SELAMİ ve MURTAZA

SELAMİ ve MURTAZA

 

 

CİA (Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı) açılımı bu, ama bizdeki açılımı; Uluslararası terör ve cinayet şebekesidir.

İşte bu şebekenin şeflerinden biri, bir Türkiye gezisi sırasında bir inşaatın önünden geçer. Tahminen Kasımpaşa civarlarında bir mahalledir burası…

İnşaatın içinden insanın kulağını rahatsız eden bir sesle, birinin bağırıp çağırdığını duyar.

İçeri girer bakar ki, biri ipe sapa gelmez bir şeyler anlatıyor. Anlattıklarına kulak kesilir, bunlar bir zamanların meşhur karikatür kahramanı ‘Avni’ gibi “agıl dıgıl” tarzı şeylerdir.

Fakat eleman, o kadar ciddiyetle ve bağıra çağıra, karşısındakini azarlar gibi bunları anlatıyordur ki, gören önemli bir şey söylüyor zanneder.

İşin daha garibi de, onu dinleyenlerin tek bir söz etmeden, ağızları bir karış açık, pür dikkat dinliyor olmalarıdır.

CİA şefi bu durumdan çok etkilenir ve genci yanına çağırır;
“delikanlı, adın ne senin?”
“Selami”
“Evlat sen çok yeteneklisin. Al bu benim kartım beni mutlaka ara. Sen bu ülkeye Başbakan olacak adamsın.”

Bunu duyan diğer elemanlar alkışlarla destek olurlar hemen. Fakat Selami’nin kafası karışmıştır.

“Nasıl olacak o iş?”

“Sen orasını merak etme, biz bu işi defalarca yaptık bu şekilde… Şimdi senin etrafına tarikatlardan, derneklerden ne kadar boşta kalmış, atıl, dışlanmış adam varsa toplayacağız. Onların arasına da, bizim özel olarak yetiştirdiğimiz kişileri yerleştireceğiz. Sen ne zaman ihtiyaç duyarsan biz onların üzerinden sana yardım edeceğiz.”

Selami’nin gözleri parlar bir anda. Devam eder sözlerine cinayet şebekesinin şefi;

“lakin önce seni kahraman yapmamız lazım. Seni ilk etapta bir yerel yönetimin başına getireceğiz. Her türlü desteği vereceğiz. Sonra da seni bir-iki ay hapse atacağız…”

Selami’nin birden gözleri korkuyla açılır, iki adım geri çekilir. Şef tecrübeli tabii, elemanın korktuğunu anlar.

“ Merak etme öyle bildiğin gibi hapis değil bu, tatilde gibi olacaksın. Sana hizmet etsin diye yardımcı bile vereceğiz. Dostların seni ziyarete geldiğinde mangal partileri bile vereceksin. Zaten açık cezaevi, bütün gün bahçede dolaşırsın. Ama bunun sonunda kahraman yapacağız seni ve Başbakan olmanın yolu açılacak. Senin çıkmana yakın ülkeyi karıştıracağız. Ekonomik kriz, ayaklanmalar, mitingler ülke seni kurtarıcı olarak görecek.”

Selami’nin gözleri yeniden parlamaya başlamıştır. Gözünün önünde saraylar, altınlar, dolarlar dönmeye başlar. Selami’nin başının dönemeye başladığını fark eden CİA şefi;

“lakin şartlarımız var; bütün politikalarını biz belirleyeceğiz. Ne dersek harfiyen yapacaksın. Konuşmalarını bizim görevlendirdiğimiz kişiler hazırlayacak, sen promterdan okuyacaksın. Bir de Murtaza var, o da bizdendir. Senin yanında olacak hep. Onu da devletin tepesine getireceğiz.”

Bu konuşmadan yaklaşık yirmi sene sonra, karanfiller ve gelincikler ülkesinde yeni bir mevsim yaşanmaya başlar. Selami ve Murtaza yirmi sene önce yazılan senaryoyu harfiyen uygularlar. 

Hatta zaman içinde senaryolar değişir, ama onlar ellerine hangi senaryo verilirse onu oynarlar.

Karanfiller ülkesi belki yoksuldu ki, hala öyledir. Belki bazı şeylerden mahrumdu ki, hala dünya halklarının çoğunun sahip olduğu haklara sahip değildir. Lakin mutluydu. Düşman değildi birbirine bu kadar. Komşusuna terörist ihraç etmiyor, yüzbinlerce insanın ölmesine katkı sağlamıyordu.

Bir ülkenin işgal edilmesini, milyonlarca insanın ölmesini, sakat kalmasını, kadınlarının tecavüze uğramasını alkışlamamıştı tarihi boyunca.

Selami ile Murtaza yirmi sene içinde ülkede çok şeyin değişmesini sağladılar; sattılar savdılar. Herkesi birbirine düşman edip bölünmenin eşiğine getirdiler. Ve en önemlisi ahlakımızı değiştirdiler.

Şimdi bu ahlakla bir tek dostumuz kalmadı. Ne biz memnunuz kendimizden ne de dünyanın mazlum halkları memnun.

Ey karanfiller, gelincikler diyarı daha susacak mısın?


14.03.2013 (Emrah AKGÜN)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR