2015 1 MAYIS’INDAN 2016’YA YİNE, YENİDEN, ISRARLA TAKSİM!

Temel Demirer

2015 1 MAYIS’INDAN 2016’YA YİNE, YENİDEN, ISRARLA TAKSİM!

SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER

 

“anılar dedi ihtiyar anılar

bugün

anılar düş değeri kazanıyor

bugün hava güzel.”[1]

 

Yerkürenin tüm coğrafyalarında sürdürülemez kapitalist vahşet emeğe saldırırken; ABD başta olmak üzere çeşitli ülkelerin işçilerinin sermayenin yoğun sömürüsüne karşı 8 saatlik iş günü talebiyle yürütülüp; çoğu zaman kanlı bir biçimde bastırılmak istenen mücadelelerle karakterize olan ve II. Enternasyonal’in 1889’da Uluslararası İşçi Sınıfının Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü kabul ettiği 1 Mayıs’tan bu yana, aslı sorulursa değişen fazla bir şey yok.

Bugün kapitalizmin ideologları, artık işçilerin Friedrich Engels’in İngiltere’de emekçi sınıfların durumunda anlattığı sefalet ve sömürü koşullarında yaşamadıklarıyla övünseler de; şu temel gerçeği unutuyorlar: Eğer bir iyileşme varsa bu, işçilerin kendi koşullarını düzeltmek için verdikleri olağanüstü mücadelelerle kazanılmıştır.

Yani egemenler, hiçbir zaman ezilenlere hiçbir şey bahşetmemişlerdir, bahşetmeleri de mümkün değildir.

İşçiler için her hak (ve kazanımı) mücadele ürünüdür; işte tam da bunun için Uluslararası İşçi Sınıfının Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü olan 1 Mayıs 2016’nın eşiğinde, yapılması gerekenin Türkçe özeti, “Karanlığa ışık, sessizliğe çığlık olmak için 1 Mayıs’a!”,[2] Taksim’e diye haykırmaktır!

 

  1. I) 1 MAYIS (’IN ÖNEMİ) NEDİR?

 

Türkiye’de, coğrafyamızda 1 Mayıs’ın artan öneminin altını defalarca, ısrarla çizmekte ve hatırlatmakta büyük yarar var.

1 Mayıs’ı betimleyen, öncelikle dayanışma ve mücadeleye ait olmasıdır.

Kolay mı? Dünyada işçi sınıfının eşitlik-özgürlük-kardeşlik-dayanışma ve insanca bir yaşam talebiyle alanları doldurduğu, emeğe saygı günüdür 1 Mayıs…

Tasmalı, mafyalı Zübük’lere rağmen emeğin evrensel büyük insanlık yürüyüşüdür…

Dünyayı yaşanır kılanlar, deri koltuklarına kurulup milyonları yönetenler değil de; mavi tulumlarıyla emeği üretenlerken; “İşçi sınıfının zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi yok. Ama kazanacağı koca bir dünya var”dır hâlâ!

Kolay mı? Rosa Luxemburg’un, “İşçilerin burjuvaziye ve egemen sınıfa karşı mücadelesi sürdükçe, bütün talepleri karşılanana dek, 1 Mayıs bu taleplerin her yıl dile getirildiği gün olacaktır. Ve daha güzel günler geldiğinde, dünya işçi sınıfı kurtuluşunu kazandığında, insanlık muhtemelen, zorlu mücadelelerin ve ödenen bedellerin anısına 1 Mayıs’ı yine kutlayacaktır,” diye betimlediği işçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü; direniş demektir; savaşım demektir; kazanım demektir.

Aynı zamanda anlamsızlaştırılmaya, özünden koparılmaya çalışılan bir gündür.

Bu kadar da değil; coğrafyamızda “Hak Verilmez Alınır”ın, geleneksel bir biber gazı şenliğidir; yasayla bayram ilan edilip, kutlamanın yasaklandığı gündür aynı zamanda!

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı’nın “Çalışma bayramıdır; çalışma ortamının motivasyonu için önemlidir,”[3] notunu düştüğü “bizim” 1 Mayıs’lar(ımız)da egemenler, neredeyse evde kutlanmasını önerirler; meydanlardaysa işçiden çok polis olur!

Sadece polis mi? Değil elbet! Bir de Serdar Turgut gibi, şunları diyenler vardır:

“Türkiye’de işçi sınıfı diye bir sınıf yoktur. Dolayısıyla gerçekte var olmayan bir sınıfın bayramının da olmaması gerekir. Ama var zannediliyor, bugün göreceksiniz bazı insanlar gerçekte var olmayan sınıflarının bayramını kutladıklarını sanarak Taksim alanında gösteri yapacaklar. Olmayan sınıfa ait sloganlar atılacak, zafer marşları filan söylenecek…

İşçi sınıfı ideolojisi, gerçek sahipleri tarafından bir türlü kabul görmemiş ve onlar sadece bir ekonomik sınıf olarak var olmuşlardır, yani oluşumlarında yarım kalmışlardır.

Onların var olduğu varsayımıyla ortaya çıkıp gerçekte var olmayan bir sınıfın savaşını yürütmeye gönüllü olarak girişen insanların da sonu hep hüsran olmuştur.

Bu iyi niyetli ama tarihsel açıdan yenilmiş insanların önemli bölümünü, bugün yine alanda göreceksiniz.

Kendilerinin sınıf olamadıklarını bilmeyen gerçek işçiler ise, bugün o alanda işlerinin ne olduğunu tam bilemiyorlar.

Türkiye’de sınıf olarak olmadığını bilmeyen bu zümrenin tek büyük savaşı sadece o alanda yılda bir kez var olmaya indirgendiğinden, bugün de mecburen orada herkes.

Türkiye’de işçiler bir sınıf olarak yılda sadece üç-dört saat var olabiliyorlar. Çünkü tek gerçek ortak kültürleri ve paylaştıkları ideoloji hedefi, Taksim’de yürümekten ibaret. Yürüyüş bitince de sınıf tekrar ortadan otomatikman yok olacak.”[4]

Dahiyane, değil mi?!

El özet: Her yıl ceberrut devlet geleneğinin mümtaz örneklerinin sergilendiği 1 Mayıs, ODTÜ’de görülmüş bir pankarttaki ifadeyle, “365 günün sultanı”dır.

1 Mayıs yalnızca işçilerin haklarını savundukları bir gün olmakla sınırlandırılamaz; emeğin sermayeye muhtıra verdiği gündür…

“Amele Bayramı”dır; emeğin coşkun akan selinin durdurulamayacağının işaret fişeğidir; devrimin şanlı yolunda ilerleyen halklarındır!

Mavi tulumlu ter kokusunun sokakları sarıp, doldurarak umudu beslediği; emeğin, alın terinin günüdür; festival, kutlama vb. değil, mücadele tarihidir; simgesidir.

Tarihte yaşananları unutmamak adına gözden geçirilmesi gereken tarihtir; devrimci mücadeleyse, devrimci mücadele; bayramsa bayram… Odur işte 1 Mayıs(’lar)…

“bitmedi daha sürüyor o kavga/ ve sürecek/ yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!” kararlılığıyla kızıl bayrakların altında devrimin ve sosyalizmin savunulduğu eşitliğin, özgürlüğün, emeğin, barışın sesinin en gür çıkması gereken gündür.

Türkiye’de 1935’te “bahar bayramı” adı verilerek, tatil günü ilan edilen 1 Mayıs, sınıfların ortadan kaldırıldığı, sömürünün, insanın insana kulluğunun yok edildiği, insanlığın kalıcı kurtuluşuna doğru ilerleyen tarihsel mücadelenin günüdür; içi boşaltılmış, yozlaştırılmış bir etkinlik değil!

Coğrafyamızda 1 Mayıs’ın “olmazsa olmazı” Taksim’de kutlanmasıdır; işçinin emekçinin, güç ve serveti üreten sınıfın Taksim’de kutlanması gereken bayramıdır.

“Ferman padişahınsa, Taksim emekçi halkındır!” diyerek; V. İ. Lenin’in, “Yoldaş işçiler! Öyleyse vakti gelen son kavga için iki kat enerjiyle hazırlanalım! Sosyal-demokrat proletaryanın saflarını daha da sıklaştıralım! Proletaryanın sözü daha uzak meydanlarda yankılansın! İşçilerin talepleri için mücadele her zamankinden daha büyük bir cesaretle sürdürülsün. 1 Mayıs kutlaması davamıza binlerce yeni savaşçı kazansın ve bütün insanların kurtuluşu için, sermayenin boyunduruğu altında çalışan bütün herkesin özgürlüğü için yürütülen büyük mücadeledeki güçlerimizi daha da büyütsün!” sözlerini anımsayarak 1 Mayıs’ın meydanı Taksim’i zorladığımız gündür.

Nâzım Hikmet’in, “ve elbette ki, sevgilim, elbet,/ dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,/ dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla/ bu güzelim memlekette hürriyet,” dizelerindeki umutla Türkiye işçi sınıfının “Ben buradayım” dediği gündür 1 Mayıs…

Egemenlerin değil, ezilenlerin; güçlülerin değil, “zayıf”ların; zenginlerin değil, halkın; iktidarın değil, hep muhalif olanların; patronların değil, işçinin; sistemin değil, sistemin dışladığı “öteki”lerin bayram günüdür.

Taksim, dedik neden mi?

1 Mayıs 1977’den beri canıyla ruhuyla Taksim meydanına zaten yerleşmiştir. Ne vali söküp atabilir onu oradan, ne de panzer!

1 Mayıs’ta işçilerin ve emekçilerin Taksim’e çıkma talebinin haklı olduğuna kuşku yoktur ve olmamalıdır da! Ülkeyi, dünyayı ayakta tutan, emeğin kentin yüreğinde boy verdiği gündür çünkü o. Her işçi kentinin, tam yüreğinde, kendini tüm görkemiyle açığa çıkartır emek 1 Mayıs’ta…

Evet, 1 Mayıs, işçinin ve emekçinin bayramıdır. Ama sadece bu kadar değil. Ne der 1 Mayıs marşı’nda; “devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı”dır aynı zaman da.

Yani emeğe önem veren, mevcut dünya düzeninde emeğin konduğu yeri görebilen, şu dünyanın işleyişine bakıp “Bir yerlere bir terslik var,” diyebilen herkesin bayramıdır.

1 Mayıs, devletin istediği gibi, boynunu büküp ekmeğinin peşinden koşanların değil, başkaldıranların bayramıdır.

Bu yüzden “provokasyonlardan uzak...” diye başlar devletin 1 Mayıs mesajları. 1 Mayıs’ı ruhundan uzaklaştırıp, kuru kuruya “emekçilerimiz bizim canımızdır,” seviyesine çekmek ister devlet.

1 Mayıs, devleti rahatsız eden bir ruhtur.

Nihayetinde şunun, bunu değil, -mavi veya beyaz yakalı fark etmez- emeğin, işçi sınıfının yani ürettiği balı yiyemeyen arının bayramıdır.

Haramilerin saltanatına korku yaşatıp, tarihsel direnişi aydınlatarak Enternasyonal’in söylenmesi gereken gündür

İşçi ölümlerinin tavan yaptığı, patronun ve sermaye sahiplerinin yüceltildiği, bankaların, patronların ve ticarethanelerin daha çok rant için insanları ve emeklerini sömürdükleri yerkürede alayına isyandır!

Sürdürülemez kapitalizm dünyasında, “yepyeni bir hayat gelir, bizde ve her yerde/gün gelir gün gelir zorbalar kalmaz gider,” diye haykıran 1 Mayıs muktediri korkutan başkaldırıdır.

Bir kez daha belirtelim; “kısa çöp uzun çöpten hakkını alır elbette” diyerek zalimin zulmüne direnişin gününde, olağanüstü hâle; sokağa çıkma yasağına karşı yine ve yeniden Taksim’e gideceğiz 2016’da da…

Zorbalıklarından asla korkmuyoruz. Biz kimsenin emeğiyle, hakkıyla, canıyla oynamadık. Biz kimseden bunların yapılmamasından daha fazla bir talepte de bulunmadık. Bugün korkmayanların günü, biz korkmuyoruz. Biz; zaten bizim olan bu günü, zaten bizim olan sokaklarda, meydanlarda, zamanında bizlere onurlu bir gelecek bırakmaktan başka derdi olmayanların kanlarını döktükleri yerde, bir neslin sesini çıkarırsa neler olabileceğini gördüğü, bir neslin dayanışma içerisinde olursa neler olabileceğini gösterdiği yerde, bir ulusun direnişinin simgesi olan yerde, Taksim’de “kutlamaya” gidiyoruz. Korkmuyoruz. Kutlamalar yapılmaz, sloganlar atılmaz, halaylar çekilmez de canlar yakılırsa eğer, kanlar dökülürse; korkanlardan bilin...

Sermaye ve hükümetleri 1 Mayıs’tan korkarlar. Şiddetle bastırmak isterler. Korkularından ötürü 1 Mayıs’ta Taksimi işçilere kapatırlar. Gerçekten korkuyorlar.

Unutmayın: O korkak zalimler, o çirkin TOMA’ları ve gazlarıyla gideceklerdir; zalimin zulmü yanına kalmayacaktır...

Yine, yeniden ve umutla, 2016’da da yaşasın Taksim’de 1 Mayıs/ Bijî Yek Gûlan!

Nâzım Hikmet’cesinden, “düşmanı yenecek işçi sınıfımıza selam!/ paranın padişahlığını,/ karanlığını yobazın/ ve yabancının roketini yenecek işçi sınıfına selam!”

Özetin özeti: 1 Mayıs, emeğin bayramı, bir yanıyla sömürü sistemini ve egemenlerini yeniden sorgulamanın zamanıdır. İnsanlık tarihinin, üretenlerin yüz yıllar boyu sürdürdükleri mücadelenin kazanımıdır.[5]

Çünkü tarihte büyük günler, büyük mücadeleler sonucu doğmuştur. Bu, 1 Mayıs için de böyledir. İşçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak 1 Mayıs onun burjuvaziye karşı yürüttüğü kararlı savaşım sonucunda doğmuş ve dünya işçi sınıfının mücadele tarihinde kayda geçmiştir.

“Bir günlük isyan-daha azı değil.” diyordu 1885’te yayınlanan; AFL-Emek Federasyonu’nun bildirisi.”... Emeğin dünyasını egemenlik altında tutan kurumların sefil sözcülerinin denetimi dışında bir gün. Emeğin kendi yasalarını yaptığı ve bunları uygulamaya koyma gücünü elde ettiği bir gün. Emekçi ordusunun birliğinin yarattığı muhteşem gücün, dünyanın tüm halklarının kaderlerini ellerinde tutanlara karşı çevrildiği bir gün.”

Büyük bedeller ödenerek bugüne gelindi. Bu zamanı ve onların mücadelelerini anmak yükselmek adına 1 Mayıs birlik, dayanışma ve emeğin mücadele günü hâline gelmiştir. Tüm dünyada 1886 yılından beri onların takipçileri olan emekçiler mücadelenin, emeğin bayramı olarak kutlamaya devam ettirmekteler.

Türkiye’de 1 Mayıs’lar hep olaylı oldu. Yaşananlar zihnimizin derinliklerinden çıkıp, gözümüzün önüne yansıyor. 1977 yılında, Taksim’de yapılan 1 Mayıs kutlamaları kanlı sonuçlanmıştı. O tarihten itibaren Taksim Meydanı 1 Mayıs’lara kapatıldı.

Bugün Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu en önemli şey demokratikleşmedir. Bu Türkiye emekçileri için de acil bir durum ve görevdir. Bugünün içerdiği anlam; yalnızca ‘bayram’ olmakla sınırlı değil. Bunun yanında, bilginin, üretimin, barışın, paylaşımın, adaletin, eşitliğin ve özgürlüğün anlamı ve değeri de bir arada, bir bütün olarak vardır.

Evet. Gün birbirimizle sürtüşmenin, çekişmenin ve üstünlük taslamanın günü değildir. Gün farklılıklarımızı birbirimizin önüne set olarak çekme günü de değildir. Gün farklılıklarımızı kendi renkliliklerimiz olarak algılayıp evrensel emeğin bayramı, birleşme ve tek güç, tek yürek olarak bütünleşme günüdür.

1 Mayıs, birlik, mücadele, dayanışma ruhu olarak tüm kesimleri kapsayan bir gün... Bugün Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu en önemli şey demokratikleşmedir. Bu Türkiye emekçileri için de acil bir durum ve görevdir. Bugünün içerdiği anlam; yalnızca ‘bayram’ olmakla sınırlı değil... Bunun yanında, bilginin, üretimin, barışın, paylaşımın, adaletin, eşitliğin ve özgürlüğün anlamı ve değeri de bir arada, bir bütün olarak vardır.

1 Mayıs, barış girişimlerinin devam ettiği böyle bir iklimde kutlanması, her türlü şoven milliyetçi kamplaşma ve etnik düşmanlıklara karşı tüm Türkiye halklarının mücadelesinin ifadesini de içeriyor. Barış özgürlük ister, özgürlük emek ister. 1 Mayıs ancak bu bilinçle gerçek anlamına ve sınıfsal özüne kavuşturulabilir, sömürü çarkının bezirganlarının korkulu rüyası hâline gelebilir ve halkların gerçek birliği bu sayede sağlanabilir.

Tüm haklılığına, meşruluğuna, ulusal ve uluslararası mahkeme kararlarına rağmen 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması bir kez daha yasaklanmak isteniyor. Tüm engellemelere rağmen Taksim 1 Mayıs Meydanı’dır.[6]

 

  1. II) DÜNYADA 1 MAYIS(’LAR)IN TARİHİ

 

1880’li yıllar, ağırlıklı olarak kol emeğinin kullanıldığı ve çalışma şartlarının çok kötü olduğu yıllardı. Küçük çocukların karın tokluğuna çalıştırılması ve 14-15 saate kadar varan iş günleri söz konusuydu. 1881 yılında yarım milyon işçiyi temsilen kurulan Örgütlü Meslek ve Emek Birlikleri Federasyonu “8 saatlik iş günü” mücadelesini ülke geneline yaymak ve işçilerin kararlılıklarını göstermek amacıyla mücadeleyi yükseltti.[7]

Sanayi devrimiyle modern üretime geçilmesiyle birlikte Karl Marx’ın da, “Ahlâkın ve doğanın, yaşın ve cinsiyetin, gecenin ve gündüzün bütün sınırları yıkıldı,” vurgusuyla ‘Kapital’de altını çizdiği gibi, o dönemde “gün ışığı” esasına göre çalışıldığı için işgünü 16-18 saati buluyordu. Hava aydınlanınca işbaşı yapan işçiler, ancak karanlık çökünce paydos edebiliyorlardı. “Karınlarını doyurmaya yetecek kadar para” karşılığında çalışıyor; “güneş ışığını hissedemeden” yaşadıkları için çoğu ağır çalışma koşulları nedeniyle 40 yaşına gelmeden ölüyordu. Amerika’da daha kısa iş günü için ilk eylemler 1700’lerin ikinci yarısında, 10 saatlik işgünü için yapıldı. 1860’larda bazı eyaletlerde 10 saatlik işgünü kazanılmıştı, ancak işçiler bununla yetinmediler. Makinist ve Demirciler Sendikası, 1863’teki kongresinde, “işçiler olarak bizim için başka her şeyi gölgede bırakan en önemli değişim” diyerek 8 saatlik işgünü için mücadele kararı aldı. 1866’da 8 saatlik iş günü talebi sadece Amerika’da değil Avrupa’da da yayılmıştı.[8]

Friedrich Engels’in, “tek bir bayrak altında, tek bir amaç için, tek bir ordu gibi hareket eden” proletaryanın burjuvaziye karşı dünya çapındaki savaşımının simgesi hâline gelmesine dikkat çektiği 1 Mayıs işte tam da bu mücadelelerin ve bu uğurda ödenen bedellerin eseridir.

Tam da bunun için devrimciler 1 Mayıs’ı “bahar bayramı” ya da “işçi bayramı” değil de “İşçi Sınıfının Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak kutlarlar! ABD’deki 8 saatlik çalışma süresi için yapılan ilk kitlesel grev ve Şikago’daki “Haymarket Katliamı” bu kavganın nişaneleridir…

Amerika ve Kanada İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun çağrısıyla işçiler, 1 Mayıs 1886’da çalışma saatlerinin 12 saatten 8 saate indirilmesi amacıyla bütün ülkede iş bırakma eylemine gitti. Eyleme yarım milyon işçi katıldı.

Dünyada ilk kez işçiler 8 saatlik çalışma süresi için iş bırakırken, yine ilk kez siyah ve beyaz işçiler birlikte yürüdü. Siyahlara yasak olan parklara ve meydanlara işçiler birlikte girdi. İş bırakma eyleminin en kalabalığı ise, 90 bin kişiyle Şikago’da gerçekleşti.

Şikago’daki eylemler 1 Mayıs’tan sonra da sürdü. Ve tarihe geçen “Haymarket Katliamı” burada yaşandı. İş bırakma eylemlerine katılan işçiler her akşam Haymarket Meydanı’nda toplanıyor ve eylemi değerlendiriyordu. Buna ilk akşam yaptıkları, August Spies’in baş konuşmacı olduğu toplantıda karar vermişlerdi.

İşçiler sadece 8 saatlik çalışma süresiyle yetinmiyor, çalışma koşullarının iyileştirilmesini, ücretlerinin artırılmasını talep ediyordu. August Spies’in, Genel Yayın Yönetmeni olduğu sosyalist-anarşist eğilimli “İşçi Gazetesi” (Arbeiter-Zeitung) Şikago’daki eylemlerin de yayın organı hâline geldi (Gazete Almancaydı. Çünkü gazete çevresi genellikle Almanya göçmeni sosyalist, anarşist işçilerden oluşuyordu. Şikago eylemleri sırasında İngilizce grev eki de verdi).

İşçiler August Spies’e ve gazetesine güveniyordu. Çünkü bu eylemlerden üç hafta önce yine Şikago’da, bir ev araçları fabrikasında işçiler, günlük 12 saatlik çalışma karşılığı aldıkları 3 dolara isyan etmiş ve patrona “ücretler artırılmazsa çalışmayacaklarını” bildirmişlerdi. Patron da ortalığın işsiz göçmenlerle dolu olduğunu hatırlatıp, ”isteyen çalışmasın, zaten fabrikanın önünde işsizler kuyruk oluşturmuş” diyerek yaklaşık 1000 işçiyi sokağa atmıştı.

Bunun üzerine Agust Spies’in “İşçi Gazetesi”, işçilerin geri alınması ve bu işçilerin yerine hiç kimsenin işbaşı yapmaması için kampanya başlatmış, kampanya başarılı olmuştu. Gerçekten de kentteki işsizlerin sayısı çok yüksek ve ortalık aç göçmenlerle dolu olduğu hâlde, çok az kişinin fabrikaya iş için başvurması gazetenin yürüttüğü kampanyanın başarısıydı. İşçiler Spies’in gazetesine abone olmaya, dağıtmaya başlamıştı. Spies ve işçi hareketi her geçen gün hem devletten hem de işverenlerden düşmanlar ediniyordu.

Şikago’da 3 Mayıs akşamı biçerdöver makineleri üreticisi McCormick fabrikası önündeki grevcilere destek vermek için toplanan işçi ve işçi ailelerine, önce patron ve adamları, ardından polis saldırdı. 6 kişi öldü, birçok kişi yaralandı. Ancak kentteki hiçbir üretim yerinde işçiler geri adım atmadı.

Olaydan bir akşam sonra aynı yerde binlerce işçi toplandı ve Haymarket Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti. Polis yine zor kullanarak kalabalığı dağıtmaya çalıştı. Göstericiler barışçıl bir biçimde yürüyüşe devam etti ve dağılmadan geldiği meydanda toplanmayı başardı. İşçiler, meydanda oluştukları büyük forumda taleplerini dile getiren konuşmalar yapmaya başladı. Konuyla ilgili yazılmış birçok kaynakta Belediye Başkanı Sr. Carter Harrison’ın bile kalabalığı bir süre izledikten sonra “Barışçıl bir kalabalık, polis müdahalesine gerek yok” diyerek evine uyumaya gittiği yazılıyor. Ardından da ertesi gün yine aynı tartışmaları yapmak, gidişatı değerlendirmek için tekrar burada toplanmak için sözleşen işçilerin dağıldı.

İşçiler 4 Mayıs 1886 tarihli akşam da yine meydanda toplandı. Konuşmalarda taleplerini alıncaya kadar eyleme devam etme kararlılığında olduklarını belirtiyordu.

Konuşmaları dinleyen kalabalığın ortasında, polislerin olduğu yere yakın bir yerde birden bire bir patlama oldu. Patlama tam konuşmacının “Biz barışçıl insanlarız” dediği sırada oldu. Polis Mathias J. Degan da içlerinde olmak üzere, bombanın etkisiyle 12 kişi hayatını kaybetti. Kargaşada kalabalığa ateş açan polis, hâlâ tam sayısı belli olmayan çok sayıda işçiyi öldürdü ya da yaraladı. Çıkan karışıklıkta ezilenler de öldü veya yaralandı. Daha sonra olayda ağır yaralanan 6 polis de hayatını kaybetti. 1 Mayıs 1977 Taksim Katliamı’nın bir benzeri belki de ilk defa burada gerçekleşmişti.

Sabah gazeteci August Spies başta olmak üzere, “anarşist” işçi önderleri tutuklandı. Polise göre, bombayı polisleri hedef alarak anarşistler atmıştı. Ancak, ne o zaman ne de şimdiye kadar, polislerin üzerine anarşistlerin bomba attığına dair herhangi bir delil bulunamadı.

Toplanan bütün deliller sanıkların suçsuz olduğunu gösteriyor, bu delillere yargılama yapılamayacağı ortada duruyordu. Ancak, bomba atıp insanların ölmesine sebebiyet vermekten dolayı tutuklanan 8 kişinin hepsinin dergi ya da gazete çevrelerinden, sendikacı ve grevi organize eden kişiler olması, asıl suçlunun aranmayacağını gösteriyordu.

Haymarket Katliamı ABD’de sosyalistlere, işçi sınıfına ve sendikalara karşı ciddi bir cadı avının başlatılmasına neden olmuştu. Her şeye rağmen yakalananların suçsuz olduğuna dair ciddi bir muhalefet de vardı.

Kısa süren yargılama sonunda 8 kişinin hepsi ölüm cezasına çarptırıldı. Mahkeme başkanı Joseph Gary, tutukluların bombayı atan kişi olduğu kanıtlanamasa bile, bombayı her kim attıysa, bu kişilerin gazete ve dergilerde dile getirdikleri düşüncelerinden etkilendiği tezini savunuyordu. Öyleyse, bombayı atmasa bile bu kişiler sanki bomba atmış gibi ceza almalıydı. Yandaş basın da bu yönde yayın yapıyordu.

11 Kasım 1887 tarihinde August Spies, Albert Parsons, George Engel ve Adolph Fischer asıldı. İdamdan bir gün önce tutukluların en genci olan 23 yaşındaki Louis Lingg hücresinde kafası parçalanmış olarak ölü bulundu. Lingg’in ölüm nedeninin intihar olduğu belirtildi ve intiharın iki biçimde gerçekleşmiş olabileceğinden bahsedildi: Lingg ya sakladığı bir dinamit lokumunu parçalarını sigaranın içine sararak ağzında patlattı ya da dişlerinin arasına aldığı bir tüfek fişeğini ucundan mumla ateşleyerek patlamasına neden oldu.

Louis Lingg, 1 Mayıs’ın nasıl kutlanması gerektiğine dair sanki bir vasiyette bulunmuştu. 21 Haziran 1887 tarihinde ölüm cezasına çarptırıldığında kararı şu sözlerle yorumlamıştı:

“Darağacında mutlu can vereceğim. Çünkü bu zamana kadar konuştuğum insanların yüzlercesinin, binlercesinin sözlerimi hatırlayacaklarına inanıyorum… Sizi tanımıyorum! Sizin yasalarınızı, emirlerinizi, nizamınızı, tiranlığınızı tanımıyorum! Asın beni!”

August Spies, Albert Parsons, George Engel ve Adolph Fischer’in yargılanması ve kanıtsız asılması uluslararası işçi sınıfı hareketinde büyük etki yarattı. Çeşitli ülkelerde daha yargılama sırasında o günün koşullarında büyük sayılabilecek etkili gösteriler düzenlendi. Zamanın tanınmış aydın ve yazarları işçilere sahip çıktı. George Bernard Shaw, William Morris ve Peter Kropotkin gibi ünlü isimler protesto gösterilerine katıldı.

Şikago’daki 4 işçinin toprağa verildiği cenaze törenine en az 25 bin kişi katılmıştı. August Spies’in şu sözleri kaldı geriye:

“Suskunluğumuzun, bugün sesimizi boğan güçten çok daha kuvvetli olduğu zaman gelecektir…”

Bir de 1 Mayıs 1886 akşamı Şikago Haymarket Meydanı’nda toplanan kalabalığı birçok kez tekrarladığı şu sözler:

“İnsanlık sonsuza kadar bir sığır sürüsü gibi yaşayamaz…”

August Spies’in sesi hemen duyulmuştu. 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada “İşçi Sınıfının Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak kutlanmasına karar verildi.[9]

 

II.1) COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS(’LAR)

 

Emekçiler tarafından dünya çapında kutlanan birlik, dayanışma ve haksızlıklara karşı mücadele günü Türkiye’de Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde getirilen yasaklar nedeniyle kutlanamazken; 1935 yılında da ‘Bahar ve Çiçek Bayramı’ olarak resmi tatil ilan edilmişti!

Bu nedenle uzun yıllar önce, Türkiye’de yaşayanlar 1 Mayıs’ı ‘Bahar Bayramı’ olarak bilirler, resmi tatil olan bu günde elde yiyecek içeceklerle pikniğe giderlerdi. Oysa dünyanın başka ülkelerinde 1 Mayıs’la ilgili daha farklı kutlamalar yapılırdı. Ama bunu Türkiye kamuoyu bilmezdi. Çünkü hiçbir haber organı bunları yansıtmazdı. Sadece 29-30 Nisan günleri adı komüniste çıkmış olan solcu aydınlar, yazarlar gece yarısı gözaltına alınıp tutuklanır, cezaevlerine konulurlardı. Bir hafta 10 gün sonra da tahliye edilirlerdi.

1960’lı yıllarda güçlenen işçi hareketleri 1 Mayıs’ı “İşçi Bayramı” olarak kutlamaya başladılar. 1976 yılında Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK, aldığı bir kararla “1 Mayıs İşçi Sınıfının Birlik Dayanışma ve Mücadele Günüdür” dedi: -1 Mayıs 1976 Cumartesi günü Taksim’de bir mitingle bu günü kutlayacağız!

İşte bu tarihten itibaren yer yerinden oynadı. Sağ basın ve politikacılar var güçleriyle bastılar yaygarayı: -1 Mayıs Komünistlerin günüdür!

Onlara göre bu günün işçilerle ve emekçilerle katiyen bir ilgisi yoktu. Dünyada sadece komünist ülkeler bu günü kutluyorlardı. O zamanlar sağın en önemli gazetesi Tercüman bu “sahtekârlığın” başını çekiyordu. Patron eşi kontenjanından çok parlak bir yere sahip olan Nazlı Ilıcak, Rauf Tamer, işçi sendika haberleri şefi Refik Sönmezsoy, 1 Mayıs’la ilgili gerçeklerle alâkâsız yazılar yazarlardı. Bu görüşlerini desteklemek için üniversite hocalarından görüşler alırlar, 1 Mayıs’ın “baharsal” özü üzerine destanlar yayınlarlardı.

Bu kadarla kalırsa yine iyi… Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu Türk-İş de bu koroya katılırdı. İşçilerin esas bayramı olarak da 24 Temmuz’u kabul ettiklerini izah ederlerdi. 1963 yılında kabul edilen Toplu Sözleşme Grev Lokavt Kanunu ile Sendikalar Kanunu için bayram yapılmasını isterlerdi. (O kanunların da DİSK/Maden-İş’in Kavel Fabrikası’nda yaptığı “yasa-dışı” grev sonrasında kabul edildiğini bilmezden gelirlerdi.)

‘Cumhuriyet’ gazetesinin çizeri Ali Ulvi bir 1 Mayıs 1976 günü Türk-İş’li yöneticilerin kırlara doğru koşarken çizmişti. Türk-İş yöneticileri gerçekten de “eğlenceli seyahatlere” giderlerdi 1 Mayıs’larda… Yönetim kurulu üyeleri toplu olarak “1 Mayıs ile Türk işçilerinin bir ilgisi yoktur, tamamen komünizm propagandası amaçlı olarak DİSK tarafından düzenlenmektedir, hür dünyada 1 Mayıs diye bir şey yoktur,” şeklinde bir bildiri yayınlandıktan sonra doğru havaalanına yönelirlerdi.

Bir bölümü Avrupa ülkelerinde işçi sendikaları tarafından düzenlenen görkemli 1 Mayıs kutlamaları için davetli olarak Berlin, Paris, Roma, Londra gibi merkezlere giderlerdi. Bazıları ise en büyük tören olarak kabul edilen Moskova’ya iki gün önceden uçup protokol tribünlerinde yerlerini alırlardı. Bu kadar mı sahtekârlık olur? demeyin. Evet, bu kadar oluyordu. Sadece bu sahtekârlıklar haber olmuyordu, o kadar…

1976’daki “İlk 1 Mayıs” kutlamasından sonra Türkiye öğrendi ki, bu topraklarda kutlanan ilk 1 Mayıs bu değil!

Kaldı ki 1925’e kadar Türkiye İşçi Sınıfı İşçi Bayramı’nı kutlamıştı. Hatta 1921’de işgal altındaki İstanbul’da tersane işçileri, reji tütün işçileri Haliç’ten Hürriyet-i Ebediye Tepesine (Şişli) kadar kızıl bayrakla yürümüşler, emperyalist işgali protesto etmişlerdi.

Tarihin eski sayfalarıyla birlikte gözler açılmaya başlamıştı. İşçilerin birliği, burjuva olamamış burjuvaları korkutmuştu. En modern(!) patron kuruluşu TÜSİAD falan, alayı büyük bir gerici koru oluşturup, DİSK’e karşı kampanyalar örgütlediler.

1 Mayıs 1977 için DİSK’le birlikte bu sağcı güruh da hazırlıklara başlamışlardı. Aynı sahtekârlıklarla yaygara kopartıyorlardı: -1 Mayıs komünistlerin bayramıdır!..

O gün neşeyle başlayan bayram büyük bir kanlı operasyonla sona erdi. Devlet elindeki tüm gücünü kullanmıştı. Devlet ses bombaları, panzerlerle alandaki mahşeri kalabalığın üzerine yürüdü.

Ertesi gün sağcı gazetelerin tamamına yakını insanlıktan çıkmış manşetlerle yayınlandılar. Kimi 36 kişi, kimi 40 kişinin öldüğünü belirterek şöyle diyorlardı: -Kızıllar kudurdu!

Zaman geçse de Türk sağı hâlâ eski yerinde duruyordu.

Bu cenahın “en modern” partisi kabul edilen AKP, ne kadar “ağızdan dolma tek atımlık” demokrat (!) olduğunu gösterdi. 2010’da 1 Mayıs’ı Emek Bayramı ilan etti: - “Taksim Meydanı’nı da açıyoruz!” dedi.

Demokrasi barutu üç yılda bitti, 2013’te Türk sağı aslına geri döndü. 12 Eylül paşalarının yerlerde sürünen eski püskü korku bayraklarına sarıldı: -Taksim’de 1 Mayıs kutlanamaz!

“Neden?” Akla-fikre uygun hiçbir açıklamaları yoktu![10]

 

1 MAYIS’LARIN (1912’DEN 1996’YA) HİKÂYESİ[11]

1912’de İstanbul’da ilk defa 1 Mayıs kutlaması yapıldı.[12]

1923’te 1 Mayıs “İşçi Bayramı” olarak kabul edildi.

1924’te hükümet işçi bayramı kutlamalarını yasakladı.

1925’te Takrir-i Sükun Kanunu 1 Mayıs kutlamalarını yasakladı.

1935’te 1 Mayıs “Bahar ve Çiçek Bayramı” olarak ilan edildi.

1976’da Geniş katılımlı ilk 1 Mayıs kutlaması Taksim’de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) çağrısıyla yapıldı.[13]

1977’de kanlı 1 Mayıs İstanbul Taksim Meydanı’nda yapılan kutlama sırasında kitleye ateş açıldı ve 35 kişi yaralanarak ve çıkan izdihamda ezilerek öldü.

1978’de 1 Mayıs Taksim Meydanı’nda kutlandı.

1979’da Taksim kutlaması Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından yasaklandı. İstanbul sokaklarında yasağa rağmen kutlamalar yapıldı.

1981’de Askeri Darbe sonrası Milli Güvenlik Konseyi 1 Mayıs’ı resmi tatil günü olmaktan çıkardı.

1989’da Trafik polisinin açtığı ateş sonucu işçi Mehmet Akif Dalcı yaşamını yitirdi.

1996’da 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı’nda kutlanmasına izin verilmemesi nedeniyle kutlamalar Kadıköy’de yapıldı. Yaklaşık 150 bin kişi katıldı. Eylemin ilk dakikalarında polisin silahsız göstericilere açmasıyla üç kişi katledildi. Kadıköy’de büyük bir kitlesel isyan gerçekleşti. Bu olaydan sonra Kadıköy 2005 yılına kadar 1 Mayıs kutlamalarına yasaklı kaldı.

 

En kitlesel 1 Mayıs, 1976 yılında DİSK öncülüğünde Taksim Meydanı’nda yüz binlerce emekçi tarafından kutlanmıştı. 1977 yılında ise büyük bir travma ve kırılma yaşandı. Dönemin DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’in konuşmasının sonuna doğru meydanı hıncahınç dolduran halkın üzerine çevredeki binalardan ateş açıldı. 200’den fazla kişi yaralanırken savcılık raporuna göre 5’i silahla, 28’i ezilerek, 1’i panzer altında kalarak toplam 34 kişi, DİSK’in araştırmasına göre ise 40 civarında kişi öldürüldü. Faili meçhul kalan bu katliam, Türkiye’yi 12 Eylül askeri darbesine götüren olayların ilk basamağı oldu. 1978 yılında bir yıl önce katledilen 40 civarındaki insan için yüz binlerce kişi yine Taksim Meydanı’nda buluştu. 1979 yılında sıkıyönetim komutanlığı İstanbul’da mitinge izin vermedi. 1980 darbesiyle uzun süren yasaklı dönem başladı.[14]

Şunun altını çizmeden geçmeyelim: 1 Mayıs 1977, solun büyük yürüyüşünün parmak ısırtan ışıltısıydı. Sol, köylerde, tarlalarda, fabrikalardaydı… İstanbul, o gün Taksim Meydanı’ydı… Sadece bir bayramı kutlamak için evinden çıkıp, geri dönemeyenler vardı![15]

12 Eylül davası dosyasına giren MİT raporlarına göre, MİT’in bütün tedirginliği de bundandı. DİSK’in 1 Mayıs’ın olaysız geçmesini istediği, olaysız geçmesi hâlinde DİSK’in kazacağının anlatıldığı raporda, 1976’da olduğu gibi 1977’de de bunun başarılabileceği anlatılmaktaydı.

Olaysız geçmedi. Soldaki yapıların iç çekişmelerini bilenler için tarihi kalabalık, ürkütücü de olsa aynı zamanda büyük bir fırsattı. Silahlar ateşlendi, panzerler alana girdi, polis ses bombalarını atmaya başladı, bütün hesaplar da solun üzerine yıkıldı. Kazancı Yokuşu, yukarıdan aşağıya, boylu boyunca insan kanıydı. Bayram kutlamak isteyen 34 kişinin bedeni, öyle upuzun, öyle ne olduğunu anlamamış, öyle nedensiz, yan yanaydı. Hesabı hiçbir zaman sorulamadı. Raporlara göre, memnundu devlet…

Evet 1 Mayıs’lar, kanlıydı bu coğrafyada; ama çoğul bir ses bağırıyordu durmaksızın:, “Sabahın bir sahibi var” diye![16]

 

1 MAYIS’TA TAKSİM MÜCADELESİNİN KRONOLOJİSİ[17]

TARİH

YÖNETİCİLER

OLAYLAR

1 Mayıs 2014 Perşembe

Cumhurbaşkanı: Abdullah Gül

Başbakan: Recep Tayyip Erdoğan

İstanbul Valisi: Hüseyin Avni Mutlu

İstanbul İl Emniyet Müdürü: Hüseyin Çapkın

Taksim Meydanı İstanbul Valiliği tarafından yasaklandı. 1 Mayıs 2014 Komitesi bileşenlerinden DİSK, KESK, TTB ve TMMOB temsilcileri “Taksim Yasağı Akıl ve Hukuk Dışı” açıklamasını yaptı. Vapur seferleri iptal edildi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Taksim’e çıkan tüm yolların kapalı olduğunu açıkladı. Sabah erken saatlerden itibaren Şişli, Beşiktaş, Tarlabaşı’nda Taksim Meydanı’na çıkmak isteyen emekçilere ve göstericilere polis saldırısı yaşandı.

Polis habercilere de görev yaptırmadı. 12 haberciyi darp etti; t24 editörü Deniz Zerrin   gözaltına alındı.

1 Mayıs Komitesi 2 Mayıs günü yaptığı açıklamada, kutlamaya gelenlerin arasında provokasyon amaçlı olarak karışan sivil polislerin olduğu açıklamasını yaptı.

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Cumhurbaşkanı: Abdullah Gül

Başbakan: Recep Tayyip Erdoğan

İstanbul Valisi: Hüseyin Avni Mutlu

İstanbul İl Emniyet Müdürü: Hüseyin Çapkın

İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Taksim’de inşaat alanı olduğunu bahane ederek, meydanın 1 Mayıs kutlamalarına kesinlikle kapalı olacağını açıklamıştı.

1) Beşiktaş ilçesindeki göstericilere polis, 7 saat boyunca gaz ve suyla saldırdı etti.

- ÇHD, kendilerine plastik mermi ile müdahale ettiklerini açıkladı.

- CHP otobüsünden 5 kişi için ambulans talebi anons edildi, polis yaralı 5 kişinin olduğu noktaya gaz bombası attı.

2) Şişli’nin neredeyse her bölgesinde polis ve göstericiler arasında çatışma yaşandı. Polis gaz bombası ve tazyikli su ile müdahale etti.

- DİSK binası önünden yürüyüşe geçen gruba polis gaz ve tazyikli suyla müdahale   etti. Polis, DİSK binasının yanındaki bir apartman dairesinin içine gaz bombası attı.

- Mecidiyeköy’ün ara sokaklarında polis göstericileri hedef alarak gaz bombası attı, göstericiler polise taş ile karşılık verdi.

- DİSK binasına sığınan 4 yaralı vardı, bu yararlılar Şişli Etfal Hastanesi’ne kaldırıldı. Polis, Şişli Etfal Hastanesi bahçesine TOMA ile girerek, gaz bombası atılarak ve tazyikli su sıkıldı.

- DİSK’in arka sokağında bir apartman dairesinin içine gaz bombası atıldı, gaz bombası küçük çaplı bir yangına sebep oldu

- DİSK binasında bulunan 12 yaralı, polisin yoğun müdahalesi yüzünden çıkarılamadı. Daha sonra ambulans ile hastaneye götürüldüler.

3) Galata Köprüsü, 1970’de yapılan bakım çalışması dışında ilk kez bugün kaldırıldı.

- İstanbul’da metro, metrobüs, vapur, motor, tramvay seferleri iptal edildi; bir çok yol ulaşıma kapatıldı.

- Valilik, Galata Köprüsünü kaldırarak ve Unkapanı Köprüsünü kapatarak Taksim’e ulaşımı engelledi.

4) Kadıköy’de toplanan gruba polis müdahalesi olmadı.

- TKP Kadıköy İskele Meydanı’nda toplandı.

5) ÇHD, en az 26 kişinin gözaltına alındığını; üçü ağır toplam yedi kişinin yaralanarak hastaneye kaldırıldığını açıkladı.

6) Beşiktaş’ta yapılan müdahalede altı gazeteci yaralandı.

7) Tarlabaşı’nda polisin attığı gaz fişeği kafasına isabet eden 17 yaşındaki Dilan Alp, ağır yaralandı. Taksim İlkyardım Hastanesi’ne kaldırılarak ameliyata alındı.

1 Mayıs 2012 Salı

Cumhurbaşkanı: Abdullah Gül

Başbakan: Recep Tayyip Erdoğan

İstanbul Valisi: Hüseyin Avni Mutlu

İstanbul İl Emniyet Müdürü: Hüseyin Çapkın

1 Mayıs ülke genelinde bayram havasında geçti.

- Şişli Belediyesi zabıta işçileri, Zabıta Binası önünden geçenlere karanfil verdi.

- Çevik Kuvvet Polisleri TRT ile Harbiye Orduevi arasındaki sokağın geri kısmında bekledi. Arama noktasında, trafik polisleri arama işlemini gerçekleştirdi.

- Taksim Meydan’ında polis yoktu, polisler Sıraselviler Caddesi ve İstiklal Caddesi’nde bekledi.

- Taksim Meydanı’na kurulan kürsüde, çok sayıda aydın, sanatçı, sendika yetkilileri konuşma yaptı. Meydan’da halaylar çekildi, şarkılar söylendi.

1 Mayıs 2011 Pazar

Cumhurbaşkanı: Abdullah Gül

Başbakan: Recep Tayyip Erdoğan

İstanbul Valisi: Hüseyin Avni Mutlu

İstanbul İl Emniyet Müdürü: Hüseyin Çapkın

Taksim, 1977’den beri ilk defa 1 Mayıs kutlamalarına açıldı. Yurt genelinde coşkulu kutlamalar yaşandı.

Taksim Meydanı’nda Türkçe şarkıların yanı sıra, Kürtçe ve Ermenice şarkılar da çalındı, söylendi. Grup Yorum, meydanda Şivan Perver’in Herne Peş şarkısını söyleyerek mini konser verdi..

Fenerbahçe ve Galatasaray taraftarları, Taksim Meydanı’na birlikte yürüdü.

Saat 12’ye yaklaşırken, Şişli yönünden Taksim yönüne yürüyen kortejlerden Halk Cephesi üyeleri ile polis arasında küçük bir arbede yaşandı. Olay kısa sürdü, Halk Cephesi iyeleri arama noktasını aşarak Taksim Meydanı’na yürüyüşlerine devam etti.

Göstericiler, polis engeli olmadan daha huzurlu ve coşkulu bir 1 Mayıs olduğunu dile getirdi.

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Cumhurbaşkanı: Abdullah Gül

Başbakan: Recep Tayyip Erdoğan

İstanbul Valisi: Muammer Güler

İstanbul İl Emniyet Müdürü: Hüseyin Çapkın

32 yıl sonra Taksim Meydanı ilk kez ‘eyleme’ açıldı. Taksim Meydanı’na üç ana yoldan çıkıldı; Gümüşsuyu, Mecidiyeköy-Şişli ve Tarlabaşı Bulvarı.

Polisler, 1 Mayıs günü ‘çay’ içerek, Taksim Meydanı’na yürüyen göstericileri izledi.

Batman’da Cumhuriyet Meydanı, 20 yıl aradan sonra ilk kez 1 Mayıs kutlamalarına açıldı.

Ankara’da göstericiler 1 Mayıs’ı Sıhhiye Meydanı’nda kutladı.

1 Mayıs 2009 Cuma

Cumhurbaşkanı: Abdullah Gül

Başbakan: Recep Tayyip Erdoğan

İstanbul Valisi: Muammer Güler

İstanbul İl Emniyet Müdürü: Hüseyin Çapkın

22 Nisan 2009 günü TBMM Genel Kurulu’nda, 1 Mayıs’ın, “Emek ve Dayanışma Günü” adıyla tatil olmasına ilişkin kanun tasarısı kabul edilmişti.

5 binden fazla kişi, Taksim meydanına 1 Mayıs’ı kutladı. Tertip komitesi 13:30’da kutlamayı bitirdi.

Konuşmalar sürerken polisler, civardaki sokaklardan meydana ulaşmak ve kutlamaya katılmak isteyenlere gaz attı, cop kullandı. Ancak Kazancı yokuşu tarafından bir grup daha meydana girmeyi başardı.

ÇHD, gözaltına alınanların sayısının 400’ü geçtiğini açıklarken, İstanbul Valisi Muammer Güler 108 kişinin gözaltına alındığını söyledi.

Yaklaşık 300 kişilik çevik kuvvet ekibi, göstericileri Taksim Meydanı’ndan uzaklaştırmak için tazyikli su sıktı.

Taksim’deki The Marmara otelinin üst katlarında bir pencereden üzerinde “1 Mayıs 1977’de buradan ateş edenler bulunsun” pankartı açıldı. Daha sonra bu pankart alt pencerelerden çekilerek kaldırıldı.

Kurtuluş Caddesi’nden Taksim Meydanı’na yürüyen gruba biber gazı atılarak, tazyikli su sıkıldı.

Ergenekon Caddesi’nde bulunan grup biber bombası gazı atılarak dağıtıldı.

Kurtuluş civarındaki bazı iş yerlerinin camları kırıldı. Polis, göstericilerin attığı taşları geri atarak, biber gazı ile müdahale etti.

Polis Kurtuluş’ta havaya ve bir grubun üzerine ateş etti. Caddede bulunan dükkânlara biber gazı sıkıldı. Bölgeden yaklaşık 40 kişi gözaltına alındı.

Valilik, 1 Mayıs öncesinde gaz kullanılmayacağı söz vermiş olmasına rağmen, polis göstericilere gaz ile müdahale etti.

Ulaşımda aksamalar yaşandı. 1 Mayıs öncesinde Valilik, metro ulaşımında Şişhane-Taksim, Mecidiyeköy-Taksim seferlerini; Kabataş-aksim füniküler hattını durdurdu.

1 Mayıs 2008 Perşembe

Cumhurbaşkanı: Abdullah Gül

Başbakan: Recep Tayyip Erdoğan

İstanbul Valisi: Muammer Güler

İstanbul İl Emniyet Müdürü: Celalettin Cerrah

İstanbul Valisi Muammer Güler, 1 Mayıs günü Taksim’e toplu ulaşımın durdurulacağını, polisin gerekli önlemleri alacağını açıklamıştı

Polisin ağır müdahalesinden dolayı, sendikalar Taksim Meydanı’na gitmeyeceklerini açıkladı. 1 Mayıs ara sokaklarda kutlandı.

Emek örgütlerinin 100-150 kişilik bir heyetle Taksim’e gideceği konuşuluyordu; ancak emek örgütleri daha sonra bundan da vazgeçti.

Polis, Şişli Etfal Hastanesi’ne girerek hastaların bulunduğu bölüme biber gazı sıktı.

Polis, Osmanbey’den Taksim Meydanı’na yürüyen gruba gaz bombası, tekme ve cop ile müdahale etti.

Şişli civarında slogan atan ve pankart açmaya çalışan her kişiye polisin müdahale ettiği söylendi.

Taksim ve civarı polis tarafından abluka altına alındı, araç trafiğine izin verilmedi. İstiklal Caddesi’nde bulunan bazı yurttaşlar, polisin gaz ve cop ile kendilerine müdahale ettiklerini açıkladı.

Polis, Harbiye’de ki gruplara biber gazı ve panzerler ile saldırdı.

Polis, Sıraselviler’den Taksim Meydanı’na gitmeye çalışan gruba sert müdahale ederek, grubu dağıttı. Kazancı Yokuşu’nda toplanan grup dağıtıldı.

Büyük Parmakkapı Sokak’tan Taksim Meydanı’na yürümek isteyen gruba, polis göz yaşartıcı bomba ve boyalı su ile müdahale etti.

Polis, DİSK binasını abluka altına aldı. Binaya atılan biber gazından etkilendiği söylenen CHP Milletvekili Mehmet Ali Özpolat kalp spazmı geçirdi.

Polis bir yurttaşı cebinde limon bulundurduğu için yaraladı, yurttaş Taksim İlkyardım Hastanesi’nde tedaviye alındı.

cnnturk.com.tr, 505 kişinin polis tarafından gözaltına alındığını açıkladı.

Ali Sami Yen Stadı’nın çevresinden yaklaşık 1.500 kişinin gözaltına alındığı söylendi.

hurriyet.com.tr, polisin Dolapdere’de ki işçilere müdahale ettiğini; yaklaşık 40 kişinin Şişli Etfal ve Taksim İlkyardım Hastanesi’ne kaldırıldığını söyledi.

1 Mayıs 2007 Salı

Cumhurbaşkanı: Ahmet Necdet Sezer

Başbakan: Recep Tayyip Erdoğan

İstanbul Valisi: Muammer Güler

İstanbul İl Emniyet Müdürü: Celalettin Cerrah

İstanbul Valisi Muammer Güler, 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı’nda kutlanmaya izin verilmeyeceğini açıklamıştı.

Binlerce polis Kazancı yokuşunu çevreledi. Yapılan pazarlıklar sonrasında Valilik, yaklaşık 500 kişilik grubun Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs açıklaması yapmasına izin verdi.

Dolmabahçe’de bekleyen 1500 kişilik grubun Taksim Meydanı’na çıkmasına izin verilmedi.

Anadolu Ajans, toplam 695 kişinin gözaltına alındığını, bunlardan 198’inin kadın olduğunu açıkladı.

Okmeydanı’ndan Taksim’e yürüyüşe geçen yaklaşık 3 bin kişilik gruba, polis müdahale etti.

Kasımpaşa’dan Taksim’ yürüyen grup ile çevik kuvvet arasında çatışma yaşandı. Polis, biber gazi ve tazyikli suyla müdahale ederken, göstericiler taş, sapan ve Molotof kokteylleriyle karşılık verdi.

Polis, Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Alper Turgut’a cop, tekme ve biber gazı ile saldırdı.

Polis, SDP’nin Feridiye Caddesi’ndeki, MMO’nun da İpek Sokak’taki binalarına gaz bombası attı. İHD’ye başvurmaya gelenlerin polis tarafından engellendiğini belirten İHD yetkilisi Ayşe Yılmaz; yaralılara müdahale edemediklerini, polisin sokakta barikat kurduğunu söyledi.

Taksim’e gitmeye çalışan Jineps Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Görkem Yılmazer, polis tarafından gözaltına alındı.

1 Mayıs 2006 Pazartesi

Cumhurbaşkanı: Ahmet Necdet Sezer

Başbakan: Recep Tayyip Erdoğan

İstanbul Valisi: Muammer Güler

İstanbul İl Emniyet Müdürü: Celalettin Cerrah

Taksim’de basın açıklaması yapmak isteyen bir gruba polis saldırdı. DİSK, KESK ve Türk-İş temsilcilerine1977 anması yapma için çelenk bırakma izni verildi.

Taksim 1 Mayıs kutlamasına kapalıydı. İstanbul’da göstericiler, 3 kortej hâlinde Kadıköy’de buluştu. Kutlamada DİSK, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk-İş, ÖDP, Emek Partisi (EMEP), Demokratik Toplum Partisi (DTP), Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP), Halkevleri, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Sosyal Demokrat Halk Partisi (SHP), Sosyalist Emek Hareketi Parti Girişimi (SEH), Lambda İstanbul, Partizan gibi siyasi parti ve gruplar yer aldı.

Kadıköy’de ki kutlamalarda, Sosyal Sigortalar Yasası, Terörle Mücadele Yasası ve nükleer santral projeleri protesto edildi.

İşçi Partisi 1 Mayıs’ı Tepebaşı, eski Tüyap Alanı’nda kutladı.

Ankara’da kutlamalar Demirtepe’den yürüyüşle başlayarak, Tandoğan Meydanı’nda gerçekleşti. Polis hava ve karada hazır bekledi.

İzmir’de Cumhuriyet kapısında bulunan arama noktalarında, bir çok katılımcı polis müdahalesiyle karşılaşarak yaralandı.

Kocaeli’nde yaklaşık 3 bin kişinin katıldığı 1 Mayıs yürüyüşü için geniş güvenlik önlemleri alındı.

1 Mayıs 2005 Pazar

Cumhurbaşkanı: Ahmet Necdet Sezer

Başbakan: Recep Tayyip Erdoğan

İstanbul Valisi: Muammer Güler

İstanbul İl Emniyet Müdürü: Celalettin Cerrah

1 Mayıs kutlamaları, dört konfederasyonun ortak düzenlemesiyle; Taksim, Kazancı Yokuşu’na karanfil bırakılmasıyla başladı. Kadıköy, İskele Meydanı’nda devam eden kutlamalara yaklaşık 100 bin kişi katıldı.

Taksim’de izinsiz gösteri yapmak isteyen 3 ayrı gruba polis müdahale etti. 47 kişi gözaltına alındı.

Ankara’da kutlamalar Tandoğan Meydanı’nda yapıldı.

Gaziantep’te kutlamalar İstasyon Meydanı’nda yapıldı. Keskin nişancılar hazırda bekledi, polis birçok kamera ile göstericilerin görüntülerini aldı.

İzmir’de Gündoğdu Meydanı’na girmek isteyen Demokratik Halk Partisi (DEHAP) üyeleri ile girişe izin vermeyen polis arasında gerginlik yaşandı.

Diyarbakır’da polis ile Dağkapı Meydanı’na yürümek isteyen yaklaşık bin kişilik grup arasında gerginlik yaşandı.

Batman’da 7 kişi gözaltına alındı.

1 Mayıs 2004 Cumartesi

Cumhurbaşkanı: Ahmet Necdet Sezer

Başbakan: Recep Tayyip Erdoğan

İstanbul Valisi: Muammer Güler

İstanbul İl Emniyet Müdürü: Celalettin Cerrah

İstanbul’da Türk-İş 1 Mayıs’ı Şişli’de kutlarken, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ve Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Hak-İş) Saraçhane’de yürüyüşe başlayıp, Yenikapı’da kutladı.

 

Özetle 1 Mayıs, coğrafyamızda, yıllar boyunca yürütülen tüm mücadelelerin ortaklaştığı, birbirinden güç aldığı ve dayanışmasını güçlendirdiği bir gün olarak özel bir öneme sahiptir. Toplumsal muhalefetin tüm kesimlerinin, kendi gündemini, talebini, mücadelesini 1 Mayıs alanında, Taksim’de olanca görkemiyle ortaya koyduğu tarihi bir gündür.

2010, 2011 ve 2012 1 Mayıs’ları, 1977 1 Mayısı’ndan sonra, onu da aşan bir kitlesellik, görkem ve renklilikte gerçekleştirilen kutlamalara sahne olmuştur. 

1 Mayıs’lar coğrafyamızda egemenlerinin, devletin isteği ile değil, yıllarca süren direniş sayesinde kutlanabilmiştir.

Devlet, akıl almaz gerekçelerle 1 Mayıs’ı yasaklarken; her yıl söylenen gerekçeler, neredeyse “kopyala yapıştır” şeklindedir. Örneğin, 2015 yılı için öne sürülen, gerekçeler bildik yalanlardan oluşmaktadır. Kamu düzenini bozan da, hayatı felç eden de, şiddete başvuran da hep devlet olmuştur. Ancak devletin tutumuna en iyi yanıt, 2010, 2011, 2012 1 Mayıs’larıdır.

Bu çerçevede denilebilir ki İstanbul’daki 1 Mayıs kutlamalarının tarihi “polis varsa olay var, darp var, gaz var, hukuksuzluk var” yargısının kanıtlarıyla doludur.

Tıpkı 1 Mayıs 2015’de olduğu üzere!

 

III) 2015 1 MAYIS’ININ ÖNCESİNDE

 

Önceki yıllarda “1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayacağız” dedikleri için mahkemelik olan sendikacıların beraat ettiğine dikkat çeken DİSK Genel Başkanı Kani Beko’nun, 1 Mayıs’ta ne olursa olsun Taksim’de olacaklarını söylediği ve 1 Mayıs’ın suç olmadığını, asıl suçun 1 Mayıs’ı yasaklamak olduğunu ifade ettiği[18] 2015 yılında, 1 Mayıs Tertip Komitesi’nin DİSK Genel Merkezi’deki açıklamasında net tavrını ortaya koyup, Taksim hedefini göstermişti.

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’den oluşan 1 Mayıs Tertip Komitesi ile HDP, 1 Mayıs 1977’de katledilen 35 işçi için Kazancı Yokuşu’nda anma yaptı. İktidarı, Taksim’i emekçiye kapatmaması konusunda uyaran sendikalar ve emekçiler, “Emekçinin en demokratik hakkı yasaklanamaz,” deyip; işçiler, sendikalar, kadınlar, çevreciler ve HDP, tüm emekçileri 1 Mayıs İşçi Bayramı için Taksim’e çağırarak, AKP’ye “OHAL’i kaldır, Taksim yasaklanamaz,”[19] çağrısını dillendirdi…

Sendikalar ve meslek örgütü temsilcileri, 1 Mayıs kutlamalarının Taksim Meydanı’nda yapılması için 21 Nisan 2015’de İstanbul Valisi Vasip Şahin’le görüştü görüşmesine de; validen, “Taksim’de 1 Mayıs kutlaması mümkün değildir,”[20] yanıtını aldı.

Özetle Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan’ın, “Kimse kusura bakmasın, birilerinin keyfi için, kendilerini tatmini için tüm İstanbul halkını veya diğer vilayetlerimizin hukukunu kimseye çiğnetmeyiz. Taksim’de mitingi yapmak demek, o gün tüm İstanbul’u adeta felç etmek demek… Türkiye’de 1 Mayıs yıllarca gerginliğin, çatışmanın, 1977 yılında yaşanan katliamın sembolü olarak anıldı… Her yıl 1 Mayıs’ta yaşanan Taksim Meydanı ile ilgili ısrarı yanlış ve hatta art niyetli buluyorum,”[21] haykırışındaki saldırganlıkla karakterize olan AKP yasakçılığı[22] ve ona boyun eğenlerin tutumu ibret-i alemlikti…

Ve egemenlerin buyruğundan çıkmayan “hijyenik ve suskun” sarı-sendikalar[23] ise,[24] egemenlerin çizdiği sınırların içine hapsolmuştu.[25]

 

III.1) 1 MAYIS’DA DEVLET TERÖRÜ

 

İşçilerin Taksim yasağını ilişkin olarak, “Bu bir onur mücadelesi”

25.04.2016 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

TRAJİK AFGANİSTAN DERS(LER)İ

İNSAN(LIK)I YAZMAK HÂL(LER)İ

‘ATEŞTEN YAŞAMLAR’IN, DÜŞLERİN ROMANI

“EHLİLEŞTİRİLEMEYEN” TİYATRO(CU)NUN GEREKLİLİĞİ

ŞİİR İNCE İŞTİR; KALIN KAFALARA TESİR ETMEZ!

NURHAK AYAKTAYKEN “ÖLDÜ MÜ DENİR ONLARA”?!

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

MADIMAK’TA YAKILIP YIKILAN HEPİMİZDİK

SEVDİĞİ RENK MAVİ; TUTKUSU DA AŞK VE DEVRİMDİ

HAKLAR(IMIZ) İÇİN DEVLETE KARŞI ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

FUTBOL FELAKETİ

MAFYASIZ KAPİTALİZM OL(A)MAZ

BUGÜNDE ‘68/ ‘71’İ ANLAMAK

1830’DAN 1871’E -AVRUPA’DA- SINIF SAVAŞLARI

GENÇLİK(İM)DEN KALAN(LAR) FİKRET İLE TİMUR

NEFRETİN, AYRIMIN BOY HEDEFİ: ÖTEKİLEŞTİRİLEN ALEVÎ(LER)

İKTİSADÎ ÇÖKÜŞ, BEŞERÎ ÇÖZÜLME

1 MAYIS’A GİDERKEN

ANIN YAZARI: ADALET AĞAOĞLU

KARDEŞİM(İZ)İN “DAVA”SI (MI?)![*]

SAHNE (DURUŞU) PERFORMANSININ POLİTİKASI

YEDİ NOKTA YA DA YETER ARTIK

YAZMAK SERÜVENİNE BİR BAKIŞ

ÇİN DEYİNCE...

KLASİK MÜZİĞİN ÖNEMİ[*]

ÖZGÜRLÜK YERKÜREYİ KURTARIP, GÜZELLEŞTİRME UMUDU VE İRADESİDİR

KAHVERENGİ TONLU COVİD-19 GÜNLERİNDE (C)EZAEVLERİ

“İŞÇİ SINIFI” DEYİNCE

ANILAR, SESLER, ŞARKILAR

ÖZGÜR İFADE “HAZIR OL”DA DUR(A)MAZ

MİZAH/GÜLMECE ŞAH(LAR)I MAT EDER

DEDE EFENDİ’Lİ, İTRÎ’Lİ, LİMONCİYAN’LI KLASİK MÛSİKÎ

EKONOMİK VAZİYET(İMİZ) İLE BEŞERİ TABLO(MUZ)[1]

“ADINI SİZ KOYUN” 3

“ADINI SİZ KOYUN” 2

“ADINI SİZ KOYUN”

“AZ YAZIP ÇOK SÖYLEYEN” CEMAL SÜREYA

İSYAN SANCAĞINI YÜKSELTENLERİN KUŞAĞINDANDIR GENÇLİK

ÖRNEKLERİYLE -OLMASI GEREKEN- AYKIRI[*]

YAPITLARIYLA HAFIZALARDAN SİLİN(E)MEYEN AGNÈS VARDA

“ŞİMDİLERDE KARAMSARLIĞI DAHA İYİ ZAMANLARA BIRAKALIM”

GOMİDAS’LI HALK MÜZİĞİ(MİZ)

ŞAİRLER GALERİSİ

RUMLARA DAİR TARİH (B)İLGİSİ

GEÇMİŞTEN (BUGÜNDEKİ) GELECEĞE

IRKÇILIK/ FAŞİZM SUÇU

COVID-19 GÜNLERİNDE SORU(N)LAR, SORUMLUKLAR

V. İ. LENİN VE EKİM DEVRİMİ

HÂLÂ ONLARLAYIZ; ONLARDANIZ

“MED CEZİR”Lİ ‘ÇETİN’ KALEM

AYDIN DURUŞU VE SORUMLULUĞU

VATAN’IN F3’ÜNDE DÖRT GÜN

SORU(N)LAR, YANIT(SIZLIK)LAR

TRUMP KÂBUSU VE EMPERYALİST ABD

DOĞAN HIZLAN VESİLESİYLE ELEŞTİRİ VE YAZMAK ÜSTÜNE

BİR “İZMİRKOLİK”İN SERÜVENİ

TÜRKÜLER(İMİZ) VE BİZ

HAYALLERİMİZİ EMZİREN YAZMAK EYLEMİ

LAİKLİK ZARURETTİR

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR ( 2 )

15-16 HAZİRAN İŞÇİ SINIFININDIR; ÖĞRETEN TARİHİMİZDİR

DOĞAN GÜNÜN OZANLARI

SURUÇ’UN 33’LERİ VE ONLARIN ÇAĞDAŞ AYDIN’I

ARKADAŞ(IMIZ) Z. ÖZGER

“DİNEN BİR FIRTINA”YI ANLA(T)MAK

“MODAYI BİLİP DE ONA KAPILMAYAN”DI AHMET OKTAY

ÖZLEMLERİN İSYAN ÇIĞLIĞIDIR ŞİİR

PINAR YOLDAŞA KALKAN ELLER KIRILIR

BİR SEVDADIR TİYATRO

ÖMER ŞERİF’İN OYUNCULUĞU

2020’NİN 18 MAYIS’INDA ONA DAİR

YER İLE GÖK ARASINDAKİ UYUM: KLASİK MÜZİK

6 MAYIS HAKİKÂTİ ÖLÜMSÜZDÜR

ÖLÜM ORUCUNUN 320. GÜNÜNDE İBRAHİM GÖKÇEK İÇİN

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020 ( 2 )

COVID-19 YERKÜRESİ İLE COĞRAFYAMIZDA 1 MAYIS 2020

ÖĞRENCİSİ OLDUĞUM ‘İNSANCIL’A DAİR

BUGÜNÜ VE SONRASI İLE COVID-19

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR ( 2 )

“DUVAR”(LAR)I AŞAN O; HÂLÂ “UMUT”LA “YOL”DA, BİZİMLEDİR

UNUTAMADIĞIM FİLM(LER), YÖNETMEN(LER), OYUNCU(LAR

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ ( 2 )

HAPİSHANE(LERİN) HÂL(LER)İ

TARIM(IN) HÂL(LER)İ

KLASİK MÜZİĞİN FARKLI İKİLİSİ: MOZART İLE STRAUSS

AŞIKTI, “GARİP”Tİ, HALK DERVİŞİ NEŞET ERTAŞ

TARİH(İMİZ)E HAYRANLIKLA, MİNNETLE, SAYGIYLA

ÇOKSESLİ MÜZİĞİN DEVRİMCİ DEHASI BEETHOVEN

SİNEMAMIZIN DERVİŞİ: AYTAÇ ARMAN[*]

EYGİ VESİLESİYLE -BALIK HAFIZALILAR İÇİN- 50 YIL SONRA “KANLI PAZAR

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ! ( 2 )

19 ARALIK’IN (C)EZAEVLERİ GERÇEĞİ!

KRİZ İLE GELEN(LER)

USTANIN KADİM DOSTU, YADİGÂRI BALABAN

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? ( 3 )

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR? (2)

DÜNDEN BUGÜNE ŞİLİ’DE NE(LER) OLUYOR?

IŞIĞIN RESMİNİ ÇİZEREK, TARİHİ ZAPT ETMEK

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER ( 2 )

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ! ( 2 )

EMPERYALİZM ÇAĞINDA BARIŞ SAVAŞ DEMEKTİR, SAVAŞ DA BARIŞ!

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ ( 2 )

BLUES, CAZ, ROCK VE ÖTESİ…

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK) ( 2 )

“YDD” EŞİTSİZLİĞİ VE GÖÇ(MENLİK)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ ( 2)

EKONOMİK HÂL(İMİZ) Mİ?!

HAS BİR TİYATROCU: CÜNEYT TÜREL

AHMET KAYA VARDI, VARDIR, VAR OLACAKTIR

KAVGADAN BESLENİP; ONU ÇOĞALTAN ŞİİRİN ŞAİRİ: ADNAN YÜCEL

33’LER İLE ÇAĞDAŞ’INDAN ÖĞRENDİKLERİM(İZ)[*]

ULUSLARARASI KAOSUN GELECEĞİ

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI ( 2)

İMPARATORLUĞUN TRUMP’LI ENCAMI

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK ( 2 )

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK

KÖLELİĞE KARŞI MÜCADELENİN BİRLİĞİ İÇİN (YA DA “NE OLUYOR; NASIL; NE YAPMALI” MI?)

ELEŞTİREL ARABESK HİKÂYESİ

SÖZÜN MİLİTAN EYLEMİ; HAKİKÂTİN BEDELİ ÖDENMİŞ SÖZCÜSÜ

KIPIR KIPIR, NEŞE DOLU “DELİ KADIN”: AYŞEN GRUDA

CUMHURİYET İLE MÜZİK(İMİZ)

BAŞKALAŞANLARDAN DEĞİL, GELİŞENLERDENDİ GÜLRİZ SURURİ

KİTLE ÖRGÜTLERİ VE DEMOKRATİK İŞLERLİK

“SANAT UZUN, YAŞAM KISA”YDI MELİH CEVDET İÇİN

ZOR(UNLU) BİR MESELE: ALTERNATİF DEVRİMCİ-HALKÇI YEREL YÖNETİM

YAZDIĞINIZ YAŞAM YA DA SAFSATADIR!

HALKIN -BAŞKALDIRAN- ARZUHÂLCİSİ: YAŞAR KEMAL

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)[2]

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)

MAYIS KIZILLIĞINDA ‘71 KOPUŞU VE KAYPAKKAYA

BUGÜN(ÜMÜZ)DE FAŞİZM(LER)

SİNEMANIN MÜSTESNA İSİM: METİN ERKSAN

İNSAN OLMAK ZORKEN, ‘İNSAN’DI ZEKİ ALASYA

ÖLÜMSÜZLÜK BAĞLAMLI KIZILDERE(MİZ)

SAİT FAİK’İN DÜŞ(ÜNCE)LERİ

İSYANA DÖNÜŞ(EME)YEN İTİRAZ VEYA MÜSLÜM GÜRSES HİKÂYESİ (Mİ?

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 3 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 2 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF ( 2 )

EGEMEN MEDYAYA İTİRAZ VE ALTERNATİF

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ) 2

YAŞAM(A) HAKKI MÜCADELESİ (MAHMUT KONUK ÖRNEĞİ)

DİZELERİYLE REFİK DURBAŞ ÖYKÜSÜ

AFORİZMALARDAN BUGÜN(ÜMÜZ)E UYARILAR

‘KEL MAHMUT HOCA’ + ‘YAŞAR USTA’ + ‘TURŞUCU KAZIM’ + ‘AYYAŞ EMİN’Dİ O…

hatırlamiyorum-nakaratlarina-hatirlatalim

“NETAMELİ BİR KONU”: ULUSAL SORU(N)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 3)

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI ( 2 )

VAR OLANDAN KOPMAK İÇİN YEREL SEÇİM VE SORU(N)LARI

ABD EMPERYALİZMİ VE VENEZÜELLA 2019

AYKIRI DİZELER, ŞAİRLER

ÇEŞİTLİ VECHELERİYLE BEŞERİ (EKONOMİ-POLİTİK) KRİZ

“BÜYÜK FOTOĞRAFÇI”NIN GERÇEĞİ VE DRAMI

KRİZ “İMKÂN, TEHDİT VE KARAR” BİLEŞKESİDİR

İNSANI İNSANLAŞTIRAN DEĞERLER: AŞK, SANAT, BAŞKALDIRI, MÜCADELE

HİÇLEŞTİRİLME KAYGISINDAN ÖFKEYE SARI YELEKLİLER

68 HAREKETİ, MAYIS(IMIZ), KAYPAKKAYA VE 1971

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM ( 2)

KAPİTALİZM, EKOLOJİK YIKIM VE MARKSİZM

NBC SİNEMASI (MI?)

DÖRT GÜNLÜK “Bİ ŞEY”

ISINMANIN ÖTESİNDE -YANIYOR!- YERKÜRE

YEŞİLÇAM’LI TÜRK(İYE) SİNEMASI

YAZMAK EYLEMİNE MÜNDEMİÇ NOTLAR

SANAT (VE TİYATRO) İLE HAYAT

EYYAMCI DEĞİL, HER DEVİRDE İNSANDI TARIK AKAN

YIKA YIKA YARATARAK YAZMAK

SIRILSIKLAM BİR ÂŞIK: BEDRİ RAHMİ

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR) ( devam)

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR)

ÖNCESİYLE 15-16 HAZİRAN’DAN BUGÜN(ÜMÜZ)E

HAKKÂRİ’DEKİ PARİS’Lİ: FERİT EDGÜ

TİYATRONUN UNUTULMAZ İNSAN(LAR)I

KARL MARX İLE MARKSİZMİ

LATİN AMERİKA VE EDEBİYAT ve GRUP YORUM'la dayanışma videosunu

ÜTOPYALAR(IMIZ)IN TARİHSEL ZEMİNİ

TÜKETİLE(MEYE)N İNSAN(LIK

KAPİTALİST KENT(LEŞMEMİZ)İN HÂL-İ PÜR MELALİ

KRİZİN, SAVAŞIN, VAHŞETİN “YDD”Sİ

POLİTİK SİNEMA İHTİYACI BÜYÜRKEN

O SES PEŞİNDEN SÜRÜKLENEN YILDIZ KENTER

MART’IN 10 KIZIL KARANFİLİ (VE ANIMSATTIKLARI

“DERİN AŞKLARIN, BAĞLILIKLARIN, HASRETLERİN, ŞEFKATİN ŞARKILARINI SÖYLEDİ” YILMAZ GÜNEY

DEVRİMCİ BİR DERVİŞ: OKTAY ETİMAN

İTİRAZ EDEN MÜLKSÜZLER İÇİNDİR LE GUIN

İRAN SOKAKLARININ BAŞKALDIRISI

SAF IŞIĞIN, ŞEFFAF SİMGELERİN ŞAİRİ: TOMAS TRANSTRÖMER

KAPİTALİZM KİRLİDİR, KİRLETİR

HRANT’IN KOLEKTİF KATLİNİN ANATOMİSİ

OHAL’(LERİN)İN EKONOMİ-POLİTİK DÖKÜMÜ

ŞİMDİLERDE ŞİİRE DAHA ÇOK MUHTACIZ GİRİZGÂHI

İSYANCI ŞEYH BEDREDDİN GERÇEĞİ

ORTADOĞU SARMALI VE T.“C”

DÜŞÜN(ECEĞİZ), YAZ(ACAĞIZ), KONUŞ(ACAĞIZ), SUSMA(YACAĞIZ)![

FAŞİZM(LER)İN GÜNCELLİĞİ VE IRKÇILIK

AŞK -İNSAN(LIK)A DAİR- HER ŞEYDİR![

EKİM DEVRİMİ İLE TARTIŞMALI “TARTIŞMALAR”I

GÜNCELDEN TARİHSELE İŞÇİ SINIFI

KAPİTALİST İKTİDARIN EĞİTİM(SİZLİĞ)İ VE COĞRAFYAMIZ

YENİ(DEN) ‘68’İ ANIMSA(YALIM)

AN-KARA’DA BİR KIPKIRMIZI CUMARTESİ

GÜLTEN AKIN: KENDİ GİTTİ, ŞİİR(LER)İ KALDI

BOYACI HALİL’İN MÜŞFİK KENTER’İ

EMPERYALİST YERKÜREDE BARIŞ (YALANI) VE SAVAŞ (GERÇEĞİ )

SİNEMA VE YÖNETMEN(LER)

PARİS KOMÜNÜ(MÜZ) HÂLÂ GÜNCEL

KAPİTALİZM VE TARIM(IMIZ)

“DUYARLILIĞIN İNCELİĞİN ESENLİĞİN YAZARI”: OKTAY AKBAL

KAPİTALİZMİN YARATTIĞI TABLO MU DEDİNİZ?

ÖĞRENCİ HAREKETİNİN TOPLUMSAL MÜCADELEDEKİ YERİ VE ROLÜ

HAYAT(LAR)IMIZA DOKUNMUŞ BİR MÜZİSYEN: ATTİLLA ÖZDEMİROĞLU

ADALETSİZLİK KARŞISINDA DEVRİMCİ SANATIN KONUMU VE İŞLEVİ

KATLEDİLDİĞİMİZ SURUÇ’LA ÇOĞALDIK

ŞİİRE KOÇAKLAMA

ÖZGÜRLÜĞE MUHTAÇ VE MAHKÛMUZ!

AYDIN/ ENTELEKTÜEL MESELESİNE DAİR

ŞİİR GİBİYDİ JOHN BERGER

SEVDİKLERİMDENDİR ÜÇÜ BİRDEN

YAZMAYI YAZMAK YAPAN

BAHAR(LAR)IN HALKI: ROMANLAR

ESKİ(MEYEN) SESLER, TINILAR

ORHAN KEMAL: USTADIR, YERİ AYRIDIR, MÜHİMDİR

“CULPA VACARE MAXIMUM EST SOLATIUM”

UNUTUL(A)MAZLAR YA DA HATIRLAYIN ONLARI

FİRARİ YAŞAM(IN)IN YAZMAK EYLEMİ

15’LER DAİR: GEÇM(EM)İŞ BUGÜNÜ(MÜZÜ)N ÖNSÖZÜDÜR !

SATIRLARDA AKAN YAŞAMIN BİLGELİĞİ

İNKÂRA ORTAK OLMA(K)!

“EVET”(İN EKONOMİSİN)E HAYIR!

ALAYINA İSYAN: “EVET”İN REFERANDUMU’NDA “HAYIR”![

“ÖZGÜRLEŞME DİLDE BAŞLAR”[

İNSAN(LIK), ONA İNANAN ŞAİR(LER)İN ŞİİR(LERİN)E MUHTAÇ

ALAYINA İSYAN, HEPSİNE “HAYIR”![

EKİM’İN 100. YILINDA KAVRAMLAR, GERÇEKLER

ZULA(NIZ)DAKİ ŞİİR, MAVZER(İNİZ)DEKİ MERMİ GİBİDİR

İKTİDAR, EĞİTİM, ÜNİVERSİTELER VE GENÇLİK

AKP’NİN -KAPİTALİZM PATENTLİ- ÇEVRE PRATİĞİ

“TEKÇİLİK” GÜZERGÂHINDA NEYİ, NASIL YAPMALI?

KÖTÜLÜK(LER) TABLOSU MU? “PANTE REI”![

ŞEYH BEDREDDİN: “SÖZÜ, BAKIŞI, SOLUĞU ARAMIZDAN ÇIKIP GELECEKTİR

UMUDU -TÜKETMEDEN- ÇOĞALTANDI SENNUR SEZER

“KIRIK MOZAİK”(İMİZ)İN PARÇASI SÜRYANÎLER

ORTADOĞU: BÜYÜK FOTOĞRAF İLE “KÜÇÜK” AYRINTI(LAR)

“İNSANLIK HÂLİ”NİN TERCÜMANI: FRANZ KAFKA

RESİM “SÜS” YA DA “AKSESUAR” DEĞİLDİR, OLAMAZ!

FUTBOL: GERÇEK VE BAĞINTILARIYLA TARTIŞALIM MI, TARTIŞMAYALIM MI?

EKİM’İN LENİN, LENİN’İN EKİM DESTANI

EGEMEN KLİKLER ARASI HESAPLAŞMA VEYA 15 TEMMUZ’UN ŞECERESİ[*]

SİYONİZM KARŞISINDA FİLİSTİN İLE ARAFAT’I[*]

ZEKÂ, YARATICILIK KADAR YÜREKLİLİKTİR KARİKATÜR(İST)[*]

BARIŞ (=HAYAT) İLE SAVAŞ (=ÖLÜM) HÂLİ[*]

TARTIŞILAN ASLÎ SORU(N) ÖZGÜRLÜKTÜR[*]

EGE MAVİSİNİN -HALİKARNAS- BALIKÇISI[*]

101. YAŞINDA AZİZ NESİN USTA[*]

68 BAŞKALDIRISI VE ÖĞRENCİ HAREKETİ[1]

“ÇORUMLU ‘BAUDELAİRE’PEREST”: SAİT MADEN[*]

KARAR VERİN: “SİZİN MUHAMMED ALİ’NİZ HANGİSİ?”[*]

HAYAT VE SANAT = GENÇLİK VE MÜCADELE[1]

GİDEN(LERİN) İKİ(SİN)DEN KALAN(LAR)[*]

BAŞYAPITI ‘GABO’NUN KENDİSİYDİ, HAYATIYDI[*]

YAZMAK EYLEMİNİN KADINLARI[*]

MİLLİYETÇİLİK VİRÜSÜ VE FUTBOL[*]

ANAYASA, BAŞKANLIK SİSTEMİ VE LAİKLİK[*]

33’LER SURUÇ’TUR; BİZ 33’LERİZ![*]

SYRIZA: NEYDİ? N’OLDU?![*]

“GEZİ”(/HAZİRAN) SANATI[*]

YENİDEN -VE BİR KEZ DAHA- FAŞİZM[*]

TÜRK(İYE) PATENTLİ PANOPTİKON HÂLİ[1]

ÇÖZÜLME, PARÇALANMA VE KUTUPLAŞMA GÜZERGÂHINDA[*]

DİK DURAN NİKBİNLİK: SABAHATTİN ALİ[*]

AŞKLARIN, KAVGALARIN, BARUT KOKAN DİZELERİN ŞAİRİ: HASAN HÜSEYİN[*]

SOYKIRIMDAN SÜRGÜNE ÇERKESLER[*]

44 YIL SONRA ONLAR YANİ SONSUZLAR[*]

AŞK, TRAVMA, TOPLUMSAL İNŞA VEYA DEVRİM, KAPİTALİZM, SOSYALİZM[1]

PEKİYİ YA İSYANCI KAZIM’DAN SONRA BİZ?![*]

TARİHSELDEN GÜNCELE İBRAHİM KAYPAKKAYA[1]

HAYATI ÖRGÜTLEYEN AŞKINLIKTIR SANAT (İLE TİYATRO)[*]

KAPİTALİZMİN “ÇEVRE”Sİ YA DA EKOLOJİK KÂBUS![1]

BUGÜN(ÜMÜZ)DE ENTELEKTÜEL, EĞİTİM, AKADEMİ[*]

MÜLKİYET, İKTİDAR, DEVLET (=DEMOKRASİ) VE…[1]

RADİKAL SOSYALİZM HÂLÂ GÜNCEL!

KIZILDERE TARİHİ(MİZ) HEPİMİZİNDİR[1]

KÜLTÜREL YOZLAŞMA KARŞISINDA DEVRİMCİ SANAT[1]

KOMÜN’DEN EKİM’E ESKİ(MEYEN) SOSYALİZM

YALNIZLIĞIN ÇOĞUL SENFONİSİ: SAİT FAİK ABASIYANIK[*]

SAVAŞIN BATI CEPHESİNİN SORU(N)LARI İLE “DOĞU”[*]

ORTADOĞUDA T.CNİN HÂLİ VE ROJAVA

SANATIN SINIFI VEYA SANAT SİYASAL VE SINIFSALDIR

ORTADOĞUNUN KANAYAN YARASI FİLİSTİN

VERİLERİYLE DEMOKRASİ (MÜCADELESİ) VE DÜZEN(SİZLİK) ÜZERİNE

FAİLİ MEÇHUL -OLMAYAN- KAYIP(LAR)

80'Lİ YILLAR = İNSAN(SIZLIK) + UMUT(SUZLUK) + EYLEM(SİZLİK)

ERMENİLERİN BUGÜNÜ=HRANT+KAMP ARMEN

KÜRTLER VE ORTADOĞU

chavez venezüella'sında ne(ler)oluyor? bolívarcı halkçılık mı, sosyalizm mı