“Toprağın ruhu, onlardan nefret ediyor” (Gezi notları 3)

“Toprağın ruhu, onlardan nefret ediyor” (Gezi notları 3)

Dün buradaki gençler konuşurken, Toronto’da merkezin (DownTown) hemen 8-10 kilometre uzağında yoğun biçimde geyik ve ayı avcılığı yapıldığını öğrendim. Neden yasaklanmadığını sorguluyorlardı gençler, dinledim.

Toronto dağlık değil ama ormanlık. Dağlık bölgelerde avcılık daha yoğun ve yaygındır diye düşünmeden edemiyor insan. Hemen aklıma Kanada ile ilgili okumalarımdan ediğim bir Kızılderili anlatısı geliyor. Notlarıma bakıp sizlere aktarıyorum:

“Beyazlar hiçbir zaman toprağa ya da geyiklere ya da ayılara aldırmadılar. Biz Kızılderililer bir hayvanı öldürdüğümüz zaman, onun bütün etini yiyoruz. Kökleri kazdığımızda küçük çukurlar açıyoruz. Ev yaptığımızda, küçük çukurlar açıyoruz. Biz çekirgeler için otları yaktığımızda, hiçbir şeyi mahvetmiyoruz. Biz, meşe palamutlarını ve fıstıkları sallayarak düşürüyoruz. Ağaçları baltalayıp devirmiyoruz. Biz yalnızca kurumuş ağaçları kullanıyoruz. Ama beyazlar toprağı deşiyorlar, ağaçları söküyorlar, her şeyi öldürüyorlar. Ağaç diyor ki ‘Yapma. Acıyor. Canımı yakma.’ Ama onlar, onu baltalayıp kesiyorlar. Toprağın ruhu, onlardan nefret ediyor… Kızılderililer asla bir şeyin canını yakmaz, ama beyazlar her şeye zarar veriyorlar… Kaya diyor ki, ‘Yapma. Canımı yakıyorsun.’ Ama beyazlar hiç umursamıyor… Beyaz adamın ona dokunduğu her yer acıyor.”

Yaşlı bir Wintu kadını

 

Ve aklıma yine hemen, ülkemde Homeros’un “binbir pınarlı İda’sı” Kaz Dağları, Madra Dağları ve çeşitli yerlerde altın başta olmak üzere, maden arayan şirketler, köylülerimizin direnişleri geliyor. Kurutulan pınarlar, kesilen ağaçlar, kirletilen toprak ve hava…

Bakan Veysel Eroğlu’nun CHP milletvekilinin soru önergesine verdiği yanıttan öğrendiğimiz, Avrupa, Amerika, Kanada’nın yanısıra, Arap ülkelerinden tutun da Cayman Adaları’na kadar yabancı ortaklı sayısız şirket…

Sömürü ve doğaya karşı vahşet,nitelik,yöntem değiştirerek 15. yüzyıldan bu yana süregeliyor. İnsanın, tarihten ders almaması ne acıklı ve ne denli acıtıcı.

Her olumsuzluktan iliklerine kadar acı duymak da yapısal bir sorun, belki de bir hastalık kimine göre. Çok kez düşünmüşümdür, “mazoşizm bir yaşam biçimi midir?” diye. İnsanın yaşadığı andan şöyle dopdolu mutluluk duyamaması, acı çekmeden duramaması.Uygarlığımızın bazı insanlara verdiği biçim mi? Yoksa ağaçla birlikte canı yanan, “Ağaç diyor ki ‘Yapma. Acıyor. Canımı yakma.” diyen Kızılderili’nin kutsanası uygarlığı mı? O zaman “Uygarlık nedir?” diye yeniden sormak gerekmiyor mu?

Caddelerde lüks arabalara da çok ender rastlıyorsunuz. Soruyorum, bizdeki o Audiler, BMWler, Mercedesler vb. nerede? Ara ki bulasın. Zavallılar… Bizde baba parasıyla alınmış lüks arabalarda cirit atma lüksü olmadığı gibi dilediğince kaza yapıp yakayı sıyırma özgürlüğü de yok buradakilerin. O arabalar ancak, ömür boyu çalışmış, birikimini yapmış emeklilerde oluyormuş. Onların da sayısı çok değilmiş.

Ehliyet almak da her babayiğitin işi değil. İnce eleyip sık dokuyorlar, çok aşamalardan geçiriyorlarmış. Trafik kuralları, genel olarak benzemesine karşın bizdekinden farklılıklar da gösteriyor. Cezalar çok ağır. Öyle plakanın rengine, içindeki başın kocamanlığına ya da kocabaşlara olan yakınlığına göre ayrım falan yok cezalarda. Kanada Başbakanı JustinTrudeau olsan kaç yazar, canına okuyorlarmış adamın.

Göçmen nüfusu çok yoğun Toronto’da. Asya’dan, Afrika’dan, Ortadoğu’dan her ulustan insan var. Bizde, Hititlerin çeşitli boylarının Tanrılarını, kültürlerini alıp Hattuşa’ya gelerek barış içinde yaşamaları gibi burası. Buradakiler de dinlerini, mutfaklarını, dillerini alıp gelmişler. Her dilden, dinden, renkten, ırktan insan, saygı temelinde birlikte yaşıyor. Kavga gürültü yok. Olsa da çok az. Suç da var elbette ama diğer metropollere göre oran çok düşük.

Kanada’nın toplam nüfusu, StatisticsCanada’ya (Resmi kurum)ve 2016 sayımına göre 36.29 milyon. Göçmen sayısı, 7.5 milyon, yerli sayısı ise 1.4 milyon. (Daha önceki yazımda 15.yüzyılda 2 milyon olduğunu belirtmiştim)

Caddelerde gezerken bir evsiz çiftin, kaldırımda kendilerine yatak yaptıklarını gördüm. Pek yaygın olan uyuşturucu bağımlılarındanmış. Dilenen, mendil satan, Beyoğlu’ndaki gibi sokaklarda sızmış kalmış çocuklara hiç rastlamadım.

 

Uyuşturucu bağımlılığının çok artması nedeniyle, kullanımı denetim altına almak için uyuşturucuyu serbest bırakan yasa yeni çıkmış, yakında yürürlüğe girecekmiş. Şimdi ne şekilde, nerelerde serbest bırakılması gerektiği tartışılıyor. Elbette serbest bırakılmasına karşı çıkan önemli bir kitlede varmış. Her kesimde yetişkinden tutun da liselere kadar yaygınlaşan uyuşturucu marihuanaymış.

Ah!...  Gözüm bu toprakların sahibi Kızılderilileri aramaktan vazgeçmiyor bir türlü. Türk marketine alışverişe gittiğimizde eski bir arabanın içinde, bir de yolda yine eski bir arabanın içinde iki yaşlı çifte rastladım. Diğeri iseOntario gölü kıyısında sanırım çöp toplayan bir yerli kadındı. Müze bahçesindeki çadırdan söz etmiştim. Yakınlarda onların yaşadıkları küçük bir yerleşim yeri varmış. Oraya gidince gözlemlerimi ve diğer bilgilerimi, o trajediyi anlatmaya çalışacağım. Orayı göreyim de.

Şimdilik günlük gözlemlerimi, duygularımı aktarmaya çalışıyorum. Anlayacağınız sizleri bıktırıncaya değin yazmaya çalışacağım. Ne de olsa “Görmemişin oğlu olmuş da…..” ya…

Sevgiyle kalınız sevgili okurlar.

07.10. 2018

Vildan Sevil

7.10.2018 (Vildan Sevil)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR