YAŞASIN CUMHURİYET/ ARZU KÖK yazdı

Gölge Adam

YAŞASIN CUMHURİYET/ ARZU KÖK yazdı

Akşam saat 20:30' da kabul edilen bir yasayı, şair Mehmet Emin
Yurdakul'un önerisiyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin tüm
üyelerinin ayağa kalkıp üç kez bağırarak "Yaşasın Cumhuriyet" diye
bağırmalarının ardından 90 yıl geçti. Toplumsal ve bireysel
geleceğimiz hep bu kavram üzerine kurulmuş, tarihimizin gördüğü en
büyük devrimin de adı olmuştur Cumhuriyet.



Cumhuriyet kurulmuştur. Ancak devralınan miras pek de iç açıcı
değildir. Kısaca bu mirası özetleyelim:



Rönesansı, reformu, sanayi devrimini, akıl çağını yaşayamadığı için
çağ dışı kalmış, sömürge halinde, güçsüz, çökmüş bir devlet.

Dünyaya kapalı, yoksul bir halk. İdari, siyasi, ekonomik
kapitülasyonlar, imtiyazlar. İlkel bir tarım toplumu. İflas etmiş bir
maliye, ağır yaralı bir ekonomi.

Çok cılız denilebilecek küçük sanayi, sıfıra yakın orta sanayi,
sıfırında altında büyük sanayi söz konusu.

Kişi başına düşen milli gelir 7 lira, kişi başına düşen kamu harcaması
kişi başına 50 kuruş.

Madenlerin neredeyse tümü, başlıca limanlar, var olan demiryolları
yabancı şirketlerin denetiminde. Öyle olmasa da onları kullanacak Türk
eleman söz konusu değil.

Karayolu yok denilecek kadar az düzeyde.

Ticaret derseniz genel olarak azınlıkların, levantenlerin ve
yabancıların elinde.

Topluiğne dahi üretilemiyor, dışarıdan alınıyor.

Sıtma, verem ve frengi hastalıkları yaygın bir şekilde.

Ülke genelinde 158 ortaokul, lise ve medrese uzantılı üniversite var.

Anadolu çağdışı kalmış medreselerin elinde, dolayısıyla bilim hayatı
çok gerilemiş durumda. Halkın sadece %7 si okur yazar. Bu oran
kadınlarda yüzde bir bile değil, dolayısıyla da tüm meslekler
erkeklerin tekelinde.

Kadınlara seçme seçilme hakkı yok, yani yurttaş bile sayılmıyorlar.
Ulus değil, ümmet anlayışı egemen durumda.

Tüm Osmanlı gazetelerinin günlük satış sayısı 100.000'i geçmiyor.

Avrupalılar karşısında kendini ezik hisseden, pısırık, teslimiyetçi
aydınlar, bürokratlar ve siyasetçiler.

Ortaçağın bile neredeyse gerisinde kalınmış pek çok konuda. Kısacası
hem nitelik hem de nicelik olarak borca batmış bir ülke.



Dört yıl süren Milli Mücadele sonrasında insanımızın gurur verici
birçok özelliğinin yanında birçok eksikliği de ortaya çıkmıştı. Bu
nedenledir ki yeni kurulacak devletin ana niteliklerini bu mücadele
sırasında elde edilen deneyimler ve edinimler oluşturuyordu. 100.000
asker ve sivil kayıp vererek kavuştuğumuz bağımsızlığımızı bir daha
yitirmemek için geleceği güven altına almak, kalkınmak ve çağı
yakalamak zorundadır. İşte bu amaçlarla kuruldu Türkiye Cumhuriyeti.
Ve bugün övünebileceğimiz her şeyi bu amaçlarla kurulmuş
Cumhuriyetimize borçluyuz. Bu konuda bize önderlik yapan Mustafa Kemal
Atatürk'e borçluyuz.



Türkiye Cumhuriyeti, rastlantılar sonucu ya da birilerinin uygun
görmesi ya da emperyalizmin kendi çıkarı doğrultusunda varlık
kazanmasına yardım ettiği bir devlet değildir. Bağrından yetiştirdiği
evlatlarının canı ve kanıyla, dişi ve tırnağıyla kurduğu bir
devlettir. Bu devletin bir kuruluş felsefesi ve amacı vardır. Bu
felsefeyi, gerekçeyi ve amacı en iyi özetleyen anlatım belki de şudur:
"Bağımsız, laik, akılcı Türkiye Cumhuriyeti"



Evet bu yıl Cumhuriyetimizin 90'ıncı yılındayız. Ve şimdi durup
kendimize sormalıyız: "Bu şartlar altında küllerinden yaratılan bu
devleti hak ettiği çağdaş uygarlık seviyesine çıkarabildik mi? Yoksa
yerimizde mi sayıyoruz?" Bu soruya verilecek cevapları duyar gibiyim.
Ancak sadece ahlanıp vahlanmakla olmaz hiçbir şey. Eğer durum vahim,
karanlık görünüyorsa birer mum yakmanın zamanıdır. Bunu en azından
küllerinden bir devlet yaratanlara borçluyuz.



Tüm Türk Ulusu'nun Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.



ARZU KÖK

29.10.2013 (Gölge Adam)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR