“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 2 )

“ÖN SAVUNMA(M)”: USÛL İLE ESASA MÜNDEMİÇ İTİRAZ VE KANAATLERİM ( 2 )

II.1) KAPSAMI VE NİTELİĞİ

 

Unutulmasın düşüncenin özgürleşmesi ve önündeki engellerin kaldırılması kilit önemdedir. Çünkü filozof Étienne Balibar’ın altını çizdiği üzere, “Konuşma özgürlüğünden bahsederken Hannah Arendt’in çok önemli bir kavramına değinmek istiyorum: Haklara sahip olma hakkı. Bu nedenle ifade özgürlüğünden bahsetmek istiyorsak konuşma özgürlüğünden bahsetmemiz gerekir… Habermas’ın kavramsallaştırdığı ‘kamusal alan’da her ifade, ifade özgürlüğü olarak ele alınabilir.”[38]

XVIII. yüzyılda, Immanuel Kant’ın kaleminde, Aydınlanmanın motosunu “Sapere aude/ Aklını kullanmaktan korkma” sözlerine ilk kez antik Roma şairlerinden Horatius’un mektuplarında rastlanmış olsa da; Kant’ın deyişiyle “İnsanın kendi kendini mahkûm ettiği toyluktan” kurtulup olgunlaşabilmesi için, ihtiyaç duyduğu aklını kullanma hayli zaman almıştır.

Kolay mı? Örneğin Vatikan Ağustos 1832’de ‘Mirari Yos’ başlıklı bir genelge yayımlayarak, “Devletin yıkılmasının tek nedeni kısıtlanamayan düşünce, ifade özgürlüğü ve kitap okuma sevgisi gibi şeytani işlerdir,”[39] diyebilmişti!

Her türlü tehdit ve tehlikeye rağmen Raoul Vaneigem’in, “Sonsuz ve çürütülemez kabul edilen her düşünce, tanrısallığın ve zorbalığın ağır kokusunu yayar,”[40] görüşünü sonuna dek paylaşan biri olarak; “-Düşündüklerimi ifade etmek için yaşlanmayı mı beklemem gerek?” sorusuna;

“- Her düşündüğünü ifade edebileceğin gün, senin torunlarının torunları bile ihtiyarlamış olacak. Şimdi sır ve korku devrindeyiz. İki yüzün olmalı. Birini kalabalığa göstermeli, ötekini kendine ve yaratıcına saklamalısın. Gözlerini kulaklarını ve dilini korumak istiyorsan; gözlerin, kulakların ve bir dilin olduğunu unut,”[41] yanıtını vermeyenlerdenim…

Aksine “Düşünme yükümlülüğü”yle, “Arayan, tartışan, karşılaştıran, karşı çıkan ve böylece bugünün değerlerini geleceğin değerlerine dönüştürme çabası içinde olandır insan”[42] mottosundan hareketle; “Düşünce ve ifade özgürlüğü olmayan yerde beyin nefes alamaz”;[43] “Fikirlerden korkmayınız. Emin olun ki yeryüzünde zararlı tek fikir tenkit (eleştiri) süzgecinden geçmeyendir,”[44] diyenlerdenim…

İş bu nedenle de;

Jean-Paul Sartre’ın, “Düşünce özgürlüğünden yoksun olmak düşündüğünü söylememek değil, hiç düşünmemiş olmaktır”…

Daniel Defoe’nun, “Hakikâti bulan, başkaları farklı düşünüyor diye onu haykırmaktan çekiniyorsa hem budala hem de alçaktır”…

Sofokles’in, “Vücudum köle olsa da düşüncelerim özgürdür”…

Abraham Lincoln’ün,“Başkalarının hürriyetlerini tanımayanlar, hürriyete layık değildir”…

Noam Chomsky’nin, “Eğer nefret ettiğimiz insanların da ifade özgürlüğü olması gerektiğine inanmıyorsak ifade özgürlüğüne hiç inanmıyoruz demektir”…

Voltaire’in, “Yazdıklarından nefret ediyorum, ama yazmayı sürdürebilmen için canımı veririm”…

Elsa Morante’nin, “İnsana karşı girişilen en kötü şiddet eylemi, aklın küçük düşürülmesidir”…

George Orwell’ın, “Bir toplum gerçeklerden ne kadar uzaklaşırsa, gerçekleri söyleyenlerden o kadar nefret eder”…

Anna Seghers’in, “En korkunç olan susma, yazarların susmasıdır. Çünkü hem işin doğası hem de toplumun istemi, yazarlığın susmamak demek olduğunu açık açık belirlemiştir”…

Lars Iyer’in, “Düşünceleri köpekleri gibi tasmayla gezdiriliyor... Düşünceleri komutlara uymaya şartlanmış… Bu düşüncelerin arkasından pisliklerini temizlemek gerekiyor… Hâlbuki düşüne bizi çağırmalı! Düşünce evcil olmamalı! Gırtlağımıza yapışmalı düşünce”…

Paul Valery’nin, “Düşüncenin üstesinden gelemeyen, düşünenin üstesinden gelmeye çalışır”…

Mahatma Gandi’nin, “Düşünceye gem vurmak, zihne gem vurmak demektir. Bu ise rüzgârı zapt etmekten de zordur”…

Baruch Spinoza’nın, “Bir hükümet söz özgürlüğünü ne kadar kısmaya çalışırsa, ona o kadar karşı konur”…

Aldous Huxley’in, “Hepimizin aynı fikirde olması iyi bir şey değildir. Çalışmayı yaratan fikir ayrılıklarıdır”…

  1. Eugel’in, “Fikirler kıvılcım gibidir, birbirini tutuşturur”…

Benjamin Franklin’in, “Demokrasi, iki kurtla bir kuzunun öğle yemeğinde ne yeneceğini oylamasıdır. Özgürlük ise tam teçhizatlı bir kuzunun oylamaya karşı çıkmasıdır”...

Woodrow Wilson’un, “Özgürlük tarihi devletin gücünü artırmanın değil, aksine devletin güç ve yetkilerini sınırlamanın tarihidir”...

Thomas Paine’nin, “İnsanlar hükümetten korktuğu zaman, zorbalık; hükümet insanlardan korktuğu zaman, özgürlük vardır”...

Cemal Süreyya’nın, “Özgürlüğün geldiği gün/ O gün ölmek yasak!” tümcelerine layık oldukları büyük değeri veririm…

Toparlarsak: Felsefeci Prof Dr. İoanna Kuçuradi’nin deyimiyle, bir ülkede düşünceyi açıklama özgürlüğünün var olması, “herkese, egemen olan fikirlere, egemen tabulara ne kadar aykırı olursa olsun, yeni fikirler ve bilgiler getirme hakkının” tanınmış ve bu hakkın yasal güvenceye bağlanmış olması anlamına gelir. Yani bu özgürlük, “böyle bir fikir veya bilgi getiren bir kişiye, hiç kimsenin (herhangi bir devlet organının, yargıçların, polisin vb.) dokunamayacağının, mevcut ya da geçerli olanlara ne kadar aykırı olursa olsun, niteliği veya içeriği ne olursa olsun, onun başka haklarına zarar verilmeyeceğinin güvence altına alınmış olması” demektir. Açıktır ki bu özgürlük kapsamında “dokunulmaması ya da korunması gereken, yeni bilgi ya da düşünceler değil, bunları getiren kişilerin kendisidir”.

Dolayısıyla bu özgürlüğü savunmak, “bütün düşüncelerin, görüşlerin, normların değerce birbirinden farksız, eşit olduğunu öne sürmek” demek değil. İnsan haklarına ters düşen, onlara zarar verdiği/ vereceği anlaşılan düşüncelerin yayılmasını ya da böyle bir normun geçerli kılınmasını, teorik bakımdan savunmak anlamına da gelmiyor. Bu tedbir ve yasakların yeni bilgi ya da düşünce getiren kişilerin hiçbir hakkına zarar vermeyecek nitelikte olmasını da şart koşar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de, düşünceyi açıklama özgürlüğüne dair birçok kararında (özellikle Karataş/ Türkiye Kararı 1999) bu özgürlüğün, “demokratik toplumun ilerlemesinin ve her bireyin gelişmesinin temel koşullarından biri olduğunu” ve “yalnız taraftar bulan, zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülen bilgi ve düşünceler için değil, aynı zamanda devlete ya da nüfusun bir bölümüne kırıcı gelen, şoke eden ya da rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu” karara bağladı.

Tüm bunları tekrar, tekrar hatırlatmak zorunda kalmak ne kadar acı!

 

II.2) AİHM VE DURUM(UMUZ)

 

Evet düşünce ve ifade özgürlüğü, artık halkın bilgilenme hakkı veya gerçekleri öğrenme hakkının elde edilmesini de sağlayan bir haktır. Devlet, bu özgürlüğü engelleyemez ve kullanılmasına müdahale ederek kısıtlama veya sınırlama getiremez. Devletin basın özgürlüğünü engellemeye yönelik baskı, tutum ve girişimleri, ancak despotik ve otoriter yönetimlerde söz konusu olabilir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10. maddesinde, ifade özgürlüğü açık ve net olarak, yoruma meydan vermeyecek bir şekilde düzenlenmiştir. Madde ile herkesin ifade özgürlüğüne mutlak olarak sahip olduğu, bu hakkın kullanımında resmi makamların müdahalesinin olamayacağı, haber ve düşünce almak ya da vermek özgürlüğü düzenlenmiştir.

Anayasanın 90. maddesi gereğince, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmeler ile yasaların çatışması durumunda, uluslararası sözleşmelerin esas alınacağı düzenlendiğine göre, bu konuda çıkarılacak tüm yasaların da bu sözleşmeye uygun olması gerekecektir. Aksi takdirde aykırı yasaların değil, sözleşmenin uygulanacağı Anayasa’nın emridir.

İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu’nun, “AYM kararları kesin ve bağlayıcıdır. Bu kararları tartışmak gibi bir lüks kimsenin elinde yok. Ya hukuk devleti olacağız ya da olmayacağız,”[45] notunu düştüğü AİHM’in anahtar rolü olan içtihatları, genellikle Türkiye ile ilgilidir. Bunların başında da “Dink/ Türkiye”, “Akçam/ Türkiye”, “Tuşalp/ Türkiye” ve “Özgür Gündem/ Türkiye” kararları gelmektedir. En son verilen Nokta Dergisi/Türkiye kararı ile de AİHM, önceki içtihatlarını pekiştirmiştir.

AİHM’ye göre bu özgürlük, demokratik bir toplumun temel değerlerinden birini oluşturmaktadır. Yazılan yazı ve görüşler, katı eleştirileri ve hicivli bir stili içerebilir. Bu bağlamda ifade özgürlüğü, sadece olumlu karşılanan veya zararsız ve tarafsız görülen bilgi ve fikirleri değil, demokratik bir toplumun gereklilikleri olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin parçası olan, rencide eden, şoke eden ve rahatsız eden bilgi ve fikirleri de koruma altına almıştır.

Avrupa Komisyonu İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks, Türkiye’nin özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5 ve ifade özgürlüğüyle ilgili 10. maddelerini ihlâl ettiğini; BM Düşünce ve İfade Özgürlüğü Özel Raportörü David Kaye de ifade özgürlüğüyle ilgili 10’uncu maddenin yanı sıra BM’nin Kişisel ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’ndeki (KSHUS) 19’uncu maddesini ihlâl ettiğini belirtirken;[46] AİHM ve durum(umuz) meselesine gelince:

“Gelinen noktada, ‘ifade özgürlüğünün sınırlanması’ndan bile söz etmek, ‘mantıksal bir yanılgı’ olmaktadır. Çünkü etrafıyla sınır çizilecek bir ‘özgürlük alanı’ bile kalmamıştır. Çünkü artık en küçük eleştiri, itiraz, farklı bir öneri bile, ‘hesabı sorulur’, ‘yazıklar olsun’ mevzisinden püskürtülmektedir.” [47]

‘Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’ (MLSA) ve ‘Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) 2018’in son altı ayında ifade hakkı özgürlüğüne yönelik davaları izleyerek, sonuçlarını paylaştığı Adalet Gözlem Raporu’na göre, “İfade özgürlüğü temelli davaların yüzde 38’inde sanıklar uluslararası standartlara aykırı olarak tutuklu yargılanıyor.”[48]

Bu korkunç bir durumdur ve bu kadar da değildir AİHM’nin düşünce özgürlüğü ihlâlleri ile ilgili aleyhine karar verdiği ülkeler sıralamasında 281 kararla Türkiye geliyor. Türkiye bu alanda açık ara farkla önde, çünkü Türkiye’yi 39 kararla Rusya, 37 kararla Fransa ve 35 kararla Avusturya izliyor![49]

 

II.3) “GENİŞ” VE “DAR” YORUMLARA ÖRNEKLER

 

İfade özgürlüğü davaları karşımıza “geniş” ve “dar” yorumların “çifte standart”lığı yanında; örnek kararlar gibi, olumsuz örneklerle de çıkabilmektedir…

Benim davam, ifade özgürlüğünün “dar” yorumlarına, olumsuz örneklerine bir misal teşkil ederken; Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Sedat Peker’in, vb’lerinin davaları da “geniş” yorumların örnek kararlarına denk düşmektedir…

Hızla on bir tane örnek sıralayayım:

  1. i) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 8 Temmuz 2017’de Hamburg’da düzenlediği basın toplantısında HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın için kullandığı “terörist” ifadesi, Diyarbakır 5. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından ifade özgürlüğü sayıldı…[50]
  2. ii) Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında Afrin operasyonuna karşı AKP’li vekillere mektup gönderen 170 aydın hakkında söylediği ağır sözler nedeniyle açılan tazminat davası birkaç dakika süren duruşma sonunda reddedildi. Hâkim, ret gerekçesini Erdoğan’ın sözlerinde “matufiyet” olmamasına, yani “vicdansız, hain, ahlâksız, adi, terör yardakçısı” gibi sözleri kime söylediğinin belli olmamasına dayandırdı. Oysa Erdoğan açıklamasında aydınları hedef alırken açık, açık “milletvekillerine mektup gönderenleri” kastettiğini söylemişti…[51]

iii) Gezi Parkı olayları sırasında polisin attığı biber gazı kapsülüyle ayağından yaralanan Aydın Aydoğan’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” iddiasıyla yaptığı suç duyurusu “düşünce ve düşünceyi açıklama” kapsamında olduğu gerekçesiyle reddedildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 8 Ağustos 2017 tarihinde Trabzon’daki konuşmasında “Geziciler çıktı meydana dolaştılar. Zannettiler ki Türkiye’yi bitiririz. Arkalarında emperyalist güçler vardı. Bu emperyalist güçler onları kullanıyorlardı 11-12 tane ağaç bir yerden sökülüp başka bir yere taşınıyor diye...” sözleri üzerine Aydın Aydoğan, Erdoğan hakkında 30 Kasım günü İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na şikâyet dilekçesi verdi.

Şikâyet dilekçesini inceleyen Başsavcı Vekili Selamettin Celep, Erdoğan’ın isim belirtmediğini ve sözlerinin “düşünce ve düşünceyi açıklama” kapsamına girdiğini belirterek evrakının işlemden kaldırılmasına karar verdi…[52]

  1. iv) Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi, Prof. Oran’ın 12 yıl önce emekli olmasına rağmen profesör unvanlı bir öğretim üyesi olup kamu görevlisi olduğunu ve bu yüzden de “sert, ağır ve hatta incitici eleştirilere de katlanması gerektiğini” savundu. Mahkemenin kararında şu ifadelere yer verildi:

“AİHM’e göre, kamu görevlilerine yönelik eleştirinin sınırı sıradan kişiler için olandan daha geniştir ve kamu görevi yapan kişilerin görevlerinden dolayı kendilerine yönelik sert, ağır ve hatta incitici eleştirilere de katlanması gerekir. Çünkü kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında davranışların eleştirilmesinde kamu yararı bulunmaktadır”…[53]

  1. v) Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında kendisine “terörist” dediği için dava açan Demirtaş’ın 1 kuruşluk tazminat davasını reddeden mahkeme, gerekçeli kararda, Anayasa Mahkemesi ve AİHM’in siyasetçilerin ifade özgürlüğü konusunda verdiği kararlara atıfta bulunuldu. Kararda, Erdoğan’ın avukatlarının, siyasilerin ifade özgürlüğünün daha geniş anlamda değerlendirmesi gerektiği yönündeki savunmalarına yer verildi. Davaya konu konuşmanın kapalı ve mahrem alanlarda değil siyasi alanda yapıldığını belirten mahkeme,… “Konuşmada ele alınan konunun esasen politik bir konu olduğu ve konuşmanın çerçevesinin baskın bir şekilde politik alanda kaldığı açıktır. Bu çerçevede bir siyasetçi olarak davacının, söz ve davranışlarının siyasi rakiplerinden olan davalının sıkı ve yakın denetimi altında olması tabiidir… Kendisine yapılan bu ağır eleştiriye katlanmak durumunda olduğu yukarıda izah edilen ilkelerin kaçınılmaz bir sonucudur” denildi.[54]
  2. vi) Cumhurbaşkanı Erdoğan adına hakkında açılan tazminat davasında savunma yapan avukat avukatı Ahmet Özel, “Düşünce özgürlüğü, demokrasinin temel ilkesidir. AİHM’e göre ifade özgürlüğü, devletin veya nüfusun bir bölümü için saldırgan, şok edici veya rahatsız edici bilgi ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir. Bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz,” dedi.

‘Barış Akademisyenleri’nden Candan Badem’in, “Bu suça ortak olmayacağız” isimli bildiriden sonra AKP’li Erdoğan’ın kullandığı “alçak, zalim, kapkaranlık, cahil, tiksinti verici, vatan haini, lümpen, terör örgütünün maşası, ahlâksız, mandacı artığı, ruhu kirlenmiş” sözlerine karşı açtığı hakaret davası istinaf mahkemesinde reddedildi. Mahkeme, Erdoğan’ın akademisyenlere yönelik sözlerinin, “ifade ve düşünce özgürlüğü” kapsamında olduğuna hükmetti.

Erdoğan hakkında, Candan Badem’in de aralarında bulunduğu akademisyenlere yönelik son derece ağır hakaretler, aşağılayıcı nitelemelerde bulunarak, kişilik haklarına saldırıda bulunduğu gerekçesi ile 10 bin TL’lik manevi tazminat davası açıldı. Erdoğan’ın avukatı, savunmasında dava konusu olan sözlerin, “ifade ve düşünce özgürlüğü” kapsamında olduğunu savundu. Erdoğan’ın avukatı, “müvekkilinin davacının şahsına yönelik bir ifade kullanmadığını, ‘milletin başı’ sıfatı ile kendisini ‘aydın’ diye tanımlayan bir grup akademisyenin terör örgütüne müzahir ve terör ile mücadele eden devletin meşru kuvvetlerine karşı haksız saldırılara yönelik bir kısım eleştirilerde bulunduğunu” iddia etti. Mahkemede ret kararı çıkması üzerine dava istinaf mahkemesine taşındı.

Mahkemenin ret kararını isabetli bulan İstinaf Mahkemesi, “yer, yer incitici sayılabilecek beyanların ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında korunması gerektiğine”, “davacı bakımından ise kişilik haklarına haksız saldırı koşulunun gerçekleşmediği kanaatine varıldığına”, “davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik” görülmediğine hükmetti…[55]

vii) “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı “Barış İçin Akademisyenler Bildirisi”ni yayımlayan 1128 akademisyeni, kendisine ait internet sitesinde yazdığı, “Sözde aydınlar çanlar ilk önce sizin için çalacak” başlıklı yazıda, “Oluk, oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız!!!” diyerek tehdit eden Sedat Peker,[56] 11 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandığı Anadolu Adliyesi 20. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki davada, yasal unsurları oluşmadığı için her iki suçlamadan da beraat etti…[57]

viii) İstanbul Anadolu 41. Asliye Ceza Mahkemesi, 21 Haziran 2018 tarihli duruşmada, “Suç işlemeye alenen tahrik etmek” suçundan 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanan Sedat Peker’in beraatına karar veren mahkeme, gerekçeli kararında, “sanığın, yargılamaya konu sözleri ile kendince ifade ettiği, anılan bu sözleri sarf ettikten sonra herhangi bir şiddet içerikli olay ya da eylemin de baş göstermediği anlaşılmakla sanığın beraatına” görüşüne yer verildi.

Sedat Peker yaptığı konuşmada, “Cezaevleri de bir gün basılacak. Ancak onların hayal ettiği gibi değil. Dışarıda yakaladıklarımızın hepsini ağaçlara, bayrak direklerine astıktan sonra cezaevlerine de gireceğiz. Onları cezaevlerinde de asacağız. Boyunlarından asacağız bayrak direklerine,” demişti…[58]

  1. ix) Eski futbolcu Hakan Şükür’e sosyal medya hesabından “şerefsiz” dediği gerekçesiyle hakkında dava açılan ve yargılama sonunda cezaya çarptırılan Yusuf Varol, kararı bir üst mahkemeye taşıdı. Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada Varol hakkında 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezası isteniyordu. Mahkeme, Varol’u para cezasına çarptırdı, karar da 5 yıl süreyle denetimli serbestlik hükmüne çevrildi. Dosyayı inceleyen üst mahkeme, Şükür hakkında kullanılan “şerefsiz” kelimesinin suç teşkil etmediğini belirterek kararı bozdu…[59]
  2. x) Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi, CHP milletvekili Selina Doğan’a sosyal medya üzerinden “Ermeni uşağı, kahpeler” diyen sanığa ceza vermedi.[60]
  3. xi) ÇHD Ankara Şube Başkanı Murat Yılmaz, Berkin Elvan için yapılan gösteride ıslık çaldığı gerekçesiyle 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.[61]

 Askerliğini yapmış, vergisini ödeyen bir “TC Yurttaşı” olarak, benim davamda da ifade özgürlüğüm -Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sedat Peker, vb’leri gibi- geniş yorumlanacak mı? Ya da Manisa 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin veya İstinaf Mahkemesi’nin ifade özgürlüğüne ilişkin örnek kararları tarafınızdan dikkate alınacak mı? Merak ediyorum doğrusu…

DEVAM EDECEK

5.04.2019 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR