Teslim Töre Anısına... Malatya Kaç Mevsim!

Mazlum Çetinkaya

Teslim Töre Anısına... Malatya Kaç Mevsim!

 

Bir dere yatağında eskimiş bazı kurşun izlerine bakınca duymuştum adını. Yol boyundaki eski bir acıya yağmur yağmıştı. “Teslim” yazmışlardı, küçücük bir kömür parçasıyla adını bir kerpiç duvara. Huzurlu bir yokuş tırmanıyordu yukarı doğru, sonra bir ses düşüyordu, bir ses raylardan kopup düşüyordu yere. Kar tanesinden kopuyordu, köylerden kopuyordu, çatlamış nar tanelerinden, çatlamış topuklardan kopuyordu bir ses, peştamallardan kopup dere yataklarında eski bir randevu oluyordu.

 

Dere yatağından duymuştum, bir Hüseyin’i ağırlıyormuşsun sırtında bir Deniz’le, Yusuf bir kuyunun, derin bir kuyunun nefesi gibiymiş… Dere yatağındaki çakıl taşları suyu ayıklıyor şimdi; saati, zamanı, yeryüzünü ayıklıyor uykunda senin.

 

Antep’te bir “çingene şarkısı”nda adın geçiyordu, Urfa’lıBemal şahidiydi boyunun, bir ardıç ağacı o türküyü söylemişti…

 

Yolumda giderken rastladım bir türkünün kıyısında size, göğsümde tuttuğum bir devrimin sancısında duydum adınızı. Dere boylarında sevdim kavak ağaçlarını, söğüt diplerindeki suyun sesiyle öksürdüm bir üniformanın forsunu ciğerlerimden.

 

Işıklar nasıl vuruyordu yüzünüze, ellerinizde tanımadığınız bir çember oluyordu ışıklar, oyalı bir ses oluyordu oyalı bir mendil.

 

Hangi kemanın sesinden kopmuştum hatırlamıyorum, bir tel kopmuştu, bir kış günüydü, teller kış olunca kopuyor…

 

Gölgesi dağlarda susmuş adamlar tanıdım ben sonra, perçeminde cesetler büyüyen…

Şehirleri kuşatıyorlar şimdi, şehirlerden kuleler yapıp yağmalıyorlar; sonra dere yataklarını, o da yetmiyor, anıları yağmalıyorlar kızgın demirleri bedenlere tutarak.

 

Bir oğuldan duymuştum seni, üç kuşak aynı koğuşta yaşadı. Üç kuşak aynı koğuşta güneşe baktı, üç kuşak aynı sürgünde boy verdi.

 

Malatya’da kaç mevsim oldu bilmiyorum! Suyun gölgesi yok Teslim. Suyun anısı var, bize sustuğu anısı. Suyun “dost cemali” var, suyun yüzü var bize baktığı.

Şimdi bazı iktidarlar, makamlar, bazı mevkiler geçmiş bir hatıranın üzerinden hesaplar yapıp, bir halkın yalnızlığına terazilerini tutuyorlar! Sonra bazıları yüreklerinin olduğu yere gidiyor, bazıları da çıkarlarının olduğu yere.

 

Topraklarımız bir kimyasal ağız gibi susmuş, dünya susmuş, çocuklar büyüyor. Çocuklar, bir anının kalbinde büyüyor, adını Teslim koydukları bir teslim olmama halindeyiz şimdi, buradan hüzünlü kuşlar geçiyor…

Malatya kaç mevsim, bilmiyorum!

Mazlum Çetinkaya

29.11.2020 (Mazlum Çetinkaya)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Küfür ve iffet

Mahmut Alınak ile Amed’den Cizre’ye yürümek

Kanun hükmünde yalnızlıklar -5. Katırları ve Hatıraları Unutulan Roboskili Çocuklar

Kanun hükmünde yalnızlıklar – 4 /Sur dibinde yanmış bir güz gülü

Kanun hükmünde yalnızlıklar -3

Kanun hükmünde yalnızlıklar -2

Kanun Hükmünde Yalnızlıklar - 1

Kürt pazarında acılara mendil uzatmak

Burada bayraklar da soğuk anne!

Hayatını kaybeden ve ölmemek için direnen tüm KHK’lılara…

Bizim cesaretsizliğimiz değil midir bunların bu cesareti?

DÜNYANIN TÜM ÜNİFORMALARINI YAKMALI

İzmir, Deprem ve Irkçılık