YA İSA'YIM YA MEVLANA

Fevzi Günenç

YA İSA'YIM YA MEVLANA

Kimi zaman İsa gibi davranırım. Gerçi İsa'nın yaşayıp yaşamadığı da, bilim adamlarınca  kesinleşmiş değil ya... Bir iddiaya göre, İsa'nın yaşamının aynısı on bin yıl önce yaşanmış başka bir peygamber adayından alıntıymış.

Bu bizi ilgilendirmiyor. İlgilendiren, sadece İsa'ya mal edilen şu sözler var ki, ben bunu genellikle uygulayarak hem korkak hem pısırıklık damgasını yerim...

İleri sürüldüğüne göre adamın biri İsa'nın sağ yanağına bir tokat atmış. Biz olsak canavarlaşır adama saldırarak karşılık veririz. Oysa İsa, sol yanağını uzatarak, "Buraya da vur!" demiş.

Saldırgan şaşıp kalmış. "Neden?"

"Sen benim bir yanağıma vurdun, bir yüzüm acıdı. Bu arada senin bana vuran elin de acıdı." Bardağın bir yüzünden bakınca İsa'nın insancılığı görülür.. Bir de öbür tarafından bakalım. Oradan görünen: "Öbür yanağıma da vur ki, elin biraz daha acısın." Bu bir tür öç alma duygusu değil midir?.

Bir de Mevlanalık var. "Gel, gel, ne olursan ol yine gel..." Az sonra anlatacağım olaya girişti bunlar. Yoksa din bilimcisi değilim. Ekmeği ekmekçiye vermeyi seçenlerdenim.  Vücudumuz beynimize dek sinirlerle kaplıyken nasıl "Bir daha vur!" deriz? Anlatmak istediğin olay şu

Geçtiğimiz gün marketten alışveriş yapıyordum. Kendini bilmezin biri çuvallardaki zeytinlerden birer tane ağzına alıp çiğniyor, çekirdeğini yeniden çuvala atıyordu.

Yurttaşlık sorumluluğum depreşti. Adamı uyardım. "Bunu senden sonra satın alacaklar da yiyecek. Senin ağzından çıkanın bulaşığını tatmak zorunda mı herkes?"

Vay sen misin bunu söyleyen!

"Sana ne ulan! Üstüne vazife mi?"

" Evet, demişim. Üstüme vazife ulan! Yurttaşlık görevidir başka bir yurttaşın kusurlu davranışını görürsen onu uyarmak." Ulan, demek ona serbest de bana değil.

Adam üstüme yürüdü. Önümde market arabası olmasa beni ezip geçecekti. Neyse ki oradakiler araladılar. Adam boylu poslu. İri yarı, bakışları velfecri okuyor... Gözüm kesmemiş olmalı ki iç çekmekle yetindim.

Yeşil yanmasını beklemeden karşıya geçenleri ardı sıra seslenerek uyarırım. "Buraya bu trafik lambasını niye koymuşlar? Kazandığın üç saniye hayatından daha mı değerli? Dönüp seni çemkirir: "Saaa ne?" Size ne İsa'lık da Mevlana'lık da olmayan tek yanıt kalıyor: "Öl öyleyse!"

Kapıcı merdivenleri yıkamak için musluğu açmış, hortumdan hor hor su akıyor. Kendisi kapıda arkadaşıyla sohbette. Uyarıyorsunuz: Arkadaş, torunlarının ipini çekiyorsun! Yarın içmeye bile su bulamayabilirsin. Sırıtıyor. Başka bir apartmanın önünde adam arabasını yıkıyor. Sanırsınız sokağı sel basmış. Uyarıyorsunuz. O da ağzınızın payını veriyor: "Faturayı sen mi ödeyecen?"

Bu yazıyı aslında tüm yurttaşların ezberlemelerini önereceğim acil telefon numaraları konusunda yazacaktım. Yine de oraya geleyim: Özgür Düşünce Derneğinin eski başkanı toprağı bol olası Ali, o anda göstereceğiniz  beş telefon numarasını ezberleyip arkası arkasına okuyabiliyordu.

Ben bir tanesini bile doğru dürüst ezberleyemiyorum.  Bir de siz kendinizi deneyim bakalım. Kaç telefon numarasını ezberleyebileceksiniz. İşte her yurttaşın aklında tutması gereken acil numaralar:

Yangın İhbar 110... Ambulans 112...  Polis İmdat... 155... Doktorum Yanımda (Hastaneye gidemeyecek durumda olanların bulunduğu yere gelen doktor servisi) 113... Cenaze Hizmetleri 188... Orman Yangın İhbarı 177 (Bırakın ormanı, Gaziantep'te bir tek dikili ağaç yokken bizi ormanlara kavuşturan Mr. Ayzli adlı bir yabancı oldu, onu da eski eser kaçakçısı ilan ederek ödüllendirdik, imi mi?) Trafik 154... Tüketici (Hileli yiyecek içecek ya da kullanım alımlarında rastlanan hileler konusunda uyarılar için başvuru. Şikâyeti takip eden çıkar mı bilemem) 175... Elektrik Arıza 186... Doğalgaz Arıza 187... Jandarma İmdat 156 126 Kadın ve Sosyal Hizmetler Ruhsal Bunalım Danışma: 182... Su Arıza 185... Uyuşturucuyla mücadele 171... Alo Gürültü 176 – 181 (Düğünde silah sıkmak dahil)

Ben size şimdi bu numaraları verdim ya, siz yine de bana kulak asmayın. Yurttaşlık Bilgisi kitabını eğitimden kaldıran ülkelerde, yurttaşın da "Saaa ne?" demesi doğal. Siz siz olun, papara hatta bazen de dayak yemek istemiyorsanız, "yurttaşlık görevidir" diye kimseyi uyarmaya kalkmayın.

Siz de bana "Saa ne?" derseniz, hiç gücenmem. Şu münasebetsiz uyarılarımdan kendim bile bıktım. Alışmışım, bir türlü bırakamıyorum. Bende hiç akıl yok galiba. 

22.10.2019 (Fevzi Günenç)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR