“YEŞİLMİŞİK”  ( Gezi notları 2 )

“YEŞİLMİŞİK” ( Gezi notları 2 )

Toronto’ya varışımın ikinci gününde, sabah torunumu okuluna bırakıp Ontorio Gölü kıyısına gittik.

Devasa çınarlar, kanada kavakları, yabani sumak ağaççıkları, tabela konularak dikkat çekilmiş zehirli sarmaşıklar, başka sarmaşıklarla örülü sık bir ormanın kıyısında Ontario Gölü. Üzerinde martılar, kazlar, ördekler, havada uçan kara, kahverengi, biraz da beyazlarıyla Kanada kazları. Ve sincaplar elbette. Sincaplar, rakunlar, kokarcalar burada günlük yaşamın olmazsa olmazı. Evlerin balkonlarında, bahçelerinde, cadde ve sokaklarda, açık otoparklarda sincaplar cirit atıyor. Rakunlarla kokarcalar daha çekingen. Caddelerde araçların ezdiği bu hayvanlara rastlamak olası.

Ontario Gölü’nün üzerinde adacıklar var. Bu adalardan biri sanatçılar için ayrılmış. O ıssızlıkta, güzellikte rahatça çalışsınlar diye. Oraya yerleşmişler. Ada da bir de Ekoloji üzerine eğitim veren bir okul varmış. Toronto’nun da içinde bulunduğu neredeyse Türkiye büyüklüğündeki bu eyalet adını Ontorio Gölü’nden alıyor.

Yol boyunca, yeşilin arasından gidiyorsunuz. Nereye baksan yeşillik ya da ekime hazırlanmış, ekilmiş çok geniş tarlalar. Cetvelle çizilmiş gibi düzgünce  parsellenmiş tarlalardan oluşan büyük çiftlikler… Toprak çok, yüzölçümü açısından dünyanın ikinci büyük ülkesi.

Dilime sessizce yeni türkünün Yeşilmişik türküsü takılıyor. Baktıkça yeşillere bürünüyorsun.

Yüksekten bakınca evlerin çatılarının ufak bölümleri, ağaçlardan ancak görünüyor. Çatısı tümüyle görünen ev yok gibi. Ağaçlar arasında yer alan iki, iki buçuk katlı İngiliz tarzı evlerin oluşturduğu gürültüden uzak, geniş mahalleler ve onları hiç rahatsız etmeden yapılmış yüksek binalar. Yoğunluk, bahçeli, yemyeşil mahallerde. Büyük parklar, yürüyüş, bisiklet yolları ve tüm ara sokaklar ağaçlıklı. Böylece aralara yerleşmiş yeşili yok eden yüksek bloklar insanı rahatsız etmiyor, artan göç ve nüfus artışının gereği olarak kabulleniyorsunuz.

Geniş caddeler, trafiğin düzeni, sakinliği, kurallara uyma her gelişmiş ülkedeki gibi. Kavga gürültüye rastlamak neredeyse olanaksız. Yalnız, egzozları yüksek sesli araç ve motosikletlere tek tük de olsa rastlamak doğrusu şaşırttı, yakıştıramadım.

Günlük yaşamda karşılaştığınız insanların güler yüzlülüğü, tanımadıkları halde içten “Hello” deyişleri dikkat çekici. Her dil, din, ırk ve renkten oluşmuş bu genç toplumda birbirine saygıyı duyumsuyorsunuz. Genç sözcüğünü, sözüm ona ‘uygarlık tarihlerinin gençliği’ anlamında kullandım. Yoksa Amerika kıtasına ilk yerleşim 11 bin yıl öncesine dayanıyor.

Buz devrinde, Bering Boğazı’nı kalın buz tabakaları kaplayınca insanlar Asya’dan Kuzey Amerika’ya geçiyorlar. Böylece Amerika yerlilerinin ataları oluyorlar. 16. Yüzyıla kadar kabileler halinde anayurtlarında özgürce yaşayan bu halkların yazgısı, İngiliz ve Fransız kolonilerinin Atlantik kıyılarından kıtaya girişleriyle trajik biçimde değişmeye başlıyor. 16 yüzyılda, nüfusları 2 milyonmuş.  2006’daki sayımagöresayıları 698.025 kişidir. (VİKİPEDİ)

Gezerken gözlerim bu kadim halklardan kalan insanları ve onlara ait izleri arıyor. Kırmızı tuğlaları göze batan, iki katlı, güzel bir binanın Kızılderili Koruma Evi olduğunu söylüyor oğlum. Yerlilerle ilgili bilgi ve gözlemlerim arttıkça bu konuda ayrı bir yazı yazmak zorunlu olacak.

Buraya gelişimin ilk beş gününde bir dinleti ve bir konserden söz etmeden geçemeyeceğim.

Biri, Ağa Han (Kerim Ağa Han) Müzesi’nde, Soner, Merve, Sevda üçlüsünün dinletisi. Bu üç genç, Anadolu’nun dört bir yanından seçtikleri güzel türkülerle memleketimizin soluğunu, ruhunu; tef, ney ve bağlama eşliğinde taşıdılar buraya. Duygulandırıcı bir emek, bir çaba. Sağ olsunlar, var olsunlar…

İkincisi ise gözlerimi iyice dolduran bir konser. Toronto’nun Georgina adlı, şirin yine yemyeşil bir yerleşim yerinde, üflemeli, pirinç çalgılar ve vurmalı çalgılardan oluşan kırk yedi kişilik bir orkestranın konseriydi ve ben ilk kez bu tür bir orkestra dinleyecektim. Çoğunluğunu üniversiteli, bir bölümünü de liseli öğrenciler oluşturuyordu. Lisedeki torunum, bu orkestrada trompet çalıyordu. Dinlemek… Bu da büyük mutluluk işte.

02.10.2018

Vildan Sevil

 

3.10.2018 (Vildan Sevil)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR