chavez venezüella'sında ne(ler)oluyor? bolívarcı halkçılık mı, sosyalizm mı

Temel Demirer

chavez venezüella'sında ne(ler)oluyor? bolívarcı halkçılık mı, sosyalizm mı

I. AYRIM: BOLÍVAR FİGÜRÜ


I) CHÁVEZ’İN EMPERYALİZM KARŞITLIĞI

I.1) DIŞ İLİŞKİLER İLE DAYANIŞMA

II) CHÁVEZ GERÇEĞİ

II.1) HAYATI VE DEDİKLERİ…

II.2) NEDEN ÖNEMLİYDİ?

II.3) YAPTIKLARININ -DETAYLI- DÖKÜMÜ

II.3.1) EKONOMİK AÇIDAN

II.3.2) SOSYAL AÇIDAN

II.3.3) SİYASAL AÇIDAN

II.3.4) BİR KERE DAHA: OLANLAR, YAPILANLAR

III) CHÁVEZ İCRAATININ SORU(N)LARI

III.1) ULUSALLAŞTIRMA, KAMULAŞTIRMA YETER Mİ?

III.2) CHÁVEZ “DİKTATÖR” MÜYDÜ?

III.3) POST-CHÁVEZ GELECEK

III.4) NİCOLAS MADURO

III.5) VE “MUHALEFET”


II. AYRIM: CHÁVEZ PRATİĞİ VE SOSYALİZM


II) İNŞA HÂLİNDEKİ SOSYALİZM İÇİN BİR TASLAK

II.1) SONUÇ: İLERLEMEYEN GERİLER!

CHÁVEZ VENEZÜELLA’SINDA NE(LER) OLUYOR?
BOLÍVARCI HALKÇILIK MI, SOSYALİZM Mİ?[1]

TEMEL DEMİRER

“Çelişki,
aptalların gerçeğe
taktıkları isimdir.”[2]

Bolívarcı halkçı Hugo Rafael Chávez Frias’ın Venezüella’sı ile “XXI. yüzyıl sosyalizmi” diye sunulan “deneyimi”ne dair konuşmak çok zordur.
Bunun ilk nedeni; reel sosyalizmin sektörel ülkeler topluluğunun likidasyonu ile yükselen neo-liberal saldırganlık karşısına dikilen cüretkâr bir meydan okuma olmasıysa; verili koordinatlardaki “son” nedeni de, karşı-devrimci bir müdahaleye maruz kalmasıdır.
Eleştirel desteğimizin altını daima çizmek, göstermek ve öne çıkarmak zorunda olduğumuz Chávez’in Venezüella’sı, emperyalizme kaşı mücadelenin önemli ve ileri bir mevziiidir. Bu hiç unutulmamalı ve daima anımsatılmalıdır…
Sadece bu kadar mı? Elbette değil…
Dünyanın 5. büyük petrol ihracatçısı olan; ABD’nin petrol ihtiyacının yüzde 25’ini karşılayan ve “Küçük Venedik” anlamına gelen ismi “kâşifi” Christopher Colombus tarafından konulan Venezüella; bir sömürgecilik öyküsünün tüm karakteristiklerini de bağrında taşımaktadır.
5 Temmuz 1811 günü “Libertador”u Simón Bolívar’ıyla bağımsızlığını kazanan ülke, uzak ve yakın tarihinde, müthiş sınıf mücadelelerine tanıklık etmiş bir coğrafyadır…
Chávez’in ‘Movimiento V (Quinta) República’ (MVR) yani ‘Beşinci Cumhuriyet Hareketi’ öncesinde, 95 yaşındaki Caracas’lı Mavis Mandes’ın ‘The Guardian’a, “İnsan olmak anlamında hiçbir şeydik,” dediği…
2008’de, 1 Mayıs’ı coşkuyla kutlamış işçilerine yüzde 30 zam yapan…
2005’de ABD’li yoksullara ucuz petrol yardım kararı alan ve uygulayan…[3]
Çoğu insanların “petrole dayalı sosyalist ülke” olarak (ve “Ya petrol olmasaydı?” sorusunu) dillendirdiği…
Yer yer, “Sosyalist bir ülke değil; sadece ulusalcı atılımlar yapıyor” diye betimlenip, “Venezüella örneği gösteriyor ki, ülke içerisinde neo-liberal saldırganlık yok edilmedikçe bu reformlara devam edilemez,” değerlendirmelerinin muhatabı olan…
Bolívar’sız, Chávez’siz kavranılması mümkün olmayan bir coğrafya…
Şimdilerde burada bir “sokak isyanı” var. “Yeni hükümet politikaları”na karşı bir başkaldırı söz konusu…
Kimilerine göre, “ Venezüella yol ayrımında”; yaşananlarda ABD’nin payını var elbet.
En zengin yüzde 10’luk kesiminin, en yoksul yüzde 10’ununa oranla 50 kat daha varlıklı olduğu; dünyanın beşinci petrol üreticisi Venezüella, 1.5 milyon varili ABD’ye olmak üzere günde yaklaşık 3.2 milyon varil petrol ihraç ediyorken; asıl soru(n), ülkenin sürdürülemez kapitalizm karşısında, sosyalizme yürümek yolundaki ikircimlerinde; Bolívarcı halkçılığı aşamamasında…

I. AYRIM: BOLÍVAR FİGÜRÜ

Bolívar, özelde Latin Amerika, genelde ise dünya tarihinde büyük bir önem taşıyan anti-sömürgeci örnek; anti-emperyalist mücadelenin esin kaynağıydı…
Bolívar’ın yaşamı boyunca karakterinin ayrılmaz parçası olduğu anlaşılan ‘çelik iradesi’nin açık yansıması daha gençlik yıllarından itibaren ortaya çıkar. Özellikle 1805 yılındaki İtalya gezisinde, henüz 22 yaşındayken Monte Sacro’da, “Atalarımın tanrısının, şerefimin, vatanımın üzerine ant içiyorum ki, İspanyol muktedirlerin bizi boyunduruk altında tutmak için kullandıkları zincirleri kırana dek bedenimin ve ruhumun huzura kavuşmasına izin vermeyeceğim,” diye ettiği yeminden asla vazgeçmemiştir.[4]
Nitekim söz konusu yeminden sekiz yıl sonra, 1813’te Venezüella’dan İspanyolları kovmasıyla “Libertador/ Kurtarıcı” olarak anılmaya başlanan Bolívar ömrünün sonuna kadar büyük düşü “Birleşik bir Güney Amerika devleti kurma” yolunda mücadele etti…
Aydınlanma filozoflarını iyi bilen, bu fikirleri güçlü hitabetiyle aktarırken Güney Amerika’nın özgün koşullarına “uyarlamalar” yapan Bolívar’ın, söz konusu çerçevede kimileri tarafından “liberal”, kimileri tarafından “diktatörlük heveslisi biri”, kimileri için de “özgürlükçü” olarak görülüp, değerlendirilmesinde şaşırtıcı olan bir şey yoktur.
Çünkü Turgut Telli’nin ifadesiyle, “Muhafazakârlardan sosyalistlere, liberallerden dindarlara, anti-emperyalistlerden demokratlara ve otorite yanlılarına kadar herkesin farklı farklı şekillerde sahiplendiği biriydi Bolívar…”
Gabriel García Márquez’in ‘Labirentindeki General’ kitabında anlattığı Güney Amerikalı komutandan, Bolívar’ın fikirlerinden Che Guevara da bir hayli etkilenmiştir.
O; Latin Amerika halklarına ait ölümsüz bir türküde, “Bolívar gösterdi yolu, Guevara izledi onu” dizesiyle kıtayı özgürleştirmeyi ve birleşik bir Cumhuriyet kurmayı amaçlayan devrimciydi...
Tam adı Simón José Antonio de la Santísima Trinidad Bolívar Y Palacios’ydu. Çok eski tarihlerde Venezüella’ya yerleşen zengin bir ailenin çocuğuydu. 24 Temmuz 1773’de Caracas’ta doğdu. On dört yaşına geldiğinde edebiyat, aritmetik, tarih ve Latince öğrendi. Zengin bir aileden geldiği için daha sonra öğrenimine devam etmek üzere İspanya’ya giderek uluslararası ilişkiler, tarih, matematik, edebiyat, Fransızca öğrendi.
VI. Carlos İspanya’sının zayıflığını anladı. Paris’te devrimci coşkunun etkisinde kaldı. Kahramanlaştırdığı Napolyon’un devrime ihanet ederek “İmparator” unvanını alması, Bolívar’ı düş kırıklığına uğratacaktı.
Güney Amerika’ya dönen Bolívar, Avrupa’da benimsediği adalet ve özgürlük idealleri ile ülkesindeki halkın bu düşüncelere karşı duyduğu ilgisizlik arasındaki zıtlıktan çok etkilendi. Bu nedenle kurtuluş eyleminin eğitim görmüş ‘Criollo’ azınlığı önderliğinde gerçekleşebileceği sonucuna vardı. Sorun bu azınlığın sayıca çok az oluşundaydı.
1810’da Venezüella’ya döndüğünde sömürge karşıtı güçler ile Caracas’ta Venezüella’nın bağımsızlığını ilan etti.
Sonra İngiltere’ye giderek tarafsızlık sözü alıp, döndü. Caracas’ı Napolyon’un kardeşi Joseph’in komutasındaki İspanyol ordusunun elinden aldı.
İspanyollar tarafından yakalanıp Kolombiya’ya sürgün edildi. Burada Kolombiya ordusunun başına geçip, başkent Bogota’yı 1814’de ele geçirdi. Ancak imkânsızlıklar nedeniyle ağır yenilgiler aldı ve Jamaika’ya kaçtı.
Haiti’de yeni güçler topladı ve tekrar Venezüella’ya saldırdı. Ciudad Bolívar şehrini ele geçirdi ve tek başına yönetmeye başladı.
Uzun yıllar boyunca bu bölgeden İspanyollara karşı mücadele etti ve 1821’de Venezüella, Ekvador, Kolombiya, Panama ve Peru’nun bulunduğu ve o zamanlar büyük Kolombiya olarak adlandırılan bölgeyi İspanyol sömürgesinden kurtarıp ilk başkanı oldu.
İspanya’ya karşı bağımsızlık savaşını yürüttüğü ordusu, İspanyol kökenli ama yenidünya doğumlu Criollolar’dan, Amerikan yerlisi-Avrupa melezi mulattolara, Fransızca konuşan Haiti siyahîlerden, Maya ve İnca yerlilerine ayrıca Fransız ve İngilizler askerlerine kadar çok çeşitli birçok etnisiteden müteşekkil kozmopolit ötesi bir örgüttür.
Güneyde José de San Martin’in ordusunun Arjantin ve Şili’yi bağımsızlığa kavuşturmak için harekete geçtiği yıl, San Martin’den bağımsız olarak, Bolívar’ın ordusu da kuzey eyaletlerinin bağımsızlığı için yürüyüşe geçmiştir.
Bugünkü Venezüella, Kolombiya, Panama, Ekvador topraklarını İspanyol sömürgecilerden kurtarır. Bu arada Şili’den sonra Peru’ya girmiş José de San Martin düşmana üstünlük kuramayınca Bolívar’dan yardım ister. Bolívar askerleriyle Peru’ya -İspanya’nın yeni dünyadaki sömürgelerinin başkenti Lima’ya- girip San Martin ile birleşir.
San Martin monarşist, Bolívar cumhuriyetçidir. Kısa zamanda hükümet politikaları uzlaşmayan bu iki adam arasında yöntem çatışması su yüzüne çıkar. San Martin, Bolívar’ın lehine geri çekilir. Böylece Bolívar, Peru’nun da kurtarıcısı olacaktır. Bugünkü Bolivya topraklarını düşmandan temizleyip diğer kurtarılmış bölgelere katarak “Büyük Kolombiya”yı kurar. İlk başkanı olur. Dünyanın en büyük sömürge imparatorluğu İspanya, bir kaç yıl içinde yeni dünyadaki tüm topraklarını kaybetmiştir.
George Washington isminin ABD halkı için ne anlamı neyse, Latin Amerika’nın altı ülkesi için Simón Bolívar da aynı anlama tekabül eder. Bolivya, Bolívar’ın ülkesi demektir.
Kimi sebeplerden dolayı da imparator olmaya kalkışmakla suçlandı, iktidardan çekilmek zorunda kaldı.
Kurduğu bölgede Peru’nun kuzeyi Bolivya olarak ayrıldı. Bolivya’nın anayasası bizzat Bolívar tarafından yazılmasına ve yüzyılın en önemli siyasal belgelerinden biri olmasına rağmen hiç uygulanamadı.
1827’de generaller arasındaki kişisel çatışmalar iç savaşa dönüştü ve büyük Kolombiya bölünmeye başladı. Tüberküloz hastalığına ve hayalinin bölünüp yok olmasına dayanamayan “Libertador” 17 Aralık 1830’da ölümsüzleşti.
İdeolojik olarak bir XIX. yüzyıl liberalidir. Güney Amerika’nın İspanyol sömürgeciliğinden kurtulması için çabalamıştır.
Bir Fransız ile sohbetinde, sömürgeci Avrupa ve Latin Amerika hakkında, “Nasıl olmamız gerektiğini öğretmeye kalkmayın; bizi kendinize benzetmeye çalışmayın; kendinizin iki bin yılda zar zor becerebildiğiniz şeyi bizim yirmi yılda başarmamızı da beklemeyin,” diyen -masonlar locası üyesi- büyük general için 1858’deki bir yazısında, “Sahtekâr, dönek, fesat, yalancı, korkak ve çapulcu” der K. Marx…
Kreol burjuvazisinin temsilcisi olan Bolívar’ın, mazlum halkları toplumsal sınıflar arasındaki ilişkileri değiştirmeyen anti-emperyalist bir mücadeleye sevk ettiğini, esas olarak yaptığı devrimin Avrupalı burjuva devrimlerinin “soluk bir taklidi” olduğunu, siyahî mazlumların sayısal çoğunluğundan ürktüğü için onlara “özgürlük” bahşettiğini, sonuç olarak “Amerika’nın yeni Napolyon’u” olan bu zatın İspanyol boyunduruğundaki kıtayı Britanya ve ABD eline teslim etmek için askerî anlamda destek aldığını tespit eder Marx...[5]
Yukarıda da ifade ettiğim gibi, XIX. yüzyıl devrimci liberali olan Onu, muhafazakârlardan sosyalistlere, liberallerden dindarlara, anti-emperyalistlerden demokratlara ve otorite yanlılarına kadar herkes farklı farklı şekillerde sahiplenirken; Chávez için anti-sömürgeci, bağımsızlıkçı Bolívar, başat bir anti-emperyalizm figürü olmuştur.

I) CHÁVEZ’İN EMPERYALİZM KARŞITLIĞI

Emperyalizm sermayenin küresel çapta merkezileş(tiril)mesiyken; anti-emperyalizm, kapitalist-emperyalizm karşıtlığıdır. Yayılmacılık, sömürgecilik karşıtlığı olarak doğası gereği ulusalcılık, milliyetçilikle bitişikken; emperyalizm çağında, radikal politikanın turnusol kağıdıdır anti-emperyalizm…
O hâlde Joao Pedro’nun, “Bolívarcı devrimciler emperyalizmi yok etmeye hâlâ kararlı,” vurgusunda ifade edildiği gibi devrimci geçmişin bugüne taşınması olarak Bolívarcı Chávez, Venezüella’nın İspanya’dan bağımsızlık mücadelesinin başlamasının 200. yıldönümü için 19 Nisan 2010’da, “Venezüella bundan böyle ne Yankilerin, ne de başka bir ülkenin sömürgesi olmayacak. Gerçek bağımsızlığın zamanı 200 yıl sonra artık geldi,” derken; Chávez’in anti-emperyalizmi ABD’nin kâbusu oldu…
Mesela… 2005’de Condoleezza Rice, Chávez’in “Bölge için bir tehdit” olduğunu açıkladı. CIA Venezüella’yı “5. sıcak bölge” listesine aldı.
Medya patronu Pat Robertson açık açık Chávez’i öldürmenin milyonlarca dolar harcamaktan daha kolay olacağını söyledi.
2006’da dönemin ABD ulusal istihbarat direktörü John Negroponte, Venezüella’yı ABD için bir tehlike olarak adlandırdı.
Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ise Chávez’i Hitler’le karşılaştırdı.
Beyaz Saray, Venezüella’yı “Terörizme karşı yeterli desteği vermeyen” ülkeler listesine koydu. ABD’li şirketlerden silah ya da askeri malzeme almasını yasakladı.
2008’de Pentagon, 4. filosunu, Latin Amerika ve Karayipler’de görevlendirdi. 1950 yılında devre dışı bırakılan 4. filo o zamandan beri çalışmıyordu.
2010 yılında Kolombiya’da “anti-Amerikancı güçlere karşı” 7 askeri üs kurma kararı aldı. Uluslararası basında Chávez’in “bir diktatör, bir tiran, Amerika düşmanı, bir terörist” olduğu yazılmaya başlandı. Venezüella’nın imajı şiddet, güvensizlik, suç, yozlaşma ve kaos olarak şekillendirilmeye çalışıldı.
Kıtayı sömürmeye doyamayan ABD ve batılı emperyalistler için Chávez’in varlığı sadece Venezüella petrolü meselesi değildi elbet. Birçok Latin ülkesinde iktidarı alan ve Chávez etrafında toplanan görece halkçı, ilerici hükümetlerin ekonomik ve politik ortak örgütler kurarak güçler dengesini sarsmasıydı.
Chávez ile birlikte Amerika halkları için Bolívar İttifakı (ALBA), Güney Amerika Ulusları Birliği (UNASUR), Petrocaribe, Petrosur, Telesur, Alba Bankası, Güney Bankası ve Karayip ve Latin Amerika Devletleri Topluluğu (CELAC) gibi ortak kurumlar oluşturuldu. Bu örgütlerin hiç birinde ne ABD, ne de bölgenin elitleri yer aldı…
Evet Chávez, ABD’nin kâbusu oldu…
Amerikalı avukat Eva Golinger, ‘Chávez Şifresi’ başlıklı yapıtında, 2002’deki darbe dönemini belgelerle aktarırken ‘Demokrasi İçin Ulusal Yardım’ (‘NED’) projelerini hakkında, “ABD’nin Venezüella’da ‘demokrasiyi sözde teşvik’ için NED ve USAID aracılığıyla yaptığı harcamalar, sadece 2000-2005 yılları arasında 30 milyon doları geçti,” notunu düşerken; Başkan Obama, 3.7 trilyon dolar ile ABD tarihinin en pahalı -ve önemli sosyal programlarda ve federal iş imkânlarında kesintileri de içeren- 2012 bütçesinde, Venezüella’daki Chávez karşıtlarına da özel bir fon ayrılmasını öngördü. Yakın tarihte ilk defa, Dış Operasyonlar bütçesi Chávez karşıtlarına en az 5 milyon dolarlık yardım yapılacağını açıkça belirtiyordu.[6]
Unutulmasın Anita Ogurlu’nun ifadesiyle, “Amerikan vergi mükelleflerinin parasının çoğu, Chávez’e ve ALBA’ya karşı olan azimli gruplara sızmak ve onları finanse etmek için kullanılıyor. Latin Amerika’da, Amerika Birleşik Devletleri’ne ait 15 askeri üs bulunuyor.”[7]
“Neden” mi?
Gayet basit: XX. yüzyıl emperyalizminin en etkili ideologlarından Henry Kissinger, 60’lı yıllarda batı yarıkürede yükselen sosyalizm karşısında “Eğer ABD Latin Amerika’yı kontrol etmekten aciz kalırsa bütün dünyaya nasıl hükmeder?” demişti.
Bugün Kissinger’ın kaygısı gerçekleşti ve emperyal güçlere sıkıntı veriyor. Ama bu kez komplocu pençeleriyle halkların uyanışını bastıramayacaklar. O dönemde imparatorluk, “arka bahçe”sindeki ülkeleri bastırabilmek için darbeler, zalim diktatörlükler, politik cinayetler, kayıplar, işkenceler gibi bir dizi yöntemi devreye sokmuş ve neo-liberal ekonomi modellerinin uygulanmasını sağlamış, bu da bölgenin tarihinde yaşanmış en büyük yoksulluk, yabancılaşma ve dışlanmaya neden olmuştur.
Emperyal güçlerin saldırgan stratejileri XX. yüzyılın sonlarında devrimci Küba dışında tüm Latin Amerika ülkelerinde Washington’ın çıkarlarına hizmet eden ve neo-liberal temsili demokrasinin ekonomik modeliyle yöneten hükümetleri iş başına getirmişti. Devrimci bir asker olan Chávez 1992’de Andres Perez’in yolsuzluklara batmış, cinayetlere karışmış hükümetine karşı bir ayaklanma başlattığında Washington önceleri ciddiye almamıştı. (Darbe girişimi başarısız olmuştu.) Halk hareketleri başladığında imparatorluğun kaygısı arttı.
Mart 1992 tarihli gizli bir raporda “Venezüella’da başarılı olacak bir darbe, yarıküredeki ABD çıkarlarını çok ciddi biçimde etkileyecektir. Perez’in ekonomik politikasının kısa vadede alt ve orta sınıflar üzerinde negatif bir etkisi olsa da biz Venezüella’nın ihtiyacı olan ekonomik modelin bu olduğuna inanıyoruz. Bu hükümetin yıkılması bölgeye bu ekonomik modelin uygulanabilirliği konusunda soğuk bir mesaj olur. Venezüella’daki bir darbe bölgede örnek olur” denmekteydi. Kissinger’dan alıntılarsak eğer ABD Venezüella’yı denetleyemezse bölgeye nasıl egemen olabilirdi?
İmparatorluğun temel kaygısı yoksulluğun artması ya da orta sınıfın yok olması değildi kuşkusuz, amaç neo-liberal modelin ne pahasına olursa olsun uygulanabilmesiydi. Ancak bu yolla bölgedeki egemenliğini sağlama alabilirdi. Chávez 1998’de başkanlık seçimini kazandığında Washington ne yapacağını bilemedi. Resmi politika önce “bekle ve ne olacak gör” idi. Birkaç kez bazı yollar deneyerek yeni seçilen başkanı satın almak istediler, sonuç alamadılar. Venezüella, bağımsızlık, egemenlik ve devrimci onur yolunu seçmişti. Anayasa değişikliği, petrol yasasındaki reform gibi ilk girişimler ABD’nin çıkarlarını ve Venezüella üzerindeki nüfuzunu zedelemişti. Chávez’in sesi tüm Latin Amerika’da duyulmaya ve halkları uyandıran bir devrim türküsü gibi yankılanmaya başlamıştı. Bundan sonra Chávez’i nötralize etmek için bitmeyen komplolar dönemi başladı.
Washington sınırlarının güneyinde XXI. yüzyılda sosyalist, anti-emperyalist gerçek bir devrimin imkânsız olduğunu düşünüyordu. Saldırı dalgaları peş peşe geldi. 2002’de darbe girişimi, ekonomik sabotajlar, suikast girişimleri, muhaliflere milyonlarca dolarlık yardımlar, medya aracılığıyla yürütülen vahşi psikolojik savaş. Ama amaçlarına ulaşamadılar ve devrimci güçler tüm kıtada ayaklandılar.[8]
Söz konusu ayaklanma neo-liberalizme karşı halkçı bir itirazdı. Ancak burada “Emperyalizm, yayılmacılıktır; kaynak aktarımıdır ve parazit özellik taşır…” vurgusuyla bir parantez açarak eklemek gerek: Emperyalizmin başlıca özelliği kapitalizme içkin bir kavram olmasıdır. Yani emperyalizm özel olarak kapitalizmin bir uygulanış biçimidir. Bir sermaye hareketi ve kapitalizmin özel olarak dünya sistemi hâline gelmesidir. Belli başlı kapitalist merkezlerle onlara bağlı pazarların hiyerarşik bir sıraya bağlanması, finans kapitalin yüksek oranlı bir biçimde hareket alanı bulmasıdır.
Emperyalizmin gerçek kavramının militarize edilmiş bir kapitalist merkezin temel siyaseti olduğunu görüyoruz. Yani kendi sermayesini üretirken bir yandan da fazla ürünleri ihraç eden, finans köpüklerini aktaran, gümrükleri düzenleyen bunun yanında ise dünyanın her yerinde bir çıkarı bulunan ve el atan bir sistem anlamına gelir emperyalizm.
Ona karşı mücadele, elbette kapitalizm karşıtlığından soyutlanamazken; Chávez önderliğindeki hareketin, kapitalizm karşısındaki “yerel tutumu” sorunludur.
Çünkü “popülist” tarz-ı siyaseti, kapitalist devlet formunu ilga edip, ondan özgürleşmeden, bölüşüm mekanizmalarını yeniden düzenlemekle iktifa eder.
Bu çerçevede dengelerle oynamaya çalışan bir “dengeci”dir Chávez pratiği…
Evet O; anti-emperyalist bir halkçı devlet başkanıdır; “milliyetçi” ilan edilmesi doğru değildir!
Ülkesinin sola yönelmesi ve yoksullardan yana tavır koyması, sosyalizan söylemi heyecan vericidir. Ancak komünistler, Chávez’in daha kat etmesi gereken uzun yolu olduğu ve ileri doğru atılmadıkça geriye düşeceğinin bilincindedirler.
Venezüella Komünist Partisi’de (VKP), Chávez’i “Emperyalizme karşı yurtsever, sermayeye karşı halkçı bir devlet başkanı” olarak nitelerken; “bir Marksist olduğu” iddialarına itiraz ederler.
Evet Chávez’le, yoksullar adına önemli gelişmelerin olduğunu, istatistikler olduğu kadar yakından yapılan gözlemler de doğrulamaktadır. Ancak 10 yıllık sürede en yoksul ile en zengin arasındaki farkın yüzde 40’lardan, yüzde 25’lere düşürülmüş olması yeterli değildi.
Sürekli mücadele eden bir toplum bundan daha fazlasını hak etmektedir. Her şeye karşın Chávez’den söz edilirken en çok bahsedilen şey Onun ülke siyasetinin gündemine bağımsızlığı ve yoksulluğu sokmuş olduğu gerçeğidir.
Bu doğrudur. Ancak Chávez, iktidara geldiğinde, burjuva devlet mekanizmasını yıkıp, orduyu ve polisi kaldırıp halkı silahlandırmadı.
O söz verdiği ve elzem “toprak reformu”nu gerektiği ölçekte yapmadı...
Chávez iktidara gelmeden önce dış borçların ödenmesini erteleyeceklerini söylüyordu. İç hem ve dış borçları tek taraflı olarak kaldırmadı... Chávez bunu yapmadı. Üstüne üstlük borçlarını günü gününe ödemeye devam ederken; “Anti-Amerikancılıkla anti-emperyalizm aynı şey değildir,” itirazlarını devreye soktu.
Nihayet ABD’de yaşasaydı Obama’ya oy vereceğini belirten Chávez, Obama ile kendisinin yeniden seçilmesi hâlinde iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesinden de umutlu olduğu vurgusuyla, özel bir televizyon kanalına açıklamasında Obama için “iyi adam” ifadesini kullandı.

I.1) DIŞ İLİŞKİLER İLE DAYANIŞMA

Öncelikle, hızla sıralayalım…
i) Chávez Ortadoğu’da tüm dünyayı tehdit edecek bir nükleer savaş riski olduğunu ileri sürüp, “Bu riskin ilk suçlularının, birçok atom bombasına sahip olan ABD ve müttefikleriyle İsrail olduğunu” söyledi.
ii) Filistin’e büyükelçi atayacağını ve elçilik binası açacağını duyururken, Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ı ağırlayan Chávez, İsrail’e de “Soykırımcı devlet” dedi ve ekledi: “Kendimizi Filistin devletinin kurulmasına adamalıyız. Venezüella Filistin, Filistin Venezüella’dır. Mücadelemiz ortak. Yıkan, öldüren ve Filistin halkını yok etmeyi amaçlayan soykırımcı İsrail’e karşı verdiği mücadelesinde Filistin halkının yanındayız” dedi.
Chávez “devrimci savaşçı” diye selamladığı Fransa’daki mahkûm Çakal Carlos için “Filistin mücadelesinde hepimizi temsil eden Filistin Kurtuluş Örgütü’nün askeriydi” ifadelerini kullanırken; Kolombiya’daki askeri üslerde daha fazla asker bulunmasına olanak tanıyacak anlaşma nedeniyle ABD’yi “Kolombiya, Güney Amerika’nın İsrail’i. ABD’nin niyeti budur. Bu şekilde diğer Güney Amerika ülkelerini gözetleyebilecek” diye eleştirdi.
iii) ‘Londra Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’ne göre, Venezüella hükümeti FARC’ı, ABD ve Kolombiya’ya karşı bir müttefik olarak görüyorken; FARC gerillalarının Venezüella topraklarında saklandığını iddia eden ve bu konuda uzun süredir anlaşmazlık yaşadığı komşusu Kolombiya’yla diplomatik ilişkileri kesti ve orduya sınırda önlemleri en üst seviyede arttırma emri verdi.
Chávez, ABD’nin Venezüella-Kolombiya savaşını kışkırtabileceğini belirtip, ordudan olası savaş için hazır olmasını isteyince; Kolombiya da, topraklarında ABD’ye daha fazla üs sağlayacağını açıklamıştı.
Bunun üzerine komşusu Kolombiya’nın ülkesine saldırması durumunda ABD’ye petrol satışının durdurulacağını söyleyen Chávez, Kolombiya sınırına hava ve piyade birlikleri konuşlandırdıkları vurgusuyla, “Kolombiya Devlet Başkanı Álvaro Uribe’nin iktidarda bulunduğu süre içinde her an bir şey yapabilecek durumda bulunduğunu, bunun bir savaş tehdidi olduğunu” kaydetti.
Daha sonra ABD’nin Latin Amerika’daki nadir müttefiklerinden Kolombiya ile Venezüella arasında, Uribe döneminde Venezüella ile esen savaş rüzgârları, başkanlığı Juan Manuel Santos’un devralmasıyla dostluk rüzgârlarına döndü. Santos FARC ile diyaloğa kapıları kapatmazken, Chávez “Birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz. Barışçı devrimimiz Kolombiya’ya tehdit değil. Venezüella’da gerilla veya teröristlere izin vermiyoruz” dedi.
iv) Vatandaşı İliç Ramirez Sanchez, namı diğer Çakal Carlos’a övgü yağdıran Chávez, Onun için “Teröristlikle suçluyorlar, ama o aslında bir devrim savaşçısıydı. Ben bugün onu savunuyorum ve yarın Avrupa’da ne diyecekleri benim için hiç fark etmez,” dedi.
v) Chávez, Falkland için Arjantin’e desteğini açıkladı.
vi) Arjantin ve Bolivya’da Çin’dekine benzer yeni indirimli perakende mağazalar zincirlerinin açılacağını duyuran Chávez, “Hükümet tarafından açılacak mağazalarda gıdadan arabaya ve giysiye kadar pek çok şey satılacak,” dedi.
Chávez, ‘Comerso’ adı altında “sosyalist pazarlar birliği” yarattıklarını ifade ederek, “Onlara gerçek bir pazarın nasıl olacağını göstereceğiz. Spekülatif olmayan, cimri olmayan, ama insanlar için bir pazar olacak” diye ekledi.
Vd’ler, vb’leri…
Özetle Chávez, emperyalizm karşıtı politikalarıyla sempati toplarken uluslararası ilişkilerde Rusya, Çin, İran, Libya ile birlikte hizalandı.
Uluslararası ilişkilerde başka seçeneği olmayan talihsiz/ sevimsiz zorunluluk tablosunda İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Chávez’e “Cesur kardeşim” diyerek, “ABD emperyalizmine sonuna kadar birlikte karşı koyacaklarını” söylerken; “İran’ın Venezüella’da füze üssü inşa ettiği” gibi kimi spekülasyonlar devreye sokuldu!
Bu arada ABD’nin “arka bahçesi” olmaktan çıkıp solcu liderler kuşağına dönen Latin Amerika’ya çıkarma yapan Rus Başkanı Vladimir Putin, Venezüella ile askerî, enerji ve mali işbirliğini derinleştiren anlaşmalarla denizaşırı müttefikliği pekiştirdi. Chávez’le petrol, ulaştırma, tarım, havacılık dahil pek çok alanda 31 anlaşma imzalayıp nükleer santral inşaatı ve uzay programına yardım sözü verdi.
İmza törenlerinin ardından ortak basın toplantısında Chávez, nükleer santralle ilgili “Barışçıl nükleer enerji istiyoruz. Atom bombası yapacak değiliz” dedi.
Chávez, Putin’le görüşmesi sonrasında düzenlenen ortak basın toplantısında, “Biz atom bombası yapmayacağız, nükleer enerji geliştireceğiz. Kendimizi petrol sonrası döneme hazırlamak zorundayız” dedi. Putin de, Venezüella’nın savunma gücünü desteklemeye devam edeceklerini söyledi. İki ülke arasında enerji ve savunma alanlarında bir dizi işbirliği anlaşması imzalandı.
Venezüella’nın 2005’ten beri Rusya’dan savaş uçakları, helikopterler ve 100 bin Kalaşnikof tüfek dahil 4 milyar doları aşan silah almasına ABD’nin tepkisi sorulunca, Chávez “ABD ülkemize silah satılmasını engelliyor. Yanki imparatorluğu bizim küçük bir uçak sahibi olmamızı bile istemiyor. Aslında Washington’ın ne düşündüğü umurumuzda değil. Burada Washington’a karşı ittifak kurmuyoruz” karşılığını verdi.
Ayrıca Rusya’nın Venezüella’da otomatik tüfek ve fişek fabrikaları inşa ettiğini açıklayan Büyükelçi Vladimir Zaemskiy basın toplantısında, Rus mühendisleriyle Venezüella inşaat firmalarının inşa ettikleri AK-103 tüfek ve fişek fabrikası çalışmaya başladığında, 1500 kişiye istihdam sağlayacağını söyledi.

II) CHÁVEZ GERÇEĞİ

Pablo Neruda’nın, “Her yüzyılda Latin Amerika’da bir Bolívar doğar,” sözünü hatırlatan Chávez dünya siyaset sahnesine alışılmış bir romantik devrimci kahraman olarak çıkmadı.
Ataol Behramoğlu’nun, “Küba devriminin savaş alanında can veren büyük öncüsü, büyük şair José Martí’ye, onun yüz yıl sonraki öğrencileri Guevara’ya, Castro’ya benzemiyordu.
Kendi ülkesinin ve kuşkusuz bütün Güney Amerika’nın devrimci önderi Simón Bolívar’ın XIX. yüzyıla özgü Byron kahramanı görünümünden de yoksundu.
Yaşamıyla, görünümüyle, günümüzün bir insanı, sıradan bir yurttaş gibiydi.
Sanıyorum başarısı da tam burada, günümüzün insanı olmasındadır,”[9] diye betimlediği O; icraatlarıyla -nihai kertede- toplumsal reformcuydu; devrimci değil…
Toplumsal tabanı varoşlarda yaşayanlardan, yoksul köylülere uzanan O; Venezüella’da “El amigo del pueblo” olarak tanınan; ülkesinin tam bağımsızlığı savunan; ABD’ye karşı dik duran lideriydi.
Zenginlerin sevmediği; ABD’li petrol tekellerini ve içerideki komprador burjuvaziyi üzen; bütçenin yarıya yakınını sağlık, eğitim vb sosyal harcamalara ayırmasıyla tanınan Chávez, emperyalist sömürü mekanizmasını tasfiye yolunda ileri adımlar atan sosyalist eğilimli, başarılı bir popülistti.
Chávez, “halkçı” bir yönetim anlayışını benimsemişti. Bu “halkçı” politikaları yapmış olduğu ilerici reformlarla sürdürmüştü.
“O güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler” diye betimlenen Chávez, “Ülkemdeki çocuklar et yediğinde ben de gönül rahatlığıyla yiyeceğim” diyen bir önderdi…
Don Kişot’u andıran; petrol rezervlerini halk adına kullanan; -Bonapartist karakterli- Bolívarcı geleneğin savunucusu; halk hareketinin lideriydi.
Kolay mı?
2005’teki bir röportajında Chávez, bütün dünyada sosyalizm yok olurken kendisinin sosyalizmi seçmeye Victor Hugo’nun ‘Sefiller’ romanı okuduktan sonra karar verdiğini söylemiş. ‘Sefiller’i en ince detayına kadar inceleyip, hakkında pek çok kereler konuşmuş. O zamanın Fransa’sını Venezüella’ya, hatta tüm Latin Amerika’ya benzetirmiş.
2007’de Fransız basın ile gerçekleştirdiği bir toplantıda “Jean Valjean ile tanışmak ister misiniz? O zaman Latin Amerika’ya gidin. Benim bildiğim birkaç tane var. Fantine’i görmek ister misiniz? Latin Amerika’da pek çok Fantine var” demiş.
Bu kitabı daima elinin altında tutup hükümetinin alt sınıflara, “Victor Hugo’nun diyeceği gibi hayatlarının çoğu sefalet içinde geçmişlere” adanmış olduğunu söylemişti.
Kendisi yüzde 60 oyla seçilmesine rağmen, ABD ve diğer Avrupa ülkelerinin karşı çıktığı; Avrupa ve ABD bankalarındaki 221 ton altın rezervini Venezüella’ya getirten devlet başkanıydı.
“Los que mueren por la vida no pueden llamarse muertos/ Yaşam için ölenlere ölü denemez” diye anılmayı hak eden; önemli bir siyasi figürdü.
Kitleleri peşinden sürüklemiş, hak ve adalet kavramlarını uygulamış; İran Devlet Başkanı Ahmedinecat’ın “Şehit Chávez, İsa ile birlikte geri dönecek” dediği bir liderdir.
“Vicdanlı insanlar mutlaka galip gelecekler,” sözüyle hatırlanan O; “Bizim siyasetten anladığımız, bugün için gerçekleştirilmesi mümkün olanı yapmak değil, bugün imkânsız gibi görünen şeyleri yarın mümkün kılabilme sanatıdır,” demişti.
Özetle uygulamaya koyduğu radikal siyasal dönüşümleriyle neo-liberalizme karşı halkçı bir alternatif oluşturan Chávez; uyguladığı sosyal ve ekonomik programlarla ülkedeki zenginlik ve kaynakları, topluma aktarıp; halkın yönetime katılmasının önü açmayı denedi…
Kendisine karşı 2002 yılındaki başarısız darbenin yıldönümünde başkanlık sarayının önünde toplanan binlerce yandaşına seslenen Chávez, sosyalist hükümetin darbe girişimlerine karşı hazır olduğunu söyledi. Yandaşlarının ve orduyla hükümetin eğittiği sivil milislerin darbeyi önleyeceği vurgusuyla, “Kimse devrimi yıkamaz,” diye haykıran Chávez renkli bir kişilikti, sansasyoneldi, ikondu, sempatikti, medyatikti…
Seçimle, Venezüella tarihinin en yüksek oy oranı ile (yüzde 57) iş başına gelmişti.
Yaptığı ve anti-demokratik olduğu söylenen anayasa değişiklikleri de yine halkoyuna sunulup onaylanmıştı.
Kendisine direnen ve CNN’ce özgürlük mücadelesi veriyor olduğu söylenen “sivil toplum kuruluşları” dünyanın en yoz sendikaları, zengin dernekleri ve Katolik kilisesinden oluşmakta ve ABD finansmanıyla var olabilmekteydiler.
Bu arada milli eğitim bütçesini elinde tutan Katolik kilisesinden bu ayrıcalığını almış ve eğitimi de millileştirmişti.
Pat Robertson adlı Amerika’lı Evangelist papaz tarafından hakkında idam fetvası çıkarılmış devrimciydi.
“Demokrasi” denilen şeyi sınıfsal bağlamından kopuk yorumlayan liberallere göre, “diktatör” devlet başkanıydı…
Hakkında Eduardo Galeano şöyle demişti: “Chávez bir şeytandır. Neden? Çünkü dünyanın en önemli doğal zenginliği olan petrole sahip olan ülkede okuma ve yazma bilmeyen 2 milyon Venezüellalı, artık okuyor ve yazıyor. Bu ülkede bir kaç yıl yaşadım ve daha önce ne olduğunu çok iyi biliyorum. Ona petrole sahip olduğu için ‘Suudi Venezüella’ derlerdi; iki milyon çocuğun kimlik belgesi olmadığı için okula gidemediği...
Bir hükümet geldi, şeytani, zebani hükümeti, ve ‘çocuklar belgeli ya da belgesiz okullara kabul edilmelidir’ söyleminde olduğu gibi aslında ‘basit’ şeyler yapmaya başladı. Ve tüm dünya başına üşüştü: ‘Bu Chávez’in kötülerin en kötüsü olduğunun göstergesidir’. (…)
Chávez onu dayanışma için kullanmak istedi. Güney Amerika’daki ülkelere, özellikle Küba’ya yardım etti. Küba doktor yolladı, Venezüella karşılığını petrol ile ödedi. Ama bu doktorların kendisi aynı zamanda bir skandalın da kaynağıydı. Venezüellalı doktorların yabancı doktorların ülkelerinde çalışması nedeniyle oldukça kızgın olduğu söyleniyordu.
Tam o zamanlarda, Prensa Latina muhabiri olarak oradaydım, ortalıkta doktor yoktu. Doktorlar Chávez’in dünyaya indiğinin kanıtıydı, çünkü onun asil evi cehennemdi. Demek ki, haber okuduğunuzda, onu tümüyle çevirmeniz gerekiyor. Şeytani ölüm makinesini anlamak için şeytaniliği böyle okumalısınız.”
Oktay Ekinci’nin, “Özel yaşamında belki romantikti ama siyasal kavgasında sonuna kadar ‘gerçekçi’ydi,” dediği Chávez’in politikaları, toplumunun alt sınıflarının çıkarlarına uyumluydu…
Bunun için de kimilerine göre, “varoş delikanlısı”ydı; kimilerine göre, “Das Kapital ile İncil’i bir arada okuyan”; kimilerine göre de “XXI’inci yüzyıl dünyasında ulusal bağımsızlık ve demokratik sosyalizmin öncü ve simge lideri”; yani çeşitli yorumların muhatabıydı…
Ancak ne, nasıl olursa ve sunulursa sunulsun: “Globalleşme aldı başını gitti, kapitalizm şaha kalktı” denilen bir dönemde dahi sömürü karşısında dimdik durulabileceğini tüm dünyaya kanıtladı; ezilenlerin umuduydu…
O sadece Venezüella’yı değil, Tüm Güney Amerika’yı temsil ediyordu.
Neo-liberalizme karşı direncin simgesi; yoksulların sesi oldu. “Köklü değişiklikleri gerçekleştirebilmesi içsel olduğu kadar dışsal olgulara da bağlıdır,” gerçeğini bir kez daha anımsatan icraatlarıyla, insanlık için elbette bir umuttu; devrimin kendisi olmasa da…

II.1) HAYATI VE DEDİKLERİ…

Tam adı Hugo Álvaro Chávez Benitez’di.
Onu siyasal olarak var eden, neo-liberalizme karşı Caracazo isyanıydı. Tam da bununla XX. yüzyılın sonunda Latin Amerika yeni bir “kurtarıcı” ile tanışmıştı. Simón Bolívar’ın öğretisiyle donanmış bu eski asker Bolívar’ın düşünü gerçekleştirmek için yola çıkmıştı. Tüm Latin Amerika’yı büyük anavatana dönüştürmekti.

“MÜCADELE DOLU YILLAR”
4 Şubat 1992 Hükümete darbe girişimi sonrası genç asker Chávez, 2 yıl hapse mahkûm oldu.
6 Aralık 1998 Seçimlerde oyların yüzde 56’sını alarak devlet başkanlığı koltuğuna oturdu.
11 Nisan 2002 Chávez’e karşı grev sokak çatışmalarına dönüştü. Muhalif askerler Chávez’in istifa ettiğini açıkladı.
14 Nisan 2002 Chávez yanlısı on binlerce kişi saray önünde toplanırken Chávez destekçisi askerler de binayı kuşattı. Böylece ABD destekli darbe girişimi başarısız oldu.
2 Aralık 2007 Yeniden aday olmasının önünü açan anayasal değişikliklerin oylandığı referandumdan ‘hayır’ sonucu çıkması, Chávez için ciddi bir yenilgi oldu.
30 Haziran 2010 Kanser olduğunu ve geçirdiği ameliyatta pelvik bölgesindeki tümörün alındığını açıkladı.
7 Ekim 2012 Siyasi hayatının en zor seçimi olarak görülen seçimlerde üçüncü defa devlet başkanı seçildi.
5 Mart 2013 Yaşamını yitirdi.

1954 yılında Sabenata’da doğdu. Eğitimci bir anne babanın 6 çocuğundan ikincisiydi. Yarı yerli yarı Afrikalı bir Zamboydu. Bu özelliğiyle övünür ve Yankee’leri iki kez kızdırdığını söylerdi. Gençliğinde beysbol, resim, müzik ve şiirle ilgilenmişti. Başkanlığı sırasında her konuşmasında ünlü ozanlardan şiir okumayı ve büyüdüğü yörenin halk türkülerinden Llanero söylemeyi severdi. 1971 yılında askeri akademiye girdi. Askerlik kariyeri sırasında Bolívarcı subaylarla birlikte Che Guevara, Fidel Castro ve Salvador Allende’den etkilenerek bir örgütlenme oluşturmuştu. Bağımsızlık, refahın eşit paylaşılması, yolsuzluğun ortadan kaldırılması temel amaçlarıydı.
1989 yılı Chávez için bir dönüm noktası olmuştu. Caracazo olarak bilinen halk ayaklanmasında hükümetin emriyle ordunun giriştiği katliamda 3 binden fazla kişinin öldürülmesi Bolívarcı subayların sabrını taşırmıştı.
Venezüella’da diğer Latin Amerika ülkelerinden farklı bir durum vardı: Venezüella oligarşisinin tam anlamıyla kontrol altında tutamadığı tek kurum orduydu. Caracazo olayı genç subaylar arasında büyük bir öfke yaratmış ve Bolívarcı Dönüş hareketinin yayılmasına neden olmuştu. Bu hareketin önderi genç bir albay olan Chávez’di. 4 Şubat 1992’de IMF’ye teslim olmuş hükümete karşı başlatılan ordu ayaklanmasının komutanı da oydu. Darbenin başarısız olması üzerine “şimdilik başaramadık” diyerek tüm sorumluluğu üstlendi ve yargılanarak hapse atıldı.
“Por Ahora” yani “Şimdilik” sözü Venezüella halkını derinden etkiledi. Chávez ve arkadaşlarına daha ağır bir ceza verilememesinin nedeni halkın ve subayların gözündeki bu itibarlarıydı. Baskılar nedeniyle bir süre sonra serbest bırakılacaklardı. Olanları Havana’da uzaktan izleyen kıtanın yaşayan devrimci önderi Fidel, 1994 yılında Havana Üniversitesi’nde Bolívar üzerine bir konuşma yapması için Chávez’i Küba’ya çağırdı ve havaalanında bizzat karşıladı.
Hapisten çıktıktan sonra kurduğu 5. Cumhuriyet Hareketi partisiyle politikaya atılan Chávez, yoksulluğun halkın yüzde 66’ını kapsadığı petrol zengini Venezüella’da yoksulların ve yoksullaşanların desteğiyle 1998’deki başkanlık seçimlerini o zaman dek görülmemiş bir zaferle kazandı.
Yolsuzluk ve yoksulluk karşıtı bir programla yola çıkmıştı. Bolívarcılar iktidara geldiğinde ülkenin durumu vahimdi. Yüzde onluk bir kesim, ulusal gelirin yarısının sahibiydi. Caracas’ta zenginlerin yaşadığı gösterişli banliyöler, yoksulların, yok sayılanların inanılmaz koşullarda yaşadığı tepelerdeki teneke evlerle çevriliydi. Barrio denilen bu mahalleler Bolívarcı devrimin hedefi ve motor gücüydü.
Petrol geliri artık yoksulların yararına projelere harcanıyordu. Eğitim, sağlık, beslenme alanına yapılan yatırımlarla barrio’lardaki insanların yaşamında belirgin düzelmeler olmuştu. Küba ile yapılan anlaşmalarla çok sayıda hekim, sağlıkçı ve öğretmen barrio’larda çalışmaya başlamışlardı. Chávez her şeyden önce insanlara onurlarını geri vermişti. Radyo programı ‘Alo Presidente’ ile onların dertlerini dinledi, çözüm bulmaya çalıştı.
Darbeyle sonuç alamayan Venezüella oligarşisi bu kez henüz ellerinde bulundurdukları petrol şirketlerini greve sokarak ülke ekonomisini sarsmaya ve Chávez’i düşürmeye çalıştı. İşverenler sendikasının düzenlediği genel grev petrol şirketi PDVSA’nın devletleştirilmesiyle son buldu. Muhalefet bir kez daha yenilmişti. Ancak bu kez 1999 anayasasında yer alan bir maddeyi kullanarak Chávez’den kurtulmayı denediler.
Anayasa gereğince seçilmiş başkan ve diğer yöneticiler seçmenlerin belli bir oranının isteğiyle geri çağrılabiliyordu. Yani bir tür güven oylaması gibi bir referandumla yeniden seçime girmeleri gerekiyordu. Chávez, imzaların doğruluğunu bile denetlemeden muhalefete meydan okudu ve 2004’teki referandumu da büyük bir zaferle kazanmış oldu. Halk referandum için örgütlenirken ‘Uh, ah Chávez no se va/ Chávez gitmeyecek’ sloganını yaymıştı.
Sonraki tüm seçimlerde de kullanılacak olan bu slogan çok popüler oldu. Bütün bu sınavlardan güçlenerek çıkan Bolívarcılar Chávez’in önderliğinde dünyanın en zengin petrol yataklarına sahip olan Venezüella’da XXI. yüzyıl sosyalizmini kurmak için pek çok projeyi hayata geçirdiler. Kurulan misyonlarla eğitim, sağlık, konut, çocuklar ve yaşlıların korunması, kadınların toplumsal hayata katılımı, toprak ve tarım reformu gibi yoksulluğu ve cehaleti ortadan kaldırmayı, daha eşit ve adil bir yaşamı hedefleyen çalışmaların yanı sıra katılımcı demokrasiyi amaçlayan Bolívarcı çevreler aracılığıyla da halkın politik yaşama katılımı sağlandı.
O; “Yoksulluğun ilahi bir plan olduğu büyük bir yalandır. Tanrı açlık ve yoksulluk isteseydi denizde balık, ormanda meyveler armağan etmezdi. Tanrı, insanların ulaşabileceği ve herkese yetecek kadar zenginliği tüm insanlara sunmuştur. Ama birileri bunların çoğunu almak için ‘Tanrı sizlere yoksulluk karşısında sonsuz ve mutlu hayat verecek,’ demektedir. Yoksulluk arttıkça ve tanrının herkes için verdiği zenginliklere birileri daha fazla el koydukça tanrı adına konuştuğunu ileri sürerek yoksulluk karşısında ‘sus’ diyen din adamları da çoğalmaktadır. Latin Amerika yoksulluk karşısında susanların coğrafyası olmayacaktır!” derdi…
20 Eylül 2006’da BM Genel Kurulu’nda, Bush’un konuşmasının ertesi günü, “Dün, şeytan buradaydı… İnsan soyunu kurtaralım, ABD imparatorluğunu bitirelim…”
BM’deki bir diğer konuşmasında; “İmparatorluğa isyan edelim… Silvio Rodriguez’in söylediği gibi, yeni yeni bir çağ doğuyor… Şimdi yapmamız gereken dünyanın geleceğini tayin etmektir. Şafak yeniden söküyor. Bunu Afrika’da, Avrupa’da, Latin Amerika’da ve Okyanusya’da görebilirsiniz,” diye haykırmıştı…
“Rakiplerimin anlamadığı şey şudur ki Hugo Chávez, Chávez değil, Venezüella halkıdır. ‘Bay Bush siz bir eşeksiniz, bir de kötü İngilizcemle söyleyeyim. Mr. Bush, ‘You are a donkey!’…’ Venezüella hiçbir zaman neo-liberalizme geri dönmeyecek ve XXI. yüzyılın sosyalizmine doğru dönüşümünü sürdürecek,” demişti…
“Amerika, Şili örneğinde olduğu gibi bir daha bizi içerden vuramayacak. Artık bu hataya düşmeyeceğiz… Atom bombasına ihtiyacımız yok, çünkü bizde zaten bir tane var: Venezüella halkı. Bu halk 100 atom bombasının gücüne sahiptir,” diyen bir liderdi…
11 Eylül 2008’de ABD büyükelçisinin sınırdışı edilmesinden sonra, “Defolun gidin, pislik Yankeeler,” demişti…

“UNUTULMAYAN SÖZLERİ”
2003’te Latin Amerika’nın yerli halklarından bahsederken: “Cristof Colomb, insanlık tarihindeki en büyük işgal ve soykırımın mızrak başıdır.”
2005’te Alo Başkan adlı televizyon programında: “Zengin olmak kötüdür, insanlık dışıdır.”
19 Şubat 2006’da, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın, Venezüella’yı İran’ın yancısı ve bölgedeki demokrasinin önündeki tehdit olarak nitelendirmesi üzerine: “Unutma küçük kız, ben yayladaki dikenli bir çiçeğe benzerim. Yanımdakileri güzel kokularla mutlu ederken beni sarsmaya çalışan ahmakları kanatırım. Uğraşma benimle Condoleezza. Uğraşma benimle kızım”
2006’daki İran ziyaretinde: “İsrail Hitler’i eleştiriyor, tıpkı bizim gibi. Ama kendi yaptıkları, Hitler’in yaptıklarına benzer, hatta daha kötü.”
2006’da ABD Başkanı George W. Bush’a hitaben: “Sen bir eşşeksin, Bay Tehlike. Sen korkak, katil, soykırım mimarı, alkolik, sarhoş, yalancı ve ahlâksız bir insansın. Dünyadaki en kötü kişisin. Büyük psikolojik sorunların var, biliyorum.”
2006’da BM Genel Kurulu’nda, Bush’un konuşmasının ertesi günü: “Dün, şeytan buradaydı. Ortalık hâlâ sülfür kokuyor.”
2008’de ABD Büyükelçisi’nin sınırdışı edilmesinden sonra: “Defolun gidin, boklu Yankeeler.”
2011’de kapitalizmi eleştirirken: “Mars’ta daha önce hayatın varolmuş olabilir. Ama belki de Mars’a da kapitalizm geldi ve gezegeni tüketti.”
2011’de Obama’dan bahsederken: “Sen bir hilekârsın. Afrika’daki insanlar sana ten rengin nedeniyle, baban Afrikalı diye güvendi. Ama sen Afrika’ya ihanet ettin, bir utançsın.”
2011’de NATO’nun Libya’ya saldırmasının ardından: “Libya halkını bombalayarak mı kurtaracaksınız? Çılgın imparatorluktan müthiş bir strateji. Uluslararası anlaşmalar nerede? Mağara devrine döndük.”

2007 yılında Şili’de yapılan zirve toplantısında kendisine “Kapa çeneni,” diyen İspanya kralı Juan Carlos’a, “500 yıldır buradayız ve hiç susmadık, hele bir kralın söylemesiyle hiç susmayız. Bir kral da benim gibi devletin başıdır. Aradaki tek fark benim üç kez yüzde 63 oy ile seçilmemdir. Biz eşit seviyedeki devlet başkanlarıyız, yerlilerin lideri Evo Morales de İspanya kralı Juan Carlos da eşittir,” yanıtını vermişti…
W. Bush’un, “Benim tanrıyla irtibatım var. Her gün tanrıyla konuşuyorum” sözlerine, “Hayır, senin tanrıyla bir irtibatın yok. Her gün konuştuğun da tanrı değil, şeytan,” diye karşılık vermişti…&

26.01.2016 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

TRAJİK AFGANİSTAN DERS(LER)İ

İNSAN(LIK)I YAZMAK HÂL(LER)İ

‘ATEŞTEN YAŞAMLAR’IN, DÜŞLERİN ROMANI

“EHLİLEŞTİRİLEMEYEN” TİYATRO(CU)NUN GEREKLİLİĞİ

ŞİİR İNCE İŞTİR; KALIN KAFALARA TESİR ETMEZ!

NURHAK AYAKTAYKEN “ÖLDÜ MÜ DENİR ONLARA”?!

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

MADIMAK’TA YAKILIP YIKILAN HEPİMİZDİK

SEVDİĞİ RENK MAVİ; TUTKUSU DA AŞK VE DEVRİMDİ

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

FUTBOL FELAKETİ

MAFYASIZ KAPİTALİZM OL(A)MAZ

BUGÜNDE ‘68/ ‘71’İ ANLAMAK

1830’DAN 1871’E -AVRUPA’DA- SINIF SAVAŞLARI

GENÇLİK(İM)DEN KALAN(LAR) FİKRET İLE TİMUR

NEFRETİN, AYRIMIN BOY HEDEFİ: ÖTEKİLEŞTİRİLEN ALEVÎ(LER)

İKTİSADÎ ÇÖKÜŞ, BEŞERÎ ÇÖZÜLME

1 MAYIS’A GİDERKEN

ANIN YAZARI: ADALET AĞAOĞLU

KARDEŞİM(İZ)İN “DAVA”SI (MI?)![*]

SAHNE (DURUŞU) PERFORMANSININ POLİTİKASI

YEDİ NOKTA YA DA YETER ARTIK

YAZMAK SERÜVENİNE BİR BAKIŞ

ÇİN DEYİNCE...

KLASİK MÜZİĞİN ÖNEMİ[*]

ÖZGÜRLÜK YERKÜREYİ KURTARIP, GÜZELLEŞTİRME UMUDU VE İRADESİDİR

KAHVERENGİ TONLU COVİD-19 GÜNLERİNDE (C)EZAEVLERİ

“İŞÇİ SINIFI” DEYİNCE

ANILAR, SESLER, ŞARKILAR

ÖZGÜR İFADE “HAZIR OL”DA DUR(A)MAZ

MİZAH/GÜLMECE ŞAH(LAR)I MAT EDER

DEDE EFENDİ’Lİ, İTRÎ’Lİ, LİMONCİYAN’LI KLASİK MÛSİKÎ

EKONOMİK VAZİYET(İMİZ) İLE BEŞERİ TABLO(MUZ)[1]

“ADINI SİZ KOYUN” 3

“ADINI SİZ KOYUN” 2

“ADINI SİZ KOYUN”

“AZ YAZIP ÇOK SÖYLEYEN” CEMAL SÜREYA

İSYAN SANCAĞINI YÜKSELTENLERİN KUŞAĞINDANDIR GENÇLİK

ÖRNEKLERİYLE -OLMASI GEREKEN- AYKIRI[*]

YAPITLARIYLA HAFIZALARDAN SİLİN(E)MEYEN AGNÈS VARDA

“ŞİMDİLERDE KARAMSARLIĞI DAHA İYİ ZAMANLARA BIRAKALIM”

GOMİDAS’LI HALK MÜZİĞİ(MİZ)

ŞAİRLER GALERİSİ

RUMLARA DAİR TARİH (B)İLGİSİ

GEÇMİŞTEN (BUGÜNDEKİ) GELECEĞE

IRKÇILIK/ FAŞİZM SUÇU

COVID-19 GÜNLERİNDE SORU(N)LAR, SORUMLUKLAR

V. İ. LENİN VE EKİM DEVRİMİ

HÂLÂ ONLARLAYIZ; ONLARDANIZ

“MED CEZİR”Lİ ‘ÇETİN’ KALEM

AYDIN DURUŞU VE SORUMLULUĞU

VATAN’IN F3’ÜNDE DÖRT GÜN

SORU(N)LAR, YANIT(SIZLIK)LAR

TRUMP KÂBUSU VE EMPERYALİST ABD

DOĞAN HIZLAN VESİLESİYLE ELEŞTİRİ VE YAZMAK ÜSTÜNE

BİR “İZMİRKOLİK”İN SERÜVENİ

TÜRKÜLER(İMİZ) VE BİZ

HAYALLERİMİZİ EMZİREN YAZMAK EYLEMİ

LAİKLİK ZARURETTİR

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR ( 2 )

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR

DOĞAN GÜNÜN OZANLARI

SURUÇ’UN 33’LERİ VE ONLARIN ÇAĞDAŞ AYDIN’I

ARKADAŞ(IMIZ) Z. ÖZGER

“DİNEN BİR FIRTINA”YI ANLA(T)MAK

“MODAYI BİLİP DE ONA KAPILMAYAN”DI AHMET OKTAY

ÖZLEMLERİN İSYAN ÇIĞLIĞIDIR ŞİİR

PINAR YOLDAŞA KALKAN ELLER KIRILIR

BİR SEVDADIR TİYATRO

ÖMER ŞERİF’İN OYUNCULUĞU

2020’NİN 18 MAYIS’INDA ONA DAİR

YER İLE GÖK ARASINDAKİ UYUM: KLASİK MÜZİK

6 MAYIS HAKİKÂTİ ÖLÜMSÜZDÜR

ÖLÜM ORUCUNUN 320. GÜNÜNDE İBRAHİM GÖKÇEK İÇİN

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020 ( 2 )

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020

ÖĞRENCİSİ OLDUĞUM ‘İNSANCIL’A DAİR

BUGÜNÜ VE SONRASI İLE COVID-19

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR ( 2 )

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR

UNUTAMADIĞIM FİLM(LER), YÖNETMEN(LER), OYUNCU(LAR

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ ( 2 )

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ

TARIM(IN) HÂL(LER)İ

KLASİK MÜZİĞİN FARKLI İKİLİSİ: MOZART İLE STRAUSS

AŞIKTI, “GARİP”Tİ, HALK DERVİŞİ NEŞET ERTAŞ

TARİH(İMİZ)E HAYRANLIKLA, MİNNETLE, SAYGIYLA

ÇOKSESLİ MÜZİĞİN DEVRİMCİ DEHASI BEETHOVEN

SİNEMAMIZIN DERVİŞİ: AYTAÇ ARMAN[*]

EYGİ VESİLESİYLE -BALIK HAFIZALILAR İÇİN- 50 YIL SONRA “KANLI PAZAR

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ! ( 2 )

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ!

KRİZ İLE GELEN(LER)

USTANIN KADİM DOSTU, YADİGÂRI BALABAN

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? ( 3 )

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? (2)

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR?

IŞIĞIN RESMİNİ ÇİZEREK, TARİHİ ZAPT ETMEK

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER ( 2 )

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ! ( 2 )

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ!

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ ( 2 )

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ…

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK) ( 2 )

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ ( 2)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ?!

HAS BİR TİYATROCU: CÜNEYT TÜREL

AHMET KAYA VARDI, VARDIR, VAR OLACAKTIR

KAVGADAN BESLENİP; ONU ÇOĞALTAN ŞİİRİN ŞAİRİ: ADNAN YÜCEL

33’LER İLE ÇAĞDAŞ’INDAN ÖĞRENDİKLERİM(İZ)[*]

ULUSLARARASI KAOSUN GELECEĞİ

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI ( 2)

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK ( 2 )

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK

KÖLELİĞE KARŞI MÜCADELENİN BİRLİĞİ İÇİN (YA DA “NE OLUYOR; NASIL; NE YAPMALI” MI?)

ELEŞTİREL ARABESK HİKÂYESİ

SÖZÜN MİLİTAN EYLEMİ; HAKİKÂTİN BEDELİ ÖDENMİŞ SÖZCÜSÜ

KIPIR KIPIR, NEŞE DOLU “DELİ KADIN”: AYŞEN GRUDA

CUMHURİYET İLE MÜZİK(İMİZ)

BAŞKALAŞANLARDAN DEĞİL, GELİŞENLERDENDİ GÜLRİZ SURURİ

KİTLE ÖRGÜTLERİ VE DEMOKRATİK İŞLERLİK

“SANAT UZUN, YAŞAM KISA”YDI MELİH CEVDET İÇİN

ZOR(UNLU) BİR MESELE: ALTERNATİF DEVRİMCİ-HALKÇI YEREL YÖNETİM

YAZDIĞINIZ YAŞAM YA DA SAFSATADIR!

HALKIN -BAŞKALDIRAN- ARZUHÂLCİSİ: YAŞAR KEMAL

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)[2]

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)

MAYIS KIZILLIĞINDA ‘71 KOPUŞU VE KAYPAKKAYA

BUGÜN(ÜMÜZ)DE FAŞİZM(LER)

SİNEMANIN MÜSTESNA İSİM: METİN ERKSAN

İNSAN OLMAK ZORKEN, ‘İNSAN’DI ZEKİ ALASYA

ÖLÜMSÜZLÜK BAĞLAMLI KIZILDERE(MİZ)

SAİT FAİK’İN DÜŞ(ÜNCE)LERİ

İSYANA DÖNÜŞ(EME)YEN İTİRAZ VEYA MÜSLÜM GÜRSES HİKÂYESİ (Mİ?

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 3 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 2 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF ( 2 )

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ) 2

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ)

DİZELERİYLE REFİK DURBAŞ ÖYKÜSÜ

AFORİZMALARDAN BUGÜN(ÜMÜZ)E UYARILAR

‘KEL MAHMUT HOCA’ + ‘YAŞAR USTA’ + ‘TURŞUCU KAZIM’ + ‘AYYAŞ EMİN’Dİ O…

hatırlamiyorum-nakaratlarina-hatirlatalim

“NETAMELİ BİR KONU”: ULUSAL SORU(N)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 3)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 2 )

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI

ABD EMPERYALİZMİ VE VENEZÜELLA 2019

AYKIRI DİZELER, ŞAİRLER

ÇEŞİTLİ VECHELERİYLE BEŞERİ (EKONOMİ-POLİTİK) KRİZ

“BÜYÜK FOTOĞRAFÇI”NIN GERÇEĞİ VE DRAMI

KRİZ “İMKÂN, TEHDİT VE KARAR” BİLEŞKESİDİR

İNSANI İNSANLAŞTIRAN DEĞERLER: AŞK, SANAT, BAŞKALDIRI, MÜCADELE

HİÇLEŞTİRİLME KAYGISINDAN ÖFKEYE SARI YELEKLİLER

68 HAREKETİ, MAYIS(IMIZ), KAYPAKKAYA VE 1971

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM ( 2)

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM

NBC SİNEMASI (MI?)

DÖRT GÜNLÜK “Bİ ŞEY”

ISINMANIN ÖTESİNDE -YANIYOR!- YERKÜRE

YEŞİLÇAM’LI TÜRK(İYE) SİNEMASI

YAZMAK EYLEMİNE MÜNDEMİÇ NOTLAR

SANAT (VE TİYATRO) İLE HAYAT

EYYAMCI DEĞİL, HER DEVİRDE İNSANDI TARIK AKAN

YIKA YIKA YARATARAK YAZMAK

SIRILSIKLAM BİR ÂŞIK: BEDRİ RAHMİ

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR) ( devam)

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR)

ÖNCESİYLE 15-16 HAZİRAN’DAN BUGÜN(ÜMÜZ)E

HAKKÂRİ’DEKİ PARİS’Lİ: FERİT EDGÜ

TİYATRONUN UNUTULMAZ İNSAN(LAR)I

KARL MARX İLE MARKSİZMİ

LATİN AMERİKA VE EDEBİYAT ve GRUP YORUM'la dayanışma videosunu

ÜTOPYALAR(IMIZ)IN TARİHSEL ZEMİNİ

TÜKETİLE(MEYE)N İNSAN(LIK

KAPİTALİST KENT(LEŞMEMİZ)İN HÂL-İ PÜR MELALİ

KRİZİN, SAVAŞIN, VAHŞETİN “YDD”Sİ

POLİTİK SİNEMA İHTİYACI BÜYÜRKEN

O SES PEŞİNDEN SÜRÜKLENEN YILDIZ KENTER

MART’IN 10 KIZIL KARANFİLİ (VE ANIMSATTIKLARI

“DERİN AŞKLARIN, BAĞLILIKLARIN, HASRETLERİN, ŞEFKATİN ŞARKILARINI SÖYLEDİ” YILMAZ GÜNEY

DEVRİMCİ BİR DERVİŞ: OKTAY ETİMAN

İTİRAZ EDEN MÜLKSÜZLER İÇİNDİR LE GUIN

İRAN SOKAKLARININ BAŞKALDIRISI

SAF IŞIĞIN, ŞEFFAF SİMGELERİN ŞAİRİ: TOMAS TRANSTRÖMER

KAPİTALİZM KİRLİDİR, KİRLETİR

HRANT’IN KOLEKTİF KATLİNİN ANATOMİSİ

OHAL’(LERİN)İN EKONOMİ-POLİTİK DÖKÜMÜ

ŞİMDİLERDE ŞİİRE DAHA ÇOK MUHTACIZ GİRİZGÂHI

İSYANCI ŞEYH BEDREDDİN GERÇEĞİ

ORTADOĞU SARMALI VE T.“C”

DÜŞÜN(ECEĞİZ), YAZ(ACAĞIZ), KONUŞ(ACAĞIZ), SUSMA(YACAĞIZ)![

FAŞİZM(LER)İN GÜNCELLİĞİ VE IRKÇILIK

AŞK -İNSAN(LIK)A DAİR- HER ŞEYDİR![

EKİM DEVRİMİ İLE TARTIŞMALI “TARTIŞMALAR”I

GÜNCELDEN TARİHSELE İŞÇİ SINIFI

KAPİTALİST İKTİDARIN EĞİTİM(SİZLİĞ)İ VE COĞRAFYAMIZ

YENİ(DEN) ‘68’İ ANIMSA(YALIM)

AN-KARA’DA BİR KIPKIRMIZI CUMARTESİ

GÜLTEN AKIN: KENDİ GİTTİ, ŞİİR(LER)İ KALDI

BOYACI HALİL’İN MÜŞFİK KENTER’İ

EMPERYALİST YERKÜREDE BARIŞ (YALANI) VE SAVAŞ (GERÇEĞİ )

SİNEMA VE YÖNETMEN(LER)

PARİS KOMÜNÜ(MÜZ) HÂLÂ GÜNCEL

KAPİTALİZM VE TARIM(IMIZ)

“DUYARLILIĞIN İNCELİĞİN ESENLİĞİN YAZARI”: OKTAY AKBAL

KAPİTALİZMİN YARATTIĞI TABLO MU DEDİNİZ?

ÖĞRENCİ HAREKETİNİN TOPLUMSAL MÜCADELEDEKİ YERİ VE ROLÜ

HAYAT(LAR)IMIZA DOKUNMUŞ BİR MÜZİSYEN: ATTİLLA ÖZDEMİROĞLU

ADALETSİZLİK KARŞISINDA DEVRİMCİ SANATIN KONUMU VE İŞLEVİ

KATLEDİLDİĞİMİZ SURUÇ’LA ÇOĞALDIK

ŞİİRE KOÇAKLAMA

ÖZGÜRLÜĞE MUHTAÇ VE MAHKÛMUZ!

AYDIN/ ENTELEKTÜEL MESELESİNE DAİR

ŞİİR GİBİYDİ JOHN BERGER

SEVDİKLERİMDENDİR ÜÇÜ BİRDEN

YAZMAYI YAZMAK YAPAN

BAHAR(LAR)IN HALKI: ROMANLAR

ESKİ(MEYEN) SESLER, TINILAR

ORHAN KEMAL: USTADIR, YERİ AYRIDIR, MÜHİMDİR

“CULPA VACARE MAXIMUM EST SOLATIUM”

UNUTUL(A)MAZLAR YA DA HATIRLAYIN ONLARI

FİRARİ YAŞAM(IN)IN YAZMAK EYLEMİ

15’LER DAİR: GEÇM(EM)İŞ BUGÜNÜ(MÜZÜ)N ÖNSÖZÜDÜR !

SATIRLARDA AKAN YAŞAMIN BİLGELİĞİ

İNKÂRA ORTAK OLMA(K)!

“EVET”(İN EKONOMİSİN)E HAYIR!

ALAYINA İSYAN: “EVET”İN REFERANDUMU’NDA “HAYIR”![

“ÖZGÜRLEŞME DİLDE BAŞLAR”[

İNSAN(LIK), ONA İNANAN ŞAİR(LER)İN ŞİİR(LERİN)E MUHTAÇ

ALAYINA İSYAN, HEPSİNE “HAYIR”![

EKİM’İN 100. YILINDA KAVRAMLAR, GERÇEKLER

ZULA(NIZ)DAKİ ŞİİR, MAVZER(İNİZ)DEKİ MERMİ GİBİDİR

İKTİDAR, EĞİTİM, ÜNİVERSİTELER VE GENÇLİK

AKP’NİN -KAPİTALİZM PATENTLİ- ÇEVRE PRATİĞİ

“TEKÇİLİK” GÜZERGÂHINDA NEYİ, NASIL YAPMALI?

KÖTÜLÜK(LER) TABLOSU MU? “PANTE REI”![

ŞEYH BEDREDDİN: “SÖZÜ, BAKIŞI, SOLUĞU ARAMIZDAN ÇIKIP GELECEKTİR

UMUDU -TÜKETMEDEN- ÇOĞALTANDI SENNUR SEZER

“KIRIK MOZAİK”(İMİZ)İN PARÇASI SÜRYANÎLER

ORTADOĞU: BÜYÜK FOTOĞRAF İLE “KÜÇÜK” AYRINTI(LAR)

“İNSANLIK HÂLİ”NİN TERCÜMANI: FRANZ KAFKA

RESİM “SÜS” YA DA “AKSESUAR” DEĞİLDİR, OLAMAZ!

FUTBOL: GERÇEK VE BAĞINTILARIYLA TARTIŞALIM MI, TARTIŞMAYALIM MI?

EKİM’İN LENİN, LENİN’İN EKİM DESTANI

EGEMEN KLİKLER ARASI HESAPLAŞMA VEYA 15 TEMMUZ’UN ŞECERESİ[*]

SİYONİZM KARŞISINDA FİLİSTİN İLE ARAFAT’I[*]

ZEKÂ, YARATICILIK KADAR YÜREKLİLİKTİR KARİKATÜR(İST)[*]

BARIŞ (=HAYAT) İLE SAVAŞ (=ÖLÜM) HÂLİ[*]

TARTIŞILAN ASLÎ SORU(N) ÖZGÜRLÜKTÜR[*]

EGE MAVİSİNİN -HALİKARNAS- BALIKÇISI[*]

101. YAŞINDA AZİZ NESİN USTA[*]

68 BAŞKALDIRISI VE ÖĞRENCİ HAREKETİ[1]

“ÇORUMLU ‘BAUDELAİRE’PEREST”: SAİT MADEN[*]

KARAR VERİN: “SİZİN MUHAMMED ALİ’NİZ HANGİSİ?”[*]

HAYAT VE SANAT = GENÇLİK VE MÜCADELE[1]

GİDEN(LERİN) İKİ(SİN)DEN KALAN(LAR)[*]

BAŞYAPITI ‘GABO’NUN KENDİSİYDİ, HAYATIYDI[*]

YAZMAK EYLEMİNİN KADINLARI[*]

MİLLİYETÇİLİK VİRÜSÜ VE FUTBOL[*]

ANAYASA, BAŞKANLIK SİSTEMİ VE LAİKLİK[*]

33’LER SURUÇ’TUR; BİZ 33’LERİZ![*]

SYRIZA: NEYDİ? N’OLDU?![*]

“GEZİ”(/HAZİRAN) SANATI[*]

YENİDEN -VE BİR KEZ DAHA- FAŞİZM[*]

TÜRK(İYE) PATENTLİ PANOPTİKON HÂLİ[1]

ÇÖZÜLME, PARÇALANMA VE KUTUPLAŞMA GÜZERGÂHINDA[*]

DİK DURAN NİKBİNLİK: SABAHATTİN ALİ[*]

AŞKLARIN, KAVGALARIN, BARUT KOKAN DİZELERİN ŞAİRİ: HASAN HÜSEYİN[*]

SOYKIRIMDAN SÜRGÜNE ÇERKESLER[*]

44 YIL SONRA ONLAR YANİ SONSUZLAR[*]

AŞK, TRAVMA, TOPLUMSAL İNŞA VEYA DEVRİM, KAPİTALİZM, SOSYALİZM[1]

PEKİYİ YA İSYANCI KAZIM’DAN SONRA BİZ?![*]

TARİHSELDEN GÜNCELE İBRAHİM KAYPAKKAYA[1]

HAYATI ÖRGÜTLEYEN AŞKINLIKTIR SANAT (İLE TİYATRO)[*]

KAPİTALİZMİN “ÇEVRE”Sİ YA DA EKOLOJİK KÂBUS![1]

BUGÜN(ÜMÜZ)DE ENTELEKTÜEL, EĞİTİM, AKADEMİ[*]

MÜLKİYET, İKTİDAR, DEVLET (=DEMOKRASİ) VE…[1]

RADİKAL SOSYALİZM HÂLÂ GÜNCEL!

2015 1 MAYIS’INDAN 2016’YA YİNE, YENİDEN, ISRARLA TAKSİM!

KIZILDERE TARİHİ(MİZ) HEPİMİZİNDİR[1]

KÜLTÜREL YOZLAŞMA KARŞISINDA DEVRİMCİ SANAT[1]

KOMÜN’DEN EKİM’E ESKİ(MEYEN) SOSYALİZM

YALNIZLIĞIN ÇOĞUL SENFONİSİ: SAİT FAİK ABASIYANIK[*]

SAVAŞIN BATI CEPHESİNİN SORU(N)LARI İLE “DOĞU”[*]

ORTADOĞUDA T.CNİN HÂLİ VE ROJAVA

SANATIN SINIFI VEYA SANAT SİYASAL VE SINIFSALDIR

ORTADOĞUNUN KANAYAN YARASI FİLİSTİN

VERİLERİYLE DEMOKRASİ (MÜCADELESİ) VE DÜZEN(SİZLİK) ÜZERİNE

FAİLİ MEÇHUL -OLMAYAN- KAYIP(LAR)

80'Lİ YILLAR = İNSAN(SIZLIK) + UMUT(SUZLUK) + EYLEM(SİZLİK)

ERMENİLERİN BUGÜNÜ=HRANT+KAMP ARMEN

KÜRTLER VE ORTADOĞU