Tapusunu göster

Tapusunu göster

Zordur berbatlığın gerçeklik olduğunu görmek. Zordur berbatlıktaki payımızın gözümüze sokulması. Ama zaten hep vardır işin zora dayanan yanı.

Biliyorum. Hep sizleri şaşırtan, yerinizden hoşnut olmamanız gerektiğini anımsatan şeyler yazıyorum. Ne yapalım? Hoşnutluğu yazmak, bence yazmak için yazmak olur. Ben de bunu yapmam. Aslında hoşnutsanız günlerinizin iskambil kağıdı gibi devrilmesinden, ben de bu sütliman ömrünüzü yansıtıyorsam yazdıklarımda, beni okumazsınız ki! Oysa ben okunmak istiyorum. Sizlere batan şeyler yazarak yapabilirim bunu ancak.
Örneğin tinerci çocuğun içler acısı yaşamı batmaz size. Gerçekten batmaz! Batmış gibi yaparsınız ama batmaz. Haksızlık mı ediyorum? Hayır. Acımadığınızı söylemiyorum ki! Doğru, yüreğiniz burkulur. Hele biraz da yufka yürekliyseniz, gözlerinizden iki damla yaş bile süzülür. Sonra? Sonrası hiç! Eğer azıcık sistemle kavgalıysanız, belki bir küfür sallarsınız yönetenlere. Hemen arkasından kendi çocuklarınızı düşünmeye koyulur, onları bu çirkeften uzak yetiştirdiğiniz için kendinizle gurur duyar ve rahatlarsınız. Ya da pamuk elinizi cebinize atar ve birkaç kuruş verirsiniz çocuğa.
Verirken de: "Yavrucum, yok mu senin gidecek evin filan? Sen okula gitmiyor musun?" gibisinden ahkam kesme hakkını satın aldığınızı sanır, yarayı derinleştirmekten başka bir işe yaramayan tavrınızı, biraz da yüksek sesle destekleyerek çevrenize, iyi yürekli insan olduğunuzu anlatmış olmanın oturaklı gururuyla bakarsınız.
O güzelim çocuğu batağın dibine göndermiş olan nedenlerin toplumsal yanı sizi hiç ilgilendirmez.
Ne? İlgilendirir mi? Peki öyle olsun. "Bu çocuğu bu hale getiren düzene lanet!" diye düşünürsünüz diyelim. Zaten bazı kavramları karıştırdığınız için neyi ne zaman duyumsamanız gerektiğini bilmiyorsunuz. Beni sinirlendirmeyin! Gerçekten bilmiyorsunuz! Yoksa çoktan dünyayı nasıl değiştireceğinize ciddi ciddi kafa yormaya başlardınız. Ne? Yoruyor musunuz? Kusura bakmayın ama sizin gerçekten dünyadan haberiniz yok! Hayır. Dünyadan değil de cahilliğinizden haberiniz yok desem daha doğru olacak.
Son tümceden çoğunuz öfkelendi ve geri kalanını okumayacak. İster okuyun ister okumayın. Ama devamı, sizin gerçekliğiniz. Ha şöyle yola gelin! Şimdi biraz sakinleyin bakayım.
Aynı örneğe devam edelim. Edelim ama siz de durumu şu çocuk ekseninden çıkararak ufkunuzu geniş açıya ayarlayın. Yani giderek tüm sorunları irdeleyin ve altında yatanın ne olduğunu görmeye çalışın.
Mektep medrese görmüş biriyseniz fiziğin, "DOĞA BOŞLUK KABUL ETMEZ" saptaması kulağınıza çalınmıştır mutlaka. Ne bilgilisiniz değil mi? Hemen anımsadınız ve peşi sıra Lavazye kanunları bile geldi aklınıza. Peki ama bu temel saptamayı niye öğrenmiştiniz? Şimdi adım gibi biliyorum ki aklınıza Magdeburg yarım küreleri geldi. Hani şu içindeki havanın alındığı ve iki yandan iki atın çektiği halde açamadığı, sihirmiş izlenimi veren deney. Doğanın boşluk kabul etmediği o deneyde kalsa, burada neden sözünü edeyim ki?
Aslında temel bilimlerin tümünün irdelediği konular, her an çevremizde kendini göstermekte. Göstermekte de biz, doğanın gözümüze soktuğu bu gerçekliği ne kadar görmekteyiz?
Biliyorum. Öfkeden kudurdunuz. Nasıl bir ilinti kurduğumu öğrenmek için sabırsızlanmakta ve benim ukalalığımın nereye varacağını merak etmektesiniz.
Arabanız var mı? Ya eviniz? Hadi diyelim ki arabanız ve eviniz yok. Ama kira da olsa başınızı soktuğunuz ve "evim" dediğiniz bir mekanda yaşıyorsunuz. Yani geçici de olsa size ait olduğu bir belgeyle tescillinmiş bir mülk.
Kim bilir ne temiz ve bakımlıdır eviniz. Bir ara size konuk olacağım. O güzelim evinizin altını üstüne getireceğim. Çamurlu ayakkabılarımla içeri girip halınızın üzerine pisleyeceğim.
"Sıkar biraz!" mı dediniz? Neden ki?
Mülkiyetinizde olan bir yerde böyle bir edepsizlik yapılmasına izin vermez misiniz? Yapmaya kalkana haddini bildirir misiniz?
Evet inanırım. Yaparsınız.
Peki hemen kapınızın dışında, sokakta yapsam aynı edepsizliği?
"Evimde yapma da nerede yaparsan yap! Beni ilgilendirmez!" mi dediniz?
Demediniz mi?
Ya ne dediniz?
Ayıpladınız mı?
Yaşasın uygarlık!
Tabi canım! Ayıp!
Salt ayıplamakla yetindiniz değil mi?
Başka ne mi yapabilirsiniz ki?
Evinizde yaptığınızı!
"Canım, olur mu? Karşımdaki zaten edepsiz. Yok yere kavga mı edelim?" dediğinizi duyar gibiyim.
Peki evinizde niye müdahale ediyorsunuz benim edepsizliğime?
Nasıl? Orası sizin mi? Öyle ya! Eviniz, sizin!
Peki dışarısı? Sokak, mahalle, şehir, ülke,...
EVREN!
KİMİN?
Abarttım mı!
Hiç de değil!
İşte bu yüzden o tinerci çocuk, salt içinizi burkar ve acıma duygularınızı hareketlendirir. Hepsi o kadar!
İşte bu yüzden kaldırımlara mafya sahip çıkar!
İşte bu yüzden birileri katliam gibi savaşlara soyunur!
İşte bu yüzden birileri dünyanın efendiliğine soyunma cesareti bulur kendinde!
İşte bu yüzden birileri töre cinayetlerini körükler!

Daha sayacak çok şey var senin boş bıraktığın ve başkalarının o boşluğu doldurduğu!
Çünkü sevgili dostum, DOĞA BOŞLUK KABUL ETMEZ!
Sen sahiplenmeyi tapun veya ruhsatınla sınırlı görüp evreni sahiplenmeyi beceremedikçe, birileri senin bıraktığın o boşluğu dolduracak!
Birileri, kendi çıkarları için dünyanın enerji kaynaklarını bozuk para gibi harcayor!
İşte bu yüzden birileri, hepimizin olan ozon tabakasını delen ve gün be gün deliğin büyümesine neden olan sanayi ürünleriyle kar etme hakkını kendinde görüyor!

Yanaklarından kan damlayan azmana soruyorlar:
"Mesleğin"
"Politikacıyım."
"Ne var bunda?" mı dediniz?
Şimdi beni kötü kötü konuşturacaksınız!
Yediğin ekmek, içtiğin su, içine çektiğin hava demek olan politikayı, o vampirlere bırakıyorsun be!
Senin o alandaki duyarsızlığının yarattığı boşluğu, o keneler dolduruveriyor!
Söyler misin? Şu politikacılık, doktorluk, mühendislik, manavlık, hamallık gibi bir meslek mi ki adam kendine politikacıyım deme cüretini gösteriyor?
Okullardaki eğitim lime lime edilirken nerdeydin?
Her gün adım adım, görsel ve yazılı medya güçlerince işgal edilen bilincimizin gündemine, şimdilerde, yeniden köle olmanın simgesi demek olan türban özgürlüğünü yerleştirene kadar az uğraşmadı.
Öyle ya! Özgürlük deyince akan sular durur! İnsanın köle olma özgürlüğü de olmalı değil midir?
Aynı düz mantıkla baktığında, törelere göre yaşama özgürlüğü de olmalıdır değil mi?
Töreler, zina yapan kadının taşlanarak öldürülmesini öngörüyorsa yapacak bir şey yok! (Hele şu, demokrasi, özgürlük anlayışına dayanarak türbanı savunan kadın örgütlerine şaşmamak elde değil!)

Nasıl?
Sıkıldın mı?
Tünerci çocuğa mı döneyim?
Eğer hala böyle diyorsan...

23.04.2017 (Selah Özakın)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR