TERÖR TEKNİĞİNİ BELİRLEYEN EL KİMİN? FRANSA SALDIRILARINA BURADAN BAKALIM

TERÖR TEKNİĞİNİ BELİRLEYEN EL KİMİN? FRANSA SALDIRILARINA BURADAN BAKALIM

Bu yazıyı, kandırılan gençler gerçeği görsün diye yazıyorum. Bu kadar beklememin sebebi, bazı yeni bilgilere ulaşmaya çalışmaktı.


Bir büyük el vardır. Sanıldığı gibi BM 5'lisi değil, o devlet başkanlarının üstünde gücü olan bir eldir. "Kirli el" demiyorum, klişedir.


Alp Dağları'nın zirvelerinde, üstünden uçak geçmeyen bölgesinde üs kurup, Hitler'i, Stalin'i dinleyen, savaşın yönünü belirlemek için provokasyonlar düzenleyen, kendi ordusu olan, dünyadaki bütün merkez bankalarını yöneten bir bilişim merkezi olan, önemli buldukları herkes hakkında bilgi depolayan kişilerin elidir bu...


Sarkozy'e, Fransa'nın başına geçtiği gün, Yahudi olduğunu söyleyip, o yaştan sonra adamın dünyasını değiştiren eldir bu.


ABD'de başkan kim olursa olsun, alt kadrolarını, bürokratlarını, önemli kurumların başındaki kişileri belirleyen eldir bu.


Algı operasyonları düzenlerler. Hepimizin algısında bu elin parmakları vardır.


Eğer üzerinde yürümek istedikleri bir algı varsa size onu bir şekilde ulaştırırlar. Siz bunu, siyasi olmayan, doğaüstü bir getiri gibi almalısınız ki, şüphe içinize yerleşsin.


Örneğin, her birkaç yılda bir ünlü ve hayatta olmayan bir falcının, medyumun kehanetlerini önünüze sererler. O ağızdan size sundukları şey, esasen kendi kaygılarıdır ve sizleri de bu yöndeki operasyonlara teşne hale getirmeye çalışırlar.


Son yıllardaki algı yüklemesi; İslami örgütlerin Avrupa'da atom bombası kullanacakları, Müslümanların Avrupa'yı elegeçireceği, Komünizmin dünyaya hâkim olacağı vs... Bakınız bir sepette kaç yumurta var. Unutmadan; sonradan da herşey "normale" dönecektir.


Nasıl para kazanılacağını ve kapitalizmin değişmez döngüsü olan her 7-10 yıl içindeki krizleri avantaja çevirme taktiklerini düzenleyen bu eldir.


Huntington'a, Fukuyama'ya, Brzezinski'ye; tarih tezleri, strateji kitapları yazdırıp, tüm fikir adamlarının düşünce sistematiğini elegeçirir, yönünü belirlerler.


Yakın tarihe kadar, bu büyük ele ait şirketler, teröristler üzerinden büyük paralar kazandılar.


Kah bunları bahane edip, bazı ülkelerin servetlerinin üstüne kondular. Kah, bu terör saldırılarıyla bezen ülkelere, kah komşundaki terörden zarar gören ülkelere silah sattılar.


Ama mesele bununla da sınırlı değil; sizlere de savunma ürünleri sattılar. Kendinizi, ailenizi, evinizi, arabanızı, bilgisayarınızı korumak için aldığınız ürünleri, o ürünleri buralarda üretebilmek için firmaların ödediği patent paralarını bir düşünün ve bunu tüm dünyaya yayın. Sırf o parayla birkaç tane, gelişmiş ülke kurabilirsiniz.


Fakat bilindiği gibi her on yılda bir, bazı meslekler yok olur ve yenileri doğar.


Büyük el, para kazanmak için terörü yarattı, güçlendirdi ama yine para kazanmak için geliştirdiği savunma araçlarıyla, yine terörü sıkıntıya soktu. Çünkü, dağlara yönlendirilmiş terörün hareket sahası ve silah gücü sınırlı kalmak zorundaydı.


Oysa, artık insansız hava araçları vardı ve bunların olduğu yerde, terör örgütlerinin işi çok zordu. Bu işte bir değişiklik yapmak zamanı gelmişti.


Netleşsin diye bizden bir örnek verelim;
2012 yılında PKK, Şemdinli'ye saldırdığında örgütün amacı orayı elegeçirmek ve bayrak dikmekti. Fakat beklemedikleri bir darbe yediler. 12 gün süren çatışmalar boyunca, saldırıya katılan örgüt üyeleri kaçamadılar dahi. Örgüt tarihinin en büyük darbelerinden birini yedi. Yardıma gelen PJAK'da aynı akıbete uğradı. Bunda en büyük etken insansız hava araçlarıydı.


Örgütün bütün gücünü erittiği ve dağılma sürecine gireceği düşünülürken, "açılım süreci" ile örgüte hayat öpücüğü verildi. Elbette ki bunu yapan tek başına hükümetimiz değil, büyük eldi.


Modern dünyanın en büyük savaşlarından biri de bilişim dünyasıdır. Büyük el, daha en başında Bill Gates'i kadroya katmak istedi. Gates bunu kabul etmeyince, kısa sürede "tekel oluşturmak" suçlamalarıyla açılan davalarla 30 milyar dolara yakın para kaybetti.


En sonunda, takıma katılmayı kabul etmek zorunda kalınca bütün rakipleri, hatta onlar arasında en azılı düşmanı olan, Netscape Başkanı Marc Andreessen, Gates'i destekleyen reklam filmlerinde oynamaya başladı.


Yani anlayacağınız; Bill Gates'de, büyük elin ekibindendir.


Peki tüm bunların eşiğinde, Suriye ile farklı bir boyut kazanan terörizm, nereye evriliyor? Büyük elin bunda parmağı var mı? Çıkarı ne?


Bir suç örgütü kurup sokağa saldığınızda, her ne kadar size çalışsa da, kontrolünüzden çıkma tehlikesini de içinde barındırır; bu kaçınılmazdır. Yüzlerce örneği vardır.


Kontrolden çıkan İslami terör örgütlerine, bir hedef verip hepsini aynı noktaya topladılar. Bir taşla iki kuş vurup, hem kontrole alamadıkları Esad'dan kurtulacak, hem de artık canlarını sıkmaya başlayan İslami terörden kurtulacaklardı.


Bu bir anlamda safra temizliğiydi. Gelişen teknolojiler gelecekte, açık alanda saklanmayı ve örgütlenebilmeyi imkânsızlaştıracaktır. Hem de bu aşırı dağınıklık, kontrol edilmeyi de zorlaştırıyordu.


Tüm örgütleri, batıdaki ve doğudaki tüm psikopat teröristleri uçaklarla, gemilerle Suriye'ye topladılar. Dünyadaki terörist sayısının önemli bir bölümü burada eritildi. Sempatizanların da hepsi belirlendi.


İş bununla da sınırlı değil tabii ki; İslam bir merak ve marjinallik hevesi dalgası halinde batılı gençler arasında hızla yayılmaktaydı. 11 Eylül'le başlayan süreçte bunun önüne geçildi. Kelle kesme videolarının bu kadar hızla yayılma sebebi de budur.


Batılılar, "faşist" damgası yemek korkusuyla her ne kadar duygularını bastırsalar da, İslam artık merak edilen romantik bir heves değil, vahşi bir düşman olarak anılmaktadır. Büyük el bu meselede de amacına ulaşmış görünüyor.


Büyük elin önünde şimdi bir paradoks vardı. Dağlı teröristlerden kurtuluyordu ama bu aynı zamanda para kazanmanın en garanti yolundan da vazgeçmek anlamına geliyordu.


Onun yerine, yani, dağdaki teröristin yerine, şehirli teröristleri hayata geçirmek çok daha karlı ve bol seçenekli olabilirdi.


Fakat ortaya yine bir sorun çıkıyordu: şehirdeki terörist, kontrolü en zor olandır. Hiç kimse, bir manyağın, elindeki bombayı nereye atacağını önceden kestiremez.


Hele ki büyük el, o bombayı yönetmek istiyorsa, sorun daha da çetrefilli bir hal alacaktır.


Böylece çözüm bulunur: İslami teröristler; Çeçen'inden, Türk'üne, Arap'ına, Kosovalısından, Fransız'ına tek bir örgüt altında toplandı. Bakınız, Suriye'ye ve Irak'a sevk edilen tüm örgütler İŞİD liderliği altında toplandı. Öyle ki, El-Kaide yedeğe düştü.


Artık Asyalı Müslümanlar üzerine gidilmek istendiğinde, İŞİD üzerinden operasyon yapılacaktı.


Ama bu yetmezdi. Bir de özellikle ABD'de büyük sorun oluşturan zenciler vardı. Her ne kadar bir bölümü Müslüman olsalar da, Asyalılarla akraba değillerdi.


ABD ve Avrupa'daki zencilerin büyük çoğunluğu Afrika kökenlidir. Onlara operasyon yapabilmek için de Boko Haram palazlandırıldı.


Dikkat ederseniz, örgütlerin adı ne olursa olsun vahşet ve propaganda teknikleri hep aynıdır. Çünkü eğitenlerin amacı aynıdır: korku ve nefret uyandırmak.


Şimdi bu örgütler bir süre sonra minimalize edileceklerdir ama yokedilmeyecekler.


Bundan sonra, büyük elin kullanacağı teröristler sempatizanlar olacaklardır.


Büyük el artık, bireysel terör istiyor. Bu öyle bir teknik olacak ki; hem bireysel ama bir yandan da örgüte bağlı olacak. Çelişki gibi gelebilir ama unutmayın ki hayat çelişkilerden oluşur. Çelişkiyi kullanamazsanız iyi bir plan da yapamazsınız.


Şöyle ki; Batılı şehirlerde terör heveslisi beyni yıkanmış gençler, kendilerini göstermek için eylem yapma hevesiyle ileriye fırladığında, internet üzerinden görüştükleri örgüt yöneticileri tarafından yönlendirilecekler. İşte o yöneticileri yöneten, büyük elin adamlarıdır.


Mekanizma şimdi daha iyi anlaşılmıştır sanıyorum.


Fransa saldırıları bunun en yakın örneğidir. Örgüt bitse dahi, terör devam eder. Çünkü bu terör, örgüt var olduğu için değil, bu bağlamda bir ideoloji kurulduğu ve kabul edildiği için var.


Sempatizan, ne zaman ki örgütü güçsüz, kendini ise güçlü görür o zaman kendi bağımsız eylemini yapar. Örgütün binlerce kişiyle internet üzerinden eylem olgunlaştırma şansı her zaman olmaz. Bu noktada, militan eylemini yapar, örgüte kalan da üstlenmek olur. Bunlar istisnai durumlardır.


Yakın bir örnek verelim; Güneydoğu'muzda, "gençlik yapılanması" adı altında eylemler gerçekleşiyor. PKK ise bunları üstlenmek ve savunmak zorunda kalıyor. Fakat ara ara, bu eylemlerden haberlerinin olmadığını da itiraf ediyorlar.


Bu öyle kritik bir nokta ki, örgüt bu eylemleri üstlenmese, bölgedeki hakimiyeti tartışmalı duruma düşecek. Fakat bu böyle devam ederse, nereye varacağı da meçhul!!


İşte bu bitmez döngüdür. Çünkü bizdeki hareketin netleşmiş bir ideolojisi yoktur. Sadece, bu hükümet sayesinde başarıya ulaşmış örgütsel bir harekettir.


İdeolojisi olmayan, "güce sahip olmak" mantığı üstüne kurulu bu sistemde, aynı şeyi başararak kendini önemli kılmaya çalışan gençlik hareketlerinin doğması normaldir.


Hükümet eski kafayla, bölgede başka örgütlerin de çıkmasından hoşlanıyor, bunu PKK'nın elini zora sokacak bir şey olarak görüyor, ama bir yandan da kontrolsüz bu hareketler endişe yaratıyor. Bir terör örgütünün başarıya ulaşması, yenilerinin kurulmasının önünü açar.


Dediğimiz gibi, gerçekte istenen, merkezi bir örgüte bağlı ama kendiliğinden eylem yapabilecek kişilerin oluşmasıdır. Eylem öncesinde bu talebini merkeze bildirecek, merkez de ona "şuraya, buraya" diyecek.


Avrupa devletleri, bu yeni tarz terör eylemleri açısından cennettir. Fransa örneğinde görüldüğü gibi, bu devletler kendi içlerindeki bu durumlara karşı hazırlıksızlardır. Yeteneksizlerdir. Rehinelerin ölmesi de bunun en açık örneğidir.


Dünyadaki tüm teröristlerin, pasaportu ve vizesi vardır. Siz almaya kalksanız bunda çok zorlanırdınız. Hem de bunların sempatizan, militan olduğu bilinmesine rağmen bu vizeler onlara verilmektedir. İşte, silahın elde patlayacağını kestirememenin, sonucu budur.


Önümüzdeki süreçte yaşanacak olan yeni terör tekniği, şehirlerde bireysel eylemlerdir.


Eline silah alan, bir başka silahlı güç tarafından yönetilir. Bu değişmez kaidedir.


Büyük el, tehlikeli oyuna başladığını Fransa'da gösterdi. Avrupa'yı ve düzenli ekonomisi olan bütün ülkeleri bu korku ile kontrol altına almaya çalışacak.


Tüm bunların yanında, İngiltere ve büyük elin Avrupalı kanadı da bu durumdan memnun olabilir. Avrupalı devletler ne zaman kontrolden çıksa, bu tarz "ikazlar" alacaklardır. İngiltere de, kaybettiği hâkimiyetini buradan kazanmaya çalışacaktır.


Sonuç olarak, çok daha tehlikeli bir döneme, savunmasız bir şekilde yuvarlanıyoruz.

15.01.2015 (Emrah AKGÜN)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR