Şehir Savaşları...

Şehir Savaşları...

"Neden çok şehit veriyoruz?"

"Başarısız mıyız?"
Son dönemde özellikle Sur'da ve Cizre'de yaşanan çatışmalar sonrası, insanlar bu soruları sıkça sormaya başladı.

Eskiler ne der? "Konuşması kolay, yapması zordur."

Herkes kendi aklını "çok" gördüğüne göre, en eşit dağıtılan şey akıldır. Akıl yürütelim...

Bilgi olmadan fikir olmaz, biraz da bilgilerimizi işin içine katalım.

Dünyanın en zor savaşıdır, şehir savaşları.
ABD ordusunu Irak'ta bitiren, şehir savaşıdır.
Hitler'i, Stalingrad'da bitiren, şehir savaşıdır.
Dünyada bu savaşta deneyimli olan ve başarı kazanan bir ordu da yoktur.
Bizim ordumuz arazi ve dağ koşullarında deneyimli ama bu konuda deneyimsizdir.
Savunmada olanın her zaman şansı daha yüksektir.

Şimdi burada ABD ve Hitler'in şehirlerde nasıl savaştığına da bir pencere açalım.

2003 yılında Körfez Savaşı'nda Um Kasr'a, İngiliz Kraliyet donanması ve ABD askerleri birlikte saldırdılar.

Saldırdılar derken; Hollywood filmlerindeki gibi "saat 3 yönünde, dikkat" tripleriyle su gibi ilerleyeceklerini zannediyorlardı. Sokaklar ABD askerlerinin cesetleriyle doldu bir anda.

Sonra anladılar ki bu iş filmlerdeki gibi olmuyor, F16'lar dümdüz etmeye başladı şehirleri.
Önden bombardıman yapılıyor, kentte ayakta hiçbir şey kalmayınca "kahramanlarımız" ilerliyordu. Irak'a böyle girebildiler ama içeride uzun süre duramadılar.

Hitler, ilk jet motorlu savaş uçağını yaptırdı.
Öyle çok savaş uçağı vardı ki, "herkesin otomobili olsun" diyerek Volkswagen'i (halkın arabası) ürettiren Hitler, daha sonra bunu "herkese bir uçak" sloganıyla, Volksjäger (halkın savaş uçağı) şekline çevirmişti.

Alman uçaklar "bulut gibi" geliyordu. Her biri tek bir bomba bıraksa zaten bütün şehir yerle bir oluyordu. Halk dağlara, şehrin dışına kaçıyordu.

Sonra Alman birlikleri gelip, rahatça şehirlere yerleşiyordu. Açlıktan susuzluktan dağlarda, ovalarda bitap düşen halk ya gelip teslim oluyor ya da askerler gidip hepsini kamyonlara dolduruyordu.

Almanların şehir savaşı buydu, ta ki Stalingrad'a kadar. Uçakların menzili yetmedi. İş göğüs göğse savaşmaya kaldı.

Hangi dehlizin nereye çıkacağını, hangi tünelle hangi binaya gidildiğini bilen Ruslar, tarihin en büyük ordularından birini kuran Almanları yendiler. Gerisi malum.

Afganistan'a giren Ruslar'da, Amerikalılar da aynı sonuca mahkum oldu.

Güneydoğu illerimizde iki yıl öncesinden beri hazırlık yapılmış. Yollara bombalar döşenmiş. Dehlizler, tüneller yapılmış. Yurt dışında eğitim verilmiş. Bazı orduların uzmanları bizzat gelip işin başında durmuş.

Suriye savaşı sona doğru gelirken, PYD, Fırat'ın batısına geçecek, bir oldu bittiyle barikat, hendekle kopartılan 30 il, Suriye'nin kuzeyi ile birleştirilerek "Kürdistan" yapılacaktı.

Bütün dünyanın gözü bölgenin üzerindeyken Türk ordusunun eli kolu bağlanacak ve iş oldu bittiye gelecekti. Onlara göre, TSK'nın şehir savaşında başarılı olma şansı yoktu. Çok fazla şehit gelince, kamuoyu da bu senaryoya razı olmak zorunda kalacaktı.

Hesaplanmayan bir şey oldu; Ruslar, Suriye'ye dalı verdi. Dünyanın gözü TSK'da olacakken, mecburen Ruslara çevrildi ve serbest kalan TSK bölgeye operasyon başlattı.

"Yenilir" denilen TSK, tarihin en başarılı operasyonlarını yaptı hem de hava gücü olmadan.

Oysa Cizre'ye, ABD operasyon yapsaydı; tek bir F16'nın birkaç sortisi yeterdi. Cizre başlı başına bir hendek olur çıkardı.

Ama Cizre, Sur bizim vatanımızdır. Halkı bizim halkımızdır. Kardeşten öte, 'biz'dir Kürtler. O yüzden savaş uçakları karışmadı o çatışmalara. Halk gözetildi.

GELELİM ŞEHİR SAVAŞINA

Mahalle denilince, bir sokak üç beş tane de bina sanıyor birileri sanırım.

Muhtara sorun diyeceğim ama gerek yok, Google yazın görürsünüz ne kadar bir alanı kapladığını.

Bir ya da iki ana cadde, onlarca sokak, yüzlerce bina ve binlerce daire...

Hava desteği yok, ana caddeleri zırhlı araçlarla tuttunuz ama her an roket yeme ihtimaliniz var.

Ana caddede yaya ilerleme şansınız yok çünkü çok uzaktan mesela bir kilometre uzakta bir evde perde arkasına gizlenmiş bir keskin nişancı sizi bekliyor olabilir. Çok şehit verdik bu şekilde.

Bir söz vardır; "merminin sesini duyduysan hayattasın demektir"

Mermi sesten hızlıdır. Yani siz mermiyi yer düşersiniz, silahın sesi daha sonra duyulur. Etrafınızdakiler, nereden ateş edildiğini tespit dahi edemezler.

Açık alanlardan değil de, ara sokaklardan girelim. Hakim tepeyi yani binaların çatılarını almamız lazım. Bunun için de önce binaya girmemiz gerek.

Her binanın ardında yapışık binalar veya yakın binalara bağlanan sokaklar doludur.

Bu binalar, tüneller ve duvarlarda açılan deliklerle birbirine bağlıdır.

Sokağa girdiğiniz anda, yerlere döşenen bombaları hesaplamalısın.

Sokağın ucunda elinde otomatik silahlı biri olabileceğini hesaplamalısın.

Dünyanın en etkili piyade silahı RPG7 denilen roketatardır. Arkasında emniyetli atış mesafesi bulunan bir yerde roketatar pusuya yatmış olabilir. Siz sokağa girdiğiniz anda ayağa kalkar ve ateşler. Kurtuluşunuz yoktur. 10 kişi, 20 kişi aynı anda orada ölebilir.

Diyelim ki binaya girdiniz; bina tuzaklanmış olabilir. Çok uzaktan bir cep telefonuyla bomba patlatılır ve bina üstünüze çöker. En son üç Bordo Bereli askerimizi bu şekilde şehit verdik.

Diyelim ki çatıya kadar çıktınız, ya başka bir çatıdan oraya doğru mevzilenmiş bir keskin nişancı varsa?

Farkında mısınız? Hala tek bir sokağa bile giremedik!

Barikat ve hendeklerin tuzaklanmasını saymıyorum bile...

Bizimkiler nasıl mı bu kadar ilerleyebiliyor...

"Allah ne verdiyse dalmak" diye bir tabir var bizde.

Batılıların hesaplayamadığı bu işte.

Attila İlhan'ın bir sözü vardır; "bizim ölebilmek yeteneğimiz vardır."

Şu an TSK, şehir savaşında dünyanın en başarılı ordusu olmuştur.

Asker ve polis özel birlikleri birbirleriyle koordineli olarak operasyon düzenliyorlar. Canlarını feda ediyorlar. Tek bir hava desteği olmadan, bu tür savaşlarda dünyanın en az sivil kaybıyla, şehir savaşı veriyorlar, canları pahasına.

TSK ve polis, sivil kaybı olmasın diye canını feda ederken, karşılarında, siviller içinde bomba patlatan bir örgüt var.

15 yaşında çocuğun eline silah verip ateş ettirip, sonra da hendekten başını uzatıp "çocuklar ölmesin" diye bağıran kurnazlar var.

En başından beri yazıp, söylüyorum; böyle bir coğrafyada yaşayıp da bu konularda bu kadar cahil olmak neyle mümkündür?

25.02.2016 (Emrah AKGÜN)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR