DÜNYA TARİHİNE ALTINHARFLARLE YAZILAN İKİ KÜRT ÖNDER

Mahmut Alınak

DÜNYA TARİHİNE ALTINHARFLARLE YAZILAN İKİ KÜRT ÖNDER

ONLAR Kİ, ENTERNASYONAL YURTSEVERLİĞİN BOYUN EĞMEZ KALELERİ VE HALKA ÖLÜMÜNE BAĞLILIĞIN SEMBOLLERİDİR

Onların parmak ısırtan direngenliklerini bir Kürt yazmış olsaydı, "Abarmış," diye düşünülecekti. Olayların şahidi İran ordu muhabiri Yüzbaşı Kiyors Salih olunca, kuşkuya düşmek için bir neden kalmıyor.  

            İran devleti ve ordusu ki, onlara düşmandı ve Yüzbaşı Kiyors Salih de düşman safındaydı.

            İnsanı mıh gibi yere çakan bu müthiş hikâyenin kahramanları Mehabad'da kurulan Kürdistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Qazî Mihemed ve Savunma Bakanı Qazî Seyfî'dir.

            1946 kışında kurulan Cumhuriyet on bir ay sonra İran ordusunun Mehabad'ı işgal etmesiyle son buluyor.

            Qazî Mihemed ve Savunma Bakanı Qazî Seyfî, İran devleti tarafından idam edileceklerini bildikleri halde Mehabad'ı terk etmiyorlar.

            Melle Mustafa Barzanî, Qazî Mihemed'e Mehabad'ı terk etmesini teklif ederek, "Şerefim üzerine yemin ederim ki, ben ve arkadaşlarım canımızı feda ederek seni koruyacağız," diyor. Fakat Qazî Mihemed ona teşekkür edip, "İran devletinin beni öldüreceğini biliyorum. Ama halkımla her şart ve durumda onları yalnız bırakmayacağıma dair anlaşma yaptım," diyor ve Mehabad'da kalıyor.

            Mehabad'ı işgal eden İran ordusu onları hapse atıyor. Daha sonra da Şah'ın direktiflerini yerine getiren göstermelik bir mahkeme kuruluyor.   

             Yargılamayı izlemekle görevli olan muhabir Kiyors Salih'in İran devlet arşivinde bulunun aktarımları tam bir kahramanlık hikâyesidir:

            Mahkeme başkanı, Qazî Mihemed'in yaptığı açıklamalara sinirlenerek, "Kürtler köpek sıfatındadır," diye bağırıyor. Qazî Mihemed: "Köpek, şerefsiz ve namussuz sizsiniz ki, halka ve yasalara karşı sınır tanımıyorsunuz..." diye cevap mahkeme başkanına. Sonra şöyle devam ediyor: "Namussuz; ben çoktan beri bu yolda ölmeye hazırım. Ulusumun özgürlüğü için ölüyorum ve bu şerefli ölümden onur duyuyorum."

            Diğer bir hâkim, "Mehabad'dan gitmediğine pişman mısın?" diye soruyor.

            "Pişman değilim," diyor Qazi Mıhemed. "Çünkü ben milletime onlarla yaşayacağıma ve öleceğime dair söz vermiştim. Eğer gitseydim ve elinize geçmeseydim, benden intikam almak için Mehabad halkından ve Kürd milletinden çok sayıda insan öldürecektiniz. Şimdi mutluyum ki, sözümü yerine getirdim... Şunu iyi bilin ki, ben kendim gitmek istemedim. Emrimde birkaç otomobil vardı, istediğim an ve zaman bu otomobillerden biriyle İran topraklarından uzaklaşabilirdim."

Ve hâkimin başka bir sorusuna da şu cevabı veriyor Qazî Mihemed: "Ben zindandayken, Barzanî bir gece çok sayıda péşmerge göndererek beni kurtarabileceğini bildirdi. Amacı öldürülmeden önce beni zindandan kurtarmaktı. Ama ben istemedim. Çünkü ben bir yere gitmeyeceğim diye halkıma söz vermiştim. Bir de kan dökülmesini istemedim."

Bu demirden iradenin önünde insan eğilmez de ne yapar! Bir adım atsa hayatı kurtulacak; ama o kritik adımı atmıyor! Çünkü yaşamda ve ölümde halkıyla birlikte olmaya yemin etmiş!

            Ve şu cevabı hâkimlerin suratında tokat gibi patlıyor:

            "Babam ve dedem bu topraklarda yaşamış. Kürdistan topraklarının dışında nereye gideyim? Ben ülkemi ve ulusumu bırakıp kaçacak kadar yaşam düşkünü değilim."     

            Devleşmek işte budur! Hayatını kendi iradesiyle vatanına ve milletine tereddütsüzce feda ediyor!

            İran devlet muhabiri Kiyors Salih, Qazî Mihemed ve Qazî Seyfi'nin Çarçîra Meydanı'nda idam edilişlerine de şahit oluyor. 

            Kiyors Salih, "Qazî Mihemed kalemi eline alarak, düzgün ve çok güzel bir yazıyla vasiyetnamesini kendisi yazmaya başladı," diye yazıyor.

Qazî Mihemed'in dakikalar sonra asılacağı darağacının altında yazdığı o uzun vasiyetnamesi her mücadele insanına büyük öğütler ve derslerle dolu bir başucu metnidir.

Önce Qazî Mihemed, sonra da Qazî Seyfî idam ediliyor.

            Kiyors Salih, Qazî Seyfi'nin idam anını şöyle anlatıyor:

            "Qazî Seyfi vasiyetnamesini yazıp bitirdiğinde sabah olmuştu. Onu darağacına doğru götürünce, gözleri uzaktan Qazi Mihemed' in darağacında sallanan bedenine ilişti. Kürtçe devrimci sloganlar atarak, tekme ve yumruklarla asker ve subaylara saldırdı. Önüne çıkan her subayı döverek yere yığdı. Aslanlar gibi kükreyerek şöyle haykırıyordu: 'Yaşasın Qazi Mihemmed! Yaşasın Kürtler! Yaşasın Kürt Ulusunun bağımsızlığı! Biz öleceğiz ama Kürtler hiçbir zaman ölmeyecek!'

            Seyfi Qazi'nin sesi gürdü ve kendisi de çok heybetli ve korkusuzdu. Bunun için darağacının önüne yetiştirilinceye kadar birçok kişiyi yere serdi. Onun gür sesinden, Çarçîra Meydanı etrafındaki evlerde çok sayıda insan uykusundan uyandı..."

*                           *                     *

Ben, düşman ordusundan bir yüzbaşının kendi şahitliğiyle yazdığı bu parmak ısırtan hikâyeyi okuyunca, günlerce etkisinden kurtulamadım. Her iki önderin yiğitlik dolu sesleri kulaklarımda çınlayıp durdu.

Türkiye'de ve başka ülkelerde de elbette benzer kahramanlıklar sergilenmiştir.

Şimdi..

Başım ne zaman dara düşse, Qazî Mihemed ve Qazî Seyfî'nin o insanüstü direngenliklerini düşünüp umuda yelken açacağım.

Qazî Mihemed' ın, "Ben ülkemi ve ulusumu bırakıp kaçacak kadar yaşam düşkünü değilim," sözü bana hep rehberlik edecek.

 

20.12.2020 (Mahmut Alınak)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Mahmut Alınak’a toplatılan kitabı gerekçesiyle hapis cezası

ADİL BİR DEVLETTE, ALİ HAJILON’UTUTUKLAYAN O HÂKİM VE SAVCI ŞİMDİ HAPİSHANEDE GÜN SAYIYOR OLACAKLARDI

YARIN KARA GÜN’DÜR

RESUL SAÇAN’I KİM ÖLDÜRDÜ

SOPA ELİNİZDE DİYE SİZDEN KORKACAĞIMIZI MI SANIYORSUNUZ

KÜRD'ÜN MAKÛS KADERİ

KÜRDÜN GEORGE FLOYD'U

BELLİ Kİ, ALAATTİN ÇAKICI AKILNMAYACAK

BASINA VE DÜNYA KAMUOYUNA