Ubuntu

Ubuntu

Türkçe o kadar söyledik ama anlatamadık kimseye. Belki başka bir şekilde anlatmaya gereksinimimiz vardır diye düşündüm. 

 Ubuntu’nun Türkçe karşılığı ‘insanlık’ demektir. Kökeni Güney Afrika’daki Bantu dilinden gelir. İnsanlara ve onların ilişkilerine odaklanan hümanist bir felsefe olarak da bilinir. Başkalarına karşı merhametli, şefkatli, iyiliksever olmak gibi insani değerleri esas kabul eden bir felsefik yapı bu bahsettiğimiz.

Bunu öncelikle yaşanmış bir öykü ile anlatmaya çalışayım:

Afrika'da çalışan bir antropolog bir kabilenin çocuklarına, birlikte oynayacakları bir oyun önerir:

"Ben karşıdaki ağacın altına bir sepet meyve koyacağım, siz de şuradaki çizgide sıralanacaksınız ve yarışın başlaması için benim işaretimi bekleyeceksiniz. Ağacın altına ilk hanginiz ulaşırsa, sepetteki ödülü o kazanacak, tüm meyveleri o yiyecek."dedi. 

Sonra da, çocukların başlama çizgisinde sıralandıklarını görünce "Başla" işaretini verdi. O an tüm çocuklar el ele tutuştular, koştular, ağacın altına birlikte vardılar ve sepetteki meyveleri birlikte yemeye başladılar. Antropolog, şaşırmıştı. Neden böyle yaptıklarını sordu: "Ubuntu yaptık" dediler. Antropolog bunu ilk kez duyuyordu. Ne anlama geldiğini sordu.

"Birbirimizle yarışa girseydik, yarışı sadece birimiz kazanmış, beşimiz kaybetmiş olacaktık. Beş arkadaş üzülünce, yarışı kazanan bir kişi nasıl ödül meyveyi yiyebilirdi?"dediler ve Ubuntu'nun anlamın açıkladılar. 

Onların dilinde Ubuntu, “Ben, biz olduğumuz için Ben”im demekti.

Özgürlükçü barış aktivisti Leymah Gbowee bu felsefeyi “Ben, ben olduğum için sen, sensin” sloganı ile tanımlıyor.

Ubuntu kavramı, diğerleriyle ilişki içindeki bireyi tanımlar. Nelson Mandela’nın sözleriyle ifade edecek olursak: “Bir ülkeden geçen bir seyyah bir köyde durur, yiyecek ya da içecek istemesine gerek yoktur. O köyde durduğunda köylüler ona yiyecek verir, onu ağırlar. Bu Ubuntu’nun bir veçhesidir ama başka pek çok veçhesi de vardır. Ubuntu insanların kendilerinin bizzat zenginleşmemesi gerektiği anlamına gelmez. Burada asıl mesele şudur: Etrafındaki topluluğun daha iyi konuma gelmesi için de aynı şeyi yapıyor musun?” 

Nobel barış ödüllü Güney Afrikalı Desmont Tutu, bu kelimeyi şöyle özetliyor: “Ubuntu’ya inanan bir insan diğerlerine açıktır. Diğerlerine olumludur. Diğerleri iyi ve yetenekli olduğunda tehdit altında hissetmez. Onun daha büyük bir bütünün parçası olduğunu bilmekten gelen bir özgüveni vardır. Ve diğerleri aşağılandığında, küçük düştüğünde, zulme uğradığında ya da ezildiğinde kendini de aşağılanmış hisseder.” Sonra da ekliyor: “Her bireyin insanlığı ideal olarak, onun diğerleriyle ilişkisinde ifade bulur. Ubuntu, insan ancak başka insanlar aracılığıyla insan olur, demektir. Aynı zamanda her yurttaşın bireysel ve toplumsal refahın arttırılması için Ubuntu, insanların birbirlerine bağlılıklarına odaklanan insancıl bir felsefedir.’

Merhameti ve diğerkâmlığı her şeyden üstün tutan Ubuntu, belki de, günümüz uygarlığının zihinlerimize bir reklam sloganıymışçasına kazıdığı “Sadece kendin için yaşa!” hafifliğinin panzehiridir de. 

Buna göre, bir tarafta insanlar aşağılanırken, başkaları baskı, zulüm, işkence görürken, bizler, o aşağılanmadan, baskı, zulüm ve işkenceden azade değiliz. Başkalarını ezer, onların hakkını çiğnerken kendimize de kötülük ediyoruz aslında… Benim insaniyetim, ayrılmaz bir şekilde sizinkine bağlıdır, bundan ne siz kaçabilirsiniz ne de ben. Yani eğer ben size yapılanlara rağmen ses çıkarmamışsam, en az bu durumu size yapanlar kadar suçluyum…

Aslında bu güzel felsefe dünyanın pek çok yerinde, pek çok gelenekte yer buluyor.
Bizim güzel ülkemizde, Anadolu’da da vardı bir zamanlar. Halkları ve felsefeye dayanan düşünceyi yok sayan hükümetler sayesinde bütün güzel özellikler gibi bu anlayış da yok edildi zaman içinde… Unuttuğumuzdan, unutturulduğumuzdan dem vuruyoruz devamlı.

Oysa İslam anlayışında komşun açsa, sen nasıl tok kalabilirsin ki; paylaşmak zorundasındır ve bunu dinin en güzel ayetlerine bağlarken kabına sığamazsın… Peki İslam olduğu kabul edilen bir ülkede nasıl olur da bu kavramlar unutulur? 

Nasıl bu ülke; insan ölümlerine üzülürken etnik kimliği dikkate alarak üzülenlerin, kendinden olmayanı yok etmeye çalışanların, müsamahadan zerre nasip almamışların, nefret dilini anadilleri bellemişlerin, bir kedi evine dahi tahammülsüz olanların, adalet kavramını unutanların, toplumun yarısından çoğu mutsuzken mutlu olduklarını gururla söyleyenlerin ülkesi haline geldi? Nasıl? 

Şimdi Anadolu insanının özüne dönme, Ubuntu yapma zamanı geldi de geçiyor bile. 

Unutmayalım ki, eğer kendimizi etrafımızda olan bitenlerden, katliamlardan, vahşetten, açlıktan ölenlerden, haksız yere işinden olanlardan azade sayıyorsak, en az bunu yapanlar kadar suçluyuz. Ülkemizdeki Vandalizm ve şiddetten bizler de karşı çıkmayarak sorumluluğu paylaşıyoruz. O nedenle de artık bir şeylerin değişmesi gerekmiyor mu? 

Birileri şımartılıyor, birileri eziliyor ülkemizde. Şımartılanlar kibirden Pinokyo gibi olmuş, burunlarından kıl aldırmıyorlar. Çevremizi sarmışlar en ufak eleştiriye tahammülleri yok. Aydıncıklar da suyuna gitmek zorunda hissediyor kendilerini. Afaroz maşası devletten önce onların eline geçmiş durumda. Sabahtan akşama birilerinin çıkarlarıyla meşgul olup kendi haklarımızı unutuyoruz günden güne. İnsanlığımızı unutuyoruz. 

İşte tam da bu nedenlerle; şimdi Ubuntu yapmanın tam zamanı… ‘biz’ olduğumuzu anımsamanın tam zamanı… İnsanlığı yeniden uygulamaya koymanın tam zamanı… Haydi!

17.07.2017 (Arzu KÖK)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR