Talip Apaydın'la "Merdivenler"de

Fevzi Günenç

Talip Apaydın'la "Merdivenler"de

Sizin hiç yazar bir dostunuz oldu mu? Benim oldu. Hem de birden çok yazar dostum oldu. Onları tanımanın sevincini yıllarca yaşadım, hâlâ da yaşarım. Tanıdığım ilk yazar Şahinkaya Dil'di. İlkokulun ikinci sınıfındaydım. "Arı Maya" isimli kitabıyla çıkagelmişti.

"Arı Maya'nın yazarı Waldemar Bonsels adında bir Alman'dır aslında. Ama sizi alıp rüyalar ülkesine götüren bu masalımsı anlatıyı şiire dönüştüren de Şahinkaya Dildir.

İnsan ilk tanıdığı yazarın adını unutamıyor. Benim yazdıklarımı da okuyup adımı aklında tutabilen okurlarım olabilecek mi bilemem.

Şahinkaya Dil'den sonra Salah Birsel'i, Haldun Taner'i, başkalarını da tanıdım. Çoğuyla uzun yıllar yazıştık.

Tanıdığım yazarlardan biri de Talip Apaydın oldu. Apaydın, Köy Enstitüsü kökenli bir yazarımız. Onu enstitünün öğrencisi olduğu yıllarda yaşadığı bir olayın anlatısından tanıyıp sevmiştim.

Hava soğuk. Okulun jeneratörünü çalıştıran akarın suları donmuş. Su akmayınca jeneratör çalışmıyor. Jeneratör çalışmayınca her yer karanlıkta kalıyor. Okulun müdürü topluyor öğrencilerini:

"Çocuklar durum böyle böyle," diyor. Bu ışığın yanması için suyun akması gerek. Bunun için de su yüzeyinde donan buzlar kırılmalı. Var ısınız hep birlikte bu buzları kırmaya?"

Topluca çıkan ses, tek yürek oluyor: "Varız!"

Kalem tutan yüzlerce mini-mini el, el birliğiyle kilometreler uzunluğundaki akarın buzlarını kırıyor, suları akıtıyor, jeneratörün çalışmasını sağlıyor. Yanan ışıklara bakan küçük bir öğrenci, ağlayarak kendi ellerini öpüyor:

"Ellerim ellerim güzel ellerim! Bu ışığın yanmasına sizin de katkınız oldu!"

 Bu küçük ellerin sahibi, bu güzel sözlerin sahibi yarının önemli yazarlarından biri olacak olan Talip Apaydın'dır.

Talip Apaydın, binlerce köy enstitülü arkadaşıyla birlikte, sadece okullarında ışık yakmıyor, öğretmen olup gittikleri köylerde de ışık yakıyor. Aynı ışığı, yazarlarını ölümsüz kılan kitaplarında da yakmayı sürdürüyor.

Apaydın'ı, Amasya'da askerliğimi yaptığım 1965 yılında tanımıştım. Onun Öğretmen Okulunda edebiyat öğretmenliği yaptığını öğrendim. Birliğimden izin alıp ziyaretine gittim. Bu ziyaret kendisini mutlu etmişti ama beni daha çok mutlu etmişti.

Birkaç gün önceki bir yazımda onun yıllar sonra elime geçen bir kitabından söz etmiştim: "O Güzel İnsanlar" adlı öykülerini Birkaç saat içinde severek okumuştum. Bu kitabın yanında aynı yazarın "Merdiven" adlı romanı da vardı.

Ben size şimdi o romandaki, kapıcı oğlu küçük kahramanın yaşamından kesitler sunmayacağım. Kapıcılara tahsis edilen bodrum katlardaki, hayvanlara bile reva görülmeyen  tek gözlü ışıksız evlerde(!) yaşatılmak zorunda bırakılışlarından da söz etmeyeceğim.

Sadece şundan söz edeceğim: Talip Apaydın'ın "Merdiven" adlı kitabını bir günde okuyamadım. Sıkıcı olduğundan mı? Hayır, aksine çok akıcı olduğumdan ve bu anlatıyı çok sevdiğimden...

Biter korkusuyla okumaya kaç kez ara verip, kaldığım yerden sürdürdüm okumamı. Ne yazık ki yine de bitti Merdiven.

Hazır yapıtlarından söz etmişken, iki satırla da yazarın kimliğine değinsek kıyamet mi kopar? Talip Apaydın, 1926'da Ankara Polatlıda dünyaya geldi. 28 Eylül 2014'te yaşamını yitirdi.

Köy Enstitüsü Yüksek bölümünden sonra Gazi Eğitim'in müzik bölümünü bitirdi ama müzik yerine edebiyatı seçti. İyi ki çağımda yaşamış. İyi ki edebiyatı seçip ölümsüz eserler yazarak kendisi de ölümsüzler arasına karışmış. Onu tanıdığım için çok mutluyum.

Sizin hiç yazar bir dostunuz oldu mu? Benim oldu. Hem de birden çok yazar dostum oldu. Onları tanımanın sevincini yıllarca yaşadım, hâlâ da yaşarım. Tanıdığım ilk yazar Şahinkaya Dil'di. İlkokulun ikinci sınıfındaydım. "Arı Maya" isimli kitabıyla çıkagelmişti.

"Arı Maya'nın yazarı Waldemar Bonsels adında bir Alman'dır aslında. Ama sizi alıp rüyalar ülkesine götüren bu masalımsı anlatıyı şiire dönüştüren de Şahinkaya Dildir.

İnsan ilk tanıdığı yazarın adını unutamıyor. Benim yazdıklarımı da okuyup adımı aklında tutabilen okurlarım olabilecek mi bilemem.

Şahinkaya Dil'den sonra Salah Birsel'i, Haldun Taner'i, başkalarını da tanıdım. Çoğuyla uzun yıllar yazıştık.

Tanıdığım yazarlardan biri de Talip Apaydın oldu. Apaydın, Köy Enstitüsü kökenli bir yazarımız. Onu enstitünün öğrencisi olduğu yıllarda yaşadığı bir olayın anlatısından tanıyıp sevmiştim.

Hava soğuk. Okulun jeneratörünü çalıştıran akarın suları donmuş. Su akmayınca jeneratör çalışmıyor. Jeneratör çalışmayınca her yer karanlıkta kalıyor. Okulun müdürü topluyor öğrencilerini:

"Çocuklar durum böyle böyle," diyor. Bu ışığın yanması için suyun akması gerek. Bunun için de su yüzeyinde donan buzlar kırılmalı. Var ısınız hep birlikte bu buzları kırmaya?"

Topluca çıkan ses, tek yürek oluyor: "Varız!"

Kalem tutan yüzlerce mini-mini el, el birliğiyle kilometreler uzunluğundaki akarın buzlarını kırıyor, suları akıtıyor, jeneratörün çalışmasını sağlıyor. Yanan ışıklara bakan küçük bir öğrenci, ağlayarak kendi ellerini öpüyor:

"Ellerim ellerim güzel ellerim! Bu ışığın yanmasına sizin de katkınız oldu!"

 Bu küçük ellerin sahibi, bu güzel sözlerin sahibi yarının önemli yazarlarından biri olacak olan Talip Apaydın'dır.

Talip Apaydın, binlerce köy enstitülü arkadaşıyla birlikte, sadece okullarında ışık yakmıyor, öğretmen olup gittikleri köylerde de ışık yakıyor. Aynı ışığı, yazarlarını ölümsüz kılan kitaplarında da yakmayı sürdürüyor.

Apaydın'ı, Amasya'da askerliğimi yaptığım 1965 yılında tanımıştım. Onun Öğretmen Okulunda edebiyat öğretmenliği yaptığını öğrendim. Birliğimden izin alıp ziyaretine gittim. Bu ziyaret kendisini mutlu etmişti ama beni daha çok mutlu etmişti.

Birkaç gün önceki bir yazımda onun yıllar sonra elime geçen bir kitabından söz etmiştim: "O Güzel İnsanlar" adlı öykülerini Birkaç saat içinde severek okumuştum. Bu kitabın yanında aynı yazarın "Merdiven" adlı romanı da vardı.

Ben size şimdi o romandaki, kapıcı oğlu küçük kahramanın yaşamından kesitler sunmayacağım. Kapıcılara tahsis edilen bodrum katlardaki, hayvanlara bile reva görülmeyen  tek gözlü ışıksız evlerde(!) yaşatılmak zorunda bırakılışlarından da söz etmeyeceğim.

Sadece şundan söz edeceğim: Talip Apaydın'ın "Merdiven" adlı kitabını bir günde okuyamadım. Sıkıcı olduğundan mı? Hayır, aksine çok akıcı olduğumdan ve bu anlatıyı çok sevdiğimden...

Biter korkusuyla okumaya kaç kez ara verip, kaldığım yerden sürdürdüm okumamı. Ne yazık ki yine de bitti Merdiven.

Hazır yapıtlarından söz etmişken, iki satırla da yazarın kimliğine değinsek kıyamet mi kopar? Talip Apaydın, 1926'da Ankara Polatlıda dünyaya geldi. 28 Eylül 2014'te yaşamını yitirdi.

Köy Enstitüsü Yüksek bölümünden sonra Gazi Eğitim'in müzik bölümünü bitirdi ama müzik yerine edebiyatı seçti. İyi ki çağımda yaşamış. İyi ki edebiyatı seçip ölümsüz eserler yazarak kendisi de ölümsüzler arasına karışmış. Onu tanıdığım için çok mutluyum.

28.06.2016 (Fevzi Günenç)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR