlar arasında yalnız kalmaktan kurtarıyor. Aynı amaç uğruna toplanmış farklı görüşten ve yaşam tarzından oluşan insanları gündelik sıkıntılardan kurtaran bir olgu konumunda futbol. Futbol maçının seyredildiği o kısıtlı sürede birbirlerini hiç görmemiş insanların samimiyeti aynı amaç uğruna bir camide ya da bir kilisede rastlaşan insanların samimiyetine çok benzer. Kendini o stada ya da o ibadet yerine ait hissetme aynı amaç için yapılan aktivite ve yapılan davranışlara sorgusuz sualsiz iman, dindar olmayı ve bir takımın taraftarı olmayı birbirine benzeştiren yanlar.

Bir diğer benzerlik noktası da bu aidiyet ve imanı aşırılığa götürme bağlamında ele alınabilir. Futbol taraftarlığı hat safhaya ulaştığında diğer kulüp taraftarlarının düşman olarak addedilmesini sağlar; ki bu da hastalıklı bir ruhtur ve fanatizmi doğurur.[10]

Çünkü “Bir erkek sporu; maço kültürünün yoğunlaştığı spor dallarından biri”[11] olarak futboldaki fanatizmin varlığıyla erkekliğin iç içe geçtiğine ilişkin birçok örnek bunun şiddetle birlikte var olduğunu vurgular.

Çünkü şiddetin meşrulaştırıldığı, rekabetçi ve agresif özellikleriyle futbol oyununda, rakip takım ve taraftara karşı, erkeklik göstereni olan “güçlü olma”, “üstün olma” durumu söz konusudur.

Futbol gösterisinde “bizlik” duygusu sağlamanın en kolay yolu, erkeğin ve takımın “ötekisi olan, zayıf olan, aşağıda olan” rakibe ya da hakeme karşı öfke, nefret ve hiddetle saldırmasıdır. Bu saldırı, söylemle gerçekleştiği gibi ciddi fiziksel boyutlarda da eyleme dökülmektedir.

Erkekliğin ve eril şiddet kültürünün en çok görünür olduğu alanlardan biri olan futbolda, taraftar grupları için sonucu sadece sahada oynanan maçın skoru tayin etmez. Müsabaka öncesinde, sırasında, sonrasında veya karşılaşılan tüm mekânlarda, rakip olarak algılanan ve öteki olan, kendi cemaatlerinden olmayanlarla, saha dışında başka bir “düello” üzerinden, kavga ederek, çatışarak, yaralayıcı ve öldürücü tüm araçları (bıçak, silah vb.) kullanarak maçın “galibi” olmak için karşı karşıya gelmektedirler.

Futbolda şiddetin devamlılığı futbol alanının endüstrileşmesiyle de yakından ilişkilidir. Futbol sporunun kapitalist tekelleşmesi kulüplerin bu rekabetçi çerçeve üzerinden oluşturduğu olumsuz ilişkiler, kulübün bir kurum olarak yaklaşımına, yöneticilerinin söylemine yansımaktadır.[12]

Özetle Futbolun bir ulusal boyutu vardır. Yanı sıra, başka yollarla itibar, para ve tanınırlık kazanmanın zor olduğu toplumlarda veya sosyal sınıflarda futbol (kitle sporları) kimi yetenekli gençler için yükseliş aracıdır. O nedenle sınıfsal bir yönü vardır. Bir de kitlesel bir mobilizasyon (hareketlilik), taraftarlık, boy ölçüşme ve kısa sürede sağlanan tatmin sayesinde futbolun, rejimden/yönetimden memnuniyetsizliğini dışa vurabilecek toplumsal grupları meşgul ve memnun etmek için otoriter devletlerce bir kontrol aracı olarak kullanıldığı iddia edilir.

Portekiz’i 36 yıl demir yumrukla yönetmiş olan diktatör Antonio de Oliveira Salazar (1888-1970) halkı meşgul etmek için fado (türkü), fiesta (şölen) ve futboldan çok yararlandığını söylemiştir.

Konu milli takım olunca birey milletle; millet de devletle bütünleşir. Başka her şey önemsiz hâle gelir. Bir süre için bireysel varlığımız, takımımıza adanmış olur.

Egemen ile tabi; zengin ile yoksul; alt sınıf ile üst sınıf; kültürel farkları başka zamanda karşıt olanlar milli takımla bir ve tek olurlar.

Bir bakıma futbol, milli düzeyde, geçici de olsa birlik ve dayanışma aracıdır. Kitleler, içe yöneltecekleri öfkelerini rakibe yönelterek rahatlarlar.

Dünya şampiyonası, milletlerin/ulusların boy ölçüşme alanıdır. Şampiyonalarda milletler, diğerleriyle barışçı biçimde ve kurallar çerçevesinde karşılaşırlar. Uluslar toplu/öz bilinçlerini yenilerken, diğerlerine ne oranda üstün olduklarını da sergilerler.

Özetle, dünya şampiyonası barışçı bir dünya savaşıdır. Aktörler uluslardır. Bu mücadeleye katılabilecek takımlar ancak ulusal olanlardır. Yani bu şampiyona uluslar ve ulusal devletler arasında gerçekleşmektedir; politik bir karakter taşımaktadır. Uluslar, takımları aracılığıyla siyasal bir rekabete girmekte ve başarılıdan başarısıza doğru bir üstünlük sıralaması oluşmaktadır.

Uluslar artık nadiren savaş alanında karşılaşıyorlar. Ama ekonomik, teknolojik, bilimsel, sanatsal, kültürel ve spor alanlarında sürekli boy ölçüşüyorlar. Ulusçuluk bilinci bu alanlardaki rekabet sayesinde tazeleniyor. Egemenlik bu alanlarda sağlanan üstünlükle kuruluyor.[13]

 

MİLLİYETÇİLİK İLLETİ!

 

Sadece bu kadar da değil![14]

Bilindiği üzere futbol, “biz” ile “ötekiler”i karşı karşıya getirerek zamanımızın en derin simgesel matrislerinden birisi olmuştur. Çünkü “biz”/ “öteki” imgesi üzerine kurulan futbolda, taraftarlık-kimlik ilişkisinin yanı sıra taraftar zihniyetinin oluşmasında etkili olan faktörler; “biz”den “öteki”ye uzanan çizgide milliyetçiliği besler.

Milliyetçi söylemin (yeniden) üretildiği ve millî kimliğin söylemsel olarak (yeniden) kurulduğu hegemonik-toplumsal pratiklerin alanını oluşturan popüler-kültürel bir form olarak futbol, “biz” ve “onlar” ikileminde somutlanır.

Bu da, milleti, söylemsel olarak oluşturulan milliyetçiliğin “hayali topluluğu”yla doğrudan ilintilidir. Milli kimlik, belirli ortak anlam, kod, simge, ritüel, mit vb. temelinde kurulan bir eşitlik (“biz”) ve farklılık (“ötekiler”) ilişkisinin ürünüyken; bir ideolojik söylem olarak milliyetçilik, “rakip”, “düşman”, “ezen”, “tâbi” vb. olarak “onlar”a karşı antagonistik bir tarzda eklemlenmesini temsil eder.

Genelde popüler spor kültürü ve özelde de popüler futbol kültürü, millî kimliklerin (yeniden) kuruluşuna çeşitli biçimlerde katkıda bulunurken; futbolda ortaya çıkan ırkçı-milliyetçi şiddetin ilk boyutunda, ötekileştirme yatar.

Bu durumda denilebilir ki futbol alanında elde edilen başarıların açık ve kesin olması milli maçların önemini arttırmıştır. Popüler futbol kültürü, milliyetçi söylemin (yeniden) üretildiği ve milli kimliğin söylemsel olarak (yeniden) kurulduğu hegemonik toplumsal pratiklerin bir alanını oluşturmaktadır.[15]

İşte bu yüzdendir ki Kuper’in de belirtmiş olduğu gibi bir ülkenin futbol takımı, ulusun ta kendisidir. Türkiye milli futbol takımının ya da kulüp takımlarının Avrupa kupasında oynamış olduğu maçlarda “Türkiye Santradadır”, “60 Milyon Kalp Milli Takım İçin Atmaktadır,” çığlıkları bundandır.

Futbol üzerinden milliyetçiliğin yükseldiğini -defalarca!- doğrulayan sosyal pratik yanında; futbolun bir “savaş modellemesi” olduğu da unutulmadan; “Rusya Başkanı Vladimir Putin, İngiltere’yle oynayacakları Euro 2016 maçı öncesi İngiltere açıklarına bir saldırı denizaltısı gönderdi,” haberleri medyaya düşünce; spor, siyaset, milliyetçilik ve uluslararası ilişkilerin futboldan ayrı düşünülmediğini bir kez daha anlamış olduk.

Rus taraftarlar ile İngiliz taraftarların sokak çatışmaları, Fransa’nın kimi Rus taraftarları sınır dışı etmesi, Rusya’nın ve Fransız büyükelçilerinin ülkelerin dışişlerine çağırılması aslında yukarıda bahsettiğimiz tezin önemini ortaya koyuyordu.

Futbol ve siyaset sarmalında öyle bir yaşanmışlık daha vardı ki; “Yok artık” dedirtecek düzeydeydi!

İki komşu ülke El Salvador ve Honduras arasındaki üçüncü maç sonrası çıkan ve 100 saat süren bir savaş!

Dünya literatürüne ‘Futbol savaşı’ olarak geçen bu olayın bilançosu; 2100 ölü, 12 bin yaralı…

El Salvador ve Honduras arasında göçmenler yüzünden ortaya çıkan gerginlik ile başlamıştı her şey ve bir futbol maçıyla patlamıştı…

27 Haziran 1969’da ise El Salvador, Honduras ile bütün ilişkilerini kesmiş, iki ülke arasındaki sınır kapatılmıştı. Futbol maçıyla birlikte iyice gerilen ortam bir türlü yatışmamış. Ve 14 Temmuz’da El Salvador uçakları Honduras’ı bombalamaya başlamıştı.

Savaş sadece dört gün sürdü ancak iki ülkenin barış anlaşması imzalaması tam on iki sene aldı. Ve her iki ülke ekonomik ve toplumsal olarak büyük yıkıma uğradı.[16]

Tam da bunun için “Dört yılda bir yapılan dünya futbol şampiyonası, sadece ülkelerin futbol takımlarının bir araya gelmesi, birisinin kazanması diğerinin kaybetmesi, elenmesinden ibaret bir oyun değildir. Bu nedenle dünya futbol şampiyonası asıl olarak toplum içerisinde her dört yılda bir ulusal kimliklerin, aidiyetlerin, sembollerin yeniden öne çıktığı, üretildiği ve ‘taraftar’ olarak nitelendirilen geniş kitlelerin bunlara göre bölündüğü bir dönemdir. Zira, bu şampiyona sırasında tutulan sadece bir takım değil, ülke, ulus hatta devlettir. Taraf tutanlar da genellikle ‘kim iyi oynarsa kazansın’ deme yerine, kendi ulusunun ne pahasına olursa olsun kazanmasını istiyor.”[17]

Ancak madalyonun bir diğer yüzü daha var; aktarıyorum:

  1. i) Türkiye futbolu, sezon başından bu yana kendisine İkinci Lig kırmızı gruptan bir düşman seçmiş durumda: Amedspor. Bu takım neden düşman ilan edildi, TFF neden baş aktör? Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, hükümeti, pervasız ve utangaç muhalefet kanatları, sermayesi ve “güvenlik güçleri” ile Amedspor’un temsil ettiği Kürt halkına yönelik barbar bir savaş yürütüyor.[18]
  2. ii) Biri kadın beş Amedspor yöneticisi tahta ve demir sopalarla, 50 kadar Ankaragücü taraftarının girdiği protokol tribününde öldüresiye dövülmüş; biri 2.5 metre yükseklikten aşağı düşmüş, biri beyin travması geçirmiş, üçünün de burnu kırılmıştı.[19]

iii) Spor âlemi, ana akım medyası ve popüler figürleriyle muktedirin izinde. Bunun gereği olarak da tüm kapsayıcılığıyla ırkçı histeriye kucak açmış ve kışkırtıcılık dozunu en tepeye çıkarmış durumda. Bu alandaki düşünsel sığlık barışa dair umutları yerle bir edebilecek kadar vahim. Vatan, millet, bayrak, şehit, kan gibi kutsallaştırılmış kavramlarının üzerine kurgulanan hamasi/ezber söylemlerin belirlediği sınırı geçip farklı düşünceler dile getirebilecek aklın, mantığın, vicdanın, bilginin kırıntısı dahi görünmüyor.

Fatih Terim, Hollanda galibiyetinin ardından, acılı günler yaşandığı için maçla ilgili olarak konuşmayacağını söylüyor ama hemen ardından galibiyeti “şehit yakınlarına” adamaktan da geri durmuyor. Böylece hem “şehit” yakınlarının gönlünü almış, hem de vatan kurtarma mücadelesine önemli bir moral desteği sunmuş oluyor!

A Milli Basketbol Takımı Antrenörü Ergin Ataman’a ne demeli peki?.. Güç gösterisine girişmeyi pek seven bu kişi, Avrupa Şampiyonası’nda Almanya galibiyetinin ardından Yüksekova’da bir polisin Kürt işçilere söylediği söze göndermede bulunurcasına, “Türk’ün gücünü gösterdik” diye düpedüz ırkçı ve bir o kadar da komik bir laf edebiliyor.[20]

  1. iv) Yunanistan milli marşı çalınırken tribünlerden gelen ıslıklar, atılan sloganlar... Yaygınlaşma ve salgına dönüşme tehlikesini de görmeliyiz. Tribünlerin siyasileşmesi ve siyasetin tribünleri ele geçirmesi kartopu gibi yuvarlanarak “çığa” dönüşebilir.[21]
  2. v) Nihayet, “Toplumun sağcılaştırılması ile futbol ilişkisi”ne[22]bir örnek olarak ‘Euro 2016’…

Mucize bir frikik golü sayesinde Avrupa Futbol Şampiyonası’ndaki son 24 takım arasında kendine yer bulan milli takım, son 16’ya kalamayınca başarısızlığın faturası da “kahpe İtalyanlara” kesildi ve herkes rahatladı. Kusur tabii ki bizde değildi…[23]

Ve de ‘Euro 2016’da gündeme taşıyan haberler, prim tartışmalarıydı. Milli Takım’da ilk 11’de oynayanlara: yüzde 100, 350 bin Euro… Sonradan oyuna girenlere: yüzde 60, 210 bin Euro… Yedek bekleyenlere: yüzde 40, 140 bin Euro veridi![24]

Hem de bin küsur TL’lik asgari ücret Türkiye’sinde![25]

Daha da fazlası var ya…

 

SİYASAL BOYUT

 

Cem Dizdar, “Spor siyasetten bağımsız değil,”[26] derken; futbolda siyasetle, egemenlerin lehine iç içedir…

Kimileri “yok öyle bir şey” dese de Türkiye’de siyasetin spor ile iç içe olduğu tartışılmaz bir gerçek; işte 1933’ten günümüze futbol-siyaset ilişkisi...

Mustafa Kemal’in hangi takımı tuttuğu tartışmaları yıllardır süren, fakat bir türlü sonuca bağlanamayan bir konu; ancak her şeye rağmen Güneşspor’u diğer takımlardan biraz ayırmak gerekir.

Güneş Spor Kulübü 1933 yılında Galatasaray Spor Kulübü’nden ayrılan, içlerinde eski başkanlardan Yusuf Ziya Öniş’in de olduğu, fikir ayrılığı yaşayan bir grup yöneticinin kurduğu bir kulüp. İlk başta ismini Sarı-Kırmızı yapmak istemiş, fakat mevzuat izin vermediği için Ateş-Güneş adını almıştır, daha sonra Mustafa Kemal’in isteğiyle sadece Güneş ismini kullanmıştır. Kulüp 5-6 yıllık yaşantısı boyunca ciddi anlamda siyasal ve maddi destek görmüş, büyük transfer paraları ödeyerek, zamanın önemli oyuncularını almış hem Milli Küme, hem İstanbul Liginde şampiyonluk yaşamıştır, üstelik güçlü olduğu gerekçesiyle alt liglerde oynaması gerekirken, direkt en üst ligden yarışmaya başlatılarak. Güneş Spor Kulübü; spor faaliyetlerinin yanında topluma yönelik etkinlikler, faaliyetler, toplantılar da düzenler, bir spor kulübü olmaktan öte, genç bir cumhuriyetin yeni oluşan toplumunu bir yaşam tarzına alıştırmanın aracı gibi çalışır.

Futbol belki henüz endüstriyel olmamıştır ama her zaman siyasetle, belli gruplarla iç içe olmuştur. Üç büyükleri de bundan ayırmak pek mümkün değildir.

Beşiktaş, bilinenin aksine halka değil, saraya yakın bir takımdır kuruluş yıllarında; Osman Paşa’nın sarayında kurulan kulübün yönetici ve kurucuları arasında 2 tane de veliaht prens bulunmaktadır. Takım maçlara ve antrenmanlara giderken sarayın da desteğiyle o zamanın faytonlarını kullanır buradan gelen “Arabalılar” lakabı daha sonra “Arabacılar”a dönüşmüştür.

Mektebi Sultani’ye dayanan Galatasaray Spor Kulübü de, her daim bürokraside egemen olmuş kişilerin kulübü olmuştur; gerek saray zamanı, gerek Cumhuriyet döneminde bu egemenlik devam ederken; özellikle 90’lı yılların sonlarında TFF’de ve ülkenin futbol yönetiminde bu etki çok net olarak görülmüştür.

İttihatçılar ile yakın ilişkileri bulunan Fenerbahçe Spor Kulübü ise Cumhuriyet’in ilanından sonra CHP ile çok yakındır. Tek parti döneminde Maliye, Adalet, Dışişleri Bakanlığı yapmış, daha sonra Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı koltuğuna oturmuş olan “Şükrü Saracoğlu” aynı dönemde tam 17 yıl Fenerbahçe Spor Kulübü’nün başkanlığını da üstlenmiştir. Bugünkü stadın olduğu Papazın Çayırı’nı 1 TL gibi sembolik bir fiyatla Fenerbahçe Spor Kulübü’ne kazandıran Saracoğlu’nun kırdığı en uzun süreli başkanlık rekorunu ancak 2014 sonlarında Aziz Yıldırım kırabilecektir.

Tek partili hayattan, çok partili hayata geçildikten sonra da siyaset spordan elini çekmemiş, aksine her göreve gelen iktidar; geniş kitleleri peşinden koşturan özellikle 3 büyük kulübe hükmetmeye, bu kulüplerin başkanlarının belirleme sürecine dahil olmaya çalışmıştır. 1950 seçiminin ardından ülke yönetimini devralan Demokrat Parti de aynı yöntemi benimsemiştir. 

1960 darbesinden yaklaşık 3 hafta sonra düzenlenen Cemal Gürsel Kupasına; Beşiktaş Futbol Takımı oyuncularının her birinin Cemal Gürsel’in isminin birer harfini taşıyan formayla çıkma jestini göstermesi, kulüp başkanı darbe sonrası içeri alınmış bir kulüp için ne kadar da manidardır.

Aynı dönemde Menderes’in yardımcısı Medeni Berk’in başkanlığını yaptığı Fenerbahçe Spor Kulübü ise adeta kapanma noktasına gelmiş ve Medeni Berk’in yerine Zeki Rıza Sporel getirilerek bu dönem de bir şekilde geçiştirilmiştir.

1980 darbesini yapan Kenan Evren’in Türkiye Kupasını kazanan 2. Lig temsilcisi Ankaragücü’nü, ligden çıkamamasına rağmen, özel bir yasayla o zaman en üst lig olan 1. Lig’e çıkarması da tartışmalara neden olmuştur.

1990’lı yıllar Belediye Başkanlarının kentin kulüplerini de yönetme yıllarıdır. Sefa Sirmen’in Kocaelispor’u ve Celal Doğan’ın G. Antepspor’u 2000lerin başlarına kadar bu durumun en önemli iki örneğidir.

13 Mayıs 2001 tarihinde 2. Lig Play-Off Grubunun sondan bir hafta önceki maçında 30 puanla 3.sırada olan Diyarbakırspor ile 32 puan ve averajla 2. sırada olan Altay karşı karşıya gelir. Grubu ilk 2 sırada bitiren takımların doğrudan 1.Lige çıkacağı sistemde, beraberliğin de Altay’a yaradığı bu hayati maç son anda TRT’nin canlı yayın programından çıkartılır. İzmir’den gelen basın mensuplarının tartaklanıp, fotoğraf makinalarına en konulduğu, Altaylı futbolcuların tartaklanıp soyunma odalarına gaz sıkıldığı bir ortamda, maçı 3-1 kaybeden Altaylı futbolcular canlarını kurtardıkları için mutludurlar, yaşanan olaylar basına yansımaz; ertesi hafta Diyarbakırspor İstanbul BB’yi deplasmanda 3-2 yenip 1. Lige çıkarken; dönemin Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz ve bazı bakanlar da bu tarihi ana eşlik etmek için İnönü Stadı’nda hazır bulunurlar. Aynı yılın Ocak ayında şehit edilen Emniyet Müdürü Gaffar Okan’la başlayan şehir ve devletin barışması projesi, Diyarbakırspor’un 1. Lige çıkmasıyla tamamlanır.

2002 yılından bugünümüze gelecek olursak da isimler ya da yöntemler şekil değiştirse de olan bitenler aşağı yukarı aynıdır.

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın ayağa kalkmayı bekleyen dev Eskişehirspor’u Süper Lig’e çıkartmak için Sergen’i kırmızı siyahlı takıma kazandırması dönemin belki de ilk icraatıdır. Unakıtan Eskişehirspor’un Süper Lig’e çıkılması hâlinde Ronaldinho’yu da getireceğini söyler fakat Barcelona’dan ayrılan Ronaldinho Milan’a gidince Kemal Bey hiç değilse ismi Ronaldinho olan bir futbolcuyu Eskişehirspor’a getirmek ister fakat bunu da başaramaz.

Binali Yıldırım İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığı döneminde Karşıyakalılara şirin görünmek için, Tavşanlı Linyitspor’u ligde tutabilecek belki de son umudu olan Cafercan’ı Karşıyaka’ya getirmeyi kafaya koyar. Her ne kadar bir Kütahya temsilcisi olsa da Tavşanlı Linyit kulübü Ankara’daki Taş Kömürü İşletmelerine bağlıdır. Bank Asya 1. Ligi’ne yükseldiği 2.s ezonda Mustafa Reşit Akçay yönetiminde Süper Lig Play-Off’larına yükselme başarısı gösteren kulübün, masraf olmasın diye Süper Lig’e çıkartılmak istenmediği ilçede konuşulur. O başarılı sezonun ardından, yıldız futbolcuların satılması ve Mustafa Reşit Akçay’ın gönderilmesi ise bu söylentiyi güçlendirir. 2 sezon daha son haftalarda ligde kalmayı başaran takım; devre arasında Cafercan’ı Karşıyaka’ya gönderdiği sezonun sonunda 2. Lige düşerken, Karşıyaka’da da Cafercan aşısı tutmaz; Binali Yıldırım da İzmir’de seçimi kazanamaz.

  1. Antep Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Fatma Şahin ise G. Antep Büyükşehir Belediyespor’u Süper Lig’e çıkartmak için hâlâ yoğun bir çaba sarf ediyor…

Bu dönemin belki de en büyük projesi İstanbul Büyükşehir Belediye Spor olarak başlayan ve 2014 yılındaki Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinden 2 ay önce adını değiştirerek, İstanbul Başakşehir Futbol Kulübü olarak devam eden projedir. Başakşehir Futbol Kulübü Süper Lig’e çıktığı ilk yılda 4. olarak, Avrupa Kupaları’na katılma başarısı da göstermiştir. Başakşehir Futbol Kulübü Başkanı, AKP İstanbul Belediye Meclis Üyesi ve Mehmet Ali Aydınlar Federasyonunun Başkan Yardımcısı Göksel Gümüşdağ’ın bu başarıdaki payı şüphesiz pek çoktur.

Bu dönemin bir başka proje takımı olan Ankaraspor’un, Mahmut Özgener döneminde Ankaragücü ile olan organik bağı nedeniyle ligden düşürülmesi üzerine, kulüp TFF aleyhine dava açmış, tüm baskılara rağmen de davasını geri çekmeyince tüm liglerden atılmış ve lisansı iptal edilmiştir. Yıldırım Demirören başkanlık koltuğuna oturduğunda ise kulübün davayı geri çekmesi sağlanmış ve kulübe yeniden 1. Ligden başlayarak yarışma hakkı tanınmıştır. Bu hakkı kullanmayan Ankaraspor 2 sezon sonra yani 2013-2014 sezonunda 1. Ligde yer aldığı gibi TFF’den de önceki yaşanan olaylardan dolayı yaklaşık 22 milyon TL tazminat almıştır. Geri döndüğü ilk sezon Play-Off’ta Samsunspor’a elenen Ankaraspor sezon sonunda adını Osmanlıspor olarak değiştirmiş ve hemen ardından Süper Lig’e çıkmıştır.

Portekizli Salazar’ın 36 yıllık diktatörlük döneminde 3F (Futbol - Fiesta - Fado (Karnaval ya da festival olarak çevirebiliriz) ile halkı uyuttuğu söylenir. Bilgin Gökberk’in deyimiyle bize tek bir F (Futbol) yetiyor. Futbol böylesine çılgınca kitleleri peşinden koşturmaya, bu kadar şişirilmiş paraların döndüğü bir sektör olarak büyümeye devam ettiği müddetçe her güç, gerek bu sektörü, gerek kulüpleri kontrol etme savaşına devam edecek.

Endüstriyel futbol karşıtı romantik arkadaşlara ise iki kötü haberim olacak. Futbol artık hiçbir zaman sizin sevdiğiniz gibi arsada oynanan, profesyonellerinin büyük paralar kazanmadığı, üzerine bahisler yapılmayan bir oyun olmayacak. İkinci haberim ise biraz daha can sıkıcı olabilir; aslında futbol hiçbir dönem sizin sevdiğiniz o saf, masum oyun değildi. İyi ya da kötü hemen her dönem belli güç odaklarına ve bir takım amaçlara alet edildi, köküne kadar siyasete bulaştı.[27]

Ve konuya ilişkin güncel birkaç veri daha:

  1. i) PTT 1. Lig’den Süper Lig’e yükselecek 2 takımın belirleneceği son hafta ve play-off maçları öncesi, AKP’nin ağır topları, futbol sahasında boy göstermeye başladı. Şike suçlamaları havada uçuşuyor.[28]

 

SPOR FEDERASYONLARINDAKİ KADROLAŞMA[29]

Güreş Federasyonu Başkanı Hamza Yerlikaya:

Eski AKP milletvekili.

Eskrim Federasyon Başkanı Müminhan Bilgin:

Telekomünikasyon Daire Başkanı.

Badminton Federasyonu Başkanı Murat Özmekik:

Milli Gençlik Vakfı üyesi ve Samanyolu Okulları öğretmeni.

Halter Federasyonu Başkanı Tamer Taşpınar:

Spor Genel Müdürü Yardımcısı ve eski İstanbul Spor İl Müdürü.

Gelişmekte Olan Spor Branşları Federasyonu Başkanı Haydar Doğan:

AKP Tunceli Milletvekili adayı.

Tenis Federasyonu Başkanı Osman Tural:

PTT Genel Müdürü.

Bocce Bowling Federasyonu Başkanı Ahmet Recep Tekcan:

Ankara Büyükşehir Belediyesi Basın Halkla İlişkiler Daire Başkanı.

Atıcılık ve Avcılık Federasyonu Başkanı Nur Ala Aliş:

Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın yakın arkadaşı.

Boks Federasyonu Başkanı Eyüp Gözgeç:

AKP Etimesgut Belediye Meclis üyesi.

İşitme Engelliler Federasyonu Başkanı Osman Aslan:

AKP milletvekili adayı.

Judo Federasyonu Başkanı Fatih Uysal:

Gençlik ve Spor Bakanı Danışmanı.

Motosiklet Federasyonu Başkanı Bekir Yunus Uçar:

Eski Spor Toto Teşkilât Başkanı.

 

  1. ii) Macaristan’da futbol anlayışı Başbakan Viktor Orban ile farklı bir kimlik kazandı. 1998 - 2002 yıllarında da Başbakanlık görevini yürüten Viktor Orban, 2010 yılında tekrar seçilmesi ile birlikte futbolda yeni yapılanmaya gitti. Viktor Orban televizyon kanallarını, radyoları ve gazeteleri satın aldı ve siyasi propaganda ile birlikte, taraftar gruplarına karşı bir kutup oluşturmayı hedefledi. Futbolu işadamları yönetiyorken; politika ile futbol iç içe geçti.[30]

iii) UEFA Etik ve Disiplin Kurulu, UEFA Şampiyonlar Ligi’nde Barcelona’nın Nou Camp Stadı’nda Bayer Leverkusen ile 29 Eylül’de oynanan mücadelede açılan Katalonya bayraklarından ve maç başında tribünlerde atılan “bağımsızlık” sloganlarından dolayı İspanyol ekibine 40 bin avro para cezası verdi.[31]

 

RÜŞVET/ ŞİKE GERÇEĞİ!

 

Sadece bu kadar da değil!

Mithat Fabian Sözmen’in, “Üst düzey sporcular, şaibeli spor yöneticileri zenginler kulübünün üyesiyse Panama Belgeleri’nde olmayacaklar da nerede olacaklar?”[32] sorusunu dillendirdiği kapitalizmde, spor (ve futbol) rüşvet ile şike değilse nedir ki?!

Sadece hatırlatmak için sıralıyorum:

  1. i) FIFA eski İcra Kurulu Üyesi Chuck Blazer, 1998 ve 2010 Dünya kupaları için rüşvet aldıklarını itiraf etti.[33]
  2. ii) 2014 Dünya Kupası’nın ev sahibi Brezilya’nın, FIFA yetkililerine pahalı kol saati verdiği ortaya çıktı.[34]

iii) FIFA Başkanı Sepp Blatter’ın istifasına yol açan yolsuzluk soruşturması ABD’nin futbol üzerinden güç gösterisine dönüştü.[35]

  1. iv) Rüşvet skandalı ile sarsılan FIFA’ya yılda 200 milyon dolar ödeyen sponsorları da rahatsız oldu.[36]

 

FIFA’NIN ANA SPONSORLARI

Adidas

Coca-Cola

Gazprom

Hyundai-KIA

Visa

FIFA’NIN GELİR DAĞILIMI

Pazarlama

yüzde 29

TV

yüzde 43

Diğer

yüzde 28

FIFA’NIN YILLAR İTİBARİYLE GELİRLERİ

Yıl

Gelir (milyar dolar)

2007

0.8

2008

0.9

2009

1

2010

1.3

2011

1

2012

1.2

2013

1.4

2014

2

 

HANGİ DÜNYA KUPASI NE KADAR ÖDÜL DAĞITTI

Yıl

Ödül (milyar dolar)

1982

20

1986

26

1990

54

1994

71

1998

103

2002

156

2006

266

2010

420

2014

476

 

  1. v) Küresel futbol spor tarihinin en kötü kriziyle sendelerken, Asya futbol yönetimlerinin radarlarında şeffaflık namına bir şey gözükmüyor.[37]

 

EKONONİK HÂL(İ)

 

Futbol, kapitalist gösteri sektörünün önemli bir kâr (ve sömürü) alanıdır; işte yoruma gerek bırakmayan veriler:

  1. i) 2012 yılında Şampiyonlar Ligi’nde toplam 6.5 milyar Euro’luk futbolcu değerine sahip olan 32 takımın mücadele edeceği Şampiyonlar Ligi, 754 milyon Euro dağıttı.[38]

 

LİGİN EN DEĞERLİ İLK 10 OYUNCUSU

Kim

Takım

Değeri

Lionel Messi

Barcelona

120 milyon Euro

Cristiano Ronaldo

Real Madrid

100 milyon Euro

Andres Iniesta

Barcelona

70 milyon Euro

Wayne Rooney

Manchester United

65 milyon Euro

Cesc Fabregas

Barcelona

55 milyon Euro

Aguero Kun

Manchester City

51 milyon Euro

David Silva

Manchester City

50 milyon Euro

Hulk

Zenit

45 milyon Euro

Robin van Persie

Manchester United

43 milyon Euro

Franck Ribery

Bayern Münih

42 milyon Euro

 

  1. ii) Futbol sitesi goal.com’un, en varlıklı futbolcuları gösteren ‘En Zenginler 2015’ listesine göre, bir yılda servetine 62 milyon Euro ekleyen Cristiano Ronaldo, 210 milyon Euro ile ilk sırada yer aldı. 2014 yılının ikincisi Messi, 200 milyon Euro ile ikinci sıradaki yerini korusa da, Ronaldo ile arasındaki 2 milyon Euro’luk fark 10 milyona çıktı.

2015’te 2014 yılına kıyasla önemli değişiklikler görülürken; 2014 yılında 85 milyon Euro ile 6’ncı sırada bulunan Neymar ve ailesi 2015’de 135 milyon Euro’ya yükselen serveti ile üçüncü oldu.

2014 yılı listesinde sekizinci sıradaki Zlatan İbrahimovic, 69’dan 105 milyon Euro’ya çıkan servetiyle 2015 yılında dördüncülüğe yükseldi.[39]

 

FIFA’NIN 2014 DÜNYA KUPASI ÖNCESİNDEKİ 4 YILDA GELİRİ[40]

5.7 milyar dolar, FIFA’nın 2014 Dünya Kupası öncesindeki 4 yıllık geliri.

1.6 milyar dolar, sponsorlardan gelen pazarlama gelirleri.

2.5 milyar dolar, televizyon yayın haklarından gelen para.

453 milyon dolar, dünya kupasını düzenlemesi için Brezilya’ya verdiği para.

1.5 milyar dolar, kasasında bulunan rezerv para.

75.3 milyon dolar, dört yıl boyunca ödediği toplam vergi.

 

iii) ‘Deloitte’in dünyadaki tüm futbol kulüplerinin 2014-2015 sezonundaki mali durumunun değerlendirildiği rapora göre, Real Madrid, 577 milyon Euro gelire ulaşarak peş peşe 11. kez sıralamanın en üst basamağında yer aldı. 2013-2014 sezonunda 484.8 milyon Euroyla 4. sırada bulunan Barcelona, UEFA Şampiyonlar Ligi’nin yanı sıra La Liga ve İspanya Kral Kupası’nda da şampiyon olduğu 2014-2015 sezonunda gelirini 560.8 milyon Euroya çıkararak 2’nciliğe yükseldi.

2011-2012 sezonunda 19, 2012-2013 sezonunda 16 ve 2013-2014 sezonunda 18. sırada bulunan Galatasaray, 2014-2015 sezonunda ilk 20’ye giremedi. Geliri 161.9’dan 159.1 milyon Euroya gerileyen sarı-kırmızılı kulüp, kendisine 21. sırada yer buldu.[41]

 

DELOITTE’IN İLK 10 SIRASINDAKİ TAKIMLAR

1

Real Madrid

577 milyon Euro

2

Barcelona

560.8 milyon Euro

3

Manchester United

519.5 milyon Euro

4

Paris Saint Germain

480.8 milyon Euro

5

Bayern Münih

474 milyon Euro

6

Manchester City

463.5 milyon Euro

7

Arsenal

435.5 milyon Euro

8

Chelsea

420 milyon Euro

9

Liverpool

391.8 milyon Euro

10

Juventus

323.9 milyon Euro

 

  1. iv) ‘The Forbes’un “dünyanın en değerli 20 futbol kulübü” değerlendirmesine göre, piyasa değeri 294 milyon dolar olan Galatasaray, listenin 20. sırasında yer aldı.

Dünyadaki futbol kulüplerinin 2013-2014 sezonundaki mali durumunun değerlendirildiği sıralamaya göre, 746 milyon dolarla en fazla yıllık gelire ulaşan İspanyol kulübü Real Madrid, 3.26 milyar dolarlık piyasa değeriyle “dünyanın en değerli futbol kulübü” unvanını aldı. Real böylece üst üste 3. kez listenin zirvesine yerleşti.

Madrid temsilcisini, bir diğer İspanyol kulübü Barcelona izledi. 2013-2014 sezonunda 657 milyon dolar gelir elde eden “Barca”nın değeri, 3.2 milyardan 3.16 milyar dolara geriledi.

Yıllık geliri 703 milyon dolar olan İngiltere Premier Lig takımlarından Manchester United, değerini 2.81 milyardan 3.1 milyar dolara çıkardı ve geçen yıl olduğu gibi listenin 3. sırasında kendisine yer buldu.

2014 yılında 16. sıradan girdiği listenin 2015 yılında da 20. basamağında yer alan Galatasaray, 8 İngiliz, 4 İtalyan, 3’er Alman ve 3 İspanyol ile bir Fransız kulübünün bulunduğu sıralamada Türkiye’yi temsil eden tek kulüp oldu. 294 milyon dolar değer biçilen sarı-kırmızılıların geliri, bir önceki sezona göre 16 milyon dolar artarak 220 milyon dolara ulaştı.[42]

  1. v) Liverpool, Alman teknik direktör Jürgen Klopp ile yılda 5 milyon sterline 3 yıllık sözleşme imzaladı.[43]

 

DÜNYANIN EN ÇOK KAZANAN TEKNİK DİREKTÖRLERİ

Pep Guardiola

Bayern Münih

16 milyon Euro

Jose Mourinho

Chelsea

11.5 milyon Euro

Roberto Mancini

Milan

10.5 milyon Euro

Luis van Gaal

Manchester United

7 milyon Euro

Arsene Wenger

Arsenal

6.5 milyon Euro

Manuel Pellegrini

Manchester City

3.5 milyon Euro

 

LİGLERE GÖRE ORTALAMA GALİBİYET PRİMİ[44]

ÜLKE

MAÇ BAŞI

İngiltere

6 bin Euro

Almanya

4 bin Euro

İspanya

5 bin Euro

Türkiye

10-20 bin Euro

 

  1. vi) FIFA 2014 Dünya Kupası, kendi ekonomisini de yarattı. Bu süreç boyunca Brezilya’ya giden futbolseverlerin Visa kartlarıyla yaptıkları harcamalar toplamda 380 milyon dolara ulaştı. 12 Haziran-13 Temmuz 2014 tarihleri arasında Brezilya’da Visa kartlarıyla en fazla harcamayı ise Amerikalılar yaptı. Brezilya’ya giden Amerikalı futbolseverler toplamda yaklaşık 95 milyon dolar harcama yaparken; onları, 32 milyon dolar ile İngilizler ve 25 milyon dolar ile Fransızlar takip etti.

2010 yılında Güney Afrika’da gerçekleşen Dünya Kupası sırasında yabancılar, Visa kartları ile yaklaşık 258.5 milyon dolar harcama yapmıştı.[45]

 

BREZİLYA VE ALMANYA: SPORTİF GÖSTERGELER[46]

 

BREZİLYA

ALMANYA

Milli Takım’daki oyuncuların değeri

467 milyon €

526 milyon €

Takımın en pahalı oyuncusunun değeri

60 milyon € (Neymar)

50 milyon € (Mesut Özil)

Teknik Direktör ücreti

2.8 milyon € (Luiz Felipe Scolari)

2.5 milyon € (Joachim Low)

Kupayı kazandığında futbolculara verilecek prim

330 bin €

300 bin €

Kazandığı Dünya Kupası sayısı

5

3

Sponsorluk bedeli

25 milyon € (Nike’ın Brezilya’ya ödediği)

27 milyon € (Adidas’ın Almanya’ya ödediği)

Dünya Kupası için yaptığı harcama

10 milyar €

4 milyar €

 

vii) Daha önce ek iş veya hobi olarak yapılan hakemlik artık profesyonel meslek hâline geldi. Aylık 15 bin TL sabit maaş alacak profesyonel hakemlerin 3 maçta düdük çalması hâlinde geliri 30 bin lirayı geçecek. Avrupa’da birçok ligde profesyonel hakemlik yapılıyor. Bu liglerin başında ise İngiltere Premier Ligi geliyor. Bu ligde düdük çalan bir hakemin yıllık ortalama geliri 100 bin Euro’yu geçiyor. Dünyada en çok kazanan hakemler ise İspanyollar. Bu hakemler maç başına 6 bin Euro para alıyor. Avrupa maçlarında da daha çok boy gösteren İspanyolların yıllık geliri 180 bin Euro’ya yaklaşıyor. Avrupa genelinde ortalama bir hakemin yıllık geliri ise 50 bin Euro civarında.[47]

viii) İnsan hakları savunucuları Dünya Kupası’nın gerçek maliyetini, sayısı artan göçmen işçi ölümleri üzerinden hesaplıyor. Dünya Kupası’nın Katar’da düzenleneceğinin açıklanmasından bu yana ülke genelinde 1200 işçi yaşamını yitirdi. 2022’ye kadar bu sayının 4 bini bulması bekleniyor.[48]

 

COĞRAFYAMIZDAKİ GÖRÜNÜM(Ü)

 

Eski Galatasaray Başkanı Ünal Aysal’ın, “Futbolu devlet yönetiyor,”[49] notunu düştü

20.11.2016 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

TRAJİK AFGANİSTAN DERS(LER)İ

İNSAN(LIK)I YAZMAK HÂL(LER)İ

‘ATEŞTEN YAŞAMLAR’IN, DÜŞLERİN ROMANI

“EHLİLEŞTİRİLEMEYEN” TİYATRO(CU)NUN GEREKLİLİĞİ

ŞİİR İNCE İŞTİR; KALIN KAFALARA TESİR ETMEZ!

NURHAK AYAKTAYKEN “ÖLDÜ MÜ DENİR ONLARA”?!

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

MADIMAK’TA YAKILIP YIKILAN HEPİMİZDİK

SEVDİĞİ RENK MAVİ; TUTKUSU DA AŞK VE DEVRİMDİ

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

FUTBOL FELAKETİ

MAFYASIZ KAPİTALİZM OL(A)MAZ

BUGÜNDE ‘68/ ‘71’İ ANLAMAK

1830’DAN 1871’E -AVRUPA’DA- SINIF SAVAŞLARI

GENÇLİK(İM)DEN KALAN(LAR) FİKRET İLE TİMUR

NEFRETİN, AYRIMIN BOY HEDEFİ: ÖTEKİLEŞTİRİLEN ALEVÎ(LER)

İKTİSADÎ ÇÖKÜŞ, BEŞERÎ ÇÖZÜLME

1 MAYIS’A GİDERKEN

ANIN YAZARI: ADALET AĞAOĞLU

KARDEŞİM(İZ)İN “DAVA”SI (MI?)![*]

SAHNE (DURUŞU) PERFORMANSININ POLİTİKASI

YEDİ NOKTA YA DA YETER ARTIK

YAZMAK SERÜVENİNE BİR BAKIŞ

ÇİN DEYİNCE...

KLASİK MÜZİĞİN ÖNEMİ[*]

ÖZGÜRLÜK YERKÜREYİ KURTARIP, GÜZELLEŞTİRME UMUDU VE İRADESİDİR

KAHVERENGİ TONLU COVİD-19 GÜNLERİNDE (C)EZAEVLERİ

“İŞÇİ SINIFI” DEYİNCE

ANILAR, SESLER, ŞARKILAR

ÖZGÜR İFADE “HAZIR OL”DA DUR(A)MAZ

MİZAH/GÜLMECE ŞAH(LAR)I MAT EDER

DEDE EFENDİ’Lİ, İTRÎ’Lİ, LİMONCİYAN’LI KLASİK MÛSİKÎ

EKONOMİK VAZİYET(İMİZ) İLE BEŞERİ TABLO(MUZ)[1]

“ADINI SİZ KOYUN” 3

“ADINI SİZ KOYUN” 2

“ADINI SİZ KOYUN”

“AZ YAZIP ÇOK SÖYLEYEN” CEMAL SÜREYA

İSYAN SANCAĞINI YÜKSELTENLERİN KUŞAĞINDANDIR GENÇLİK

ÖRNEKLERİYLE -OLMASI GEREKEN- AYKIRI[*]

YAPITLARIYLA HAFIZALARDAN SİLİN(E)MEYEN AGNÈS VARDA

“ŞİMDİLERDE KARAMSARLIĞI DAHA İYİ ZAMANLARA BIRAKALIM”

GOMİDAS’LI HALK MÜZİĞİ(MİZ)

ŞAİRLER GALERİSİ

RUMLARA DAİR TARİH (B)İLGİSİ

GEÇMİŞTEN (BUGÜNDEKİ) GELECEĞE

IRKÇILIK/ FAŞİZM SUÇU

COVID-19 GÜNLERİNDE SORU(N)LAR, SORUMLUKLAR

V. İ. LENİN VE EKİM DEVRİMİ

HÂLÂ ONLARLAYIZ; ONLARDANIZ

“MED CEZİR”Lİ ‘ÇETİN’ KALEM

AYDIN DURUŞU VE SORUMLULUĞU

VATAN’IN F3’ÜNDE DÖRT GÜN

SORU(N)LAR, YANIT(SIZLIK)LAR

TRUMP KÂBUSU VE EMPERYALİST ABD

DOĞAN HIZLAN VESİLESİYLE ELEŞTİRİ VE YAZMAK ÜSTÜNE

BİR “İZMİRKOLİK”İN SERÜVENİ

TÜRKÜLER(İMİZ) VE BİZ

HAYALLERİMİZİ EMZİREN YAZMAK EYLEMİ

LAİKLİK ZARURETTİR

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR ( 2 )

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR

DOĞAN GÜNÜN OZANLARI

SURUÇ’UN 33’LERİ VE ONLARIN ÇAĞDAŞ AYDIN’I

ARKADAŞ(IMIZ) Z. ÖZGER

“DİNEN BİR FIRTINA”YI ANLA(T)MAK

“MODAYI BİLİP DE ONA KAPILMAYAN”DI AHMET OKTAY

ÖZLEMLERİN İSYAN ÇIĞLIĞIDIR ŞİİR

PINAR YOLDAŞA KALKAN ELLER KIRILIR

BİR SEVDADIR TİYATRO

ÖMER ŞERİF’İN OYUNCULUĞU

2020’NİN 18 MAYIS’INDA ONA DAİR

YER İLE GÖK ARASINDAKİ UYUM: KLASİK MÜZİK

6 MAYIS HAKİKÂTİ ÖLÜMSÜZDÜR

ÖLÜM ORUCUNUN 320. GÜNÜNDE İBRAHİM GÖKÇEK İÇİN

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020 ( 2 )

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020

ÖĞRENCİSİ OLDUĞUM ‘İNSANCIL’A DAİR

BUGÜNÜ VE SONRASI İLE COVID-19

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR ( 2 )

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR

UNUTAMADIĞIM FİLM(LER), YÖNETMEN(LER), OYUNCU(LAR

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ ( 2 )

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ

TARIM(IN) HÂL(LER)İ

KLASİK MÜZİĞİN FARKLI İKİLİSİ: MOZART İLE STRAUSS

AŞIKTI, “GARİP”Tİ, HALK DERVİŞİ NEŞET ERTAŞ

TARİH(İMİZ)E HAYRANLIKLA, MİNNETLE, SAYGIYLA

ÇOKSESLİ MÜZİĞİN DEVRİMCİ DEHASI BEETHOVEN

SİNEMAMIZIN DERVİŞİ: AYTAÇ ARMAN[*]

EYGİ VESİLESİYLE -BALIK HAFIZALILAR İÇİN- 50 YIL SONRA “KANLI PAZAR

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ! ( 2 )

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ!

KRİZ İLE GELEN(LER)

USTANIN KADİM DOSTU, YADİGÂRI BALABAN

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? ( 3 )

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? (2)

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR?

IŞIĞIN RESMİNİ ÇİZEREK, TARİHİ ZAPT ETMEK

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER ( 2 )

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ! ( 2 )

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ!

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ ( 2 )

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ…

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK) ( 2 )

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ ( 2)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ?!

HAS BİR TİYATROCU: CÜNEYT TÜREL

AHMET KAYA VARDI, VARDIR, VAR OLACAKTIR

KAVGADAN BESLENİP; ONU ÇOĞALTAN ŞİİRİN ŞAİRİ: ADNAN YÜCEL

33’LER İLE ÇAĞDAŞ’INDAN ÖĞRENDİKLERİM(İZ)[*]

ULUSLARARASI KAOSUN GELECEĞİ

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI ( 2)

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK ( 2 )

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK

KÖLELİĞE KARŞI MÜCADELENİN BİRLİĞİ İÇİN (YA DA “NE OLUYOR; NASIL; NE YAPMALI” MI?)

ELEŞTİREL ARABESK HİKÂYESİ

SÖZÜN MİLİTAN EYLEMİ; HAKİKÂTİN BEDELİ ÖDENMİŞ SÖZCÜSÜ

KIPIR KIPIR, NEŞE DOLU “DELİ KADIN”: AYŞEN GRUDA

CUMHURİYET İLE MÜZİK(İMİZ)

BAŞKALAŞANLARDAN DEĞİL, GELİŞENLERDENDİ GÜLRİZ SURURİ

KİTLE ÖRGÜTLERİ VE DEMOKRATİK İŞLERLİK

“SANAT UZUN, YAŞAM KISA”YDI MELİH CEVDET İÇİN

ZOR(UNLU) BİR MESELE: ALTERNATİF DEVRİMCİ-HALKÇI YEREL YÖNETİM

YAZDIĞINIZ YAŞAM YA DA SAFSATADIR!

HALKIN -BAŞKALDIRAN- ARZUHÂLCİSİ: YAŞAR KEMAL

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)[2]

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)

MAYIS KIZILLIĞINDA ‘71 KOPUŞU VE KAYPAKKAYA

BUGÜN(ÜMÜZ)DE FAŞİZM(LER)

SİNEMANIN MÜSTESNA İSİM: METİN ERKSAN

İNSAN OLMAK ZORKEN, ‘İNSAN’DI ZEKİ ALASYA

ÖLÜMSÜZLÜK BAĞLAMLI KIZILDERE(MİZ)

SAİT FAİK’İN DÜŞ(ÜNCE)LERİ

İSYANA DÖNÜŞ(EME)YEN İTİRAZ VEYA MÜSLÜM GÜRSES HİKÂYESİ (Mİ?

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 3 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 2 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF ( 2 )

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ) 2

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ)

DİZELERİYLE REFİK DURBAŞ ÖYKÜSÜ

AFORİZMALARDAN BUGÜN(ÜMÜZ)E UYARILAR

‘KEL MAHMUT HOCA’ + ‘YAŞAR USTA’ + ‘TURŞUCU KAZIM’ + ‘AYYAŞ EMİN’Dİ O…

hatırlamiyorum-nakaratlarina-hatirlatalim

“NETAMELİ BİR KONU”: ULUSAL SORU(N)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 3)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 2 )

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI

ABD EMPERYALİZMİ VE VENEZÜELLA 2019

AYKIRI DİZELER, ŞAİRLER

ÇEŞİTLİ VECHELERİYLE BEŞERİ (EKONOMİ-POLİTİK) KRİZ

“BÜYÜK FOTOĞRAFÇI”NIN GERÇEĞİ VE DRAMI

KRİZ “İMKÂN, TEHDİT VE KARAR” BİLEŞKESİDİR

İNSANI İNSANLAŞTIRAN DEĞERLER: AŞK, SANAT, BAŞKALDIRI, MÜCADELE

HİÇLEŞTİRİLME KAYGISINDAN ÖFKEYE SARI YELEKLİLER

68 HAREKETİ, MAYIS(IMIZ), KAYPAKKAYA VE 1971

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM ( 2)

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM

NBC SİNEMASI (MI?)

DÖRT GÜNLÜK “Bİ ŞEY”

ISINMANIN ÖTESİNDE -YANIYOR!- YERKÜRE

YEŞİLÇAM’LI TÜRK(İYE) SİNEMASI

YAZMAK EYLEMİNE MÜNDEMİÇ NOTLAR

SANAT (VE TİYATRO) İLE HAYAT

EYYAMCI DEĞİL, HER DEVİRDE İNSANDI TARIK AKAN

YIKA YIKA YARATARAK YAZMAK

SIRILSIKLAM BİR ÂŞIK: BEDRİ RAHMİ

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR) ( devam)

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR)

ÖNCESİYLE 15-16 HAZİRAN’DAN BUGÜN(ÜMÜZ)E

HAKKÂRİ’DEKİ PARİS’Lİ: FERİT EDGÜ

TİYATRONUN UNUTULMAZ İNSAN(LAR)I

KARL MARX İLE MARKSİZMİ

LATİN AMERİKA VE EDEBİYAT ve GRUP YORUM'la dayanışma videosunu

ÜTOPYALAR(IMIZ)IN TARİHSEL ZEMİNİ

TÜKETİLE(MEYE)N İNSAN(LIK

KAPİTALİST KENT(LEŞMEMİZ)İN HÂL-İ PÜR MELALİ

KRİZİN, SAVAŞIN, VAHŞETİN “YDD”Sİ

POLİTİK SİNEMA İHTİYACI BÜYÜRKEN

O SES PEŞİNDEN SÜRÜKLENEN YILDIZ KENTER

MART’IN 10 KIZIL KARANFİLİ (VE ANIMSATTIKLARI

“DERİN AŞKLARIN, BAĞLILIKLARIN, HASRETLERİN, ŞEFKATİN ŞARKILARINI SÖYLEDİ” YILMAZ GÜNEY

DEVRİMCİ BİR DERVİŞ: OKTAY ETİMAN

İTİRAZ EDEN MÜLKSÜZLER İÇİNDİR LE GUIN

İRAN SOKAKLARININ BAŞKALDIRISI

SAF IŞIĞIN, ŞEFFAF SİMGELERİN ŞAİRİ: TOMAS TRANSTRÖMER

KAPİTALİZM KİRLİDİR, KİRLETİR

HRANT’IN KOLEKTİF KATLİNİN ANATOMİSİ

OHAL’(LERİN)İN EKONOMİ-POLİTİK DÖKÜMÜ

ŞİMDİLERDE ŞİİRE DAHA ÇOK MUHTACIZ GİRİZGÂHI

İSYANCI ŞEYH BEDREDDİN GERÇEĞİ

ORTADOĞU SARMALI VE T.“C”

DÜŞÜN(ECEĞİZ), YAZ(ACAĞIZ), KONUŞ(ACAĞIZ), SUSMA(YACAĞIZ)![

FAŞİZM(LER)İN GÜNCELLİĞİ VE IRKÇILIK

AŞK -İNSAN(LIK)A DAİR- HER ŞEYDİR![

EKİM DEVRİMİ İLE TARTIŞMALI “TARTIŞMALAR”I

GÜNCELDEN TARİHSELE İŞÇİ SINIFI

KAPİTALİST İKTİDARIN EĞİTİM(SİZLİĞ)İ VE COĞRAFYAMIZ

YENİ(DEN) ‘68’İ ANIMSA(YALIM)

AN-KARA’DA BİR KIPKIRMIZI CUMARTESİ

GÜLTEN AKIN: KENDİ GİTTİ, ŞİİR(LER)İ KALDI

BOYACI HALİL’İN MÜŞFİK KENTER’İ

EMPERYALİST YERKÜREDE BARIŞ (YALANI) VE SAVAŞ (GERÇEĞİ )

SİNEMA VE YÖNETMEN(LER)

PARİS KOMÜNÜ(MÜZ) HÂLÂ GÜNCEL

KAPİTALİZM VE TARIM(IMIZ)

“DUYARLILIĞIN İNCELİĞİN ESENLİĞİN YAZARI”: OKTAY AKBAL

KAPİTALİZMİN YARATTIĞI TABLO MU DEDİNİZ?

ÖĞRENCİ HAREKETİNİN TOPLUMSAL MÜCADELEDEKİ YERİ VE ROLÜ

HAYAT(LAR)IMIZA DOKUNMUŞ BİR MÜZİSYEN: ATTİLLA ÖZDEMİROĞLU

ADALETSİZLİK KARŞISINDA DEVRİMCİ SANATIN KONUMU VE İŞLEVİ

KATLEDİLDİĞİMİZ SURUÇ’LA ÇOĞALDIK

ŞİİRE KOÇAKLAMA

ÖZGÜRLÜĞE MUHTAÇ VE MAHKÛMUZ!

AYDIN/ ENTELEKTÜEL MESELESİNE DAİR

ŞİİR GİBİYDİ JOHN BERGER

SEVDİKLERİMDENDİR ÜÇÜ BİRDEN

YAZMAYI YAZMAK YAPAN

BAHAR(LAR)IN HALKI: ROMANLAR

ESKİ(MEYEN) SESLER, TINILAR

ORHAN KEMAL: USTADIR, YERİ AYRIDIR, MÜHİMDİR

“CULPA VACARE MAXIMUM EST SOLATIUM”

UNUTUL(A)MAZLAR YA DA HATIRLAYIN ONLARI

FİRARİ YAŞAM(IN)IN YAZMAK EYLEMİ

15’LER DAİR: GEÇM(EM)İŞ BUGÜNÜ(MÜZÜ)N ÖNSÖZÜDÜR !

SATIRLARDA AKAN YAŞAMIN BİLGELİĞİ

İNKÂRA ORTAK OLMA(K)!

“EVET”(İN EKONOMİSİN)E HAYIR!

ALAYINA İSYAN: “EVET”İN REFERANDUMU’NDA “HAYIR”![

“ÖZGÜRLEŞME DİLDE BAŞLAR”[

İNSAN(LIK), ONA İNANAN ŞAİR(LER)İN ŞİİR(LERİN)E MUHTAÇ

ALAYINA İSYAN, HEPSİNE “HAYIR”![

EKİM’İN 100. YILINDA KAVRAMLAR, GERÇEKLER

ZULA(NIZ)DAKİ ŞİİR, MAVZER(İNİZ)DEKİ MERMİ GİBİDİR

İKTİDAR, EĞİTİM, ÜNİVERSİTELER VE GENÇLİK

AKP’NİN -KAPİTALİZM PATENTLİ- ÇEVRE PRATİĞİ

“TEKÇİLİK” GÜZERGÂHINDA NEYİ, NASIL YAPMALI?

KÖTÜLÜK(LER) TABLOSU MU? “PANTE REI”![

ŞEYH BEDREDDİN: “SÖZÜ, BAKIŞI, SOLUĞU ARAMIZDAN ÇIKIP GELECEKTİR

UMUDU -TÜKETMEDEN- ÇOĞALTANDI SENNUR SEZER

“KIRIK MOZAİK”(İMİZ)İN PARÇASI SÜRYANÎLER

ORTADOĞU: BÜYÜK FOTOĞRAF İLE “KÜÇÜK” AYRINTI(LAR)

“İNSANLIK HÂLİ”NİN TERCÜMANI: FRANZ KAFKA

RESİM “SÜS” YA DA “AKSESUAR” DEĞİLDİR, OLAMAZ!

EKİM’İN LENİN, LENİN’İN EKİM DESTANI

EGEMEN KLİKLER ARASI HESAPLAŞMA VEYA 15 TEMMUZ’UN ŞECERESİ[*]

SİYONİZM KARŞISINDA FİLİSTİN İLE ARAFAT’I[*]

ZEKÂ, YARATICILIK KADAR YÜREKLİLİKTİR KARİKATÜR(İST)[*]

BARIŞ (=HAYAT) İLE SAVAŞ (=ÖLÜM) HÂLİ[*]

TARTIŞILAN ASLÎ SORU(N) ÖZGÜRLÜKTÜR[*]

EGE MAVİSİNİN -HALİKARNAS- BALIKÇISI[*]

101. YAŞINDA AZİZ NESİN USTA[*]

68 BAŞKALDIRISI VE ÖĞRENCİ HAREKETİ[1]

“ÇORUMLU ‘BAUDELAİRE’PEREST”: SAİT MADEN[*]

KARAR VERİN: “SİZİN MUHAMMED ALİ’NİZ HANGİSİ?”[*]

HAYAT VE SANAT = GENÇLİK VE MÜCADELE[1]

GİDEN(LERİN) İKİ(SİN)DEN KALAN(LAR)[*]

BAŞYAPITI ‘GABO’NUN KENDİSİYDİ, HAYATIYDI[*]

YAZMAK EYLEMİNİN KADINLARI[*]

MİLLİYETÇİLİK VİRÜSÜ VE FUTBOL[*]

ANAYASA, BAŞKANLIK SİSTEMİ VE LAİKLİK[*]

33’LER SURUÇ’TUR; BİZ 33’LERİZ![*]

SYRIZA: NEYDİ? N’OLDU?![*]

“GEZİ”(/HAZİRAN) SANATI[*]

YENİDEN -VE BİR KEZ DAHA- FAŞİZM[*]

TÜRK(İYE) PATENTLİ PANOPTİKON HÂLİ[1]

ÇÖZÜLME, PARÇALANMA VE KUTUPLAŞMA GÜZERGÂHINDA[*]

DİK DURAN NİKBİNLİK: SABAHATTİN ALİ[*]

AŞKLARIN, KAVGALARIN, BARUT KOKAN DİZELERİN ŞAİRİ: HASAN HÜSEYİN[*]

SOYKIRIMDAN SÜRGÜNE ÇERKESLER[*]

44 YIL SONRA ONLAR YANİ SONSUZLAR[*]

AŞK, TRAVMA, TOPLUMSAL İNŞA VEYA DEVRİM, KAPİTALİZM, SOSYALİZM[1]

PEKİYİ YA İSYANCI KAZIM’DAN SONRA BİZ?![*]

TARİHSELDEN GÜNCELE İBRAHİM KAYPAKKAYA[1]

HAYATI ÖRGÜTLEYEN AŞKINLIKTIR SANAT (İLE TİYATRO)[*]

KAPİTALİZMİN “ÇEVRE”Sİ YA DA EKOLOJİK KÂBUS![1]

BUGÜN(ÜMÜZ)DE ENTELEKTÜEL, EĞİTİM, AKADEMİ[*]

MÜLKİYET, İKTİDAR, DEVLET (=DEMOKRASİ) VE…[1]

RADİKAL SOSYALİZM HÂLÂ GÜNCEL!

2015 1 MAYIS’INDAN 2016’YA YİNE, YENİDEN, ISRARLA TAKSİM!

KIZILDERE TARİHİ(MİZ) HEPİMİZİNDİR[1]

KÜLTÜREL YOZLAŞMA KARŞISINDA DEVRİMCİ SANAT[1]

KOMÜN’DEN EKİM’E ESKİ(MEYEN) SOSYALİZM

YALNIZLIĞIN ÇOĞUL SENFONİSİ: SAİT FAİK ABASIYANIK[*]

SAVAŞIN BATI CEPHESİNİN SORU(N)LARI İLE “DOĞU”[*]

ORTADOĞUDA T.CNİN HÂLİ VE ROJAVA

SANATIN SINIFI VEYA SANAT SİYASAL VE SINIFSALDIR

ORTADOĞUNUN KANAYAN YARASI FİLİSTİN

VERİLERİYLE DEMOKRASİ (MÜCADELESİ) VE DÜZEN(SİZLİK) ÜZERİNE

FAİLİ MEÇHUL -OLMAYAN- KAYIP(LAR)

80'Lİ YILLAR = İNSAN(SIZLIK) + UMUT(SUZLUK) + EYLEM(SİZLİK)

ERMENİLERİN BUGÜNÜ=HRANT+KAMP ARMEN

KÜRTLER VE ORTADOĞU

chavez venezüella'sında ne(ler)oluyor? bolívarcı halkçılık mı, sosyalizm mı