SİZİNLE AYNI FİKİRDE DEĞİLİM-3

SİZİNLE AYNI FİKİRDE DEĞİLİM-3



ÇATI PARTİSİ

Bu konuyu en sona bırakmıştım ama gelinen noktada bunun en önemlisi olduğuna karar verdik.

Son günlerde sıkça, “tek çatı altında toplanma” dillendirilediğine göre, emperyalizm son darbeyi vurmak için, herkesi bir araya toplamaya çalışıyor demektir.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı için Ankara’ya yola çıkmadan önce yazıyorum bunları. Bunu özellikle belirtmemin sebebi şudur:


Doğru eylemi ortaya koyan örgütle hareket edin. Seçimlerde, size yakın olduğunu düşündüğünüz, en örgütlü ve en fazla oyu alabilecek olan partiye oy verin. Fakat, asla tek bir çatı altında toplanmayın.

Askerde bir kural vardır: “intikal düzeni” denir. Asla, askerler birbirine yakın yürümezler. Bir roket geldiğinde, ya da makine ateşi başladığında toplu duranlar her zaman hedef teşkil ederler ve çok zaiyat verilir. Birbirinden ayrı yürüyünce, ateş altında kalana diğerleri yardım eder ve pusu bozulur.

Şimdi söylendiği gibi, herkes bir çatı altında toplandığında, örgütlerini kapattığında ve bir köşede beklemeye başladığında eğer o çatının en başındakiler karşı tarafa geçerse, örgüt disiplini yüzünden siz bu ihaneti ancak yıllar sonra görebilirsiniz.

Diyelim ki gördünüz, kendinizi dışarı attınız bu seferde gidecek yer bulamazsınız.

Kendi örgütünüzü kurun. 3 kişi, 5 beş kişi, 50 kişi ne kadar olursa olsun farketmez, ama birlikte hareket edebileceğiniz, alarm durumunda yan yana gelebileceğiniz, tarih önünüze pası yuvarladığında çatala topu çakabileceğiniz bir çekirdek örgüt kurun.

Bu size büyük bir güç verecektir. 9 kardeşe güvenip yolda yan yürüyen Fosso Nejat gibi... Kuvvayi Milliye gibi...

Bir siyasi birliktelik içinde olan insanlar birbirlerini kardeşten öte görürler. Kardeşi dara düşse koşmayan, örgütlü olduğu kişiye koşar.

Bu işler sokaklara sıçrayacak. Yalnız kalmayın. İki inanmış adam bile birçok barikatı yıkar geçer.

Kurtuluş Savaşı sırasında bu çekirdek örgütler dövüştü. Herkes elindeki silahlar ve adamlarla görevlerini yerine getirdi. En sonunda da doğru adreste birleşip düzenli orduya geçti. Ama o, çekirdek örgütler yani çeteler olmasa, Kurtuluş Savaşı verilemezdi.

Baktınız ki hainler bir yerde toplantı düzenliyor, on arkadaşınızla gidin o toplantıyı dağıtın, huzurlarını kaçırın. Büyük bir örgüte dahil olsanız, bu refleksi gösteremezsiniz. Size insiyatif vermezler. İlçe Başkanları’nın, İL Başkanları’nın bile insiyatifleri yoktur. Hepsi Genel Merkezlerin kurşun askerleridirler. Yukarısı emir vermeden kıllarını kıpırdatmazlar. İstediğiniz izin ve destek gelirse eğer, gelene kadar da iş işten geçmiş olur.

Eğer bu akılı bize 6-7 sene önce birileri vermiş olsaydı ve uygulasaydık; karşı devrimci hainler böyle rahat rahat toplantılar düzenleyemez, mahalle mahalle halkı zehirleyemezlerdi.

Mahalle insiyatifi herşeyden önemlidir. Partilerde bu “mahalle örgütlenmesi” diye geçer ama sadece laftır. Hayata hiç geçmez doğru dürüst.

Profillerinde onbinlerce insan olan arkadaşlar var, soruyorum; örgütünüz var mı? İhtiyaç olduğunda kaç kişiyle birlikte hareket edebiliyorsunuz? Kendi mahallenizde, çevrenizde ne kadar örgütlüsünüz?

Bireysel eyleme düşmandır bizim partilerimiz. Çünkü CİA öyle öğretti onlara. Bu yüzden ÇHE’yi de çok sert eleştirirler. Hatta Denizleri de eleştirirler. Oysa bilmezler ki devrimci tarih bu izlere basarak yükselir.

Bireysel eylem eğer silahı elinize alıp tek başınıza dağa çıkmaksa, bu eleştiriler yerinde olabilir. Fakat modern dünyada, şehir hayatında, bireysel ve sürekli eylemler yıldırıcı, tedirgin edici, dikkat çekicidir.

Bunları şiddet eylemi olarak düşünmeyin, sadece orada olduğunuzu ve onlara bu işin bu kadar kolay olmayacağını gösterin.

Üç kişiyle, bir gün öyle bir hareket yaparsınız ki, ülkenin tarihini değiştirebilirsiniz. Kimseden birşey beklemeyin, siz yapın. Bilin ki, sizin gibi bekleyen milyonlarca insan var. Herkes birinden bekliyor, emperyalizm de bu boşluğu kullanıyor. Siz tarihe karşı kendi sorumluluğunuzu yerine getirin. Başkaları da sizi takip edecektir merak etmeyin.

Bir partiye, ya da bir örgüte destek vereceğiniz zaman da kendi örgütünüzle topluca destek verin. Beğenmediğiniz birşey olursa da topluca oradan ayrılın. Ancak bu şeklide etkili olabirsiniz. Yoksa çığlığınız havada uçuşan bir yankı gibi, duvarlara çarpıp yokolur gider ve sizi kimse duymaz.

Bir partiye, bir örgüte üye dahi olsanız kendi çevrenizde veya mahallenizde örgütünüzü kurun.


Şimdi birileri, eskiden solun parçalı olmasının verdiği zararlardan bahsedecektir. Bu da öğretilmiş, kafaya kazınmış bir yanlıştır. Eğer o kadar çok örgüt olmasaydı, hepsini toplu halde imha ederlerdi. Çünkü bu hareketler erken devrim hareketleridir. Erken olduğu için devrim hareketidir bir anlamda. Ve o örgütlerin hepsini toplasan zaten çok bütyük bir örgüt sayısına ulaşamazsınız. Attila İlhan bunu defalarca söylemiştir; ”en kalabalık örgüt 3-5 bin kişiydi.” Yani onlar zamanın önünde insanlardı. Türkiye bu duruma çok hazır değildi. 

Ama bugün işgal altındayız. Girilmedik yer kalmadı. Ve halk, örgütlerden önce kendi kendine tepkiler vermeye başladı. Örgütler, halkın tepkisinden geriye düşmekteler. Halkın isteklerine ayak uyduramıyor ve yetersiz kalıyorlar.

Başka bir süreç yaşıyoruz bugün. Finale yaklaşıyoruz. Bunun sonu savaş, fiili işgal ve bölünmedir. Ötesi artık kalmadı.

O zaman da çok büyük sayılarda insanın katıldığı mitingler vardı. İşte, iş, o noktaya geldiğinde birleşmeleri gerekiyordu. Tarihsel hatadır. Bugün fikirsel olarak da bir birlik söz konusu olmaya başlamıştır. Yani aynı fikirdeki insanlar çekirdek örgütler kurarak hem dinamik hale gelecektir hem de hemen birleşebilme ve ortak eylem koyabilme refleksi kazanacaklardır. Bu durum partileri ve örgütleri itme görevi de görecektir. Onların da işlerini kolaylaştıracaktır. Aynı zamanda kendilerine çeki düzen verme şansını da yakalayacaklardır. Ve gerçekten ders çıkartcaksak eğer, fikirsel ayrılıklarımızı giderme konusunda çalışmalar yapalım. Bu çekirdek örgütlenmelere engel değildir. Hatta bilinçli bir görev halini alır. Birbirinden haberdar, iletişim içinde bir çok çekirdek örgüt, büyük bir dinamizim ve kuvvet sağlar.

Bu yazı şu an, emperyalistler için en büyük suçu teşkil etmektedir. Çünkü en korktukları şey kaleme alınmış durumda. Bu, onların yıllardır olmasını istemedikleri ve olmasın diye çaba sarfettikleri şeydir.

Yazılarım bugüne kadar çok paylaşıldı ama bu en önemli ve hayati yazıdır. Bu yazıyı herkese ulaştırmak da örgütlü bir hareket olacaktır.

Yazının altında imzam olduğu için suçu ceası bana aittir. Yani sizleri bağlamaz. Bu yüzden ayrıca altına “paylaşabilirsiniz” diye de not düşeceğim.

Tekrar ediyorum;

Fırsatınız varken, bir araya gelebildiğiniz kadar insanla örgüt kurun. Görev dağılımı yapın. Bir günde herşey değişir ve geç kalmış olabilirsiniz. Tedbirinizi alın. Tıpkı “deprem çantası” hazırlar gibi...

Avsuturalya hükümeti, Çanakkale’ye asker gönderince, o sırada orada yaşıyor olan ve Avusturalya devletine savaş açan, tren raylarını söken, 8 karakolu basan ve Avusturalya’yı hayrete düşüren iki Türk’ü unutmayın...

Emrah Akgün

 

29.10.2012 (Emrah AKGÜN)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR