SUBURCU: 3 Hastasız Doktor Mithat Bey

Fevzi Günenç

SUBURCU: 3 Hastasız Doktor Mithat Bey

Suburcu adını verdiğim bu yazı dizisine, aynı adı taşıyan şiirimle başlamak isterdim. “Zararın neresinden dönsen kazançtır” derler. Bu söze sığınarak o şiirimi sizlerle paylaşmak istedim:

“SUBURCU

Bir gün çenesi ‘Sakallı’ bir adam gelir Gaziantep’e

bir fırça sol elinin parmakları ucunda

içinden tavşan çıkardığı torbası öbür yanda

konuk olur konuksuz Ali Veli Oteline, Suburcu’nda...

 

Hastalanırız -şeytanın kulağına taş- birimiz bir gün

Çıkarız, her gün açan,

vakti kerahat geldiğinde ‘cin’ini

Hastasız Doktor Mitat Bey’in

Camlıkahve karşısındaki taş merdivenlerini...

 

Bir otobüs gelir durur bir gün

İstanbul Garajı’nın kapısında/tahtadan tekerleri

İstanbul’a doğru yola çıkmaya hazır

Fındıklı-Toros, ya da Çayırağası yazar üstünde

dert etmeyen üç gün üç gece sürecek yolu

içi, içi-içine sığmayan yolcularla dolu.

 

Bağırır kapısında İstanbul Garajı’nın

Muharrem Abi, avazı çıktığınca, gururlu

tıka basa doldurmak için otobüsü

Biletler üç otuz pula

’İstanbul’a İstanbul’a İstanbul’a! ..’

 

Muharrem abi Muharrem abi

İstanbul garajı mı yalnızca

bütün İstanbul mu senin yoksa

deniziyle, martılarıyla

kamyonları karşıya geçiren araba vapurlarıyla...

 

Beni de katsana yolcuların arasına

muavinlik ederdim sana

oturmasam da olur

ayakta gidebilirim her uzun yola

otobüsümüz Gâvurdağı’nda bozulsa da...

 

Göremezdim bu düşü

bunca küçük olmasaydım

babamın kitapçı dükkânı önünde oturup

o hasır kürsüde, uyumasaydım

 

Ne kadar büyümeli sizce bir çocuk

çıkabilmek için o gizemli, uzun yola?

iki elimin parmakları kadar olmuş yaşım, saydım

Keşke çocuk olmasaydım! “

***

Adettendir, bir yerleşkeye girerken çift numaralı olanlardan başlanır. Ben de öyle yaptım. Suburcu Caddesinde 2 numaralı yer Gül Düğün Salonunun olmalıydı ama kapısı Hürriyet Caddesine baktığından iki numarayı Sanat Severler Derneği ile Doktor Mithat beyin muayenehanesine gidilen kapıdan başladık.

Bu bölüme neden “Hastasız Doktor Mithat Bey” adını verdim. İşimiz kitapçılık ya. Kitabın ise dönüp yüzüne bile bakılmayan bir ülkede, kitapçı çıraklarının da bol zamanı olacaktır.

Ben de bu bol zamanım çevreyi gözlemleyerek değerlendiriyordum. Nasıl olduysa, o çocuk hafızamda Mithat beyin muayenehanesi hastaya benzer birinin girmediği dikkatimi çekmiş.

TİYATRO BAŞLIKLI ÖNCEKİ YAZIMIZA EK: Bir iyi, bir de kötü rastlantıyla karşılaştım dün. “Sanat Sevenler Derneği/Tiyatro” başlıklı yazımı bitirdiğimi düşünerek Sevili Atilla’ya yolladım. Hemen ardından telefonum çalındı.

Cahit Saraç’ın sesiydi karşımdaki ses. Ancak bu kez Aydın’ın Didim Akbük’ünden aramıyordu. Gaziantep’teydi. Aynı gün Gaziantep tiyatrosundan söz etmemiz güzel bir rastlantıydı. Ne var ki noksanlarım vardı. Tamamladı.

Yaşları yetersiz olduğundan, oluşturdukları  Sanatseverler Derneğinin kurucuları arasında Cahit’le arkadaşları yer alamıyordu. Bu boşluğu da adlı sanatsever Çalışma Müdürü Efdal Emiroğlu ile Müdür yardımcısı şair İbrahim Tekelioğlu doldurmuştu.

Cahit’in gelişi iyi haberdi. Kötüsü ise derneği oluşturan gençlerden Trikotajcı diye andığım Mithat Kaleoğlu’nun aynı gün yaşamını yitirmiş olmasıydı. “Kötü haber çabuk duyulur,” derler ama bu kadar çabuk duyulmasına da şaşıp kalıyor insan. 

Mobilyacı olarak andığım Mümtaz’ın ise soyadı Ziyrek’ti. Daha çocuk yaşlarındayken, ömrü,  evi terk eden babasını aramakla gaçen Mümtaz sonunda özlemini çektiği babasına İzmir’de kavuşmuş ve kendisi de bu kentte yaşamaya başlamıştı.

Yarın: AYAĞIN OLA DA KESESİN

13.06.2018 (Fevzi Günenç)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR