YIK ŞUNLARI...

YIK ŞUNLARI...

Ey dost;


Şikayet etmeden önce iyi düşünmeli ve hiç akıldan çıkarmamalısın:
Tosladığımız en yüksek duvarlar, kendi ördüklerimizdir...
“Ama o….

”Yok öyle “ama o” falan.


Her neyse, "O"nu yaşamına sen sokmadın mı?Bir işse seni sıkan, o işe girişen, getirip-götüreceklerini hesap ettin ya da etmedin ama her koşulda o işe kollarını sıvayıp dalan sen değil misin?Bir kentse seni bunaltan, oraya yerleşen, orada kalan, orada yaşam kurmaya-sürdürmeye çalışan kim?Bir ilişkiyse sıkıntı yaratan, o ilişkiyi kurarken-sürdürürken-belli tutum ve davranışlar geliştirip uygularken kim zorladı seni?Bir kişiyse seni üzen, O’na değer biçen, önemseyen, kendine göre bir yerlere yerleştiren, seven-sayan, onun için kaygılanan ya da merak eden, iyiliğini isteyen sen değil misin?


Derdin-tasan her neyse-kimse, senin hayatında ne işi var? 
Sen seçmedin mi? Sen basmadın mı bağrına? Sen razı olmadın mı? Sen izin vermedin mi? Sen sürdürmüyor musun?


Çoğalt çoğaltabildiğin kadar bu soruları, varacağın yer aynı: Hayatın şu anda böyleyse, onu böyle yapan biraz da sensin. Bunun “Ama”sı yok.


İstediğin, seni hoşnut edecek gibi gitmiyorsa işler, kes at, zor gibi görünse de mümkün… Bazen senin yanlışlarındır bu sonucu doğuran, bazen tümüyle dış koşullar, hiç fark etmez. Değiştiremiyorsan, yapamıyorsan, bazı şeyleri göze alamadığın için olmasın? Bazı şeylerden vazgeçemediğin için… Hayatını daha kaliteli ve güzel olabilmesi için küçültmen gerekiyorsa küçült, ne önemi var? Varsın alanın biraz daha daralsın; daha dolu dolu yaşanacaksa, neden olmasın? 

Vazgeçmeyi bilmek gerek bazı şeylerden. Bunlar ister yaşam standardın-konforun olsun, ister birilerine karşı yüklendiğin sorumluluklar; değiştirmek aslında sana bağlı ve senin elinde.Kendine açıklayabildiğin tüm çaresizlikleri başkalarına da anlatabilirsin. İlle de anlatman gerekiyorsa tabii… Anlayabilen ve kabul eden seninledir, edemeyen de gider, kendi bilir.İşin bu noktasında yanında-yörendekilerin yakınlık-uzaklığı hiçbir şeyi değiştirmez.Anan-baban ya da çocukların bile olsalar, seni seviyor ve benimsiyorlarsa, öncelikle yapmaları gereken “anlamak” olmalıdır...

Anlamaya çalışmak. Bunu da yapmıyorlarsa eğer, için rahat olmalı, sen elinden geleni yapmışsındır çünkü. Sana, senin koşullarına-durumuna katlanamayanın/mecburen katlananın gitmesine de izin vermektir bu bir bakıma, onu "kendisi için fedakârlık yapılması" yükünden de kurtarmaktır hatta.


Diyelim, bir kadın-erkek ilişkisi söz konusu. Bir ayrılık, bir “aşk acısı” ya da…Bir düşün, bir bak bakalım: Sen neresinde oldun o ilişkinin? Nasıl durdun, neler yaptın ya da yapmadın? Kendinden emin misin, için rahat mı? Sana haksızlık mı yaptı, kötü mü davrandı, canını mı acıttı?Peki, durum bu noktaya gelene kadar sen ne yaptın, neye izin verdin?Acaba senin duruşun etkilemiş olabilir mi o ilişkinin gidişatını?
Senin kendine, dolayısıyla ilişkine ve karşındakine koyduğun/dayattığın ölçüler-kurallar-sınırlar-olmazsa olmazlar belirlemez mi insanlarla ilişkilerini?Her “Ama o,” aslında senin ölçülerine göre öyle değil midir?


“İyi de, benim şöyle doya doya bir ağlamaya-sızlanmaya, hatta avaz avaz şikayet etmeye hakkım yok mu?” dersen, elbette var. Hiç değilse yüreğinin ferahlaması için, var.Yeter ki her şikayetin içinde senin de payın olduğunu aklından çıkarma.
“İçinden çıkamıyorum,” dediğimiz her sorunda bizim de katkımız var.Başımıza gelen hiçbir şey, biz öyle durup dururken gelmiyor. Onun geleceği yerde durmuş olmak bile bize ait bir sorumluluk payı.Ve sıkıştığımız her nokta, kendi seçimlerimizin sonucudur, ister maddi olsun ister manevi.


Ne dedik: Tosladığımız en yüksek duvarlar, kendi ördüklerimiz aslında. Onları yıkabildiğimiz ölçüde zenginleşiriz. İster maddi bakımdan olsun, ister manevi.

Şimdi, ah-vah etmeyi bırak, yık şu duvarlarını da bir bak, dışarıda neler var… Yık da hele bir bak, gör, hayat ne gösteriyor sana, neler-kimler bekliyor seni…

Sevgiyle...

14.11.2013 (Lale Dilligil)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR