“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR ( 2 )

Temel Demirer

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR ( 2 )

HAKKINDA

 

Bazı insanlar vardır, kelimenin gerçek anlamıyla halk, onları öyle sever ki, hakiki öyküleriyle olduğu kadar efsaneleriyle de yaşarlar. O sevgi halesi onları öyle sarıp kucaklar ki, bu dünyadan ayrıldıktan sonra da o efsanelerin hükmü sürer, hatta bazen gerçek öyküyü gölgede bile bırakabilirler.

Yakın tarihimizin önemli bir dönemecinde, 68 hareketine uzanan bereketli 60’lı yıllardan başlayarak sinemamızda yeni bir çığır açan Yılmaz Güney, böyle bir halk sevgisiyle kucaklanmış ender sanatçılardandı.

“Çirkin Kral” mıydı Yılmaz Güney? Bir kere katiyen çirkin değildi, güzel bir adamdı. Ona takılan “çirkin” lakabı aslında farklılığın ifadesiydi. Dönemin “jön” kalıbının dışındaydı, halk kahramanı tipiydi daha çok. O şekilde sevildi, o şekilde efsane oldu daha yaşarken.[54]

Halkın içinden geliyordu. Çok samimi, aynı zamanda kara kuru bir halk çocuğu. O zamanlar ki oyuncular mesela Ayhan Işık, çekik gözlü, hokka gibi burnu var, yakışıklı bir adam, Göksel Arsoy desen kartpostal insanları gibi. Bize uzak yani samimi gelmiyor, sanki kartpostal sineması. Bu ise sineması tamamen halkın içinden çıkmış, bizim mahallemizde de geçebilecek olayları anlatıyordu.[55]

Bu özellikleriyle de -kızı Elif Güney’in ifadesiyle-, “Sinema anlayışı sisteme aykırı geliyordu: ‘Sanatın, özellikle sinema sanatının kitlelerin sosyal kurtuluşunda, sosyal - siyasal uyanışında büyük rol oynayacağına inanıyorum’ derdi, O…”

Yılmaz Güney sineması “popülizm”i reddederdi. Sinemayı bir propaganda aracı ve bir slogan olarak kullanmayı benimsemezdi. Sinemanın sarsıcı, körelen, uyutulan bilinçleri silkelemek amaçlı olduğuna inanırdı. Yol gösterici, ders verici değil; düşündürücü olması ve insanın iç dünyasında sarsıntı yaratması önemliydi.[56]

Yarattığı sarsıntıların mirasıyla derinlere kök saldı.

“Nasıl” mı?

Örneğin yıllar önce STP Sosyalizm afişleri astı: İşte Nâzım Hikmet, Deniz Gezmiş… Bunlardan birisi de Umut’un afişiydi: “Umut Sosyalizmde” diyordu afiş. Neyse bunlar asıldı, millet ürkerek afişe çıkıyordu o zamanlar, bir de baktık ne oldu, Yılmaz Güney afişi asıldığında esnaf ve işçiler kendisi için afişten istiyor, bildiğiniz motor tamircisi afişi alıp dükkânına asıyor. Aradan on yıl geçiyor, gidiyorsunuz afiş duruyor. Milletin manevi bağlılığı budur.[57]

İşte tam da bunun için devlet Onun dirisinden de, ölüsünden de çok korktu!

Eşi Fatoş Güney’in “47 yıllık ömrünün 10 yılını hapishanede geçirdi. Türkiye ve dünya sineması üzerinde iz bıraktı. Filmleri Türkiye’nin aynasıydı. Baktığınızda insanların acılarını, sorunlarını tüm çıplaklığıyla görürdünüz. Dolambaçlı yollara sapmazdı. Sanat toplum içindir diyordu. Hayatını demokrasi ve özgürlükler mücadelesine adadı. Ama bedelini ağır ödedi. 1980 darbesinin şiddetine uğrayarak filmleri negatifleriyle yok edildi. Sinema tarihinden silinmeye kalkışıldı.”[58] “Onu yok saymaya bugün de devam ediyorlar,”[59] dediği gibi…

Yine “Nasıl” mı?

İşte bir örnek daha: Portekiz’in başkenti Lizbon’da Avrupa’nın önemli film festivallerinden DocLisboa’ya 2018’de Türkiye ve Ukrayna büyükelçiliklerinin sansür girişimleri damga vurdu. Festival direktörü Cintia Gil, festivalin ‘Sailing the Euphrates/ Fırat’ta Yolculuk’ bölümünde gösterilecek olan ‘Yol’ filminin katalogda yer alan özetindeki “Kürtlerin yok edilmesi” ibaresinin kaldırılması yönünde kendilerine Türkiye Büyükelçiliğinden bir talep geldiğini belirtti. Bir elçilik yetkilisinin bu konuda kendileriyle konuştuğunu söyleyen Gil ayrıca yine aynı programdaki ‘Armenia, Cradle of Humanity/ Ermenistan, Medeniyetin Beşiği’ adlı filmin özetindeki “Ermeni Soykırımı” ibaresinin kaldırılması yönünde de bir baskı uygulandığını söyledi.[60]

 

VE NİHAYET

 

Ludwig Wittgenstein’ın, “Hakikât, ancak hakikâtin içinde bulunan kişi tarafından dile getirilebilir,” tanımıyla müsemma O; “Büyük” sıfatını sonuna dek hak eden komünist sinemacıdır.

Elia Kazan’ın tabiriyle, “XX. Yüzyılın Tarkovski’si”ydi ve üstüne üstlük, bir de sosyologdu.

“Hüznün sayısız tonu, birçok yüzü vardır. Çiçekler, kuşlar ve rüzgârlar gibi. Ben, bazı yakın arkadaşlarımın aracılığıyla hüzün, sevgi ve kederi anlatmaya çalıştım. Her ne kadar bazıları tarafından anlaşılmaz ve inanılmaz bulunsa da. Öyle hissediyorum ki, insanlar yaşadıkça yaşayacaklar. Çünkü hüzün, sevgi ve kederi sadece insan birarada taşıyabilir” diyen yaratıcılığıyla nefes alıp verebilen, müthiş bir gözlemcidir…

Sinemacılığı devrim niteliği taşır; oyuncu ve yönetmen olarak ikondur.

Duruşunu kaybetmeyen devrimcidir; öyle de ölümsüzleşmiştir. Onurla noktaladığı yaşamı, mutsuz sonlarla müsemmadır.

Kolay mı? “Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili” isyanıyla O; hayatın vazgeçilmez sancılarını duyarak, ezilenlerin mücadelesine taraf oldu…

Yansıttığı gerçeklerle “paralel” bir hayat yaşamayı göze aldı ve yaşadı; böyleleri çoktandır yok artık...

Zeynep Oral’ın, “Mardin’de bir bakkalda, Diyarbakır’da beyaz eşya dükkânında, Batman’da bir kahvede, Konya’da bir manavda, Hopa’da bir çay ocağında, İzmir’de Kemeraltı’ndaki bir kumaşçıda, İstanbul Sarıyer’de bir tatlıcıda (ve şimdi aklıma gelmeyen daha birçok kent, kasaba ya da köyde) ne çok, ne çok gördüm o fotoğrafı... Fotoğraf bile değildi. Fotoğrafın, dergi kapağına basılmış hâliydi,”[61] ifadesindeki üzere halkın gözünde kahramandır O; 60’lar ve 70’lerde doğan çoğu Yılmaz’ın isim babasıdır.

Kendisini; “Bir sanatçı olarak Yılmaz Güney diye bilinirim. Asıl adım Yılmaz Pütün’dür. Adım, zorluklar karşısında eğilmez, umutsuzluğa kapılmaz, yılgınlığa düşmez ve baş eğmez anlamına gelir; soyadım Pütün ise bir dağ meyvesinin kırılmaz çekirdeği demektir,” diye tanıtıp; “Tek kurtuluş devrim” diyen yönetmendi ve filmleriyle söylenemeyeni söyleyen, dokunulamayana dokunan, gösterilemeyeni gösterendir…

Hakikât savaşçısıydı...

Yaşamı boyunca emekten yanaydı, militan bir komünistti…

Mahkemede hâkim, “Mahir Çayan’ı evinizde sakladınız mı?” diye sorunca; “Evet şimdi gelsinler yine saklarım, evim bütün devrimcilere açıktır,” yanıtını verendi…

Popüler bir figür olarak sisteme adapte edilip; bir günah çıkarma ayini edasıyla, “Ahlar vahlar” arasında anısına demeçler verenler; burjuvazi ve oligarşi ne söylerse söylesin; Yılmaz Güney Marksist-Leninist bir devrimciydi. Sineması ve sanatını besleyen yön de, kimliği de buydu…

Cihangir eşrafının “entelektüel sohbetleri”ne meze edilip, nostaljik bir figür olarak anılması yerine devrimci kimliğini unutmayıp, unutturmamaktır aslolan…

Pratiği teorisinden çok, attığı taş okuduğu kitaptan fazla olan bir sevdalı komünistti O…

 “Kiminle gülüyorsan ona aitsin,” demiş ve eklemişti: “Hadi takas edelim bir şeylerimizi; mesela gülüşünden ver, ömrümden al.”

Bir gülüş için gerçekten ömürden verilir mi? Sizi bilmem; ama komünist ve Yılmaz Güney iseniz; elbette verilirdi…

Hakkında Türkan Şoray’ın, “İyi ki onunla aynı filmde çalışmamışım. Yoksa ona aşık olurdum” dediği O buydu; özetin özeti…

Ya da Turgut Uyar’ın, “Herkesin bir gideni vardır,/ içinden bir türlü uğurlayamadığı”…

Veya Cemal Süreyya’nın, “Öyle birini sevin ki sosyalizm koksun her sözü/ Henüz yazılmamış bir kitap gibi baksın gözleri”…

Sonra da Nâzım Hikmet’in, “İnsanların kanatları yok,/ insanların kanatları yüreklerinde” dizelerinde anlattığı…

Şimdilere Honoré de Balzac, Jean de La Fontaine, Frédéric Chopin, Auguste Comte, Jean-François Lyotard, Yves Montand, Jim Morrison, Edith Piaf, Oscar Wilde, Ahmet Kaya, Rezistanscılar ve Komünar ile aynı yerde, Père Lachaise de birliktedir; “En güzel günlerimizi kâbusa çevirenleri mutlaka bir gün; en tatlı uykularından uyandıracağız!” “Dost ve düşman herkes bilsin ki, kazanacağız… Mutlaka kazanacağız…” haykırışıyla…

 

2 Mart 2020 17:24:00, İstanbul.

 

N O T L A R

[1] Güney Dergisi, No:92, Nisan-Mayıs-Haziran 2020...

[2] Yılmaz Güney.

[3] Fatoş Güney, “İyi ki Doğdun Yılmaz”, Cumhuriyet, 1 Nisan 2015, s.14.

[4] Atilla Dorsay, “Bir Roman Karakteri Gibi”, Cumhuriyet, 12 Eylül 2014, s.18.

[5] Zahit Atam, “Yılmaz Güney’i Anmak İçin...”, Birgün, 2 Nisan 2016, s.15.

[6] Emrah Kolukısa, “Tarık Akan: Çirkin Kral’ın İzinde”, Cumhuriyet, 27 Ekim 2018, s.18.

[7] Zahit Atam, “Türkiye Sinema Tarihinden Üç Komünist: Gizli Tarih”, Birgün, 3 Mart 2013, s.10.

[8] Zahit Atam, “Yılmaz Güney ve Kürt Sorunu-1”, Birgün, 31 Mart 2013, s.9.

[9] Şeyhmus Diken, “Bir Edebiyat Adamı Yılmaz Güney”, Birgün, 27 Mayıs 2012, s.9.

[10] Sinema’da Ulusal Tavır, Halit Refiğ Kitabı, Söyleşi: Şengün Kılıç Hristidis, İş Bankası Kültür Yay., 2007, s.150-151.

[11] Zuhal Aytolun-Alper Turgut, “Siyasi Sinema; Cesur Ama Kafası Karışık”, Cumhuriyet Hafta Sonu, 22 Kasım 2008, s.7.

[12] Deniz Ülkütekin, “Fatoş Güney: Rahibe Gibi Yaşamadım”, Cumhuriyet Pazar, 8 Eylül 2019, s.5.

[13] Reis Çelik, “Düzene Başkaldırmış Korkusuz Bir Devrimci”, Cumhuriyet, 9 Eylül 2018, s.8.

[14] yagk.

[15] Müge Akgün, “Yılmaz Güney Çağırıyor”, Radikal, 9 Nisan 2014, s.28-29.

[16] Zahit Atam, “Yılmaz Güney’e ve Unutulan Sınıfına Dair”, Birgün, 4 Kasım 2018, s.15.

[17] Zahit Atam, “Yılmaz Güney ve Cüneyt Arkın Arasındaki Fark: Halk Kimin Yanında? 30. Ölüm Yıldönümünde Yılmaz Güney’i Anarken…”, 9 Eylül 2014… http://www.insanokur.org/?p=65193

[18] Murat Yaykın, “7. Yılmaz Güney Film Festivali”, Birgün, 12 Nisan 2018, s.15.

[19] Zahit Atam, “Yılmaz’ın Davası Hakkında”, Birgün, 1 Nisan 2018, s.15.

[20] Zahit Atam, “Yılmaz’ı Yılmayanlar Savunabilir! (1. Bölüm)”, Birgün, 30 Mart 2018, s.15.

[21] Zeynep Kuray, “Politik Kimliği Unutturulmak İstendi”, Birgün, 5 Nisan 2016, s.15.

[22] “Güney’le Yapılan Röportajın Eksik Bölümü 37 Yıl Sonra Gün Yüzüne Çıktı”, Evrensel, 13 Kasım 2019, s.10.

[23] “Haneke ‘Çirkin Kral Efsanesi’nde: Onun Filmleri Hayatın Özü”, Yeni Yaşam, 26 Ekim 2018, s.11.

[24] Zahit Atam, “Yılmaz Güney: Sahip Çıkamadığımız Büyük Miras…”, Birgün, 17 Ağustos 2014, s.9.

[25] Hülya Koçyiğit, “Ne Yazık ki, Yılmaz Güney Gibi Birini Yetiştiremedik!”, Radikal, 20 Mart 2007, s.2.

[26] Deniz Türkali, “Hâlâ Tabularla Doluyuz”, Cumhuriyet Hafta Sonu, 22 Kasım 2008, s.7.

[27] Sabahattin Çetin, “Sefaletin Sineması, Sinemanın Sefaleti...”, Cumhuriyet, 17 Mayıs 2008, s.7.

[28] Tarık Akan, “Yılmaz Güney’den Öğrendiklerimizle Kaldık”, Cumhuriyet Hafta Sonu, 22 Kasım 2008, s.7.

[29] Ulus Baker, “Yılmaz Güney Sinemasının Bir Özelliği Üstüne”… http://www.korotonomedya.net/kor/index.php?id=21,178,0,0,1,0

[30] Ulaş Emre - Çağdaş Günerbüyük, “Faşizm En Çok Kadınları ve Çocukları Vurur”, Evrensel, 12 Mayıs 2008, s.13.

[31] Sungur Savran, “… ‘Çirkin Kral’ın Gizli Hayatı”, 22 Kasım 2018… https://gercekgazetesi.net/kultur-sanat/cirkin-kralin-gizli-hayati

[32] “TRT - Yılmaz Güney Gerginliği”, ntvmsnbc, 26 Eylül 2013… http://www.ntvmsnbc.com/id/25468870/

[33] “İlhami Bakır: Türkiye Sineması Yılmaz Güney Olmaksızın Asla Ele Alınamaz”, Evrensel, 10 Eylül 2019, s.12.

[34] “Güney ile Birlikte Kürtler Sinemada Bir Karakter Oldu”, Yeni Yaşam, 10 Eylül 2019, s.11.

[35] Sennur Sezer, “Sinemamızın 100. Yılı Denince”, Evrensel, 9 Kasım 2014, s.9.

[36] Cumhuriyet Gazetesi, 1986.

[37] Okan Çil, “Soner Sert: Kürdün Kendi Gerçekliğiyle Sinema Yapması Engelleniyor”, Evrensel, 14 Ekim 2019, s.11.

[38] Hüseyin Kalkan, “Sistem Çözülürken Sürü”, Yeni Yaşam, 9 Eylül 2019, s.11.

[39] Erman Ata Uncu, “Yılmaz Hollywood’da Çalışabilirdi”, Radikal, 22 Nisan 2014, s.26-27.

[40] “Duvar filminden önce çok iyi bir anlaşması varken, Yılmaz Güney’in daveti üzerine İsveç’ten Paris’e gitmiş ve oynamıştı. İlginçtir, gerçek tanıkların anlattıklarına göre, zaten uzun süren filmin çekimlerinde Yılmaz Güney, Tuncel Kurtiz’de yalnızca eski dostu değil, Türkiye toprağının kokusunu alırmış. Filmdeki rolü bittiği hâlde göndermek istememiş, hayata katlanmak için ve çalışmak için, güç toplamak için de Kurtiz’e ihtiyaç duyarmış. Aynı sahneyi değişik bahanelerle çekmeyerek, senin sahnen var diyerek yanında tutmuş. Bilenler bilir, yaklaşık çeyrek yüzyıllık bir dostlukları, hep yürekte yaşayarak devam etti. Hakikâten Tuncel Kurtiz toprak, Anadolu, özellikle de Ege toprağı kokardı.” (Zahit Atam, “Tuncel Kurtiz Toprak, Anadolu Özellikle de Ege Toprağı Kokardı”, Birgün, 28 Eylül 2016, s.15.)

[41] Türkiye sinemasının tarihçisi Agâh Özgüç’e göre, “Yılmaz Güney’in oyuncu ve yönetmeni olduğu ‘Umut’ da, ‘Seyyithan’ da çok önemli, Kemal Tahir’i de etkileyen bir film. Yılmaz Güney, hapse girene kadar hiç bir filmin senaryosunu bütün olarak yazmış değil. Hapishanede 5-6 senaryo yazdı. ‘Umut’, film bittikten sonra senaryo olarak basıldı. Film çekilirken diyalogları, senaryoyu yazıyordu. Elindeki hikâyeye göre hemen diyalog oluşturuyordu. ‘Sürü’, ‘Umut’, ‘Yol’, ‘İzin’ ve ‘Endişe’de teknikleri uygulayarak senaryoları yazdı. Bu nedenle de ‘Yol’ filminin senaryosunun 140. sayfasını kitaba aldık. Senaryonun aslı bende, üzerinde yapılan çalışmalar da görülüyor. Yukarıda sözünü ettiğim 5 filminin dışında bütünüyle senaryosu yok. Eli kalem tutan enteresan bir adam. Zaten Yeni Ufuklar’da hikâye yazarak başlamış, Yılmaz Pütün adıyla.” (Kadir İncesu, “Türk Sinemasında Oyunculuk Yılmaz Güney ile Zirveye Ulaşır”, Birgün, 6 Eylül 2016, s.15.)

[42] Mesut Kara, “Sinemanın Akışını Değiştiren Adam: Yılmaz Güney”, Evrensel Pazar, 8 Eylül 2013, s.21.

[43] A. Ömer Türkeş, “Yılmaz Güney’in Yazarlığına Bir Bakış”, Birgün, 12 Eylül 2012, s.2.

[44] Hasan Kıyafet, Mahpus Yılmaz Güney, Akyüz Yay., 1989, s.22.

[45] Yılmaz Güney, İnsan, Militan ve Sanatçı, 3. Basım, Güney Filmcilik Yay., 1997 s.21-22.

[46] Güney Özkılınç, “Halkın Çirkin Kralı: Yılmaz Güney”, Evrensel, 10 Eylül 2013, s.12.

[47] “Sinemada Başkaldırının Adı: Yılmaz Güney”, Yeni Yaşam, 10 Eylül 2018, s.11.

[48] “O Şimdi Amed’de, Aramızda…”, Özgürlükçü Demokrasi, 10 Eylül 2016, s.11.

[49] “Yılmaz Güney’i Yurtdışına Kaçıran İsviçreli; Edi Hubschmid, Yol-Bir Sürgün Hikâyesi”, 31 Ocak 2020… https://www.haberpodium.ch/yilmaz-guneyi-yurtdisina-kaciran-isvicreli-edi-hubschmid-yol-bir-surgun-hikâyesi/

[50] “Güney’le Yapılan Röportajın Eksik Bölümü 37 Yıl Sonra Gün Yüzüne Çıktı”, Evrensel, 13 Kasım 2019, s.10.

[51] “Eskiden bilmezdim yalnızlığı/ Bir ağaç nasıl yalnız değilse ormanında/ Bir çiçek kendi dalında/ Eskiden bilmezdim yalnızlığı

Yalnızlığın içinde/ Şimdi yalnız, yalnız mıyım/ Kopuk muyum dalımdan/ Uzağında mı kaldım ormanımın?” (Yılmaz Güney, “Yılmaz Güney’in Bilinmeyen İki Şiiri”, Cumhuriyet, 13 Temmuz 2017, s.16.)

[52] Bana kendi dilinden bir şarkı söyle/ kimin adına olursa olsun/ yeter ki çığlığın senin olsun/ sesine dökülsün isyanın/ sesin sel olsun bağırsın

Bana bir şeyler söyle/ ama kendi dilinden olsun/ belki anlamam dediğini/ ama senin dilinden olsun.” (Yılmaz Güney, “Yılmaz Güney’in Bilinmeyen İki Şiiri”, Cumhuriyet, 13 Temmuz 2017, s.16.)

[53] Zahit Atam, “Yılmaz Güney’in Kızı Elif: Babam Özsuyundan Kopmuş Ağaç Gibiydi”, Birgün, 6 Nisan 2015… http:// birgun.net/ news/ view/ yilmaz-guneyin-kizi-elif-babam-ozsuyundan-kopmus-agac-gibiydi/ 16089

[54] Ayşe Emel Mesci, “Ölümünün 35. Yılında Yılmaz Güney”, Cumhuriyet, 9 Eylül 2019, s.13.

[55] Ezgi Görgü, “Yılmaz’ın Bizde Emeği Büyük”, Evrensel, 9 Aralık 2014, s.12.

[56] Zahit Atam, “Elif Güney Pütün: Sinemayla Kitleleri Uyandırmak İstiyordu”, Birgün, 9 Eylül 2016, s.15.

[57] Zahit Atam, “Yılmaz Güney’i Anmak ve Mirası”, Birgün, 26 Mart 2018, s.15.

[58] Ayşegül Sönmez, “Fatoş Güney: Yılmaz’ı En İyi Erdoğan Anlattı”, Milliyet, 27 Eylül 2013, s.6.

[59] “TRT-Yılmaz Güney Gerginliği”, ntvmsnbc, 26 Eylül 2013… http://www.ntvmsnbc.com/id/25468870/

[60] “Elçilikten Festivale Basklı İddiası: O İbareler Kalksın”, Cumhuriyet, 16 Ekim 2018, s.12.

[61] Zeynep Oral, O Büyülü İnsanlar, Cumhuriyet Kitap., 2011, s.283.

 

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR (1)

 http://gaziantephaberler.com/koseyazisi/duvarlari-asan-o-hl-umutla-yolda-bizimledir-yazisi-11038.html

 

6.04.2020 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

ÖMER ŞERİF’İN OYUNCULUĞU

2020’NİN 18 MAYIS’INDA ONA DAİR

YER İLE GÖK ARASINDAKİ UYUM: KLASİK MÜZİK

6 MAYIS HAKİKÂTİ ÖLÜMSÜZDÜR

ÖLÜM ORUCUNUN 320. GÜNÜNDE İBRAHİM GÖKÇEK İÇİN

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020 ( 2 )

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020

ÖĞRENCİSİ OLDUĞUM ‘İNSANCIL’A DAİR

BUGÜNÜ VE SONRASI İLE COVID-19