Zeytin!...

Zeytin!...

Kurtuluş Savaşı kazanılmış, Cumhuriyetin ilk yılları… İzmir İktisat Kongresi toplanmış ve Atatürk diyor ki:

 “Arkadaşlar, kılıç ile fütuhat yapanlar, sabanla fûtuhat yapanlara mağlûp olmaya ve binnetice terki mevki etmeye mecburdurlar. Nitekim Osmanlı saltanatı da böyle olmuştur. Bulgarlar, Sırplar, Macarlar, Romenler sabanlarına yapışmışlar, muhafaza-i mevcudiyet etmişler, kuvvetlenmişler; bizim milletimiz de böyle Fatihler tarafından diyar diyar gezdirilmiş ve kendi anayurdunda çalışamamış olmasından dolayı bir gün onlara mağlûp olmuştur. Bu bir hakikattir ki, tarihin her devrinde ve cihanın her yerinde aynen vakii olmuştur. Meselâ Fransızlar Kanada’da kılıç sallarken oraya İngiliz çiftçisi girmiştir. Bu medeni sabanla kılıç mücadelesinde nihayet muzaffer olan sabandır. Ve Kanada’ya sahip oldu. Efendiler kılıç kullanan kol yorulur, nihayet kılıcı kınına koyar ve belki kılıç o kında küflenmeye, paslanmaya mahkûm olur. Lâkin saban kullanan kol gün geçtikçe daha ziyade kuvvetlenir ve daha çok kuvvetlendikçe daha çok toprağa malik ve sahip olur”(Türkiye İktisat Kongresi 1923-İzmir, Haberler-Belgeler-Yorumlar 1981: 246-247).

İşte tam da bu  nedenle öncelik tarımsal kalkınmaya verilmiştir Cumhuriyetin ilk yıllarında. Neler mi yapılmış?

- Köylüden ağır vergileri kaldırıldı.
- Köye para ve kredi sağlandı.
- Köylünün ürününü geliştirme ve koruma tedbirleri alındı.
- Köylünün bilgi ve görüşünü yükseltilmesi çalışmaları yapıldı.
- Toprağı olmayan çiftçilere toprak dağıtıldı.
- Tarım Kredi Kooperatifleri kuruldu.
- Köylülere pulluk, traktör dağıtıldı.
- Ziraî Donatım Kurumu çiftçinin tarım aleti, makine ve kimyasal ihtiyaçlarını karşıladı.
- Tohum Üretme Çiftlikleri kuruldu.
- Toprak Mahsulleri Ofisi kurularak üretilen buğdayın alımı gerçekleşti.
- Ankara’da  Gazi Orman Çiftliği, Silifke’de Tekir, Yalova’da Baltacı, Tarsus’ta Piloğlu,     Dörtyol’da Karabasamak çiftlikleri ve Ankara’da Bira Fabrikası kuruldu. 1937 yılının Haziran ayında Atatürk tarafından devlete bağışladı.
- Ankara, Eskişehir, Erzurum ve Yeşilköy’de hububat ıslah istasyonları; Adana ve Nazilli’de pamuk ıslah istasyonları; Adapazarı’nda patates ve mısır ıslah istasyonu; Bursa, Antalya, Diyarbakır, Edirne ve Denizli’de ipek böcekçiliği istasyonu, Kayseri’de yonca istasyonu, Antalya’da sıcak iklim nebatları ıslah istasyonu kuruldu. Tarım aletleri, makineleri ve ilaçlarının satın alınarak halka tanıtılması amacıyla 1937 yılında Zirai Kombinalar İdaresi kuruldu.
- Cumhuriyetin ilk on yılında köylüye 1.077.526 dönüm arazi dağıtılmış. Toprak sahibi olan köylünün toprak, tohumluk, tarım araçları borçlarının 20 yılda ödenmesi sağlanmıştır. 
- Bağlar ve zeytinliklerden belirli bir süre için vergi alınmamıştır.


Tüm bu yapılanlar sonucunda ülkemizde tarım gelişti, kısa zamanda kendi kendine yeten, hatta dışsatım yapan bir ülke konumuna geldik. Sonra ne mi oldu? Önce Marshall yardımı kabul edildi. Ardından Cumhuriyetin ilk yıllarındaki kazanımlarımız bire birer çeşitli dönemlerde elimizden alındı. Burada sadece tarım alanındaki kayıplarımızdan söz etmek istiyorum.

- Öncelikle Tohum Üretme Çiftlikleri kapatıldı. Günümüzde tohumlarımız dışarıdan alınır hale geldi.
- Dünyada Haşhaş üretiminde dünya sıralamasında ilk üçte idik ama 12 Mart döneminde Amerika’nın baskıları sonucu ekimi belirli kurallara bağlandı, büyük oranda yasaklandı.
- Şeker pancarı üretiminde yine dünya sıralamasında ilk üçte idik ama şeker pancarı üretimine kota getirildi ve yavaş yavaş tamamıyla bitirilmek üzere. Hatta Şeker Fabrikalarımız birer birer kapanır oldu. ABD’li Cargill şirketi içinse durum farklı… Şimdi şekeri dışarıdan alıyoruz…
- Tarımsal KİT’lerin neredeyse tamamı özelleşmiş durumda.
- Tarım Satış Kooperatiflerinin özerkleştirilmesi ile birlikte onun görevi Dünya Bankası tarafından yürütülen ARIP projesiyle sağlanıyor. Bu da tarım politikamızla istendiği gibi oynama hakkı veriyor onlara.
- Tütün üretiminde de dünya sıralamasında en üstlerde yer alırken şimdilerde tütün üretimi üst üste getirilen kotalarla neredeyse bitme noktasına geldi. TEKEL kapatıldı.
- Buğday üretiminde dünya sıralamasında en üst seviyelerde iken şimdi dışarıdan alır hale geldik.

Yukarıda anlattıklarım sadece ilk anda aklıma gelenler. Hele ki artık buğdayı bile dışarıdan alır hale geldiğimize göre başka bir şeye dokunamazlar derken, şimdi de gözlerini zeytine diktiler. Zeytin ağaçlarının katline ve arazilerine el konulmasına dair bir ferman çıkarılıyor meclisten. 

Yatırımların önündeki engelleri kaldırma iddiası ile hükümetin 7 Mayıs’ta TBMM’ye sunduğu “Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” içinde zeytinlik alanların yasal statüsünü değiştiren çeşitli hükümler barındırıyor. Tasarıda 1939 yılından bu yana yürürlükte olan ve zeytinliklerin yasal statüsünü düzenleyen 3573 Sayılı “Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun”da değişiklik yapılması öngörülüyor. Bu yasa tasarısı daha önce de tam altı defa değiştirilmek istenmiş ama tepkiler nedeniyle geri çekilmişti. Şimdi ise OHAL fırsat bilinerek yedinci defa meclise getirildi.  Bu yasa değişikliği ile beraber zeytinlik alanlarımızı talan ve yağmadan koruyacak hiçbir hukuki dayanak kalmayacak. 

Zeytinliklerle süslü Ege kıyılarını gezerken yorulup gölgesine oturduğu bir zeytin ağacının Homeros’un kulağına şöyle fısıldadığı rivayet olunur: “Herkese aitim ve kimseye ait değilim, siz gelmeden öncede buradaydım, siz gittikten sonrada burada olacağım.” Zeytin ağacının Homeros’a söyledikleri aslında bitkisel hayatın tamamı için geçerlidir. Yeryüzündeki hayatın en asli unsuru olan bitkileri anlatmak için bundan daha iyi bir cümle kurulamazdı ki zaten dünya bir bitki gezegenidir. 

Zeytinliklerin harap edilmesine yol açacak bu yasa değişikliği zaman içinde en büyük zararı insanlara verecek. Zira bitkisel hayatı yok etmek insan hayatını yok etmek anlamına gelir. Bir bağımlılık ilişkisi varsa bu insanın (hayvanların) bitkilere olan bağımlılığıdır.

Unutulmamalıdır ki kaybolacak olan zeytin değil, insan olacaktır. İlişkiler, gelenekler bir toplumu ayakta tutan değerler bütünüdür yok olacak olan. Zeytin ağacı kalıcılığın, yerleşikliğin simgesidir çünkü. Zeytin ağaçları biz gelmeden önce de buradaydı, biz gittikten sonra da burada olacak.

Zeytin ağaçlarını kesmek günahların en büyüğü olarak değerlendirilir. Bu günahın bedeli ise çok ağır olacaktır. Barış, sevgi, dostluk, sağlık, zafer, ölümsüzlük, bilgelik, akıl, başarı ve adalet simgesi olan bu ağaç yittiğinde bunlar da yitip gidecektir bizden. Bu ise bir felakettir.

Bereketli topraklarımız üzerinde oynanan oyunların son kurbanı olma yolundaki zeytinliklerimizin mahvına hep birlikte karşı durmalıyız. Gerçi bir ağaca baktıklarında sadece odun gören, kamu yararı adına kamuyu ortadan kaldıranlara bütün bunlar nasıl anlatılır bilmiyorum?

3.06.2017 (Arzu KÖK)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR