BUGÜNDE ‘68/ ‘71’İ ANLAMAK

Temel Demirer

BUGÜNDE ‘68/ ‘71’İ ANLAMAK

“Her şey bir günde değişebilir.”[2]

“İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama kendi keyiflerine göre değil; kendi seçtikleri koşullar içinde değil, doğrudan karşı karşıya kaldıkları, belirlenmiş olan ve geçmişten gelen koşullar içinde yaparlar. Bütün ölmüş kuşakların geleneği, büyük bir ağırlıkla, yaşayanların beyinleri üzerine kâbus gibi çöker,”[3] diyen Karl Marx geç(me)mişin bugünden geleceğe güzergâhındaki rolüne dikkat çeker.[4]
Siyasal düşüncenin toplumsal tarihiyle bağıntısını vurgulayanlardan biri olarak bu saptamanın çok önemli olduğu kanısındayım. Çünkü Aleksandr Puşkin’in “Rus yazarları Gogol’un paltosundan çıkmıştır,” sözünü uyarlarsak; yakın tarihte coğrafyamızdaki devrimci gençlik hareketinin, küresel çapta ‘68’den; yerel ölçekte de 1971’in parkası altından çıktığını söyleyebiliriz…
Immanuel Wallerstein’ın, “Dünya Devrimi” olarak adlandırdığı 68, halkların baharlarının ikincisidir. İlki 1848 işçi ayaklanması, yani halkların baharı veya ilk dünya devrimidir. Immanuel Wallerstein’ın, “Yalnızca iki dünya devrimi olmuştur. Biri 1848’de oldu. İkincisi ise 1968’de,” notundaki üzere…
Hepimize V. İ. Lenin’in, “Hiçbir şeyin gerçekleşmediği on yıllar ve on yılların gerçekleştiği haftalar vardır,” uyarısını anımsatan ‘68/ ‘71’i anlamak içinden geçtiğimiz günlerin gelecekle kuracağı ilişki açısından kilit önemdedir.
Çünkü Altan Öymen’e dahi “70 yılda bugünkü baskının örneğini görmedim,”[5] dedirterek; “Rex non potest peccare/ Kral suç işleyemez”; “Rex regnat, sed non gubernat/ Kral idare etmez, hükmeder,”[6] saçmalığını hatırlatan bu kesit; Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin, “Bizim ülkemizde en aşağılık, en adi insanlar aynı zamanda çok namuslu olabilirler.”[7]
“Bu devir, sıradan insanların en parlak zamanı; duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir. Kimse bir şeyin üzerinde durup düşünmüyor,”[8] diye betimlediği hâlle müthiş bir paralellik arz ederken; önemli olan rüzgârın nereden estiği değil; o eserken bizim durduğumuz yerdir.
O hâlde şimdilerde sadece yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan da sorumlu olduğumuz bilinciyle; Julio Cortázar’ın, “Anlamak bizi değiştirir. O andan itibaren, bir dakika öncesinde olduğumuz kişi değilizdir artık, sonsuza dek değişmişizdir,” vurgusunun altını çizmekte büyük yarar vardır, ‘68/ ‘71’i anlamak bağlamında…

‘68 HAKİKÂTI

İnsan(lık)a, “68 yılında 19 yaşındaysan hep 19 yaşındasın,”[9] dedirten hakikât yani “68 kısaca bir ruh hâlidir ve bu ruh hâli, bu isyan insanı terk etmez…”[10]
‘68 mottosu “Soyons realists, demandons l’impossible/ Gerçekçi ol, imkânsızı iste!” idi ve bu motto bugün de geçerliliğini aynen koruyor!
“Seamos realistas y hagamos lo imposible/ Gerçekçi olalım ve imkânsız olanı yapalım!” demişti Che Guevara; 68’lilerin ağzında “Gerçekçi ol, imkânsızı iste!”‘ye dönüştü o slogan.
“İmkânsızı istemek” hep genç olmak, hep genç kalmak ve baş kaldırmakla mümkündü. Sadece gerçekçi olmak ise, yaşlılara mahsustu!
“Vite/ Çabuk!” diye haykırıyordu Paris sokaklarında gençler; “Barikat caddeyi kapatır, ama yolu açar,” deyip ekliyorlardı: “Kaldırım taşlarının altında kumsal var”!
Yarım asırdan fazla zaman geçti; çok sular aktı köprülerin ardından. İstenen, düşlenen imkânsızın epey uzağındayız hâlâ. Lakin 68’den geriye kalan: “İmkânsız” denilenin ancak onu istemekle imkâna dönüştürülebileceğini hatırlatmasıdır…
Üzerinden yıllar geçse de hâlâ genç, hâlâ canlıdır ‘68…[11]
Kolay mı? “Cellatlarımızla diyaloğa hayır,” diyen tavizsizlerdi!
“Patronun sana ihtiyacı var, senin ona değil,” deyip, ekliyorlardı: “Ne tanrı, ne patron”!
Laiktiler; aklı hiçbir otoriteye teslim etmekten yana değillerdi: “Kilisenin gölgesinde kim özgürce düşünebilir”di. “Yasaklamak yasak”tı onlar için…[12]
Evet kaldırım taşlarının altında kumsalın olduğu zamanlardı… ‘68’de yerkürenin dört bir yanında patlayan isyan dalgası, bir yanıyla da öğrenci eylemlerine indirgenemeyecek uluslararası bir başkaldırı dönemiydi. Hemen her yeri etkilemişti…
1840’larda Avusturya Başbakanı Klemens von Metternich, “Fransa hapşırdığı zaman Avrupa nezle olur” diyordu; aynı kesitte Karl Marx’ın da, “Alman ayaklanmasının günü Galya horozunun ötüşü ile ilan edilecektir,” derken, Fransa’nın Avrupa açısından önemli politik rolüne işaret ediyordu her ikisi de.
Tüm XVIII. yüzyılda Fransa’da başlayıp Avrupa’ya yayılan devrim dalgalarına benzer bir gelişme, ‘68 Öğrenci Hareketleri’nde de yaşandı. 22 Mart 1968’de, Paris’in batı banliyölerinden Nanterre’de başlayan öğrenci protestoları hızla tüm dünyaya yayılıp, döneme damga vuran bir harekete dönüştü.
Elbette bu, 1960’ların ikinci yarısından itibaren dünyada hızla yükselen devrimci dalga ile bağıntılıydı. 1950’lerde Vietnam Savaşı, Cezayir’in ulusal kurtuluşu ve Küba Devrimi ile başlayan devrimci süreç, 60’ların ikinci yarısında batı metropollerinde kitlesel öğrenci gösterileri, militan işçi direnişleri ve sokak çatışmalarıyla birlikte giderek şiddetlenmişti. ABD’de Vietnam Savaşı karşıtı gösterilere on binler katılmaktaydı, yurttaş hakları hareketi ortaya çıkmış, Colombia Üniversitesi’nin 1968’de işgali gerçekleşmiş ve Kara Panterler Partisi kurulmuştu.
Avrupa’da direnişin ilk başladığı Almanya’da ise SDS’nin (Alman Sosyalist Öğrenciler Federasyonu) öncülüğünde Vietnam Savaşı’nı protesto eden militan gösteriler gerçekleşir. 1968’de diğer ülkelerden öğrencilerin de katılımıyla uluslararası Vietnam Kongresi toplanır. Alman oligarşisinin yükselen devrimci harekete yanıtı, SDS’nin lideri Kızıl Rudi’ye (Rudi Dutschke) suikast girişimidir.[13]
Avrupa’da direnişin daha kısa süreli ama en yoğun geçtiği ülke ise Fransa’dır. Yükselen öğrenci hareketlerine ve üniversite işgallerine ek olarak 14 Mayıs 1968’de Nantes’da Sud-Aviation şirketinin çalışanları fabrika işgallerini başlatır. Grev dalgası kısa sürede tüm ülkeye yayılır ve 18 Mayıs’ta iki milyon, 20 Kasım’da ise 6 milyon kişiye ulaşır grevci işçi sayısı.[14]
Fransa’da Mayıs 68’in başlangıcı 22 Mart 1968’de Nanterre Üniversitesi’ndedir. Polisin olayları büyümeden durdurmak için giriştiği aşırı güç kullanımı ve gözaltılar, üniversite yönetimlerinin üniversite mekânını geçici olarak kapamaları, olayların daha da büyümesinin nedenidir. Esas itibariyle üniversite öğrencilerinin başlattığı ve giderek iktidarı hedef alarak sürdürdüğü eylemler 10-11 Mayıs’taki “Barikatlar Gecesi”nde zirveye ulaşıp Hükümet güçlerinin püskürtülmesi sonrasında diğer toplum kesimlerine de yayılacaktır. Henüz 13 Mayıs’ta Fransa’da hemen bütün üniversiteler işgal edilmiş, eylemler bütün kentlere yayılmıştır.
14 Mayıs’ta Nantes’da ilk fabrika işgalinden sonra işin rengi değişecektir. Greve çıkan işçi sayısı hergün artarak 17 Mayıs’ta 215 bine, 18 Mayıs sabahı 1 milyona, en büyük işçi konfederasyonu olan CGT’nin genel grev çağrısı tabana ulaşınca da 18 Mayıs öğleden sonra 2 milyona çıkacaktır. Bu sayı, 20 Mayıs’ta 4 milyon, 21 Mayıs’ta 6,5 milyon ve 22 Mayıs’ta 8 milyondur. O zamana kadar ki bilinen en büyük grev dalgasıdır. Fransa’da yaşam sanayiden hizmetlerin bütün alanlarına kadar durmuştur.
Sert/kışkırtıcı tepkilerin işe yaramadığı görülünce 25 Mayıs’ta hükümet, işçi ve patron sendikalarını görüşmeye çağırır. 26/27 Mayıs’taki Grenelle Anlaşması’nın yetersiz sonuçları grevci tabanın sert tepkisini alır ve grevci sayısı 9 milyona tırmanır. 29 Mayıs’ta CGT büyük bir miting toplar. Ancak 30 Mayıs’ta De Gaulle Millet Meclisi’ni fesheder ve aynı gün onun taraftarları ve onlara katılan aşırı sağcılar Champs-Elysées’de büyük bir miting düzenler.
6 Haziran’da hâlâ 6 milyon işçi grevdedir ama hareketin ivmesi kırılmış, işbaşılar başlamıştır. İbre tersine dönmüştür: 23 ve 30 Haziran tarihli genel seçimlerden Fransız sağı büyük bir zaferle çıkacaktır.
‘68’in nedenlerine gelince:
i) 1960’ların bütününde birçok ülkeyi ve başta ABD olmak üzere Fransa’yı da etkileyen en önemli dış etken ABD’nin Vietnam Savaşı barbarlığıdır. Vietnam, emperyalizmi çok görünür ve müstehcen hâle getirmişti. Emperyalizmin, çevre ülkelerinde savaş dışında da ikili/çoklu tahakküm ilişkilerini geliştirmekte oluşu, sosyalist sistemin bir çekim merkezi rolünü sürdürmesi, Çin ve Küba devrimlerinin bunu pekiştirmesi, Castro, Che ve Ho Şi Minh gibi simgesel kahramanların ortaya çıkması, üniversite gençliğini sola ve anti-emperyalist bir çizgiye çekmişti. 1960’larda ABD’de ırk ayrımcılığına tepkilerin küresel etkileri, sömürgeciliğe karşı özellikle Afrika’da yükselen kurtuluş hareketlerinin Avrupa’da geniş destek görmesi ve “üçüncü dünyacılığı” yükseltmesi gibi diğer dış etkenler de Vietnam’a eklemleniyordu.
ii) 1968’de genel olarak toplumda özel olarak üniversitelerde baskıcı otoriteye başkaldırma ve özgürlükçü talepler etrafında örgütlenme ana güdülerdendi. Bu, bir yandan da kuşak çatışmalarının bir dışa vurumuydu. Geleneksel ahlâka ve özellikle cinsel ahlâka başkaldırış, cinsel özgürlük ve eşitlik talepleri de belirleyiciydi. ABD’de hippy’lerden ve Fransa’da anarşistlerden güçlü etkiler aldı.
iii) Kapitalizmin dişlileri içinde öğütülmeye, sömürü çarkları içinde sıradanlaşmaya, beyaz yakalıların proleterleşmesi sürecine/ diplomalı işçiliğe isyan bakımından da 68 öncü bir hareketti.
iv) Fransa’da 1960’larda sanayileşme hızının yükselmesi, tarımdan yeni çözülmelerle sanayi işçisine dönüşümün hızlanması, kent varoşlarına göçen genç işçilerin daha devrimci bir karakter taşıması ve onların başlattığı fabrika işgallerinin, eylemler konusunda kuşkucu ve ihtiyatlı olan sendikal hareketi eylemlere katılmaya mecbur etmesi önemlidir. Eylemlerin arkasında kapitalizmin genel ahlâki krizini de görmemiz gerekir.
v) 1968’de II. Büyük Savaş sonrasının Keynesgil birikim modelinin sonlarına gelinmişti. Bu hâlin getirdiği daha bölüşümcü ilişkiler bütünü, ulaşılan yeni refah düzeyi, yeni haklar ve özgürlük alanları talep edilmesi için uygun ortamı da yaratmıştı.[15]
Eylemlerin sınıfsal niteliği meselesinde ise “İşçiler 68’in sağlam bir bileşeniydi.”[16]
Elbette ‘68 denince akla hep gençlik hareketi geliyor. Ancak gençlik hareketindeki bu yükselişin asıl zeminini oluşturan işçi hareketindeki yükseliş “es” geçilmemelidir.
Görülmesi gerektiği üzere; ‘68 Mayısı ile simgelenen dönem, bir gençlik isyanından, sokak çatışmalarından, üniversitelerin işgalinden ibaret değildir. Bu dönemde, işçi sınıfı başta olmak üzere toplumun geniş kesimleri ayağa kalkmıştı.
Bilindiği üzere; 60’ların sonunda, kapitalizmin II Emperyalist Paylaşım Savaşı’ndan sonra sağladığı istikrar ve büyümenin sınırlarına dayanması ile birlikte, sistem kapitalizm karşıtı mücadele ile yüzleşmek zorunda kaldı. Kapitalist dünya ekonomisinin göreli istikrarı sarsılırken, bu duruma dünyanın değişik bölgelerinde yükselen ulusal kurtuluş mücadeleleri de eşlik ediyordu.
ABD’de Vietnam’ın işgaline duyulan tepki, ırkçılığa karşı büyüyen siyah hareket ile birlikte toplumsal muhalefeti yükseltiyordu. Yüz binlerce kişinin katıldığı savaşa ve ırkçılığa karşı gösteriler yapılıyor, üniversite işgalleri yaşanıyordu. Hatta ABD borsası Wall Street bile üç gün işgal altında tutuluyordu. İtalya’da ise öğrencilerin okul boykotları ve sokak direnişlerine paralel olarak dalga dalga ilerleyen grevler ülkeyi sarıyordu. Eylemler o kadar ses getiriyordu ki, ABD Başkanı Richard Nixon protestolar karşısında, ziyaret için geldiği ülkeye giremeden geri dönüyordu.
Ancak burjuvaziyi asıl telaşlandıran olaylar Fransa’da yaşandı. Mayıs 68’de işçi sınıfı tarihinin o ana kadar gördüğü en büyük genel grev düzenlendi. 20 günden fazla süren bu grevde 10 milyona yakın işçi hayatı durdurdu. Fransız burjuvazisi iç savaş tehdidini savuracaktı.
Kitleselleşen mücadeleler, fabrika, toprak ve üniversite işgalleri ile giderek radikalleşecekti. Bu rüzgâr elbette coğrafyamızı da etkiledi.

“BİZİM” ‘68

60’lar fırtınalı yıllardı. Bizde ve dünyada…
ABD Vietnam Savaşı’nın ateşiyle ısınmaya, 60’ların sonlarında da yanmaya başlamıştı.
Vietnam Savaşı protestoları Avrupa’ya da sıçramıştı ve her yere yayılıyordu.
Fırtınalı 60’ların 68’i “isyan yılı”na dönüşüyordu.
André Breton’un, “Hayal gücünü tutsaklaştırmak, insanın kendi öz varlığındaki mutlak adalet duygusuna ihanet etmektir,” uyarısın “es” geçmeyip; bir başka dünya düşleyen gençler üniversitelerinden sokaklara çıkıyorlardı.
Burada 68’liler 6. Filo’yu kovalıyor, devrim koşusunun en güzel 100 metresini koşanlar kendi idam sehpalarını tekmeliyorlardı, sloganlarla; José Julián Martí’nin, “Şimdi akkor zamanıdır ve yakında yalnız ışık görülecektir,” ifadesindeki bilinçle…
Burada bir parantez açmadan geçmek olmaz: Deniz Gezmiş’ler, Mahir Çayan’lar, İbrahim Kaypakkaya’lar birer efsane kahramanı değil; devrimci mücadelenin bağrından çıkan gerçek insanlardı. Zamanın yeknesak akışı, esaret zincirlerini kıranlardı…
Bilmiyor olamazsınız: Kırılmayla açılan çatlağın içinde yepyeni olasılıklara açılan bir “sonsuzluk” başlar. İnsanlar, “Gezi”de olduğu gibi, “şeylerin andaki durumunu” değiştirebileceklerini düşünürler. Sonra çatlak kapanır, zaman yeknesak akışına, bazen başka bir kanalda yeniden başlar. ‘68, işte böyle bir kırılmaydı.
Mayıs’ta Paris’te patlak veren ‘68 isyanı ve üniversite işgalleri, haziran ayında İstanbul’a ulaştı, oradan ülkenin bütün üniversite ve yüksek okullarına, kız sanat enstitülerine kadar yayıldı. Daha sonra fabrikalara sıçradı.[17]
Yani ‘68, ne Paris’le sınırlıydı ne de sıradan bir isyandı. Olayın, yaşandığı 1966-1974 aralığı, II. Dünya Savaşı sonrası kapitalizminin yapısal bir krize girdiği yıllardı. ABD’de sivil haklar hareketi, savaş karşıtı hareket, Şili’de Salvador Allende, Almanya, İngiltere, İtalya’da toplumsal hareketler, grevler, “Prag Baharı”, Tayland’da, Japonya’da öğrenci hareketleri, Çin’de Kültür Devrimi atılımı, Vietnam’da Kuzeyin Zaferi... Türkiye’de TİP, Fikir Kulüpleri Federasyonu, Dev- Genç, Devrimci Doğu Kültür Ocakları, “15-16 Haziran”, Paris 68’le aynı evrenselliği paylaşıyordu.
‘68, birçok yerde, kapitalizme yönelik kültürel (özgürlük, eşitlik, tüketim kültürü, ekoloji, cinsel sorunlar ve ırkçılığa ilişkin) ve toplumsal (baskıya ve sömürüye ilişkin) eleştirileri birleştiriyordu.[18] Böylece, entelijensiyanın kapitalizme yönelik eleştirileri, kadın, LGBT hareketleri, işçi hareketinin eleştirileriyle birleşiyordu. Paris ‘68, bir öğrenci isyanı olmaktan öte 9 milyon işçiyi kapsayan bir genel grevdi de aynı zamanda. ‘68’in, şiddet kullanmayı siyasetin alet çantasına yeniden eklediğini de vurgulayalım.[19]
Şunu vurgulamak gerekir: ‘68 metropollerde düzenin sınırlarını aşamayan köklü bir protesto hareketinin sınırlarına takılıp kalırken; Latin Amerika’da, çevrede ve bizde düzenin sınırlarını aşan Marksist-Leninist devrimci harekete dönüştü.
Coğrafyamızda 12 Mart bu nedenle devreye sokuldu; yani “12 Mart, sol yükselişe karşı, rövanş hamlesi”ydi.[20]
Victor Hugo’nun, “Diktatörlük hakikât hâline geldiğinde devrim hak hâline gelir,” iradesinin devrimcileri Karl Liebknecht’in, “Bugünün yenilenleri yarının kazananları olacaktır,” ifadesinde somutlanan bir tarihin yaratıcıları oldular!
Coğrafyamızın reformist geleneğinden devrimci kopuşu sağlayan THKO, THKP-C ve TKP-ML’nin yani Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya’ların ortak özellikleri; devrim yapmak isteği ve iradesiydi.
Hani İbrahim Kaypakkaya’nın, “Türkiye’nin geleceği çelikten yoğruluyor; belki biz olmayacağız ama bu çelik aldığı suyu unutmayacak,” derken; Mahir Çayan’ın o gür sesiyle haykırdığı zamanlardı: “Kişiliklerinde devrim yapamayanlar, devrimci olamazlar…
“Biz Marksizmi entelektüel gevezelik ve dünya devrimci hareketinin trafik polisliğini yapmak için okuyup öğrenmiyoruz. Biz dünyayı değiştirmek için, dünyanın Türkiye’sinde devrim yapmak için Marksizmi öğreniyoruz!
“Düşenler, devrim için; devrim yolunda vuruşarak düştüler kalbimize, ruhumuza ve bilincimize gömüldüler...
Onlar, kurtuluşa kadar savaş şiarını devrim yolunda kanlarıyla yazdılar...
Yolumuz, devrim yolunda düşenlerin yoludur…”
O günlerde yazıldı ODTÜ’deki “Devrim” yazısı…[21]
O günlerde çizildi; insan olmak ve kalmak babındaki yol haritası…
O günlerde düşüldü yola; bir İspanyol Atasözü’ndeki gibi, “Ey yolcu bil ki yol diye bir şey yoktur; yollar yürünerek yaratılır…”
70’liler yollarını yürüyerek açtı; açtıkları yol aşkın ve hayatın yoluydu; çünkü hayatı böylesine müthiş bir aşk ile sevmeyenler, hayatı savunmak için bu denli gözünü budaktan esirgemeyen bir kararlılıkla yaşayıp/ yaratamazlardı…
70’liler insan olmak/ kalmak babında önemli bir tarihi örnektir…
Bencil, çıkarcı, fırsatçı, korkak, yalancı, dalkavuk, güvenilmez, zayıf kişilikli, dönek “küçülmüş insan” tipolojisinin bir reddiyesi olan 70’liler; kapitalist tüketim toplumu normlarının devrimci inkârıdırlar…[22]
Ve elbette anti-emperyalisttir; Hüseyin Cevahir’inden[23] Ömer Ayna’sına dek!
Siz bakmayın; “Emperyalizm Kürdistan devriminin düşmanı değildir. İçinde bulunduğumuz koşullarda, Kürdistan’ın hiçbir parçasında ABD, operasyonel veya politik bir düşman olarak görülemez. Buna karşılık Türkiye’de ABD’nin düşmanlıktan çıkması, bir “renkli devrim” konjonktürü dışında söz konusu bile edilemez. Bu koşullar dolayısıyla, Kürdistan devrimini ABD emperyalizmiyle ilişkileri üzerinden değerlendirmeye kalkamayız,”[24] zırvalarına!
Emperyalizme (ve Filistinli yoldaşlarıyla omuz omuza Siyonizme) karşı mücadele eden coğrafyamız ihtilalci geleneğinde anti-emperyalizm devrimci hareketin ana damarıdır. Söz konusu damarın sağın dine ya da ırka dayanan “Batı karşıtlığı” ile ilgisi yoktur.
Devrimci anti-emperyalizm, emperyalistlerle her türlü bağımlılık ilişkisine son verecek bir politika izlemeyi gerektirir. Somutlamak gerekirse; askeri anlamda ülkedeki üslerin kapatılarak NATO’dan çıkılması, ekonomik olarak başta AB ile Gümrük Birliği olmak üzere emperyalist ülke ve tekellere tanınan ayrıcalıklara son verilmesi, emperyalist devlet ve tekellerle yapılan bütün ikili anlaşmaların iptal edilmesi ve siyasi olarak da emperyalistlerin bölgedeki işgal ve yağmasına karşı tutum alınması, demokratik bir temelde bölge halkları ile barışçıl bir politikanın izlenmesi vb. adımlar atılması gerekir.
Gerçek anlamda bir anti-emperyalizm, ancak işçi sınıfı ve ezilen halkların mücadelesi üzerinden ve onların çıkarlarını savunacak bir iktidarın kurulmasıyla sağlanabilir. Tekelci burjuvazinin şu ya da bu blok ya da ittifakının anti-emperyalist söylemler kullanması halk kitlelerini aldatmaya ve onların talep ve beklentilerini istismar etmeye çalışmaktan öte bir anlam taşımaz.
Nihayet “sivil toplum”cu, liberal ya da AB’ci projelere de prim vermeyen devrimci anti-emperyalizm birileri için önünü tıkayan “yük” olabilir. Varsın olsun! Bizim için onurdur!
Yani 6. Filo’yu denize döken ‘68’li Dev-Genç’in, 71’li devrim hareketine dönüştüğü güzergâhın gerektirdiği bedeli ödeme tutumu, yaşamını devrime tereddütsüzce adama kararlılığı, seçkin devrimci kişilik ve siper yoldaşlığındaki içtenliği tarihi(mizi)n önemli bir kilometre taşı oldu.
Kolay mı? Onlar mücadeleyi, davayı, örgütü, teoriyi, tutarlı olmayı ve ilkeleri ciddiye alanlardı. ‘68/ ‘71 devrimci çıkışında kalıcı olan buydu ve Kızıldere de bunun bir kanıtıydı…

KIZILDERE

Sokrates’in, “Dürüst bir insan daima çocuk kalır… Umut her daim vardır!” betimlemesiyle bire bir uyumlu Kızıldere gerçeğinin hepimize; Albert Einstein’ın, “Mantık sizi a’dan b’ye götürür, hayal ise her yere… İnsan olduğunuzu hatırlayın. Geriye kalan her şeyi unutsanız da olur”; Ignazio Silone’nin, “Özgürlük, kuşku duyma olanağı, hata yapma imkânı ve nereden gelirse gelsin, otoriteye ‘Hayır’ diyebilme gücüdür”; Arnold H. Glasov’un, “Bir fikre eylem iştirak etmiyorsa, o fikir ancak beyinde işgal ettiği hücre kadar büyüyebilir,” uyarılarını hatırlatması boşuna değildir.
Mahir Çayan, Hüdai Arıkan, Sinan Kazım Özüdoğru, Ertan Saruhan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy, Cihan Alptekin, Ömer Ayna’nın düşüşü Pir Sultan’ların, Şeyh Bedrettin’lerin, Kawa’ların dirilişidir.
“Yaşasın Türkiye Halk Kurtuluş Partisi!”, “Yaşasın Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu!” sloganlarının yükseldiği Kızıldere sosyalistlerin “oligarşi ve emperyalizme karşı” mücadele çağrısı/ manifestodur.
Ama aynı zamanda kapitalizme karşı bir savaş çağrısıdır da.
Oktay Etiman’ın, “1970’li yıllara yaklaştığımız dönemde parlamenter sistemle çözümün mümkün olmayacağı, barışçıl bir çözümün artık imkânsızlaştığı kafamızda oluşmaya başladı. Benim içinde bulunduğum THKP-C grubu o dönemde silahlı mücadeleye başlamadan legal mücadele verme potansiyelini içinde taşıyordu. Böyle bir yaygınlığa sahipti. Bizim düelloya girmemiz delikanlı olmaktan, genç olmaktan kaynaklı değil. Türkiye’deki konjonktüre bakmak lazım. O dönem 1971’le birlikte faaliyette olan örgütler THKP-C, THKO ve hatta TİKKO devlete karşı küçük çaplı bir başkaldırı gerçekleştirdik. Fiziksel olarak yenilmiş olabiliriz ama tarihsel olarak baktığımızda orada yenilgiyi göremezsiniz. Düşündüğümüz gibi davrandık,” diye betimlediği tarihsel kesitte “Kızıldere, 60’lı yıllarda yükselen toplumsal uyanışın içinde gelişen başkaldırının en uç noktasıydı. Çıkılan yolda sonuna kadar gitme kararlılığı Kızıldere’nin sonrasına da kaynaklık ederek bugüne uzanacak bir gücü yaratabildi. O yüzden Kızıldere bugün de hâle yeni başkaldırılara ilham vererek ilerlemeye devam eder.”[25]
Kızıldere’de yaşanan kopuş, sadece teorik değil eylemsel olarak da yaşanmıştır. Kızıldere, iktidarla mücadeleye cepheden yaklaşan bir direniş hattını ortaya koymuştur.
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarının engellenmesi için Ünye’de üç İngiliz’in rehin alındığı eylemde Kızıldere’ye giden On’lar özveri, devrimci iradenin kararlılığıyla devrimci dayanışma örneği sergilediler.
30 Mart 1972 Kızıldere’si ile 6 Mayıs 1972 idamları arasında sadece bir ay olması bir tesadüf müdür? Elbette “Hayır”! Devrimci dayanışmanın tarihe kazındığı günüdür 30 Mart 1972…
Kızıldere, büyük bir devrimci dayanışmanın iradesiyle örgüt hesabı yapmayan devrimci dayanışmanın onurudur; kimileri bu eylemi “maceracılık” olarak “mahkûm” etmeye kalkışsa da![26]
Kızıldere’de düşen On’lar, devrimci değerleri ve olması gereken dayanışmayı canı pahasına ortaya koyanlardı. O, yoldaşlığın, devrimci dayanışmanın abidesiydi.
Kızıldere’de asıl hatırlamamız gereken devrimci iradedir. Sömürüye, zulme boyun eğmemenin onuruyla ölümün üstüne yürüyüp, ölümsüzleşti On’lar; “Biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik,” iradesinin kesinliğiyle ve de devrimci değerlerin, onurun, erdemin, bilincin simgeleri olarak…
Bu bilinçli bir cüretkârlıklarıyla On’lar, ölümsüzlüğün en çok yakıştığı insanlardı.
Ve Nâzım’ca “destanımızda yalnız On’ların maceraları vardır”… “En bilgin aynalara/ en renkli şekilleri aksettiren On’lardır”… “Yüzlerini bile görmedikleri… işçi ve köylüleri için aynı kahramanlık ve sadelikte öldü On’lar… Öldüler haykırarak: ‘Diz çökerek yaşamaktansa, ayakta ölmek yeğdir! No pasaran!’…” diye!
Ve nihayet Kızıldere Direnişi “ölümün kutsanması” falan değil; geriye bırakılacak mirasın bütün sorumluluğunu tereddütsüz üstlenerek; “Devrim yapılmaz devrim olunur,” iradesidir!
Askerlere “Sizler gidin, rütbeliler gelsin,” diyen On’ların anıları; devrimci pratiğin yolunu hâlâ aydınlatırken; sosyalist düşünce ve davranışa kurşun işlemediğinin de kanıtıdır...
Bu nedenle On’lar unutulmadı
Birlikte Sansaryan Han’da 43 gün işkence tezgâhlarından geçirilen Tayfur Cinemre’nin ifadesiyle “Maltepe’de ‘devrimcinin aslî görevi firar etmektir’ dedi ve dört ay sonra firar etti. Böylece ‘faşizmin zindanlarına şerefiyle girip, şerefiyle çıkarak ihtilalci namusuna’ hâlel getirmedi,”[27] dediği THKO’nun “motorlu devrimcisi”, -Deniz Gezmiş’in canı ciğeri- Cihan Alptekin… Nam-ı diğer, Laz Cihan…
Sonra, “Nişanlıma söyleyin, artık devrimle nişanlıyım,”[28] diyen Fatsa’lı Ertan Saruhan…
“Başeğmeyen… çok yakışıklı, heyecanlı, atak ve kibar”[29] havacı teğmen Saffet Alp…
“Çiftçiydi, işçiydi, devrimciydi. Kızıldere’de katledildiğinin ertesi günü oğlu doğdu. ‘Erkek, kız fark etmez adını Kurtuluş koy,’ demişti eşine, evinden ayrılırken” Fatsalı Ahmet Atasoy…[30]
“Devrimin Şoförü”[31] diye anılan Nihat Yılmaz…
“Yiğitliği, cesareti, şövalyeliği, gururluluğu, arkadaş canlılığı, dik kafalılığı, zekâsı, yakışıklılığı, fidan gibi dal inceliği, Zaza inadı, kararlılığı”yla malûl Ömer Ayna… O, Kartal-Maltepe cezaevinden Kızıldere’ye açılan tünelin sadece mimarı değil, kazı çalışmaları sırasında gece gündüz çalışanıydı da…[32]
Bir de Mahir Çayan… O, devrimin güncelliğine inanmıştı ve devrimci kararlılığı her şeyin üzerinde tutmuştu. Kızıldere’de “Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik” demişti. Bu nedenle, Mahir’i en özlü bir şekilde “Söz ve eylemin keskin kılıcı” olarak nitelendirmek yanlış olmazdı.[33]
“Mahir’i Mahir yapan Marksist-Leninist geleneği, çağdaş devrim deneyimlerini ve Marksizm içinde ideolojiye ve üstyapıya odaklanan yenilikçi çizgiyi bütünlüklü bir sömürge devrimi teorisinde birleştirmekle kalmayıp yarattığı teoriyi kanının son damlasına kadar yaşamasıdır… Mahir’i Mahir yapan, teorik, politik ve askeri liderliği birleştirmesidir.”[34]
Yaşamı canları pahasına savunarak; yaşamayı herkesten çok hak eden On’lar için dönemin Başbakanı Nihat Erim’in, “Yakın o köyü, bir köy eksik kalsın, ne çıkar!” dediğini söyler Kızıldere’deki köylüler!
Egemenlerin devrimcilere öfkesi “nedensiz” değildi elbette. Çünkü “saf” bir kuşaktı On’lar; “Ama”sız, “Fakat”sız devrimciydiler çünkü…
“Yasaklamak yasaktır!”… “Gerçekçi ol, olanaksızı iste!”… “Tüm iktidar hayal gücüne!” diye haykıran 68 Baharı’nın rüzgârlarının ortaya çıkardığı devrimci gerçeğin, üzerinden yıllar geçtiği hâlde, bugünün devrimci kuşakları içinde de varlığını sürdürmesi karşılıksız değildir.
68’i takiben, toprak ve fabrika işgalleri, 15-16 Haziran ve “emperyalizmi ülkelerinden kovmak için” üniversiteden dağlara çıkan devrimci genç insanların coşkulu mücadeleleri hiç unutulmadı.
Kolay mı? Çürüyen sistemin yıkılıp, yerine yaşanılası, yeni bir dünya kurulabileceği bilinci tarihin kayıt altına aldığı bir dönemeçti; 68 baharı, yükselen sınıf mücadelesi ve gençlik hareketi üçgeni…
Kimse inkâr edemez: On’lar, bir kopuşun temsilcisiydiler. Bu, iktidar iddiası taşımayan reformizm ve revizyonizmden; parlamentarizmden kopuştu.[35]
Kurtuluşun devrimden, devrim yolunun da anti-emperyalist anti-kapitalist savaştan geçtiğinden emindiler; Cüretleri, kararlılıkları, devrime bağlılıkları böylesi bir bilinçten kaynaklanıyor ve “Bu direnişte bizim çoğumuz, belki de hepimiz ölebiliriz ama gelecek kuşaklara bir direniş geleneği bırakırız,”[36] diyordu.
Aydın Çubukçu’nun ifadesiyle, “Gerek Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya, gerekse Deniz ve arkadaşları, kendilerine dayatılan koşulları yıkmaya, yeni bir söz söylemeye, yeni bir eylem geliştirmeye yönelmişlerdir. Bugün onlardan bize kalan, devrim için kararlılık, yoldaşlar için fedakârlık ve emekçi sınıflara bağlılık duygusudur. Bu özellikler bakımından hepsi eksiksizdi.”[37]
Bu bağlamda Kızıldere, devrimci düşüncenin, sorumluluğun, ahlâkın pratiğidir; devrimci iradedir; gökyüzünü fethe çıkanların destanıdır; devrim yolunda dayanışmanın abidesidir.
Devrimci sosyalizme yol gösteren Kızıldere bir Manifesto’dur; 71 silahlı devrimciliğinin özetidir. Sözü eyleme dönüştüren, devrimci pratik; bir “yeniden kurma” eylemidir.
Kim ne derse desin, İncil’in “Önce söz vardı” tespitine “Hayır” diyen Marksist-Leninistler için daima ve öncelikle eylem vardır, var olacaktır. Aksi takdirde Kızıldere ne anlaşılır, ne de anlatılabilir…[38]
Özetin özeti: On’ların hepimize bir kez daha öğrettiği, Nikos Kazancakis’in, “İnsan uçurumun kenarına varmadan, kanatlanmaz,” diye ifade ettiği devrimci cüretti…[39]
Sonrası mı?
Romalılar kahramanları için “Öldü” sözcüğünü kullanmayıp; onun yerine, “Yaşadı” anlamına gelen “In Vixi” sözcüğünü kullanırlarmış; ölümsüzlükleri bağlamında; Yakov Sverdlov’un, “Bu kavgada ölmek, mükemmel ölümdür,” sözünü muştularcasına…

DEVAM EDECEK

1.06.2021 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

TRAJİK AFGANİSTAN DERS(LER)İ

İNSAN(LIK)I YAZMAK HÂL(LER)İ

‘ATEŞTEN YAŞAMLAR’IN, DÜŞLERİN ROMANI

“EHLİLEŞTİRİLEMEYEN” TİYATRO(CU)NUN GEREKLİLİĞİ

ŞİİR İNCE İŞTİR; KALIN KAFALARA TESİR ETMEZ!

NURHAK AYAKTAYKEN “ÖLDÜ MÜ DENİR ONLARA”?!

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

MADIMAK’TA YAKILIP YIKILAN HEPİMİZDİK

SEVDİĞİ RENK MAVİ; TUTKUSU DA AŞK VE DEVRİMDİ

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

FUTBOL FELAKETİ

MAFYASIZ KAPİTALİZM OL(A)MAZ

1830’DAN 1871’E -AVRUPA’DA- SINIF SAVAŞLARI

GENÇLİK(İM)DEN KALAN(LAR) FİKRET İLE TİMUR

NEFRETİN, AYRIMIN BOY HEDEFİ: ÖTEKİLEŞTİRİLEN ALEVÎ(LER)

İKTİSADÎ ÇÖKÜŞ, BEŞERÎ ÇÖZÜLME

1 MAYIS’A GİDERKEN

ANIN YAZARI: ADALET AĞAOĞLU

KARDEŞİM(İZ)İN “DAVA”SI (MI?)![*]

SAHNE (DURUŞU) PERFORMANSININ POLİTİKASI

YEDİ NOKTA YA DA YETER ARTIK

YAZMAK SERÜVENİNE BİR BAKIŞ

ÇİN DEYİNCE...

KLASİK MÜZİĞİN ÖNEMİ[*]

ÖZGÜRLÜK YERKÜREYİ KURTARIP, GÜZELLEŞTİRME UMUDU VE İRADESİDİR

KAHVERENGİ TONLU COVİD-19 GÜNLERİNDE (C)EZAEVLERİ

“İŞÇİ SINIFI” DEYİNCE

ANILAR, SESLER, ŞARKILAR

ÖZGÜR İFADE “HAZIR OL”DA DUR(A)MAZ

MİZAH/GÜLMECE ŞAH(LAR)I MAT EDER

DEDE EFENDİ’Lİ, İTRÎ’Lİ, LİMONCİYAN’LI KLASİK MÛSİKÎ

EKONOMİK VAZİYET(İMİZ) İLE BEŞERİ TABLO(MUZ)[1]

“ADINI SİZ KOYUN” 3

“ADINI SİZ KOYUN” 2

“ADINI SİZ KOYUN”

“AZ YAZIP ÇOK SÖYLEYEN” CEMAL SÜREYA

İSYAN SANCAĞINI YÜKSELTENLERİN KUŞAĞINDANDIR GENÇLİK

ÖRNEKLERİYLE -OLMASI GEREKEN- AYKIRI[*]

YAPITLARIYLA HAFIZALARDAN SİLİN(E)MEYEN AGNÈS VARDA

“ŞİMDİLERDE KARAMSARLIĞI DAHA İYİ ZAMANLARA BIRAKALIM”

GOMİDAS’LI HALK MÜZİĞİ(MİZ)

ŞAİRLER GALERİSİ

RUMLARA DAİR TARİH (B)İLGİSİ

GEÇMİŞTEN (BUGÜNDEKİ) GELECEĞE

IRKÇILIK/ FAŞİZM SUÇU

COVID-19 GÜNLERİNDE SORU(N)LAR, SORUMLUKLAR

V. İ. LENİN VE EKİM DEVRİMİ

HÂLÂ ONLARLAYIZ; ONLARDANIZ

“MED CEZİR”Lİ ‘ÇETİN’ KALEM

AYDIN DURUŞU VE SORUMLULUĞU

VATAN’IN F3’ÜNDE DÖRT GÜN

SORU(N)LAR, YANIT(SIZLIK)LAR

TRUMP KÂBUSU VE EMPERYALİST ABD

DOĞAN HIZLAN VESİLESİYLE ELEŞTİRİ VE YAZMAK ÜSTÜNE

BİR “İZMİRKOLİK”İN SERÜVENİ

TÜRKÜLER(İMİZ) VE BİZ

HAYALLERİMİZİ EMZİREN YAZMAK EYLEMİ

LAİKLİK ZARURETTİR

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR ( 2 )

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR

DOĞAN GÜNÜN OZANLARI

SURUÇ’UN 33’LERİ VE ONLARIN ÇAĞDAŞ AYDIN’I

ARKADAŞ(IMIZ) Z. ÖZGER

“DİNEN BİR FIRTINA”YI ANLA(T)MAK

“MODAYI BİLİP DE ONA KAPILMAYAN”DI AHMET OKTAY

ÖZLEMLERİN İSYAN ÇIĞLIĞIDIR ŞİİR

PINAR YOLDAŞA KALKAN ELLER KIRILIR

BİR SEVDADIR TİYATRO

ÖMER ŞERİF’İN OYUNCULUĞU

2020’NİN 18 MAYIS’INDA ONA DAİR

YER İLE GÖK ARASINDAKİ UYUM: KLASİK MÜZİK

6 MAYIS HAKİKÂTİ ÖLÜMSÜZDÜR

ÖLÜM ORUCUNUN 320. GÜNÜNDE İBRAHİM GÖKÇEK İÇİN

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020 ( 2 )

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020

ÖĞRENCİSİ OLDUĞUM ‘İNSANCIL’A DAİR

BUGÜNÜ VE SONRASI İLE COVID-19

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR ( 2 )

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR

UNUTAMADIĞIM FİLM(LER), YÖNETMEN(LER), OYUNCU(LAR

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ ( 2 )

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ

TARIM(IN) HÂL(LER)İ

KLASİK MÜZİĞİN FARKLI İKİLİSİ: MOZART İLE STRAUSS

AŞIKTI, “GARİP”Tİ, HALK DERVİŞİ NEŞET ERTAŞ

TARİH(İMİZ)E HAYRANLIKLA, MİNNETLE, SAYGIYLA

ÇOKSESLİ MÜZİĞİN DEVRİMCİ DEHASI BEETHOVEN

SİNEMAMIZIN DERVİŞİ: AYTAÇ ARMAN[*]

EYGİ VESİLESİYLE -BALIK HAFIZALILAR İÇİN- 50 YIL SONRA “KANLI PAZAR

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ! ( 2 )

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ!

KRİZ İLE GELEN(LER)

USTANIN KADİM DOSTU, YADİGÂRI BALABAN

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? ( 3 )

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? (2)

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR?

IŞIĞIN RESMİNİ ÇİZEREK, TARİHİ ZAPT ETMEK

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER ( 2 )

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ! ( 2 )

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ!

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ ( 2 )

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ…

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK) ( 2 )

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ ( 2)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ?!

HAS BİR TİYATROCU: CÜNEYT TÜREL

AHMET KAYA VARDI, VARDIR, VAR OLACAKTIR

KAVGADAN BESLENİP; ONU ÇOĞALTAN ŞİİRİN ŞAİRİ: ADNAN YÜCEL

33’LER İLE ÇAĞDAŞ’INDAN ÖĞRENDİKLERİM(İZ)[*]

ULUSLARARASI KAOSUN GELECEĞİ

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI ( 2)

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK ( 2 )

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK

KÖLELİĞE KARŞI MÜCADELENİN BİRLİĞİ İÇİN (YA DA “NE OLUYOR; NASIL; NE YAPMALI” MI?)

ELEŞTİREL ARABESK HİKÂYESİ

SÖZÜN MİLİTAN EYLEMİ; HAKİKÂTİN BEDELİ ÖDENMİŞ SÖZCÜSÜ

KIPIR KIPIR, NEŞE DOLU “DELİ KADIN”: AYŞEN GRUDA

CUMHURİYET İLE MÜZİK(İMİZ)

BAŞKALAŞANLARDAN DEĞİL, GELİŞENLERDENDİ GÜLRİZ SURURİ

KİTLE ÖRGÜTLERİ VE DEMOKRATİK İŞLERLİK

“SANAT UZUN, YAŞAM KISA”YDI MELİH CEVDET İÇİN

ZOR(UNLU) BİR MESELE: ALTERNATİF DEVRİMCİ-HALKÇI YEREL YÖNETİM

YAZDIĞINIZ YAŞAM YA DA SAFSATADIR!

HALKIN -BAŞKALDIRAN- ARZUHÂLCİSİ: YAŞAR KEMAL

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)[2]

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)

MAYIS KIZILLIĞINDA ‘71 KOPUŞU VE KAYPAKKAYA

BUGÜN(ÜMÜZ)DE FAŞİZM(LER)

SİNEMANIN MÜSTESNA İSİM: METİN ERKSAN

İNSAN OLMAK ZORKEN, ‘İNSAN’DI ZEKİ ALASYA

ÖLÜMSÜZLÜK BAĞLAMLI KIZILDERE(MİZ)

SAİT FAİK’İN DÜŞ(ÜNCE)LERİ

İSYANA DÖNÜŞ(EME)YEN İTİRAZ VEYA MÜSLÜM GÜRSES HİKÂYESİ (Mİ?

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 3 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 2 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF ( 2 )

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ) 2

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ)

DİZELERİYLE REFİK DURBAŞ ÖYKÜSÜ

AFORİZMALARDAN BUGÜN(ÜMÜZ)E UYARILAR

‘KEL MAHMUT HOCA’ + ‘YAŞAR USTA’ + ‘TURŞUCU KAZIM’ + ‘AYYAŞ EMİN’Dİ O…

hatırlamiyorum-nakaratlarina-hatirlatalim

“NETAMELİ BİR KONU”: ULUSAL SORU(N)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 3)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 2 )

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI

ABD EMPERYALİZMİ VE VENEZÜELLA 2019

AYKIRI DİZELER, ŞAİRLER

ÇEŞİTLİ VECHELERİYLE BEŞERİ (EKONOMİ-POLİTİK) KRİZ

“BÜYÜK FOTOĞRAFÇI”NIN GERÇEĞİ VE DRAMI

KRİZ “İMKÂN, TEHDİT VE KARAR” BİLEŞKESİDİR

İNSANI İNSANLAŞTIRAN DEĞERLER: AŞK, SANAT, BAŞKALDIRI, MÜCADELE

HİÇLEŞTİRİLME KAYGISINDAN ÖFKEYE SARI YELEKLİLER

68 HAREKETİ, MAYIS(IMIZ), KAYPAKKAYA VE 1971

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM ( 2)

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM

NBC SİNEMASI (MI?)

DÖRT GÜNLÜK “Bİ ŞEY”

ISINMANIN ÖTESİNDE -YANIYOR!- YERKÜRE

YEŞİLÇAM’LI TÜRK(İYE) SİNEMASI

YAZMAK EYLEMİNE MÜNDEMİÇ NOTLAR

SANAT (VE TİYATRO) İLE HAYAT

EYYAMCI DEĞİL, HER DEVİRDE İNSANDI TARIK AKAN

YIKA YIKA YARATARAK YAZMAK

SIRILSIKLAM BİR ÂŞIK: BEDRİ RAHMİ

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR) ( devam)

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR)

ÖNCESİYLE 15-16 HAZİRAN’DAN BUGÜN(ÜMÜZ)E

HAKKÂRİ’DEKİ PARİS’Lİ: FERİT EDGÜ

TİYATRONUN UNUTULMAZ İNSAN(LAR)I

KARL MARX İLE MARKSİZMİ

LATİN AMERİKA VE EDEBİYAT ve GRUP YORUM'la dayanışma videosunu

ÜTOPYALAR(IMIZ)IN TARİHSEL ZEMİNİ

TÜKETİLE(MEYE)N İNSAN(LIK

KAPİTALİST KENT(LEŞMEMİZ)İN HÂL-İ PÜR MELALİ

KRİZİN, SAVAŞIN, VAHŞETİN “YDD”Sİ

POLİTİK SİNEMA İHTİYACI BÜYÜRKEN

O SES PEŞİNDEN SÜRÜKLENEN YILDIZ KENTER

MART’IN 10 KIZIL KARANFİLİ (VE ANIMSATTIKLARI

“DERİN AŞKLARIN, BAĞLILIKLARIN, HASRETLERİN, ŞEFKATİN ŞARKILARINI SÖYLEDİ” YILMAZ GÜNEY

DEVRİMCİ BİR DERVİŞ: OKTAY ETİMAN

İTİRAZ EDEN MÜLKSÜZLER İÇİNDİR LE GUIN

İRAN SOKAKLARININ BAŞKALDIRISI

SAF IŞIĞIN, ŞEFFAF SİMGELERİN ŞAİRİ: TOMAS TRANSTRÖMER

KAPİTALİZM KİRLİDİR, KİRLETİR

HRANT’IN KOLEKTİF KATLİNİN ANATOMİSİ

OHAL’(LERİN)İN EKONOMİ-POLİTİK DÖKÜMÜ

ŞİMDİLERDE ŞİİRE DAHA ÇOK MUHTACIZ GİRİZGÂHI

İSYANCI ŞEYH BEDREDDİN GERÇEĞİ

ORTADOĞU SARMALI VE T.“C”

DÜŞÜN(ECEĞİZ), YAZ(ACAĞIZ), KONUŞ(ACAĞIZ), SUSMA(YACAĞIZ)![

FAŞİZM(LER)İN GÜNCELLİĞİ VE IRKÇILIK

AŞK -İNSAN(LIK)A DAİR- HER ŞEYDİR![

EKİM DEVRİMİ İLE TARTIŞMALI “TARTIŞMALAR”I

GÜNCELDEN TARİHSELE İŞÇİ SINIFI

KAPİTALİST İKTİDARIN EĞİTİM(SİZLİĞ)İ VE COĞRAFYAMIZ

YENİ(DEN) ‘68’İ ANIMSA(YALIM)

AN-KARA’DA BİR KIPKIRMIZI CUMARTESİ

GÜLTEN AKIN: KENDİ GİTTİ, ŞİİR(LER)İ KALDI

BOYACI HALİL’İN MÜŞFİK KENTER’İ

EMPERYALİST YERKÜREDE BARIŞ (YALANI) VE SAVAŞ (GERÇEĞİ )

SİNEMA VE YÖNETMEN(LER)

PARİS KOMÜNÜ(MÜZ) HÂLÂ GÜNCEL

KAPİTALİZM VE TARIM(IMIZ)

“DUYARLILIĞIN İNCELİĞİN ESENLİĞİN YAZARI”: OKTAY AKBAL

KAPİTALİZMİN YARATTIĞI TABLO MU DEDİNİZ?

ÖĞRENCİ HAREKETİNİN TOPLUMSAL MÜCADELEDEKİ YERİ VE ROLÜ

HAYAT(LAR)IMIZA DOKUNMUŞ BİR MÜZİSYEN: ATTİLLA ÖZDEMİROĞLU

ADALETSİZLİK KARŞISINDA DEVRİMCİ SANATIN KONUMU VE İŞLEVİ

KATLEDİLDİĞİMİZ SURUÇ’LA ÇOĞALDIK

ŞİİRE KOÇAKLAMA

ÖZGÜRLÜĞE MUHTAÇ VE MAHKÛMUZ!

AYDIN/ ENTELEKTÜEL MESELESİNE DAİR

ŞİİR GİBİYDİ JOHN BERGER

SEVDİKLERİMDENDİR ÜÇÜ BİRDEN

YAZMAYI YAZMAK YAPAN

BAHAR(LAR)IN HALKI: ROMANLAR

ESKİ(MEYEN) SESLER, TINILAR

ORHAN KEMAL: USTADIR, YERİ AYRIDIR, MÜHİMDİR

“CULPA VACARE MAXIMUM EST SOLATIUM”

UNUTUL(A)MAZLAR YA DA HATIRLAYIN ONLARI

FİRARİ YAŞAM(IN)IN YAZMAK EYLEMİ

15’LER DAİR: GEÇM(EM)İŞ BUGÜNÜ(MÜZÜ)N ÖNSÖZÜDÜR !

SATIRLARDA AKAN YAŞAMIN BİLGELİĞİ

İNKÂRA ORTAK OLMA(K)!

“EVET”(İN EKONOMİSİN)E HAYIR!

ALAYINA İSYAN: “EVET”İN REFERANDUMU’NDA “HAYIR”![

“ÖZGÜRLEŞME DİLDE BAŞLAR”[

İNSAN(LIK), ONA İNANAN ŞAİR(LER)İN ŞİİR(LERİN)E MUHTAÇ

ALAYINA İSYAN, HEPSİNE “HAYIR”![

EKİM’İN 100. YILINDA KAVRAMLAR, GERÇEKLER

ZULA(NIZ)DAKİ ŞİİR, MAVZER(İNİZ)DEKİ MERMİ GİBİDİR

İKTİDAR, EĞİTİM, ÜNİVERSİTELER VE GENÇLİK

AKP’NİN -KAPİTALİZM PATENTLİ- ÇEVRE PRATİĞİ

“TEKÇİLİK” GÜZERGÂHINDA NEYİ, NASIL YAPMALI?

KÖTÜLÜK(LER) TABLOSU MU? “PANTE REI”![

ŞEYH BEDREDDİN: “SÖZÜ, BAKIŞI, SOLUĞU ARAMIZDAN ÇIKIP GELECEKTİR

UMUDU -TÜKETMEDEN- ÇOĞALTANDI SENNUR SEZER

“KIRIK MOZAİK”(İMİZ)İN PARÇASI SÜRYANÎLER

ORTADOĞU: BÜYÜK FOTOĞRAF İLE “KÜÇÜK” AYRINTI(LAR)

“İNSANLIK HÂLİ”NİN TERCÜMANI: FRANZ KAFKA

RESİM “SÜS” YA DA “AKSESUAR” DEĞİLDİR, OLAMAZ!

FUTBOL: GERÇEK VE BAĞINTILARIYLA TARTIŞALIM MI, TARTIŞMAYALIM MI?

EKİM’İN LENİN, LENİN’İN EKİM DESTANI

EGEMEN KLİKLER ARASI HESAPLAŞMA VEYA 15 TEMMUZ’UN ŞECERESİ[*]

SİYONİZM KARŞISINDA FİLİSTİN İLE ARAFAT’I[*]

ZEKÂ, YARATICILIK KADAR YÜREKLİLİKTİR KARİKATÜR(İST)[*]

BARIŞ (=HAYAT) İLE SAVAŞ (=ÖLÜM) HÂLİ[*]

TARTIŞILAN ASLÎ SORU(N) ÖZGÜRLÜKTÜR[*]

EGE MAVİSİNİN -HALİKARNAS- BALIKÇISI[*]

101. YAŞINDA AZİZ NESİN USTA[*]

68 BAŞKALDIRISI VE ÖĞRENCİ HAREKETİ[1]

“ÇORUMLU ‘BAUDELAİRE’PEREST”: SAİT MADEN[*]

KARAR VERİN: “SİZİN MUHAMMED ALİ’NİZ HANGİSİ?”[*]

HAYAT VE SANAT = GENÇLİK VE MÜCADELE[1]

GİDEN(LERİN) İKİ(SİN)DEN KALAN(LAR)[*]

BAŞYAPITI ‘GABO’NUN KENDİSİYDİ, HAYATIYDI[*]

YAZMAK EYLEMİNİN KADINLARI[*]

MİLLİYETÇİLİK VİRÜSÜ VE FUTBOL[*]

ANAYASA, BAŞKANLIK SİSTEMİ VE LAİKLİK[*]

33’LER SURUÇ’TUR; BİZ 33’LERİZ![*]

SYRIZA: NEYDİ? N’OLDU?![*]

“GEZİ”(/HAZİRAN) SANATI[*]

YENİDEN -VE BİR KEZ DAHA- FAŞİZM[*]

TÜRK(İYE) PATENTLİ PANOPTİKON HÂLİ[1]

ÇÖZÜLME, PARÇALANMA VE KUTUPLAŞMA GÜZERGÂHINDA[*]

DİK DURAN NİKBİNLİK: SABAHATTİN ALİ[*]

AŞKLARIN, KAVGALARIN, BARUT KOKAN DİZELERİN ŞAİRİ: HASAN HÜSEYİN[*]

SOYKIRIMDAN SÜRGÜNE ÇERKESLER[*]

44 YIL SONRA ONLAR YANİ SONSUZLAR[*]

AŞK, TRAVMA, TOPLUMSAL İNŞA VEYA DEVRİM, KAPİTALİZM, SOSYALİZM[1]

PEKİYİ YA İSYANCI KAZIM’DAN SONRA BİZ?![*]

TARİHSELDEN GÜNCELE İBRAHİM KAYPAKKAYA[1]

HAYATI ÖRGÜTLEYEN AŞKINLIKTIR SANAT (İLE TİYATRO)[*]

KAPİTALİZMİN “ÇEVRE”Sİ YA DA EKOLOJİK KÂBUS![1]

BUGÜN(ÜMÜZ)DE ENTELEKTÜEL, EĞİTİM, AKADEMİ[*]

MÜLKİYET, İKTİDAR, DEVLET (=DEMOKRASİ) VE…[1]

RADİKAL SOSYALİZM HÂLÂ GÜNCEL!

2015 1 MAYIS’INDAN 2016’YA YİNE, YENİDEN, ISRARLA TAKSİM!

KIZILDERE TARİHİ(MİZ) HEPİMİZİNDİR[1]

KÜLTÜREL YOZLAŞMA KARŞISINDA DEVRİMCİ SANAT[1]

KOMÜN’DEN EKİM’E ESKİ(MEYEN) SOSYALİZM

YALNIZLIĞIN ÇOĞUL SENFONİSİ: SAİT FAİK ABASIYANIK[*]

SAVAŞIN BATI CEPHESİNİN SORU(N)LARI İLE “DOĞU”[*]

ORTADOĞUDA T.CNİN HÂLİ VE ROJAVA

SANATIN SINIFI VEYA SANAT SİYASAL VE SINIFSALDIR

ORTADOĞUNUN KANAYAN YARASI FİLİSTİN

VERİLERİYLE DEMOKRASİ (MÜCADELESİ) VE DÜZEN(SİZLİK) ÜZERİNE

FAİLİ MEÇHUL -OLMAYAN- KAYIP(LAR)

80'Lİ YILLAR = İNSAN(SIZLIK) + UMUT(SUZLUK) + EYLEM(SİZLİK)

ERMENİLERİN BUGÜNÜ=HRANT+KAMP ARMEN

KÜRTLER VE ORTADOĞU

chavez venezüella'sında ne(ler)oluyor? bolívarcı halkçılık mı, sosyalizm mı