SANAT VE SİYASET SOYTARILIĞI...

Prof.Dr. Levent Seçer

SANAT VE SİYASET SOYTARILIĞI...

Bu ülkede kendilerine sanatçı adını verenler,yaptıkları soytarılıkları yalakalıkları sanat adıyla millete yutturuyorlar,ama hala din afyonuyla uyuyan narkoz lanmış cahil eğitimsiz halk,buna inanıyor alkışlıyor,buda birilerinin işine geliyor.

Her zaman söylediğim bir söz vardır,sanat ancak ona gönül vermiş gerçek sanatçılarla yaşar,ve sanata anlam kazandıransa ustasıdır.Bugün sisteme hakim olan siyasal zihniyetin bir kenara bıraktığı terk ettiği sanat,aslında kaybettiğimiz uluslararası saygınlığımızın kazanılmasında en başta gelen anlam taşıyan değerlerdir.Tiyatroların kapatıldığı,sanattan anlamayanların başına bırakıldığı,''ucube'' diyerek sanat eserlerinin yıkıldığı,opera ve balenin,çağdaş müziğin çalınmadığı,sanatçısına ''ulan'' diyen bir anlayışın var olduğu,Atatürk'ün miras olarak bıraktığı akıl ve bilim değerlerinden hızla uzaklaşıp ümmet kültürüne mahkum bırakılan bir ülke de,siz aydınlık bir gelecekten söz edebilir misiniz?.Sanatın ve sanatçının söz hakkı olduğu bir ülkede,sisteme hakim olanlar rahatsızlık duyarlar.bilirler ki bu aydınlık değerler toplumun uyanmasını sağlar, onlarsa uyutulan toplumun uyanmasını asla istemezler.Siyasetin inanç ve çıkar ilişkilerine bağlandığı bir dönemin yaşandığı Türkiye'de,hala demokrasinin varlığından, uluslararası alandaki saygınlığından söz edenler,ülkenin nasıl bir çarkın ortasında tıkanıp kaldığının farkında değiller.Hala buna inananların milletim olarak isimlendirilmesi,hala sandıkta biz aklandık söylemlerinin kahramanları olan cahil bırakılmış güdülmüş toplum.Bu ülkenin geleceğini kaderini gözleri kapalı verdikleri oylarla belirlemeye devam ediyorlar vahim durum bunun adıdır bana göre.Medyanın yargının tarafsızlığının kalmadığı bir ülke de,hala demokrasi var diye konuşmak nereye kadar inandırıcı olabilir?.


SANATIN SOYTARILARI...


Sanatın sanatçının yalakası olabilir mi?.Uygar ülkelerde,Sınır tanımayan avukatlar,mühendisler,hukukçular vardır.Ama bizde bugün baktığımızda hayasızlık,utanmazlık,korkaklık,adaletsizlik yalakalık konularında sınır tanımayanlar var.Tüm sanatsal değerlerini unutup başkalarına yalakalık yapmak sanata ihanet değil midir.Bir reklamda oynamak,yada çıkar amaçlı sanatı kullanarak birilerine yaklaşmak sanatın saygınlığında var mıdır?.Alev Alatlı ve Yavuz Bingöl bunlardan model bir resim değil mi?.Sanatçı asla birilerine yalakalık yapmak adına bu adı bu saygınlığı kullanamaz.Bir zamanlar tele vole kültürünü eleştirdik değişen ne var,bu ülkede hala sanatı anlatamayan, şarkı söylemesini bilmeyen,magazinsel rezaletler le gündemden düşmeyenlerin sanatçı olduğuna baktığımda, kendi ülkemde sanatın kimlerin elinde oyuncak olduğunu görmek içimi acıtıyor.Mistik diziler bir anlamı olmayan düzeysiz senaryoların yansıtıldığı diziler,ve dünya starlarıyla kendilerini aynı kefeye koyanların aldıkları dudak uçuklatan ücretler,peki topluma ne veriyor bu diziler?.Bu dizilerde sanat değerleri nereye kadar toplumla paylaşılıyor acaba?.Düzeysiz anlamsız kadın programları,ve içeriği belli olmayan uydurma eylence adı verilen yapımlar toplumun bağnaz noktada kalmasına sebep olmuyor mu?.Ama aslında birilerinin bu tür yapılanlar işlerine geliyor bana göre,toplum uyanmasın hep uykuda kalsın aydınlanma sın istedikleri bu. Korkum odur ki bugün Atatürk'ün
kalıtı kurumları yok ediliyor.Yök bile Atatürk'ü silmeye çalışıyor,okullardan Türk andı kaldırılmış,Türk dili dersleri yok,harf ve dil devrimlerinin adı olan laik eğitim kaldırılmaya başlanmış yerine Osmanlıca gelsin isteniyor.Otoriter bir anlayışa sürüklenen Türkiye,Atatürk devrimlerinin bir yansıması olan çağdaş laik yönetim saygınlığından artık çok uzak,buda geleceğimizin çok daha zor yılların habercisi olacak demektir.Bugün okumayan bir toplum,aklın ve bilim gerçeğinden uzak oluşmuş cahil bir toplum,ve ne hazindir ki zaman zaman açılan kitap fuarları,baktığımızda kitap almayan ama tıpkı bir kilisede ayine katılmak için papazı seyreden kalabalık,işte Türkiye'de sanatın adı.Ama hala bu ülkede kendisine yazar sıfatı takılmış birinin,sırf yalakalık adına AKP'nin bu ülkede sanatı Rönesans olarak yarattı diyebiliyor.Ve sanatçıya ''ulan'' diyen bir zihniyetin önünde diz çöküyor,bir sanatçı asla vasfı ne olursa olsun kimsenin önünde eğilmez,onu ayakta alkışlamaz,bu ülkede sanatçı eğer ayakta alkışlanmıyor sa sanatın bilim ve aklın anlamı kalmamış demektir,ama şimdi bu ülkede ne yazık ki bunu görmek mümkün.Sanatın toplum adına yapılmayan sergilenmeyen bir ülke Türkiye.Bunu yapmaya çalışan bir kaç duyarlı sevdalı insanda hemen susturuluyor konuşamıyor dahada kötüsü korkuyor.Dünya edebiyatıyla Türk edebiyatının buluşamaması ne hazindir,ama bu hiç kimsenin umurunda değil.Okumayan bir toplum olmak birilerinin içine geliyor dedik,ama bunun getirdiği bağnazlık sonuç, bu ülkeyi Batı saygınlığında nerede tutuyor farkında değiller bu ülkeyi yönetenler.Bu ülkede sanat önce para için yapılıyor,ben bugün yarım saat içinde 50 bin tl alacak değerde bir sanatçı tanımıyorum,kendisine Diva adını verenlerin sergiledikleri rezaletin adına siz para ödüyorsanız yazıklar olsun derim.İçi boş anlamsız mistik anlamdaki dizilerde verilen inanılmaz paralar, sanat adına verilen bir emeğin karşılığı değil bana göre.Türk toplumunun değer ve anlayış ölçülerinin tamamen kaybolduğu senaryoların hazırlanması,ve bunu bilen sektörün yapımcıları toplumu yanlış biçimde bir dünyanın içine sürüklüyorlar.Kültür sanat ve tüm bilimsel değerlerden uzak bu diziler,toplumun beynini farklı kanallara sürüklüyorlar.sanal kahramanların yaratıldığı resimlerde,ne yazık ki bu toplum cahil kalmış milletim buna inanıyor, ve kendini bu dizilerin içinde dünyasında senaryosunda yaşadığını sanıyor,ama en kötüsü de nasıl bir çöküşün içinde kalacağının farkında değil.Doğru dürüst bir sanat kültür politikası olmayan Türkiye'de, sanat ve sanatçı adıyla her şeyin çağrışımlar içinde kaldığını görmek üzüyor beni.


ANAYASAYI DEĞİŞTİRME İNADI.


Bugün var olan Anayasa,Atatürk'ün akıl ve bilim mirasından beslenmektedir.
Cumhuriyetimizin temel ilkesi budur,Cumhuriyet'in getirdiği temel hak ve özgürlükler, egemenlik sadece millete aittir Anayasanın 6-7-8 maddeleri asla değiştirilemeyecek değerlerdir.Dilimiz Türkçedir,Türkiye devleti bir cumhuriyettir nitelikleri devletin bütünlüğü,resmi dili,bayrağı,milli marşı ve başkenti ile ilgili 1-2-3 maddelerindeki hükümler değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.Anayasa ile kesin güvence altına alınan bu temel hükümler,siyasal zihniyet tarafından değiştirilmek isteniyor,buda cumhuriyet'in ve demokrasinin yara alması anlamına geliyor.Türkiye her geçen gün çarklar arasında tıkanıp bırakılmak isteniyor.Bugün sıkıca sığınmak zorunda kaldığımız cumhuriyet'in değerlerinden ülkeyi koparıp, kendi inanç anlayışınızın içine sokmanın vereceği tehlikeyi bilmemek asıl felaketin adı bana göre.AKP Yaklaşan seçimlerde anayasayı değiştirerek cumhuriyet'in temel değerlerini rafa kaldırmak gayreti içinde,bunu başarabilir mi derseniz,ben her ne kadar inanmasam da,hala eğitim değerlerinden yoksun bırakılmış cahil bir toplum varsa ve besleniyorsa bunu yapabilir derim.Bu tıpkı en son hangi kitabı okudun diye sorduğumuz cahil birinin vereceği cevaba baktığımızda bunu görmek mümkün.İnsan hak ve düşüncelerinin,bilim ve aklın yok edildiği bir ülkede bu sonu görmek mümkün.İnsanın düşüncelerini söyleme yazma konuşma ve toplumla paylaşma özgürlüğünün olmadığı bir ülkede bunu göreceğiz.Batı bize kuşkuyla bakıyor,çağdaş düşüncenin,akıl bilim ve sanat değerlerinin paylaşılmadığı uluslararası saygınlığımızı nerede bıraktığımız kimsenin umurunda değil.Cahil toplum hala neye inandığının farkında değil.Keşke bugün Köy Enstitüleri kapanmasaydı,bu okullar,köy çocuklarını Cumhuriyet aydınlanmacısı ve devrimci olarak yetiştiriyordu.Eğitim,yapıcı,yaratıcı,uygulamalı ve üreticiydi.Ancak bu çalışmalar toprak ağalarının ve cumhuriyete düşman karşı devrimcilerin hoşuna gitmediği için 1952 yılında ''Köy Enstitüleri'' kapatıldı.Şimdi bu anlayışa hizmet eden zihniyetin, Köy enstitülerinin varlığından hiç söz etmediğine baktığımızda söyleyecek başka bir söz kalmıyor.


YENİ TÜRKİYE MASALI.


Cumhurbaşkanı (RTE) Belediye başkanı olduğu yıllarda bir konuşmasında,''bir gün gelecek laik değil ümmetçilik baki kalacak,herkes bizim yaptıklarımızı içine sindirecek,herkes haddini bilecek'' demişti.Şimdi bu sözlerin hayata geçirilmesi nasılda ayan beyan yapılıyor ve kimse sesini çıkaramıyor.Başbakan Davut oğlu ''herkes bulunduğu yeri iyi bilsin'' derken kimseden ses yok,yapamıyor korkuyor sesini duyuramıyor konuşamıyor.Bugün iktidar konuşamayan bir toplumda nasıl olur da demokrasinin varlığından söz eder anlamak mümkün değil.Yeni Türkiye derken,siz önce demokrasinin özde saygınlığını koruyacaksınız,iki ayrı düşman sınıf yaratmadan insanca yaşamın adı olacak ortada,40 milyona yakın insan açlık yoksulluk sınırında yaşarken,hala demokrasinin varlığından ve kalkınmışlıktan söz etmek siyasetin dürüstlüğüne sığmıyor bana göre.Bugüne kadar gelmiş geçmiş tüm Cumhur başkanları Çankaya köşkünde görev yaparken,neden bu kadar para harcayarak yoksul bir ülkede bu saltanat gösterilir.Onca ağacın yeşilliğin yerle bir edilip sınırsız bir harcamayla böyle bir sarayın yapılmasına gerek var mıydı?, üstelik bugüne kadar onca Başbakan cumhurbaşkanı gelip geçti bu ülkede,ama nedense AKP döneminde tüm saraylar tarihi saygınlığının yok edilerek çalışma ofisi adıyla yerle bir edildi bunu anlamak mümkün değil.Dolma bahçenin bana göre tarihi saygınlığı böylesine kullanılmamalıydı,Atatürk'ün adının hatırasının var olduğu her yerde bu acının yaşanmamasını isterdim.Tarih bunun zamanını ve adını şimdi nasıl yazacak bilemiyorum.Yeni Türkiye'de Atatürk ve onun devrimleri mirası olan akıl ve bilim,sanat ve sanatçıya saygı,cumhuriyet ve çağdaş demokrasi,insan hak ve ifade özgürlükleri,inanç saygınlığının bilimsel paylaşımı,tüm aydınlık değerler yer alacak mı acaba?.Yoksa Osmanlıca dayatmasıyla çağdaş cumhuriyet İslam cumhuriyeti mi adını alacak.Düşünen, yazan, konuşan, bilim adamı, sanatçı, gazeteci, yazmaktan korkarak sesini çıkarmayıp bulunduğu yerde oturup kalacak mı?.Bugün 365 ceza evinde 156 bin 195 hükümlü suçlu suçsuz yatıyor.Yargının bağımsızlığının olup olmadığının tartışıldığı bir ülke Türkiye,148 bin erkek,5 bin 500 kadın,2053 çocuk mahkum var.Dünyada 76 milyon nüfusa sahip bir başka ülkede bu kadar insan cezaevlerinde kalmıyor,''Hırsızlık,soygun,ve tecavüz'' suçların fazlalığını teşkil ediyor,AKP döneminde 100 den fazla cezaevi yapıldı.Yeni Türkiye Modeli diye yapılmak istenen senaryonun içinde insan özgürlüklerinin hayatının değeri acaba nerede duracak merak ediyorum.Bugün tüm medyaya hakim bir iktidar anlayışı,toplumun gerçeklerle buluşması saklanacak mı yeni Türkiye'de.Yeni Türkiye'de,kitaba 'bomba' deyip, yazarı hapse atılacak mı?,ders kitaplarından Atatürk silinecek mi?,İnternet yasaklanacak,anayasal protesto hakkı hepten yasaklanacak mı?,konuşma diyerek biber gazı sıkılıp insanlar kör bırakılacak mı? vatandaş polis korkusuyla yatıp sabaha kadar uyumayacak,ve sonrasında haklıda olsa yargıya duyduğu kuşku devam edecek mi?.ve 12 yıldır narkoz lanmış uyuyan vatandaş hala uyumaya devam edecek mi?,daha burada yazamadığım tüm gerçeklerin adı bunlar bana göre.Yoksa yeni Türkiye'de tüm bunların aksine her şeyin daha şeffaf olacağı,ve demokrasinin gerçek adının çağdaş bir demokrasi olarak yaşanması mıdır.Kendi kendime sorduğumda bunun böyle olmayacağını biliyorum,ama acaba gerçekten bir gün yanılan ben olur mu yum diyede düşünmekten kendimi alamıyorum,fakat her şeye rağmen gelecekten umutlu olmadığım içimde saklı kalıyor.Alev Alatlı gibi düşünenlerin sırf bir ödül adına hak etmeyenlere kadın haliyle önünde eğilip ''sizin yaptıklarınız bir Rönesans''demesini düşündükçe,bu ülkede ben gelecekte asıl Rönesans'ın yaşanacağını düşünemiyorum artık.Bu ülkede kendilerine sanatçıyım diyenler,yaptıkları soytarılıkları sanat diye millete yutturuyorlar,ama benim hala uyuyan cahil fukara halkım bunun farkında bile değil.Korkularım Türkiye'nin 1950 sonrasını yaşaması,bunu Adnan Menderes yaptı DP iktidarı döneminde,sanata sanatçıya her türlü bilimsel değerler yer yoktu DP iktidarı döneminde.Anayasanın dilini Türkçeden Osmanlıcaya çevirdiler,Din sömürüsü başladı.Türkçe ezan yerine yeniden Arapça ezan getirildi.İlkokullarda din dersi zorunlu kılındı.1951'de halk evleri ve halk odaları kapatıldı.Daha sonra sıra Köy Enstitülerine gelecekti. ABD'ye yaranıp NATO'ya girebilmek için,dünyanın bir ucunda Kuzey-Güney Kore arasındaki savaşa asker göndermek oldu.Peki bunu yaptığı için Türkiye ne kazandı acaba?,Şimdi geçmiş yılların yanlış tutarsız politikalarının,deneyimsiz siyasetçilerin yarattıkları travmayı bu ülke hala atlatamadı.Şimdi dahada zor bir dönemin içinde Türkiye,üstelik Fransa'nın 14'louis mantığının yerleştirilmeye çalışıldığı bir sistemin içine,yani otokrat bir düzene doğru sürüklenen bir ülke gerçeği ile yüz yüze kalmış Türkiye. Otokratlar yani İmparator,iç politikada olduğu gibi dışta da bütün yetkileri kendi elinde toplamak ister.Bunu yaparken asla eleştirilmek istemezler buna kızarlar,tek söz hakkı onlarda olmalı ve onlar sadece karar vermeli her konuda,ne sanatçı,ne bilim adamı ve ne de yazar çizer düşünen bir aydın konuşmamalı sadece imparator kral konuşmalı.Ama bir cumhuriyet ülkesinde böyle bir anlayışın demokrasiye ne kadar zarar vereceğini,üstelik uluslararası ülke saygınlığının ne kadar gerilerde kalacağı onun umurumda bile olmayacaktır,sadece kendi anlayışındaki bir yaratılmış sistemin her dönem var olması yaşaması istediği budur.Şimdi benim asıl korktuğum diğer bir konuda şudur.İmparator ısrarla mevcut Anayasayı değiştirmek için her yolu deneyecektir,ama istediği olmadığı Anayasayı değiştirmek için mecliste gereken çoğunluğu sağlayamadığı zaman,tıpkı 1851'de Fransa'da olduğu gibi yasama meclisini dağıtarak yeni bir anayasa ile kendi zaferini ilan ederse,işte bu durum Türkiye için gerçekten felaket olur, bu ülke bu sonu kaldıramaz sivil darbenin adı bu kalır.Yeni Türkiye modeli bana göre tıpkı Fransa'daki bu gelişmeleri gösteriyor bana göre.İmparator yeni Türkiye'de çok güçlü olacak,gücünü kendi halkına ve uluslararası alanda kanıtlamak için, her türlü yerli yersiz anlamsız gerilimler yaratıp olmadık maceralara girecek.En tehlikelisi de ülkeyi savaşa bile sürüklemekten kaçınmayacak.Hatta daha da ileri giderek kendisine biat eden milletvekillerine '' siz çok güçlüsünüz bir gün bu ülkede hilafeti bile geri getirebilirsiniz''diyerek onların üzerindeki etkin gücünün nerede olduğunu görmeye çalışacaktır.Bunu Adnan menderes yapmadı mı?.Üniversite öğretim üyelerine ''kara cüppeliler'' demedi mi?.1958'de Balıkesir'de yaptığı bir konuşmada ''ben bu orduyu yedek subaylarla da idare ederim'' ayrıca vekillere dönerek '' bu ülkede odunu koysam mebus olur'' diyerek nasıl bir dönemin yerleştirilmeye çalışıldığının adını koymuyor muydu? Bugünün mebusları o dönemden farklı mı acaba diye düşünmeye gerek var mı dersiniz.Menderes döneminde kurulan bir '' Tahkikat komisyonu'' vardı,bugün Anayasa mahkemesi ya da yargıtay kararlarını o dönemde bu komisyon saklı gizli yürütüyordu,ancak DP'nin baskıcı yönetimi hayatları kararmış üniversite öğrencilerini sokaklara döktü,bu ayaklanmalar menderes'in ve partisinin sonunu getiriyordu.Otokratlar yani imparatorlar, bir gün kendi sonlarını kendilerinin hazırladıklarının farkına vardıklarında geriye dönemeyecekler, ve belki de kendi yarattıkları resme baktıklarında.Kendi ülkesine ne kadar zarar verdiklerinin acısını bile yaşamaya zamanları kalmayacak kim bilir.Otokrat bir kişilik,kendilerini olağanüstü tek adam olarak görürler,farklı bir kişilikleri yani (NKB) darında olduklarına inandıkları için,başkalarının da kendilerini öyle görmesini beklerler.Bu medenle de,en çok kendilerine ''Koşulsuzca biat'' edenlerle ve kendilerine eş düzeyde olduklarını düşündükleri sayılı kişiyle yakınlık kurabilirler.Özveriyi hep başkalarından beklerler,çünkü onlar uğruna her şeyin yapılacağı insanlardır.Ama kişilik bazında böyle bir düşünceye sahip birinin tüm toplumun hakimiyetini elinde tutarsa,ve bir gün toplum önünde gücünü kaybetmeye başlarsa ayıplarını,yanlışlarını,başarısızlık ve erdemsizliklerini açığa çıkarınca yani gücünü kaybedince.Tarihte nice örneklerini gördüğümüz vahim sonuçları yaşamak mümkün,işte bu noktada asıl travmayı yaşayacak olan gene bu toplum olmayacak mı?.Kendilerini olağanüstü kişi yada kişiler olarak gören anlayış,her zaman kendisine ''koşulsuzca biat''edenlerin yanında kendisini güvende hisseder, yaratılmış korku toplumunda kısır tepkiler bile etkilemez onları,güç her zaman ondadır ve her zaman galip gelmeye alışmış olmanın verdiği hazla istediğini yapmaktan geri kalmaz.Kendisini her zaman '' haklı,hak sahibi'' ve '' ayrıcalıklı'' gördüğü için her konuda sistemin içinde dediğini yapacaktır.Yasal ve etik olmayan davranışların sorumluluğunu da üstlenmez,eleştiriyi kabul etmeyerek, salt kendi çıkarlarını kendisi gibi düşünenlerin yanında olmaya gayret gösterir.Her ilişkide,kendini beğenmiş bir tutum davranış içine girer,kendisinin vazgeçilmez olduğuna inanır.Böyle bir anlayışa teslim olmuş bir toplumun yaşayacakları sonda olmak bilinmezliklerin adıdır bana göre.Türkiye hızla bu bilinmezliklerin içine sürükleniyor.Siyasi zihniyeti toplum sorgulama yetkisinden uzaksa,siz o ülkede ne sanat, ne eğitim, ne bilim nede çağdaş değerlerin varlığından söz edemezsiniz.Türkiye hızla içine sürüklendiği siyasetin karanlığına teslim olmaya devam ederse,bu yıkımın askeri darbelerin yarattığı acı sondan daha vahimini yaşayacaktır.Yeni Türkiye masalında ben tüm çağdaş değerlerin,insan hak ve özgürlüklerinin,akıl ve bilim değerlerinin,yazan düşünen konuşan bilim insanlarının,gerçek anlamda toplumu bilgilendirmek için var olan özgür basın temsilcileri ve gazetecilerin,Atatürk ve Türk kimliğinin kalıcı yansımalarını göreceğimi sanmıyorum.Bugün dünyaya mesaj verenler ''Türkiye'de basım özgürlüğü var'' diyor.Ama aynı anda Diyarbakır da Hollandalı bir gazeteci görevini yapıyor diye göz altına alınıyor.Türkiye'de gazeteciler hapse atılıyor,Basın özgürlüğü bunun neresinde acaba?.Toplum kendisini yönetenleri sorgulama hakkına sahip değil,ama bunu yapacak olan gazetecileri ise bu anlayış içeri tıkıyor bunun adına nasıl demokrasi var diyebilirsiniz?.Yandaş medya olarak belirlenen bir taraf var,medyanın görevi taraflı olmak değil tarafsız olmaktır.Basın özgür tarafsız başkalarından emir almadığı sürece o ülkede demokrasi özgürdür.Ama Başbakan Davut oğlu '' toplumun zihinlerini değiştireceğiz,herkes durduğu yeri bilecek'' diyor.Yani (RTE) daha önce dediği gibi '' herkes aklını başına alsın'' demek.İşte yaratılmak istenen asıl kaos bu değil mi?.Bütün yapılmak istenen yaklaşan 2015 yılı seçimleri,öyle sanıyorum ki bu seçimler bir yerde Türkiye'nin geleceğini de tayin edecek.İktidar malum zihniyet seçimi kazanmak adına her türlü bedeli vermekten geri kalmayacak.AYM'nin aldığı karar ise burada hayli tartışılmalı bana göre.Mecliste sadece üç partinin olması ve toplumun tümünün sesinin yansıtılmaması, olmayan demokrasiye nasıl yazılır bunu çok merak ediyorum.Yeni Türkiye masalında yaşanacakları şimdiden görüyor olmak üzüyor beni.Dilerim yanılan ben olurum ama gelecekten hiçte umudum yok.Yazmayı düşündüklerimi toplumla paylaşmak adına yazmaktan bile korkuyor olmak ne kötü.Tanrı Türkü korusun.Ne mutlu Türküm Diyene...
Prof.Dr.Levent Seçer


07.01.2015 (Prof.Dr. Levent Seçer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR