POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK ( 2 )

POLİTİK (DEVRİMCİ) MÜZİK ( 2 )

NİHAYET

 

Politik (devrimci) müzik gökten zembille inmez; o, insan(lık) tarihinin özeti olmakla mükelleftir.

Çünkü “Marksizm, devrimci proletaryanın ideolojisi olarak, tarihsel bir değer taşımaktadır. Çünkü, burjuva döneminin kayda değer başarılarını yadsımak ne kelime, tersine, insan düşüncesinin ve uygarlığının iki bin yıllık gelişmesinde yaratılan her değeri benimsemiş ve yeniden biçimlendirmiştir,”[43] der V. İ. Lenin.

“Ortaçağda müzik, aynı zamanda bir mücadele silahıydı da. Bu müzik sınıfsal çizgilere bölünmüştü ve feodal toplumun sınıflarını yansıtıyordu. Köylülüğe ait bir folk müziği, bir saray müziği, resmi bir kilise müziği ve kent orta sınıfı burjuvazinin serpilip gelişmekte olan bir müziği vardı. Bunların hepsi de müziğin gelişimine kendine özgü ve önemli katkılarını yaptılar,”[44] gerçeğine “es” geçmeyen politik (devrimci) müzik geçmiş birikimini kapsamak zorundadır.

Bu son derece önemlidir. Malum “Müzik yapıtlarına tarihsel açıdan ve sınıflı toplumun ürünü olarak bakmak, bu yapıtların kalıcı değerlerini yadsımak değildir. Müzik yapıtları, gerçekçi oldukları ya da başka deyişle, insan yaşamını gerçeğe uygun olarak yansıttıkları ve daha eksiksiz betimleyecek teknikleri geliştirdikleri ölçüde kültür kalıtına kalıcı bir katkı oluşturdular.”[45]

Bunlar böyleyken; bir de Andrey Tarkovsky’nin, “Dünya mükemmel olmadığı için sanat vardır,” uyarısı yolunda dünya mükemmelleştirmek için politik (devrimci) müzik sancağını yükseklere taşımak “olmazsa olmaz”dır.

 

11 Haziran 2019 21:36:51, İstanbul.

 

N O T L A R

[*] Newroz, Temmuz 2019…

[1] Rosa Luxemburg.

[2] Akif Beki, “Bize Şarkılar Söyletmeyen Devrim”, Radikal, 5 Şubat 2013, s.10.

[3] Zülal Kalkandelen, “Müzisyenler Pazarlamacı mı?”, Cumhuriyet Hafta Sonu, 5 Eylül 2009, s.4.

[4] Hatice Tuncer, “Senin Hikâyeni Anlatıyorlar”, Cumhuriyet, 7 Haziran 2009, s.10.

[5] Eray Aytimur, “Century Grubu: Tekel İşçilerinin Sonuna Kadar Yanındayız”, Radikal, 30 Nisan 2010, s.25.

[6] Siyasi tarihte “Taksim Meydanı’nda şarkı söyleyen ilk sanatçı” olarak anılırdı; ‘Sev Kardeşim’ ve ‘Hayat Bayram Olsa’ gibi sevilen şarkılarıyla tanınan pop müziğin unutulmaz ismi Şenay Yüzbaşıoğlu. (“Meydanların İlk Sanatçısıydı”, Milliyet, 5 Ocak 2013, s.6.) Şenay’ın şarkıları, umudun sesiydi. 70’lerde başlayan kariyerinde hepi topu 31 şarkı söyleyen Şenay’ın bu günlere ulaşmasının sırrı bu belki. (Murat Meriç, “… ‘Umudun’ Sesi: Şenay”, Radikal, 6 Ocak 2013, s.40.)

[7] “Hâlâ çok güzel. Hâlâ çok ‘genç’. Hâlâ çok güçlü. Hâlâ tüm haksızlıklara isyan hâlinde... 77 yaşında. Ve hâlâ barışın, isyanın, vicdanın sesi...” (Zeynep Oral, “Sonsuza Kadar Genç”, Cumhuriyet, 21 Temmuz 2018, s.2.) diye betimlenen Joan Baez şunları der:

“Ben çok şanslı bir insanım. Sesim var. Sesim, benim özgürlüğüm. Sesim, benim bilincim... Bu armağanı, bu yeteneği, nasıl kullanacağım benim seçimim. Seçim yapabilmek, düşüncelerimi açıklayabilmek, bunlar benim şansım! Bu sesi nasıl kullanacağımı bilmem de bir başka şansım... Birçok insanda bu yetenek yok. Birçoğunda var ama kullanmıyor. Onların bileceği şey...”

“Ben sesimi, ezilenler için, sömürülenler için, haksızlığa uğrayanlar için, baskı görenler için, tehdit altında olanlar için ve şiddet içermeyen, kesinlikle şiddeti dışlayan dayanışmalar için kullanmaya karar verdim. Yaşamım ve uzun meslek yıllarım boyunca tek ölçütüm bu oldu: Şiddet dışılık”.

“Benim en büyük zenginliğim, dayanışmadır. Kalbim sizlerle.” (Zeynep Oral, “Bizim Ülkemizde Ne Oluyor?”, Cumhuriyet, 4 Haziran 2015, s.21.)

[8] “Dünyanın en güzel ritmi, onun senin için çarpan kalbidir,” derdi Bob Marley…

[9] N. Buket Cengiz, “Şarkılar Söylüyor Çocuklar”, Radikal İki, 9 Haziran 2013, s.20.

[10] 1973 Şili darbesinde katledilen o büyük sanatçı, Victor Jara unutulamaz. Şili Stadyumu’nda 16 Eylül 1973’te katlettiler onu; darbecilerin binlerce devrimciyi işkencelerle katlettiği o lanetli stadyumda… Henüz 40 yaşındaydı ve “Gitarım ne zenginlerin gitarıdır/ ne de başka bir şeyin/ şarkım bir yapı iskelesidir/ eriştirir bizi yıldızlara,” diyen Şili’nin en önemli devrimci müzisyeniydi. (Arif Mostarlı, “Beş Bin Kişiyiz Burada…”, Yeni Yaşam, 16 Eylül 2018, s.12.)

1973’de Salvador Allende’nin sosyalist Şili’sinde Pinochet ve yandaşlarının faşist darbesi yönetime el koyar. Ülkedeki tüm sol partililer, komünistler, sosyalistler, “suçlu” sayılır artık... Hepsi tutuklanır. Hapishaneler dolup taştığı için, tutuklananlar Şili Ulusal Stadyumu’na tıkılır. Sistematik işkence orada da sürer... Tutuklananlar arasında ülkesinin tiyatro ve şarkı geleneğini, çağdaş direniş müziğine ve şarkılarına dönüştüren Victor Jara da vardır. Stadyuma getirildiğinde gitarı hâlâ elindedir. Çok hırpalanmıştır ama gitarını çalmakta ve Unidad Popular’ın (Halk Cephesi’nin) şarkısı “Venceremos”u söylemeye çalışmaktadır. Tutuklular ona eşlik eder. Bir subay gitarı alır parçalar, askerler Jara’nın parmaklarını kırar... Victor Jara devam eder memleketinin direniş şarkılarına... Sonra, sonra başına inen dipçikler, sonra, sonra bedenine saplanan 44 kurşun, sonra tutuklulara ders olsun diye ellerinin kesilip tribünlerin önüne asılması... (Zeynep Oral, “Grup Yorum’a Tahammülsüzlük”, Cumhuriyet, 21 Eylül 2012, s.19.)

Jara’nın son anlarını Şili’deki Pravda muhabiri Vladimir Çernisev’den öğreniyoruz: “Victor Jara dudaklarında şarkıyla öldü. Onu yanından hiç ayırmadığı gitarıyla birlikte stadyuma getirdiler. Ve şarkı söylemeye başladı. Öbür tutuklular, gardiyanların ateş açma tehdidine rağmen melodiye eşlik etmeye başladılar. Sonra bir subayın emri ile askerler Victor’un ellerini kırdılar. Artık gitar çalmıyordu, ama zayıf bir sesle şarkı söylemeyi sürdürdü. Bir dipçikle kafasını parçaladılar ve diğer tutuklulara ibret olsun diye ellerini kesip tribünlerin önüne astılar…” Victor Jara’nın ölü bedeni dört gün sonra bir sokakta bulundu. Ağır işkencelerden geçirilmiş ve kurşunlarla delik deşik edilmiş olarak… (Zafer Diper, “Yarım Kalan Şarkı: Jara”, Birgün, 29 Ekim 2017, s.4)

[11] Zülal Kalkandelen, “Müzik, Küba’da Ailenin Bir Parçası”, Cumhuriyet Hafta Sonu, 11 Temmuz 2009, s.4.

[12] “Müzik Elitlerin Tekelinde Değildir”, Taraf, 10 Ağustos 2011, s.16.

[13] D. K. Dunaway, “ABD’de Politik İletişim olarak Müzik”, Popüler Müzik ve İletişim içinde, (Haz. J. Lull), Çivi Yazıları, 2000, s. 54.

[14] Orhan Kahyaoğlu, And Dağlarından Anadolu’ya Devrimci Müzik Geleneği ve Sıyrılıp Gelen Grup Yorum, Ne Kitaplar, 2003.

[15] Victor Jara, Ölümsüz Şarkı, Parantez Yay., çev: Adnan Özer, 1993, s.24.

[16] Sevda Aydın, “Suavi: Müzik Hafızam Çalındı”, Evrensel Hayat, 23 Ekim 2011, s.9.

[17] Ebru Özkan, “Fuat Saka: Muhalif Olmak Her Zaman İyidir”, Birgün, 20 Temmuz 2012, s.13.

[18] Ayhan Erol, “Alevî-Bektaşî Müziğindeki Çeşitliliği İncelemek”, Müzik Üzerine Düşünmek içinde, Bağlam Yay., 2009, s.140.

[19] Edip Akbayram’ın uyarıları şunlardır: “Anadolu pop müziği. Anadolu pop temalarının içerisine rock, blues temaları yerleştirerek Edip Akbayram ekolü ve soundu yarattım. Ülkemin şairlerinin şiirlerini bozmadan, aslına sadık kalarak Batı müziği enstrümanlarıyla aranjman yaparak icra ediyorum. Çünkü bu ülkede yaşıyorum ve bu ülkenin yetiştirdiği değerlerin eserlerine sahip çıkmak zorundayız. Mahzuni Şerif, Neşet Ertaş, Pir Sultan Abdal bu ülkenin Beethoven’ları, Mozart’larıdır. Onlar sanatı toplum için yapan büyük değerler. Benim sanatım da yaşadığım toplumla paylaşmak içindir, çünkü sanat toplum içindir. Dünyanın en güzel sesine sahip olun ama o ses odadan dışarı çıkmadığı müddetçe sanat olmaz. İsterseniz dünyanın en güzel tiyatro oyununu sahneleyin, o oyun odadan dışarı çıkamazsa buna sanat diyemezsiniz. Sanat, toplumla paylaşıldığı zaman sanat oluyor.” (Ceren Çıplak, “Edip Akbayram: Şarkı Söylemek İçimden Gelmiyor”, Cumhuriyet, 2 Temmuz 2017, s.16.)

[20] Rock müziğinin en önemli isimlerinden Cem Karaca (Murat Beşer, “Her Zaman Genç”, Cumhuriyet, 8 Şubat 2018, s.15.) 1974’de ‘Tamirci Çırağı’ ve ‘1 Mayıs’la çarpık düzene karşı çıkmıştı. (Ahmet Say, “Cem Karaca’yı Anarken”, Evrensel, 9 Şubat 2015, s.9.)

Ahmet Say’ın, “Cem Karaca, halk müziğimizi rock müzikle harmanlayarak kendi kuşağında öncü bir sanatçı kimliği sergilemiştir,” notunu düştüğü Cem Karaca, Türkiye’nin en iyi bestecilerinden biri ve çok iyi bir hikâye anlatıcısı. “Tamirci Çırağı”ndan “İlyas, Temel, Süreyya”lı “Kavga”ya, “Safinaz”dan erken dönem şaheseri “Zeyno”ya uzanan nice hikâye var heybesinde ve bunları ondan daha iyi anlatacak biri yok. (Murat Meriç, “Cem Karaca’nın Yalnızlığı…”, Birgün Pazar, Yıl:11, No:413, 8 Şubat 2015, s.22.)

[21] Cahit Berkay, “Ben hep ‘Yapacağım parçaları yaşadıklarımdan esinlenerek yapıyorum’ diyorum. Dolayısıyla 94 albümünde ciddi şeyler vardır. Sivas katliamı olmuştur, İSKİ skandalı olmuştur... Ben ‘Dinleyiverin Gari’yi İSKİ skandalına kızdığım için yaptım. Bugün hâlâ çok seviliyor. Ne yaşıyorsak hâlâ onun müziğini yapmaya çalışıyoruz. Mesela ‘Geri Sar’ diye en son yaptığımız bir parça var, ‘68 ruhuna geri sar, Denizlerin ruhuna geri sar’ diye bir sözü var. Bizim duruşumuzda bir şey değişmedi. Aynı kafadayız. Dürüst olacaksın, samimi olacaksın. İçi dolu müziklerle o samimiyeti hiç kaybetmediği için bu grup hâlâ ayakta.” (Orhun Atmış, “Moğollar: Duruşumuz Değişmedi”, Cumhuriyet, 4 Şubat 2018, s.16.)

[22] Ayhan Erol, “Alevî-Bektaşî Müziğindeki Çeşitliliği İncelemek”, Müzik Üzerine Düşünmek içinde, Bağlam Yay., 2009, s.140-141.

[23] Türk(iye) folk ve rock müzik tarihinin ‘ikon’larından Fikret Kızılok’u 22 Eylül 2001’de yitirdik. O, son yıllarında kendisini ‘Ben Marksistin daha ötesinde bir komünistim’ sözleriyle tarif ediyordu…

Kariyerinde Barış Manço ve Timur Selçuk’tan destek alan Kızılok, Cahit Oben ile ‘Sailors’ adlı grubu kurmuş, Beatles tarzı müziğe ilgi duymuştu. Aynı zamanda dişçilik eğitimi ve pratiği bulunan sanatçı, Kaygısızlar grubuyla Barış Manço’ya da eşlik etmişti. Aşık Veysel’in “Uzun İnce Bir Yoldayım” türküsünü yeniden düzenlediği ikinci 45’liği ile ses getiren Fikret Kızılok, Sivas - Sivrialanlı ustanın yanında üç ay kalmıştı.

Dönüşte 1970 yılında “Yumma Gözün Kör Gibi”, “Yağmur Olsam” kaydıyla Altın Plak kazanan Kızılok, pek çok kaydıyla haftalarca listelerden inmedi. Kızılok, kendi deyişiyle ‘şarkıcılığı’ değil ‘müzisyenliği’ seçtiği, ancak çıktığı 1972’de toplatılan ve müziği bırakmasına yol açan “Not Defterimden” albümünde ise ‘atonal’ bir yaklaşımla Nâzım’ın dizelerine yeni bir ruh verdi. (“Bu Kalp Seni Unutur mu?”, Cumhuriyet, 22 Eylül 2016, s.14.)

[24] Y. Özer, “Crossing the Boundaries: The Akdeniz Scene And Mediterraneannes”, Mediterranean Mosaic: Popular Music and Global Sounds içinde, (Ed. G. Plastino), Routledge Pub.: 2002, pp.203.

[25] yage, pp.209.

[26] Ali Cenk Gedik, “Türkiye’deki Politik Müziğin Değişimi Üzerine bir Tartışma Çerçevesi: Ey Özgürlük!”, Gelenek, No:107, Kasım 2009… https://gelenek.org/turkiyedeki-politik-muzigin-degisimi-uzerine-bir-tartisma-cercevesi-ey-ozgurluk/

[27] “Bütün toplumu değiştirmeye ve insanın doğayı fethetmesi için yeni yöntemler sunmaya çağrılan güçlü genç sınıflar, gerçekçiliğe eğilim duyarlar.” (Anatoliy Lunaçarskiy, Sosyalizm ve Edebiyat, çev: Asım Bezirci, Yön Yay., 1993, s.74.)

[28] Semra Çelebi, “12 Eylül’den ‘Sıyrılıp Gelen’ Şarkılar”, BİA Haber Merkezi, 13 Eylül 2008… http://bianet.org/biamag/biamag/109695-12-eylul-den-siyrilip-gelen-sarkilar

[29] Timur Selçuk, “Dünyayı erkenden tanıdım. Bu yüzden benim bütün müziklerimde bir devrimci yan vardır. Bir başkaldırıdır o. Benim hüznüm de mizahım da devrimcidir. Aşk şarkılarım, oda orkestrası eserlerim ve oyun müziklerim de öyledir. Hepsinde ileriye dönük bir duruş vardır.” (Buket Uzuner, “Timur Selçuk: Şiir Gelip Beni Bulur”, Cumhuriyet, 15 Ekim 2017, s.16.) “Öyle bir sorumluluk duygum var benim. Heyecanım hiç bitmiyor” diyor. (Öznur Oğraş Çolak, “Timur Selçuk: Heyecanım Hiç Bitmiyor”, Cumhuriyet, 6 Eylül 2018, s.2.)

[30] 50 yıllık serüveni ilişkin olarak şunları der Ali Asker: “Söylediğim şarkılarda sadece benim yazdığım şeyleri değil; arkadaşlarımızın söylediği şeyleri, yazdığı şiirleri bestelemeye çalıştım. Okuduğum bütün eserler hayatın yaşanmışlığını anlatıyor. Yaşanılmış şeyleri anlatıyor. Türkülere sığmayacak kadar şeyler de vardı. Ama ben gücüm oranında türkülerle ancak bu kadarını becerebildim. Arkadaşlarımızın yazdıklarıyla güçlendirmeye çalıştım. En çok beni mutlu eden bu türkülerimizi dinleyen dostlarımıza, arkadaşlarımıza umut ışığı yakmaya çalıştık. Ben yine de umutluyum, karamsar değilim. Karamsarlıktan uzak, güzel, aydınlık günler için yine söyleyeceğimiz şeyler var, yok değil. Var ve yine söyleyeceğiz.” (Burak Abatay, “Ali Asker: Türkülerimizi Halkın Sesi Olsun Diye Söyledik”, Birgün, 8 Kasım 2018, s.15.)

[31] Hatice Tuncer, “Eşit, Özgür ve Sömürüsüz”, Cumhuriyet, 15 Ağustos 2010, s.12.

[32] Hatice Tuncer, “Bir Yanımız Ustalarımız, Bir Yanımız Sosyalizm”, Cumhuriyet, 6 Haziran 2010, s.17.

[33] “Sazlarından parmak izi alındı. Bu herhâlde dünya literatüründe bir ilktir. Neredeyse bitmiş albümlerine el koyuldu. Hâlâ teslim edilmiş değil. Müzisyenleri içeri atıldı, ev hapsine mahkûm edildi...” (Pelin Batu, “Yasaklandıkça Büyüyen Grup YORUM”, Milliyet, 13 Nisan 2013, s.23.)

[34] Olkan Özyurt, “Devrimci Notaların İzinde”, 25 Eylül 2003… http://www.radikal.com.tr/kultur/devrimci-notalarin-izinde-684466/

[35] Ali Deniz Uslu, “Çığı Başlatan Islığı Başbakan Çaldı”, Cumhuriyet Pazar, No:1425, 14 Temmuz 2013, s.4.

[36] Orhan Kahyaoğlu, Grup Yorum - 25 Yıl Hiç Durmadan, Can Yay., 2010.

[37] Yücel Kayıran, “Yalnızca Bir Müzik Grubu Değiller”, Radikal Kitap, Yıl:9, No:506, 27 Kasım 2010, s.12.

[38] Hakkında, “Selda’nın sesi gibi kendisinin de benzersiz bir sanatçı olması, müziğini hâlâ sırtını sınırlara ve kaygılara yaslamadan icra edebilmesinde ve bu sayede herkesi birleştirebilmesinde yatıyor,” (James Hakan Dedeoğlu, “Ve Selda Bağcan...”, Birgün, 13 Aralık 2014, s.18.) denilen Selda Bağcan, “Sanat ortamının bu yoz hâli bugüne kadar geldiğimiz 80 sonrası toplumun apolitik olması için çaba sarf eden yönetimlerin eseridir. Depolitizasyon sonucunda geldiğimiz noktada nitelik sorununa da şaşırmamak gerekir,” (Enver Aysever, “Selda Bağcan: Söz Söylemek Bugün Daha Güç”, Cumhuriyet, 9 Mart 2019, s.14.) vurgusuyla ekliyor:

“Sesim dünyadaki, Türkiye’deki adaletsizliğe isyan, içim dolup taşıyor ve böyle fışkırıyor.” (Nazan Özcan, “İsyanın 40 Yıllık Sesi”, Radikal, 30 Eylül 2013, s.25-27.) “Ben de popçuyum neticede. ‘Protest Popçu’. Pop şarkılar söylüyorum ama daha protest.” (Ceren Çıplak, “Selda Bağcan: Yenikapı Ruhunun Sürmeyeceğini Biliyordum”, Cumhuriyet Sokak, 2 Ekim 2016, s.16.)

[39] Taner Öngür, “Yıllar sonra tabii ‘Anadolu Pop’, ‘Anadolu Rock’ genel bir tanım hâline geldi. Onu biz kendimiz için söyledik. O kategoriye sokulan gruplar Cem Karaca’dan başlar, ‘Emrah’ şarkısı mesela, o türün bizden önceki bir örneğiydi. Ama ister istemez öyle genel bir isim gerekiyordu. O sevildi.” (Orhun Atmış, “Moğollar: Duruşumuz Değişmedi”, Cumhuriyet, 4 Şubat 2018, s.16.)

[40] Selda Bağcan bu konuda, “Rock müzik mualif bir müziktir. Rock müzik asidir, ama demek ki faturalar biraz daha pahalı ödeniyor bu aralar, bizim kadar asi olamadılar. Rock müzik yaptıklarını söyleyenler bile sevda türküleri söylüyor aslında. Onlar daha hayatın farkında değiller belki de. Türkiye’de rockçılar rock müziğin muhalif, protest müzik olduğunun farkında değiller. Yavaş yavaş, protest rock’ın ilk adımları geliyor,” (Nazan Özcan, “İsyanın 40 Yıllık Sesi”, Radikal, 30 Eylül 2013, s.25-27.) der.

[41] Hakkında, “Zülfü Livaneli değişmeyen bir rotada 50 yıldır sanatçılığıyla meydana getirdiği dev esere bir ad koymak gerekirse, çok eski dönemlere uzanmak gerekir. Antik çağda Milattan Önce 282’de Rodos’ta heykeltıraş Khares’nin 12 yılda yapıldığı bilinen 32 metre yüksekliğindeki Yunan Güneş Tanrısı Helios’dan söz edebiliriz: Livaneli müziğin Rodos Heykelidir! (Nazım Alpman, “Müziğin Rodos Heykeli”, Birgün, 10 Kasım 2016, s.9.) yorumu yapılan Zülfü Livaneli hepimize hatırlatır:

“Çok darbeler gördüm. 50’den fazla arkadaşım öldürüldü. Hepsi yazar, çizer, gazeteci, bilimadamı... Bu kadar insan hapsedildi, perişan edildi. Ama biz yine buradayız işte. Görevlerimizi yapıyoruz. Biz yine bugünlerde İkinci Dünya Savaşı’ndaki Nazi Almanyası’nın aydınları gibi olduk. Kimisi direniyor, kimisi işine devam etmek için rejimle uzlaşıyor, kimisi susup görmezden geliyor. Ama eğer tanınan bir insansan ve toplumla iletişim kurabiliyorsan bunları görerek susmak da bir uzlaşmadır tabii. Türkiye, hayatları haber bültenleriyle değişen insanlar ülkesidir…” (Ezgi Atabilen, “Zülfü Livaneli: Nazi Almanyası Aydınları Gibi Olduk”, Cumhuriyet, 5 Şubat 2017, s.15.)

[42] 40 yıla varan profesyonel sanat hayatına tam 27 albüm sığdıran Ferhat Tunç, “Sanat karanlık dönemlerde daha fazla yaratmak için ilham alır ve her koşulda ayakta kalır. Geriye çok ciddi bir sansür ve baskı tarihi kalacak. Ama tarihin tekerrürüne dair de şunu söylemek lazım; bütün diktatörler yenildi!” der. (Mehmet Kızmaz, “Türkiye’den Ayrılan Ferhat Tunç: En Zoru Susmak”, Cumhuriyet, 7 Mart 2019, s.13.)

[43] V. İ. Lenin, On Culture and Revolution, Progress Publishers, 1974, s.111.

[44] Finkelstein Sidney, Müzik Neyi Anlatır, çev: Halim Spatar, Kaynak Yay., 1996, s.19.

[45] yage, s.11.

 

16.09.2019 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR