FETHULLAH GÜLEN'E SALDIRI MI... ÇETELER SAVAŞI MI?

Adil OKAY

FETHULLAH GÜLEN'E SALDIRI MI... ÇETELER SAVAŞI MI?

AKP iktidarı, koynunda beslediği “yılan”ı boğarken, bir iktidar tarzının “yol”unu döşüyor: beğenmediği, onaylamadığı, kendisine muhalefet eden medya organlarını keyfî, uyduruk gerekçelerle sindirip, ardından olasılıkla kendi denetimi altına almak." (Sibel Özbudun - Temel Demirer)

Yıllar önce "Kim kimin paşası, kim kimin hocası" başlıklı bir yazı yazmış ve makaleyi şöyle bitirmiştim: "Siz siz olun da çocukları ‘paşa’ diye severken, çocuk katillerine de ‘paşa’ demeyin. Aynı şekilde 12 Eylül diktatörlerinin besleyip büyüttüğü Fethullah Gülen adlı şeriatçı, karanlık zata ‘hoca, hoca efendi’ diyen ‘sözde solcu’ yazarlar-gazeteciler-politikacılar var. Adam-kadın, Fethullah’ı eleştirirken bile, ‘hoca – hoca efendi’ diye hitap ediyor. Yuh yani. Bu ne korku, ne hesaptır. Fethullah’a, sizin hocanız, fikirdaşınız, yoldaşınız olmadığı halde, ‘hoca’ demek: ‘Eleştiriyorum ama gazabından korkuyorum ya da ileride belki onun zengin çevresine işim düşer’ anlamına gelmez mi? Nasrettin hoca tuvalete girmeden ağzındaki sakızı çıkarıp atarmış. Bu durumu görenler nedenini sormuş. O da, ‘Ne olur ne olmaz, gören görmeyen başka bir şey çiğnediğimi sanır da ondan’ diye yanıtlamış. Kıssadan hisse: Kenan Evren ve şürekasına ‘paşa’, Fethullah Gülen’e ‘hoca’ diyen sözde demokratlar, siz siz olun kullandığınız kelimelere, kavramlara dikkat edin. Ne olur ne olmaz, duyan duymayan başka bir şey çiğnediğinizi sanır... "




Bu yazıdan sonra, gün oldu devran döndü, Fethullah Gülen, AKP maskesiyle iktidar oldu. Tayyip Erdoğan, Gülen'e "Hocam, elinizi ayağınızı öpeyim, Ne istediniz de vermedik" diye sitemde bulundu. Doğruydu, AKP hükümeti Gülen cemaatine paradan- kadroya ve bakanlıklara kadar her istediğini sunmuştu. Çirkin bir karikatüre benzettiğim İdris Naim Şahin de Fethullahçıydı, polis şefleri de, Ergenokon ve KCK davalarını yöneten savcıların bazıları da.... Çocuk katili, yargısız infaz amiri generallerin şu veya bu isimli davalarla yargılanmasına elbette sevinmeliydik. Ama Tayyip ve Fethullah çetesi işi kendilerine muhalif tüm yazarlara- gazetecilere-muhaliflere- seçilmiş adaylara kadar götürünce itiraz sesleri yükseldi.





Ahmet Şık, Nedim şener, Ragıp Zarakolu gibi yazarlardan Büşra Ersanlı gibi saygın bilim insanlarına kadar uzadı bu faşizan operasyonlar.




Ve gün oldu, devran döndü çetelerin arası açıldı. Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk operasyonu yapıldı. Ama kısa sürede 4 bakanın karıştığı soruşturmanın üstü örtüldü.




Ve bu sabah yeni bir operasyonla uyandık. Zaman gazetesine, Samanyolu TV'ye ve diğer Gülen Cemaatine bağlı kurumlara 13 ilde eş zamanlı saldırı gerçekleşti.




Bundan sonrasını değerlendirmeyi Sibel Özbudun ve Temel Demirer’e bırakıyorum.

Ancak kanımızca, durumun, devrimciler, sosyalistler açısından “yesinler birbirini” diye geçiştirilemeyecek bir yönü var.

Hayır, niyetimiz “demokrasi(cilik) oyunu” oynamak, “bitaraf âkîl” tutumuna girip “hukuk devleti”nden, “basın özgürlüğü”nden filan dem vurmak değil. O bahsi çoktan geride bıraktığımızın bilincindeyiz.





Elbette biliyoruz ki, iki klik arasındaki çatışmadan demokrasi çıkmaz. Uzun yıllar el ele, kol kola yürüyenler şimdilerde birbirlerine düşman olmuşsa; önce bu yolculuklarının hesabını vermeliler… Ve nihayet, bunların tümü Dario Bätancourt ile Marta Maria “Mafya yasadışı kapitalizm, kapitalizm de yasal mafyadır!”; Antonio Marchel’in, “Mafya devletin bilinçaltıdır”; Jean Paul Tardivel’in, “Günümüzde paraya, iktidar deniyor,” saptamalarının doğrulanmasıdır.

Ancak şunun altı çizilmeli: AKP iktidarı, koynunda beslediği “yılan”ı boğarken, bir iktidar tarzının “yol”unu döşüyor: beğenmediği, onaylamadığı, kendisine muhalefet eden medya organlarını keyfî, uyduruk gerekçelerle sindirip, ardından olasılıkla kendi denetimi altına almak.




Bugün ‘Samanyolu’ TV’ye, ‘Zaman’ gazetesine yapılan harekâtın, yarın AKP’ye biat etmeyen diğer yayın organlarına öbür gün muhalefet partilerine, AKP’ye muhalif örgütlere, kişilere yöneltilmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktur. Daha önce TMSF eliyle yürüttüğü “medyayı ele geçirme” operasyonunu bu kez “AKP-polisi” ve “AKP-yargısı” eliyle gerçekleştirmek… Bir adım sonrasında, her türlü karşı duruşu susturmak, bastırmak, sindirmek…




Cemaat medyasına yönelik bu AKP harekâtı, ülkenin AKP-Cemaat ortaklığıyla hayata geçirilen otoritaryanizmden, AKP ve onun “Tek Adam”ına biat edenlerden başka hiç kimsenin sesini çıkartmasına olanak tanınmayacak bir “totalitaryanizm”e yöneldiğinin bir başka göstergesi. Bir başka deyişle, Recep Tayyip Erdoğan’ın merkezinde yer aldığı bir “tekciliğe” doğru hızla ilerliyor Türkiye.

Özetle, gelişmeler “istikrarlı istikrarsızlık” durumu olarak tanımlanabilir. Bu bir “kaos ortamı”dır; bundan sonra her şey mümkündür!”[i]




Sibel Özbudun ve Temel Demirer’e katılıyorum. AKP iktidarı ne yiyip ne içeceğimize, kiminle nasıl sevişeceğimize, kaç çocuk yapacağımıza, ne okuyup ne dinleyeceğimize kadar karar vermeye çalışan, fütursuzlaşan, hayatı(mızı) giderek karartan ceberut bir dikta rejimine dönüşmüştür.





“Bir iki üç daha fazla Vietnam” derdik bir zamanlar.

Şimdi “Bir iki üç daha fazla gezi”, “Bir iki üç daha fazla 15-16 Haziran”, “Bir iki üç daha fazla Newroz” diyerek sol güçleri – itiraz seslerini birleştirme zamanıdır.


http://www.adilokay.com/fethullah-gulene-saldiri-mi-ceteler-savasi-mi/

okayadil@hotmail.com

14.12.2014.


[i] Sibel Özbudun- Temel Demirer. OTORİTARYANİZMDEN TOTALİTARYANİZME: ARTIK HER ŞEY MÜMKÜNDÜR! 14 Aralık 2014 Ankara.

14.12.2014 (Adil OKAY)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

DÜNYA YANIYOR… PEKİ KİM NASIL SÖNDÜRECEK !?

Mersin gümüşkum tabiat parkında ölüm makinesi

30-yildir-cocuklarini-arayan-mektup-arkadasim-mehmet-gok-tarsus-hapishanesinde-hayatini-kaybetti

SİYASİ İKTİDARLA SERMAYE SINIFI SANATA DÜŞMANLIKTA YARIŞIYOR

Sanat cesaret ister...

“ZAMANA ADANMIŞ YÜZLERİMİZ”*

"TUTSAKLARIN DÜŞLERINI GÖRÜNÜR KILMAK... "

İçeriden Dışarıya Fotoğraf TUTSAKLARIN DÜŞLERİNİ GÖRÜNÜR KILMAK

Hapishanede yasaklanan romanım hakkında