“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 3 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 3 )

Askerliğini yapmış, vergisini ödeyen bir “TC Yurttaşı” olarak, benim davamda da ifade özgürlüğüm -Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sedat Peker, vb’leri gibi- geniş yorumlanacak mı? Ya da Manisa 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin veya İstinaf Mahkemesi’nin ifade özgürlüğüne ilişkin örnek kararları tarafınızdan dikkate alınacak mı? Merak ediyorum doğrusu…

 

MANİSA 2. AĞIR CEZA MAHKEMESİ’NİN ÖRNEK KARARI[62]

Manisa’da 20 Ocak 2017 tarihinde yapılan ev baskınlarında sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle gözaltına alınan 11 kişiden 9’u “örgüt propagandası yapmaktan” tutuklanmıştı. Tutuklanan 9 kişi daha sonra Manisa 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada tahliye olmuştu. Yapılan yargılama sonucu kararını açıklayan mahkeme, sanıklardan Rojin Ötün hakkında örnek oluşturacak bir karara imza atarak, beraat kararı verdi.

Sosyal medya hesabından DAİŞ’e karşı verilen savaşta yaşamını yitiren Arin Mirxan’ın posteri ile YPG bayrağı taşıdığı fotoğrafını paylaştığı için “örgüt propagandası yapmak”la suçlanan sanığın bu fiilini mahkeme “ifade hürriyeti” kapsamında ele aldı.

Açıklanan gerekçeli kararda “Sanığın yaptığı bu paylaşımlarının; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 26 ve Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin 10. Maddelerinde öngörülen ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları ile Yargıtay’ın emsal kararlarıyla da desteklenen ifade hürriyetinin kullanılması kapsamında kaldığı, sanığın bu eyleminin bu hâliyle suç teşkil etmediği mahkememizce değerlendirilerek beraatına karar verilmiştir,” denildi.

 

İSTİNAF MAHKEMESİ’NİN İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KARARI[63]

Mardin’in Kızıltepe ilçesinde “örgüt propagandası” yaptığı gerekçesiyle yargılanan ve 1 yıl 6 ay hapis cezası verilen A.A.’nin başvurduğu İstinaf Mahkemesi, emsal bir karara imza attı. Sosyal medya paylaşımı nedeniyle yerel mahkemenin ceza verdiği A.A., kararı Antep Bölge Adliye Mahkemesi’ne taşıyarak itirazda bulundu. İstinaf Mahkemesi, A.A.’nın “Kobanêliler ABD’li YPG savaşçısını uğurladı” paylaşımını ifade özgürlüğü kapsamında görerek cezayı bozdu.

Antep Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararda şu ifadeler yer aldı: “Bu ilkeler ve açıklamalar ışığında, tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; sanığın adına kayıtlı Facebook paylaşım sayfasından bölücü örgüt üyesinin resminin altına ‘Kobanililer ABD’li YPG savaşçısını uğurladı’ şeklinde yorum yaparak paylaştığının mahkemece kabul edildi. Somut olayda sanık tarafından yapılan paylaşımın atılı suçun oluşumu için gerekli olan örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek, bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek nitelikte olmadığı ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesinin gerekir. Yasal olmayan gerekçeyle atılı suçtan beraatı yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı ve sanık müdafinin istinaf itirazları bu yönüyle yerinde ise de; Belirtilen bu hukuka aykırılık olayın daha fazla araştırılmasını ve aydınlatılmasını gerektirmeyen ve 5271 sayılı CMK’nın maddesi uyarınca düzeltilebilir nitelikte bir yanılgı olmakla, mahkûmiyete dair ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasına karar verilmiştir.

Sanığın üzerine atılı ‘örgüt propagandası yapmak’ suçunun yasal unsurunun oluşmadığı anlaşıldığından atılı suçtan CMK’nın .. Maddesi gereğinde beraatına. Sanık kendisini müdafi ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan hesaplanan ilk derece ağır ceza mahkemesi için 4 bin 360 TL vekâlet ücretinin hazineden alınarak sanığa verilmesine karar verilmiştir.”

 

III) “MERAK EDİYORUM…” ÇÜNKÜ!

 

Evet, merak ediyorum; çünkü Ziya Paşa’nın, “Kadı ola dâvâcı ve muhzır dahi şâhid/ Ol mahkemenin hükmüne derler mi adâlet…”[64] dizelerini anımsatan Türkiye’de, yargı hâllerine ilişkin soru(n)lar olduğu kanaatindeyim.[65]

Hatırlatayım; Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın, “Adalet mülkün, hukuk da adaletin temelidir. Hukukun üstünlüğünün sağlanması bir ülkenin geleceğinin teminatıdır. Hukuk devletinin tesisi için yargı bağımsız olmalı. Bunun yanında hâkimin de erdemli olması gerekir. Bağımsız ve tarafsız bir yargının olmadığı yerde hukuk devleti yoktur,”[66] notunu düştüğü tabloda ÇHD Genel Başkanı avukat Selçuk Kozağaçlı, “Adaletten asla umudu kesmem ama onun hukuk ve yargı ile ilişkisi konusundaki karamsarlığımız,.. ‘yargı süsü verilmiş’ ağır bir saldırı”[67] derken unutulmamalıdır:

“Yargıya güven, yürütmenin yargının üzerinden elini çekmesiyle, yani yargının yürütmeden bağımsız olmasıyla sağlanır. Yapılması gereken çok basittir. Yürütme yargının üzerinden elini çekmeli, yargı tam bağımsız olmalıdır.”[68]

“Bir toplumda yaşanan hukuksuzluk karşısında ilk önce ve en çok konuşması gerekenlerse hukuk insanlarıdır. Onlar da susarsa, sonsuza değin hukuk susar, vicdan susar.”[69]

Konuya ilişkin “kaygılar” sadece bana ait de değil.

Örneğin İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, “32 yıllık avukatım, bu kadar adil yargılanma, masumiyet karinesi, savunma hakkı konuştuğumu hatırlamıyorum. Dolayısıyla evrensel hukukun genel kabule ulaştırıldığı bu temel kavramların içinin boşaltıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Böyle bir dönemin içerisinde otokratikleşme çok net bir biçimde kendisini gösteriyor ve yürütme, yargı üzerinde bir baskı oluşturmaya çalışıyor,” derken; Ankara Barosu Başkanı Erinç Sağkan, Türkiye’de yargının bağımsız olmadığını belirterek, “Bu ülkede hiç kimse hukuki güvenliğe sahip değil. Yargı baskı altında,”[70] diye ekliyor.

‘Yargıçlar Sendikası Başkanı’ ve Ankara 11. Aile Mahkemesi Yargıcı Mustafa Karadağ, mesleği bırakarak emeklilik kararı verdiğini, “Benim ve üyemiz olan diğer yargıç, savcıların maruz kaldığı uygulamaların, hukuksuzlukların sadece yargıç ve savcılara değil aynı zamanda avukatlara yani yargının tüm kurucu unsurlarına yönelmiş olduğu bir gerçekliktir… 32 yılı aşan kamu hizmetinden ve 29 yıllık yargıçlık mesleğinden ayrılıyorum,”[71] diye duyururken; Turgut Kazan şöyle diyor: “Türkiye’de hukukun zerresi kalmamıştır. Türkiye, hukuk devleti olmaktan çıkmıştır. Yargı ve yasamada denetim yoksa orada hukuk yok demektir.”[72]

‘Widows For Peace Through Democracy/ Demokrasi ile Barış İçin Dullar’ örgütünün başkanı 86 yaşındaki hukukçu Margaret Owen’in, “Adil bir yargılamadan çok uzak”[73] saptamasını ifade ettiği yargı konusunda Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden İdari Hukuku Profesörü Metin Günday da, “Saray’da azar işiten yargı, adalet sağlayamaz,”[74] diyor.

“Cumhurbaşkanı’na hakaret”in suç olmaktan çıkarılması için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmasının ardından İzmir’den Trabzon’a sürülen eski YARSAV Başkan Yardımcısı hâkim Murat Aydın, “Artık yargı bağımsızlığı yok,”[75] derken; Emre Kongar, “Türkiye hukuk devleti mi?”[76] “Mahkemeler adalete karşı mı?,”[77] sorusunu dillendiriyor.

Konuya ilişkin olarak Barkın Asal, “Gelinen noktada anayasanın varlığı sorgulanır hâlde”…[78]

İlhan Cihaner, “Hukuk cehennemi!”…[79]

Ceza hukukçusu Avukat Ercan Kanar, “Hukuk devleti bitti, kanun devleti de yok artık!”…[80]

İhsan Çaralan, “Yargı partizanlaştırılıyor”…[81]

Hüsnü Öndül, “Mahkemelerin tarafsızlığı sorunlu.”[82] “Türkiye yargısının hukukun üstünlüğü ilkesi bakımından, sadece bağımsızlık ve tarafsızlık gibi bir sorunu yok... bir zihniyet ve kültür sorunu da var… Topluma verilen mesaj çok açık: İtiraz etmeyin, eleştirmeyin, fikrinizi söylemeyin, itaat edin, susun!”…[83]

HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “AKP mi yargılıyor, yargıçlar mı?”…[84]

‘Yargıçlar Sendikası Başkanı’ Karşıyaka Hâkimi Ayşe Sarısu Pehlivan, “Yargıç, iktidarın koltuğunun altından çıkarak adalet üretebilir”…[85]

Devletin gücü hukuk ile sınırlı olunca, hukuk herkesi olduğu gibi devleti de bağlar ve kimse hukuka karşı hamle yaparak işi bitiremez! Aman dikkat!,”[86] biçiminde görüşlerini ifade ediyorlar…

Yargının hiç olmadığı kadar adaletten, vicdandan ve hukuktan uzak bir noktada olduğunun altını çizen Bahri Belen ile Hamdi Yasaman, yargının geldiği noktayı, “Hiç kimsenin hukuk güvenliği yok” diye özetlerken, hukuk profesörü Hamdi Yasaman, Türkiye’de yargının bulunduğu durumu, “40’i yılı aşkındır hukukçuyum ve böyle bir devir daha hiç yaşamadım,” diyerek özetlerken;[87] bu tür görüşler “mesnetsiz” olabilir mi?

Elbette hayır. Çünkü “Belirgin işlevi somut, maddi eyleme karşılık verme olan ‘vatandaş ceza hukuku’ ortadan kaldırılıyor. Alman ceza hukukçusu Günter Jakobs’un tanımlamış olduğu, düşünceyi sorgulamaya ve bu sorgulamadan yapılan çıkarımlara dayalı niyet saptamalarına göre ‘tehlikenin önlenmesine/ bertaraf edilmesine’ yönelik ‘düşman ceza hukuku’ uygulamalarını devreye sokuyor. Bu ceza hukuku anlayışı, hukukçu profesör Hayrettin Ökçesiz’in tanımladığı gibi, giderek ‘tüm hukuku ve yurttaşları hedef alan bir teröre’, sistematik insan hakları ihlâllerine dönüşüyor”ken;[88] “Hukuku hukuk yapan adalettir. Adaletin somutlaşması, gerçeklik dünyasında görünmesidir. Bu nedenle gücün emrine girmiş hukukun adaleti gerçekleştirmesi mümkün değil,”[89] diyor Ümit Kardaş![90]

 

BİR ÖRNEK[91]

Yargı bağımsızlığının tamamen ortadan kaldırıldığı eleştirileri devam ederken tarihe geçecek bir çığlık da hâkim ve savcılardan geldi. Hâkim ve savcıların internet sitesi adalet.org’da yargı bağımsızlığının ve hâkim ve savcıların üzerindeki baskının geldiği noktayı göz önüne seren çarpıcı yazılar yayımlandı.

Sitenin kurucusu ve Balıkesir hâkimi Aydın Başar, ‘Bir emekliliğim gelse’ başlıklı yazısında   şunları kaydetti:

‘Bu söz bana ait değil. Ama kimle konuşursam konuşayım ve konuştuğum insan bir adamın müridi değil, gerçek hukukçu, kimseye eyvallah demeyecek, saf, su gibi hâkim ve savcılar, vicdanından ve Allah’ından başka kimseye hesap vermeyecek ve eğilmeyecek insanlar. İşte bu insanlar diyorlar ki, emekliliğim gelse bu meslekte bir gün durmam. FETÖ’cü olup, ‘Lan bir an önce emekliliğimi alıp da şu furyadan kurtulayım’ diyen insanlar değil bunlar. Artık hâkimlik ve savcılık mesleğinin özgür ve vicdanla yapılamayacağına inanan insanlar. Belki de bu günaha ortak olmak istemiyorlar.’

Başar’ın bu yazısına yorum yapan az sayıdaki hâkim ve savcı ise özetle şu görüşleri dile getirdi:

Y.T (Hâkim): Maalesef, henüz meslekte on yılımı doldurdum ve ‘Acaba istifa edip biraz dışarıda mı çalışsam’ dedim ilk kez. Eğer ben bugün bunca dalkavuğa rağmen hâlen işimin başındaysam bir parça adalet hâlen var demektir. Ama eğer vicdanıma çok ağır gelen ve diken üstünde yürüten uygulamalar görüyorsam adaletsizlik yok nasıl diyebilirim. Kendimi de sorguladığım çok oluyor elbet.’

M.B (Savcı): Artık huyundan mıdır suyundan mıdır bilinmez, HSYK üyeliğine seçilen meslektaşlarımıza bi hâller oluyor. Hukuku çekmecelerine kilitliyorlar. Mesleği çekilmez hâle getirdiler.

M.A (Savcı): Versinler emeklilik hakkımızı, def etsinler bizi bu meslekten. Geride kalan kimlerle bu işi yapıyorlarsa yapsınlar diyoruz artık. Her gün ‘Lanet olsun şu mesleğe girdiğim güne’ diyerek başlıyorum güne.”

 

Bu kadar da değil; “Türkiye’de hukuk burnunun üstüne kocaman bir yumruk yedi,” vurgusuyla ekliyor Kemal Gözler:

“Temel hak ve hürriyetleri korumak amacıyla tasarlanan anayasal ve hukukî mekanizmalar, temel hak ve hürriyetlere müdahale etme aracı hâline dönüştü.

Hâkimler, temel hak ve hürriyetleri koruyan değil, tersine temel hak ve hürriyetlere müdahale eden görevliler hâline geldi.

İktidarı sınırlandırmakla görevli organlardan birincisi olan Anayasa Mahkemesi, iktidarı sınırlandıran bir unsur değil, tersine onu tahkim eden bir unsur hâline dönüştü.

Kısacası hukuk, siyasetin longa manus’u (siyasetin hukuka uzanmış eli) hâline geldi.

Artık hukuk, siyaseti çerçevelendirmiyor; tersine o siyasetin cenderesi altında bulunuyor.”[92]

 

III.1) “MÜDAHALE” Mİ VAR?

 

Devam ediyorum: “Bağımsız bir yargı için anayasal ve yasal düzeydeki her türlü kurallara el atıldı.

Gerekli güvenceler yok edildi.

Yargı organları iktidara göre yapılandırıldı.

Yargıdaki kadrolara, nitelik ve yeterlik aranmayarak, iktidar kendi anlayışındakileri taşıdı.

Yargı hukukun üstünlüğünü uygulayamaz duruma sokuldu.

Yargıya gücün hukuku ve bunu da uygulaması dayatıldı.

Tüm yasalara bu anlayışla el atılıp, yasaların hak, hukuk, adalet değil, iktidarın beklediği sonuçları doğurması amaçlandı,”[93] diye tariflenen bir hâlde; “Türkiye’de yargının bağımsız ve adil olduğunu düşünüyor musunuz” sorusuna “Hayır, düşünmüyorum” diyenlerin oranı yüzde 58.1 olurken, “Evet, düşünüyorum” diyenlerin oranı ise yüzde 27.9 oldu…[94]

Söz konusu hâle dair;[95] “Hukuk bir kez siyasetin emrine girerse, bir daha bağımsız ve tarafsız olamaz... Çünkü hiçbir hizmetkâr efendisine yeterince yaranamaz!”[96] veya “Yargı politikleşti. Bir merkezden kontrol ediliyor. Politikleşmesinin de bir takım sonuçları var. Sürekli yargıçların yeri değiştiriliyor, sürekli yeni yargıç alınıyor,”[97] türünde notlar düşülürken;[98] Anayasa Mahkemesi’nin eski raportörü Ali Rıza Aydın da şunları altını çiziyor:

“Müdahale öncelikle yargı kadroları aracılığıyla doğrudan yapılıyor. Burada her türlü etkileme, kıyım, ödül/ceza yöntemi de geçerli. Hatta yargının varlık nedeni bile sorgulanabiliyor. Politikanızı gerçekleştirirken toplumsal baskıyla ve hukuksal değişikliklerle istediğinizi elde edemiyorsanız yargıyı devreye sokuyorsunuz ve ardından ‘Yargı bağımsızdır, biz karışamayız’ diyorsunuz…

Kuşkusuz. Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı gibi sözler artık ihtiyatla karşılanıyor. Bunda haklılık payı var çünkü hukuku aracı kılarak ihlâlleri yapanların, hukuksuzluğu yaratanların en çok kullandıkları sözcükler bunlar. Hukuk üstündür diyenler hukuku en çok ihlâl edenler, yargı bağımsızdır diyenler yargıyı kendilerine bağımlı hâle getirenler.”[99]

Aynı konuda eski Danıştay Başkanı Nuri Alan da şunları ifade ediyor:

“Sayın Erdoğan, Üsküdar’da yapılan toplu açılış töreninde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde başörtüsü serbestliğinin iptali için açılan davada Danıştay Savcısı’nın verdiği ‘Düşünce’yi eleştirdi, kendisini kınadı ve sorguladı. Aslında önemli bir söylemdi. Üzerinde durulmadı, muhalefet de suskun kaldı. 

Anayasanın 140’ıncı maddesine göre hâkimler ve savcılar adli ve idari yargı hâkim ve savcıları olarak görev yaparlar; hâkimlerin ve savcıların özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.

Danıştay Kanunu’nun 61’inci maddesine göre de savcılar, ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görülen davalarda, Başsavcı adına, ilgili dosyayı incelerler; gerekçeli ve yazılı olarak esas hakkındaki düşüncelerini bildirirler. 

O hâlde Sayın Erdoğan’ın sorguladığı kişi, statüsü itibarıyla dayanağını anayasadan alan bir görevde, ilgili kanuna göre vazifesini yerine getiren bir yargı mensubudur.

Önemli kamu görevini ifa eden kurum ve kuruluşlarda, örneğin yargıda, polis teşkilâtında, orduda görevin ifası sırasında, görevlinin etnik kimliğini, felsefi görüşünü, dini aidiyetini simgeleyen giysi ve işaretleri kullanmamaları gerektiği; aksi hâlin, bu görevlerden yararlananların, bu görevle herhangi bir şekilde ilgili olanların hizmet yönünden güven duygularını olumsuz yönde etkileyeceği, görevi yapanların tarafsızlığını tartışmalı hâle getireceği hukuk devletinde genel kabul gören bir görüştür. 

Sayın Erdoğan’dan bir gün sonra Adalet Bakanı, aba altından sopa gösterircesine, davayı reddeden Danıştay Dairesi’ne övgüler yağdırdı. Daire iptal kararı verseydi Sayın Bakan neler söyleyecekti?”[100]

Burada durup, dokuz tane örnek sıralayayım:

  1. i) “Adli yıl, 3 Eylül 2018 Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlenen törenle başlıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, adli yıl nedeniyle yayımladığı mesajda yargı mensuplarının ‘hukukun üstünlüğünden’ yana taraf olması gerektiğini vurguladı. Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Başkanvekili Mehmet Yılmaz, adli yıl mesajında hâkimlere ‘kıyamet günü’nü hatırlattı. Yargıtay tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen Adli Yıl Açılış Töreni, 2018’de de Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki Kongre ve Kültür Mekezi’nde yapılacak. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından adli yıl açılış töreni ilk kez Saray’da yapılmış, yoğun tepkiler üzerine 2017’deki açılış töreni yeniden Yargıtay’a alınmıştı. Ancak Yargıtay Başkanlığı, 2018-2019 Adli Yıl Açılış Töreni’ni bir kez daha Cumhurbaşkanlığı Kongre ve Kültür Merkezi’ne taşıdı.”[101]
  2. ii) “30 Ağustos Zafer Bayramı resmi törenlerinde Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın karşısında eğilmiş fotoğrafıyla resmolundu[102]Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan.”[103]

iii) Danıştay Başkanlık Kurulu, 24 Haziran seçimleri öncesinde Twitter hesabından Muharrem İnce’yi hedef alan Danıştay Üyesi Aysel Demirel hakkında soruşturma talebini reddetti. Kararda, Demirel’in attığı tweet’in “hâkimlik vakar ve şerefi ile bağdaşmayan veya hizmetin aksamasına yol açan hâl ve hareket” niteliğinde bulunmadığı belirtildi.[104]

  1. iv) “Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nca (HSK) 19 Mart 2018’da yayımlanan kararnameyle adli yargıda 326, idari yargıda 30 olmak üzere 356 hâkim ve savcının görev yeri değişti. Kararnameye Danıştay Başkanı Zerrin Güngör’ün kızı Gonca Hatinoğlu da girdi. HSK 1. Dairesi, 356 hâkim ve savcıyı kapsayan yeni bir mazeret ve ihtiyaç kararname yayınladı. Kararname ile HSK’nın 19 Mart 2018 tarihli kura kararnamesi sonucuna göre mesleğe kabulü yapılan Gonca Hatinoğlu, aynı tarihte Cumhurbaşkanlığı’nda yapılan kura töreniyle Elazığ Hâkimliği’ni çekmişti. Hatinoğlu, 19 Mart 2018’de yayımlanan mazeret kararnamesi ile Yargıtay Tetkik Hâkimliği’ne atandı. Milletvekili Barış Yarkadaş ise Twitter’dan Yargıtay 6. Daire eski Başkanı Mustafa Lütfi Tombaloğlu’nun oğlu Onur Tombaloğlu’nun da Kilis’te göreve başlamasına rağmen 24 saat içinde Ankara Hâkimliği’ne atandığını açıkladı.”[105]
  2. v) “HSK 1. Dairesi, Adli ve İdari Yargı 2018 Yılı Ana Kararnameleri’ni tamamladı. Adli yargıda 3 bin 19, idari yargıda ise 301 hâkim ve savcının görev yerinin değiştirildi. İktidarın hoşuna gitmeyen davaların savcıları sürüldü, ‘memnun olunanlar’ ise terfi ettirildi. Samsun’a gönderilen Deniz Feneri davasının savcısı emekliliğini istedi. Cumhuriyet’e kumpas davasını açan Yasemin Baba, Erzurum Cumhuriyet Başsavcı Vekili oldu. Cumhuriyet soruşturmasını başlatan Murat İnam ise Malatya’ya düz savcı olarak gönderildi.”[106]

 

HÂKİM VE SAVCI ATAMALARI LİSTESİNDEN KİMİ İSİMLER[107]

- Danıştay Başkanı Zerrin Güngör’ün kızı Gonca Hatinoğlu, Elazığ’a hâkim olarak atandı. Hatioğlu’nun daha önce Cumhurbaşkanlığı’nda çalıştığı ortaya çıkmıştı.

- Ensar Vakfı Ankara Şube Başkanı Ercan Poyraz, Antep’e savcı olarak atandı.

- Bilal Erdoğan’ın yöneticisi olduğu Türkiye Gençlik Vakfı’nın (TÜGVA) Tokat İl Başkanı olan Aykut Kağnıcı, Gebze’ye savcı olarak atandı. Kağnıcı’nın ortağının FETÖ’den ceza aldığı da listede not edilmiş.

- AKP Zonguldak İl Gençlik Kolları Başkanlığı yapan Abdullah Akbaş, Mersin’e savcı olarak atandı.

- Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in Avukatı Acer Hacer Alan Kars’ın Digor ilçesine hâkim olarak atandı.

- AKP Trabzon İl Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Anıl Köksal Böke, Bakırköy’e savcı olarak atandı.

- Eski AKP Milletvekili Mustafa Zeydan’ın torununun eşi olan Emina Alatlı, İstanbul’a savcı olarak atandı.

- Milli Savunma Bakan Yardımcısı ve 24. Dönem AKP Elazığ Milletvekili Şuay Alpay’ın kardeşi olan Kasım Alpay, Tekirdağ’ın Çorlu ilçesine hâkim olarak atandı.

- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatlığını da yapan Sema Cansu Bozkurt Sütçü, Gümüşhane’ye hâkim olarak atandı. Bozkurt Sütçü, aynı zamanda AKP İzmir İl Yönetim Kurulu üyesi olarak da görev yapmış.

- Kayseri’deki yolsuzluk iddialarıyla ilgili Mehmet Özhaseki’ye takipsizlik kararı veren Kayseri Cumhuriyet Başsavcısı’nın yeğeni olan Serkan Başok, Samsun’a savcı olarak atandı.

- AKP Bafra Belediye Meclis Üyesi Mustafa Sekmen: Kayseri Hâkimliği.

- AKP Trabzon İl Başkan Yardımcısı Bayram Günaydın: Kayseri Hâkimliği

-AKP Buca Belediye Meclis Üyesi Sebahattin Kocagöbek: Bulanık (Patnos) Hâkimliği.

- AKP Konya Milletvekili Adayı Muhammet Selman Harmankaya: Karşıyaka Hâkimliği.

- AKP Edirne Merkez İlçe Başkanlığı yöneticisi Ceyda Bozdağ: İstanbul Hâkimliği.

- Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in avukatı Hacer Alan: Digor (Kars) Hâkimliği.

- AKP Sultanbeyli İlçe Kurucu Başkanı Furkan Barutçu: Konya Cumhuriyet Savcılığı.

- AKP Balıkesir İvrindi İlçe Başkanı İlyas Demircan: İstanbul Savcılığı.

- AKP Balıkesir İvrindi İlçe Başkanı İlyas Demircan’nın eşi, AKP Kadın Kolları üyesi Yadigar Demircan: İstanbul Hâkimliği.

- Dönemin Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki’ye takipsizlik kararı veren eski Kayseri Başsavcısı Mehmet Siyami Başok’un yeğeni Serkan Başok: Samsun Savcılığı.

- Eski AKP Kocaeli Çayırova İlçe Yönetim Kurulu Üyesi Aslı Arslanhan: İstanbul Hâkimliği.

- AKP Van Kadın Kolları Başkanı Nahide Hakan: İstanbul Savcılığı.

- AKP milletvekilinin yeğeni ve AKP üyesi Bekir Yıldız: Adana Savcılığı.

- AKP Van Edremit Encümen adayı Nejdet Tarhan: İstanbul Hâkimliği.

- AKP Giresun il yönetim kurulu üyesi Açelya Kahya: Reyhanlı Cumhuriyet Savcılığı.

- AKP Giresun il yönetim kurulu üyesi Ethem Başer: Çorum Hâkimliği.

- AKP Giresun üyesi Cemal Yayla: Adana Hâkimliği.

- AKP İzmir Karabağlar ilçe yöneticisi İpek Kışlalı: Hatay Hâkimliği.

- Eski AKP Kaman ilçe başkanı Alpaslan Güzel: Mersin Hâkimliği.

- AKP Adana Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Ömer Çağatay Çağlar: Edremit Hâkimliği.

- AKP Adana İl Disiplin Kurulu üyesi Mahmut Çakmak: Aydın Hâkimliği.

 

  1. vi) “AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, Danıştay üyeliğine İstanbul Büyükşehir Belediyesi 1. Hukuk Müşaviri Lütfiye Akbulut’u atadı. Akbulut, AKP’ye yakınlığıyla dikkat çeken bir isimken; atanır atanmaz Twitter hesabını dondurması dikkat çekti. Ancak Akbulut’un yaptığı son paylaşımlar Google önbelleğinde görülüyor. Akbulut, bir dönem Erdoğan’ın başdanışmanlığını da yapan AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin, yandaş Star gazetesi yazarı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Müşaviri Sibel Eraslan’ın yaptığı paylaşımlarını takipçilerine iletmiş. Ayrıca bir Twitter kullanıcısının yaptığı “Verene kurban Reis #SeninleyizErdoğan” paylaşımı da Akbulut tarafından paylaşılmış.”[108]

vii) ‘Sözcü’ Gazetesi davasının ilk iddianamesini hazırlayan Cumhuriyet Savcısı Asım Ekren’in 2002’de görev yaptığı Osmaniye’de soruşturmasını yürüttüğü “Çocuğun nitelikli cinsel istismarı” dosyasında şüphelilerden haksız menfaat temin etmeye çalıştığı suçlamasıyla (İrtikap suçu) hakkında açılan dava sonunda 10 ay hapis cezası ve para cezasına çarptırıldığı ortaya çıktı. Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “irtikap” suçundan yargılanan Ekren’e mahkeme heyeti, “Görevi kötüye kullanma” suçundan önce 1 yıl hapis cezası, para cezası ve 3 ay süre ile memuriyetten men cezası verdi. Sanık Ekren’in duruşmadaki davranışları gerekçesiyle cezada indirim yapan mahkeme heyeti sanık Ekren’in hapis cezasını önce 10 aya indirerek, daha sonra ise paraya çevirerek, 2 ay 15 gün memuriyetten men edilmesine hükmetti.

Heyet verdiği kararı şu şekilde gerekçelendirdi: “İrtikap suçunun maddi unsuru icbar, ikna ve hata yoluyla olmak üzere 3 şekilde ortaya çıkabilmektedir. Esasen maddi cebir kullanılması hâlinde eylem irtikap değil, yağma suçunu oluşturacaktır. İcbar suretiyle irtikap suçu, paranın verilmesi, menfaatin sağlanması veya vaat edilmesiyle tamamlanacaktır. Sanığın menfaat talebi müdahil tarafından karşılanmamış olmakta, rüşvet anlaşması tamamlanmamış olduğundan sanığın rüşvet suçu işlediğinden söz edilemez.”[109]

viii) Hâkim ve savcıların internet platformu adalet.org’un da kurucusu Aydın Başar, Balıkesir hâkimi olduğu dönemde Facebook’ta kendisinin yazmadığı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştiren bir şiiri paylaşan sanık C.B. hakkında beraat kararı verdi. Erdoğan’ın avukatları Başar’ı gerekçeli kararı nedeniyle HSK’ye şikâyet etti. HSK bu şikâyet üzerine Başar hakkında 2016 yılında inceleme başlattı. Bu süre içinde de 25 yıllık hâkim Başar önce Zonguldak, ardından da Erzurum’a sürgün edildi. HSK sonunda, Başar hakkındaki soruşturmayı tamamladı ve “yer değiştirme” cezası verdi.[110]

Kararı veren HSK 2. Dairesi’nin bir üyesi Başar’ın ihracı yönünde oy kullanırken üç üye yer değiştirme, iki üye ise kınama cezası verilmesini istedi. HSK 2. Dairesi’nin kararına Başar’ın yaptığı itiraz HSK Genel Kurulu’nca reddedildi. Böylece karar kesinleşti. Karara göre Erzurum’da görev yapan birinci sınıf hâkim Başar, 2’nci bölgeye tayin edilecek. Ayrıca istinaf ve Yargıtay’a üye seçilme hakkı olmayacak.[111]

  1. ix) Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yayımlanan 1 numaralı kararnameyle yargıya meslek öncesi eğitim vermek için kurulan Hâkim ve Savcı Eğitim Merkezi, Adalet Bakanlığı’na bağlandı.[112]

Evet bu tabloda, “Yargı Etiği İlkeleri”ni bir kez daha hatırlamalı, hatırlatmalı…

 

23.09. 2017 TARİHLİ YARGITAY BAŞKANLAR KURULU KARARIYLA HAZIRLANAN

“YARGITAY YARGI ETİĞİ İLKELERİ TASLAĞI”[113]

- Yargı görevinin doğru biçimde ifası için vazgeçilmez bir unsurdur. Bu ilke, temyiz sürecinde salt karar için değil, kararın oluşturulduğu süreç için de geçerlidir.

-Hâkim, yargı görevini iltimas, yanlılık veya önyargı olmaksızın ifa eder; herhangi bir uygunsuz amaç ve etik dışı uygulamadan etkilenmez.

-Hâkim, kanunun izin verdiği hâller hariç olmak üzere, önündeki veya önüne gelmesi muhtemel bir davanın esası veya esasını etkileyen usulleri hakkında tek taraflı iletişim kurmaz.

-Hâkim, mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve hâkim tarafsızlığı açısından kamuoyu, yargı mensupları ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar sergiler.

-Hâkim, davaların duruşma, karar, temyiz veya diğer işlem aşamalarında, kendisini yargılamadan zorunlu olarak el çektirecek olayları makul ölçüler çerçevesinde asgariye indirecek şekilde hareket eder, kendisinin ve ailesinin kişisel veya ticari işlerini bu doğrultuda düzenler.

-Hâkim, önündeki veya önüne gelmesi muhtemel bir dava hakkında, bilerek ve isteyerek, yargılama aşamasının sonuçlarını veya sürecin açık biçimde adil olma niteliğini makul ölçüler çerçevesinde etkileyecek veya zayıflatacak aleni veya zımni herhangi bir yorumda bulunmaz.

-Hâkim, tarafsız karar veremeyeceği durumda veya makul bir kişinin gözünde, tarafsız olarak karar veremeyeceği izleniminin doğabileceği durumlarda, hangi aşamada olursa olsun davadan çekilir.

-Dürüstlük, yargı görevinin doğru biçimde ifası için vazgeçilmez bir unsurdur. Adaletin gerçekleştirilmesi kadar, gerçekleştirildiğinin görülmesinin önemi de gözetilerek, hâkim kişisel ve mesleki ilişkilerinde söz ve davranışlarında makûl bir değerlendirme ile yadırganabilecek ve taraflılık görüntüsü verebilecek durumlardan kaçınır. Halkın yargıya olan güvenini artıracak nitelikte davranır.

Mesleğe yaraşırlığın da hâkimin tüm faaliyetlerinin ifası için vazgeçilmez unsur olduğu belirtilen taslakta, bunun kuralları da sıralandı:

-Mesleğe yaraşırlığın ölçüsü, makul bir kişinin zihninde, dürüstlüğü, tarafsızlığı ve yetkinliği hakkında olumlu ya da olumsuz bir algının oluşup oluşmadığına göre belirlenir.

-Hâkim, ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğünü kullanırken, yargı görevinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranır.

-Hâkim, siyasi niteliğe bürünmüş, çekişmeli tartışmalara aleni olarak katılmaktan ve görüş bildirmekten kaçınır. Hâkim, sosyal medya kullanırken özdenetim yapmak suretiyle siyasi, etnik, mezhepçi, cinsiyetçi ve benzeri paylaşım yapmaz.

-Hâkim, mesleki örgütleri kurabilir, üye olabilir veya mevzuata aykırı olmamak kaydıyla hâkimlerin çıkarlarını temsil eden diğer örgütlere katılabilir.

- Yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğünün ön koşulu ve adil yargılanmanın temel güvencesidir. Bu nedenle hâkim, hem bireysel hem de kurumsal yönleriyle yargı bağımsızlığını yüceltir ve örnek biçimde temsil eder.

-Hâkim, önündeki bir davaya ilişkin olarak, yargı görevinin uygun biçimde ifası dışında ortaya çıkabilecek, kararı etkilemeye yönelik her türlü girişimi reddeder.

-Hâkim, kendi aile, sosyal veya diğer ilişkilerinin, yargısal davranışını ve muhakemesini uygunsuz biçimde etkilemesine asla izin vermez.

-Hâkim, kamuoyu tepkisini yatıştırmak, eleştirilerin önüne geçmek veya uygunsuz çıkarları gerçekleştirmek üzere hukuktan asla sapmaz.

-Hâkim, yasama ve yürütme erkleriyle uygunsuz ilişkilerden ve bu organların etkisinden uzaktır; aynı zamanda, makul bir kişinin gözünde, bu türden ilişki ve etkilerden uzak olduğunu gösterir.

-Hâkim, yargının kurumsal ve işleyiş bağımsızlığını sürdürmek ve yükseltmek üzere, yargı görevinin ifasına yönelik güvenceleri teşvik eder ve korur.

-Hâkim, hangi kişiden veya hangi nedenle gelirse gelsin, doğrudan veya dolaylı her türlü dış etki, teşvik, baskı, tehdit veya müdahaleden uzak, hukuku kendi vicdani kanaatine uygun olarak ve somut gerçeklere ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak, yargı görevini bağımsız olarak yerine getirir.

 

7.04.2019 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR