Abdullah Öcalan'ın Dediği Oldu...

Abdullah Öcalan'ın Dediği Oldu...

Abdullah Öcalan'ın Dediği Oldu...

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile HDP'li Sırrı Süreyya Önder hakkında “silahlı terör örgütü propagandası yapmak” suçu kapsamında verilen hapis cezaları iki gün önce onandı. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Selahattin Demirtaş “silahlı terör örgütü propagandası yapmak” suçundan 4 yıl 8 ay, eski HDP Ankara Vekili Sırrı Süreyya Önder ise 3 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Selahattin Demirtaş 4 Kasım 2016 tarihinde tutuklanarak Edirne Cezaevi’ne gönderilmişti. Sırrı Süreyya Önder ise bugün Kandıra Cezaevi’ne teslim oldu.

Demirtaş ve Önder, 2013 yılının 17 Mart Pazar günü İstanbul-Zeytinburnu'nda düzenlenen Nevruz kutlamalarında yaptıkları konuşmalarda, "PKK'yı ve örgütün lideri Abdullah Öcalan'ı övdükleri" iddiasıyla yargılanıyordu.

Demirtaş’a ve Önder’e verilen cezaların onanması, AKP’nin başlattığı “çözüm süreci” döneminde, PKK’nın İmralı’daki lideri Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmeleri ve Öcalan’ın uyarılarını hatırlattı.

DEMİRTAŞ VE ÖNDER CEZA ALDIKLARI O KONUŞMADAN BİR GÜN SONRA NEREYE GİTTİLER

Dönemin Başbakanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kürt sorunu” sözü sonrasında, AKP “çözüm süreci”nin startını vermişti. Bu kapsamında AKP ile HDP’li vekiller arasında sık sık görüşmeler yapılırken, diğer taraftan hem devlet yetkilileri hem de HDP heyeti, PKK’nın İmralı’daki lideri Abdullah Öcalan’la görüşmeler yapıyordu.

Demirtaş’ın ve Önder’in, hapiste kalmasına ve hapse girmesine neden olan Nevruz konuşması 17 Mart 13 tarihinde yapıldı. Dönemin HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve HDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, 18 Mart 2013 tarihinde ise, İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan’la görüştü.

ÖCALAN, DEMİRTAŞ’I VE ÖNDER’İ NEDEN UYARMIŞTI

HDP'nin İmralı Heyeti ve Abdullah Öcalan arasında 2013 ve 2014 yıllarında İmralı’da gerçekleşen görüşmelere ilişkin notlar, daha sonra  "Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa" kitabında yayımlandı.

HDP’nin şu an ki Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın da olduğu görüşmede, Abdullah Öcalan’ın HDP heyetine yaptığı uyarılar dikkat çekiyor. AKP’nin başlattığı “çözüm süreci” için yasal düzenlemeler yapması gerektiğini görüşmelerinde sık sık dile getiren Abdullah Öcalan, Selahattin Demirtaş’a ve Sırrı Süreyya Önder’e, “Şimdi bizim burada yaptığımız işin bir hukuka ihtiyacı var. Nedir o? Parlamento bir yasa çıkaracak ve bu yasa dışılığa son verecek. Çünkü bizim yaptığımız işlerin hepsi yasadışıdır, öyle değil mi? Siz vekil olmasaydınız sizi de alacaklardı belki. Hepimiz vatana ihanetle yargılanabiliriz”şeklinde uyarılarda bulunuyor. Öcalan sözlerinin devamında, Demirtaş’a ve Önder’e “Siz hemen Adalet Bakanına gidip anlatın, bu yasa dışılığın giderilmesi gerekir deyin” diyerek hükümete mesajlarını da iletiyor.

Abdullah Öcalan 18 Mart 2013 yılında “çözüm süreci”ne ilişkin “Hepimiz vatana ihanetle yargılanabiliriz” derken, 17 Mart 2013 yılındaki Nevruz konuşması nedeniyle Demirtaş ve Önder bugün cezaevinde.

"Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa" kitabının 32 ve 33’üncü sayfasında yer alan Abdullah Öcalan’ın Sırrı Süreyya Önder ve Selahattin Demirtaş’a yaptığı o uyarılar şöyle:

“A. Öcalan: Evet, bu böyle tamam olsun. Şimdi bizim burada yaptığımız işin bir hukuka ihtiyacı var. Nedir o? Parlamento bir yasa çıkaracak ve bu yasa dışılığa son verecek. Çünkü bizim yaptığımız işlerin hepsi yasadışıdır, öyle değil mi?İşte MİT'in iki Müsteşarını niye sorgulamak istediler? Çünkü yaptıkları iş yasadışıdır, suçtur suç, açıkça durum budur. Bakın, izledim ben. Haluk Koç çıkıp konuştu, ‘Bu yaptığınız anayasaya aykırıdır, suçtur’ dedi. Doğru söylüyor, suçtur. MİT Müsteşarları neyle yargılanmak istendi? Vatana ihanetle. Avukatlarımın otuzdan fazlası tutuklu. Siz vekil olmasaydınız sizi de alacaklardı belki. Hepimiz vatana ihanetle yargılanabiliriz. Bununla ne demek istiyorum? Gayrimeşru bir iş yapıyoruz demiyorum. Ama yaptığımız işin hukuki bir güvencesi olmalıdır.

Burada önemli bir hususa değineceğim, bu konu çok önemlidir. Bakın, geri çekilmeye karar veren benim. Ama ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış bir mahkum olarak bunu hangi yetkime dayanarak yapıyorum? Ben sadece bir mahkumum. Bu tür kararları almam ve uygulatmam yasadışı değil midir? Dolayısıyla geri çekilmeye dair ala¬cağı karar veya çıkaracağı kanunda parlamento beni nasıl tanımlayacak? Bu çok önemlidir. Ben misyon sahibiyim. Öyle deniyor, değil mi? KCK 'Önderliğimiz' diye yazmış, halk 'Başkan' diyor, herkes bir misyon biçiyor. Ben de bu isyanı sonlandıracak kişiyim. Bu nedenle parlamentonun beni nasıl tanımlayacağı önemlidir. Düşünsenize, ağır cezalık bir mahkum parlamentonun gündemine gelecek bir öneri sunuyor! Bunu hangi sıfatla yapıyorum, bu yasal mıdır? Hayır, suçtur. Bu yasa dışılığın bir şekilde giderilmesi gerekecek.

MHP ve CHP gece gündüz işte bu hukuk dışıdır diye bağırıp çağırıyorlar. Doğru diyorlar, haklılar. Siz hemen Adalet Bakanına gidip anlatın, bu yasa dışılığın giderilmesi gerekir deyin. Bakın, MİT Müsteşarlarının dosyası halen savcıda duruyor. Bu bir darbeydi, çünkü Müsteşarların yaptığının yasal dayanağı yoktur.

Benim durumuma dair ne olabilir? Örneğin infaz erteleme olabilir. Cumhurbaşkanının da yetkisi var. Sağlık sorunları vesaire gerekçesiyle, sürecin sonuna kadar mesela. Fakat bunun olabileceğini sanmıyorum tabii. Siz yine de bunu AKP ile konuşmalısınız. Bunu konuşmamış olmanızı yadırgadım doğrusu.”

Fethi Yılmaz

Odatv.com

6.12.2018 (Haber Merkezi)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz