Ölüm... Seni yazmak hep bana mı düşecek

A. Mümtaz İdil

Ölüm... Seni yazmak hep bana mı düşecek

Mete Akyol’u kaybettik...

Siyah Beyaz gazetesinde çalıştığım sıralarda Mete Ağabey de gazetenin genel koordinatörü görevini üstlenmişti. Tanışmıyorduk, ama tüm gazeteciler gibi ben de onu isim olarak biliyordum elbette.

Bir gün Lev Tolstoy’un evini terk edip de, Yasnaya Polyana’daki tren istasyonunda ölümüyle ilgili kurgu bir yazı yazmıştım. Yazımda, Lev Tolstoy’un karısı Anna Tolstova’nın dırdırından kaçtığını yazıp, “Çiçekleri sular mısın Leo,” diye başlamıştım yazıya.

Tolstoy da itiraz ediyordu karısına, “bu iş için Alyoşa’yı aldık ya tatlım.”

“Sen ne yapıyorsun?”

“Romanımı yazıyorum.”

“Romanını Alyoşa yazsın, sen kalk çiçekleri sula...”

Bu “minvalde” bir yazıydı köşe yazım. Mete Ağabey sabah kahvaltında yazıyı okumuş, çay bardağı elinden düşmüş ve benzer şeyleri zaman zaman yaşadığını düşünerek hemen gazeteyi aramış bana anlatıldığına göre: “Bu yazıyı yazan Mümtaz İdil kim ya hu!” diye merak etmiş. 

Tanışmamız böyle oldu.

Yıllar sonra, Bütün Dünya dergisi için görüştük ve yaklaşık 6 yıldır Bütün Dünya dergisinin daimi yazarları arasındayım onun sayesinde.

İlk kez Bütün Dünya dergisinde iki ayrı makale yazma onurunu da o vermişti bana... Tarihten Damlalar ve Biyografi Dünyası.

Mete Akyol’un gazetecilik geçmişini pek bilmem. Türk basını için ne kadar önemli olduğunu filan da yazacak değilim burada. Bu konuda kimsenin kuşkusu yok. Benim yazmam da buna bir “artı” olmayacak.

OLMADI METE AĞABEY

İnsan olan Mete Ağabey'den söz etmeyi yeğlerim. Her zaman çevresine pozitif enerji veren, destekleyen ve kendisini aşması için gençlere yol gösteren bir gazeteci-yazar olarak hatırlayacağım. 

Daha yeni konuşmuştuk oysa. Son derece canlı ve diri bir sesi vardı. Kopernik’i yazmıştım ve bu Aralık sayısınnda kimi ele alacağımı söyleyecektim. 

Odatv’de “Hollywood’u boyayan adam: Max Factor”ü yazdığımda, “bizim dergiye de bu tür yazılar çok uygun düşer Mümtaz kardeşim,” demişti. Aklımda, “Hollywood’un moda üzerindeki etkisi” yazısı vardı, ama konuşamadık. Daha henüz heyecanımı bastıramamıştım yazı ile ilgili olarak. Hem iddialı bir yazı olacak hem de bilgilendiren bir içerik taşıyacaktı. 

Olmadı Mete Ağabey, seninle paylaşamadım düşündüklerimi ve “Çok da güzel olur Mümtaz kardeşim,” demeni duyamayacağım artık.

Hüzün hep akşamüzerleri gelirdi, bu kez öğlen yakaladı beni.

Yedi yıl önce “ölümle pençeleştiğim” hastane odalarından nasıl çıkacağımı düşünürken, o kadar çok yakın dostumu kaybettim ki, neredeyse ölmediğim için utanacağım.

Ben “öleceğim” diye numara yaparken, dostlarım gerçekten ölüp gitti bile.

Dedim ya, Türkiye “duayen” gazetecilerinden birini kaybetti. Onunla ilgili çok şey yazılacaktır, eminim. Benimki ise tamamen duygusal bir yaklaşım. Türkiye bir gazeteci daha kaybetti, ama ben bir “dost” kaybettim ek olarak.

Memduh Ün öldüğünde de duygusal bir yazı yazmıştım. Ama şunu yazmayı unutmuştum: Tokyo’da bir filme gittiğimizde, film bittiği halde Memduh Ün kalkmamıştı. Jeneriği sonuna kadar beklemişti. İtiraz etmiştim: “Memduh abi, boşuna oturuyoruz. Jenerik Japonca, bir şey anladığımız yok!

Sinemaya saygısı olan, jenerik bitmeden salonu terk etmez. Anla ya da anlama...” diye terslemişti beni.

Mete Ağabey de bir telefon konuşmamızda, “Abi yazılar okunuyor mu bari? Yazıp duruyorum ama,” diye sormuştum.

Beklentim elbette, “Okunmaz mı Mümtaz, en çok okunanlardan birisin,” gibi bir cevaptı.

Oysa cevap öyle gelmedi, Memduh Ün’ün cevabı gibiydi:

Sen yazmana bak Mümtaz kardeşim, merak etme, en azından ben okuyorum...”

Bu kuşağın insanları kökü artık en derinlere kadar kazınan ve son temel taşları da sökülüp atılmaya kalkışılan Cumhuriyet’in son temsilcileriydi.

Terk ediyorlar bizi ve yalnız bırakıyorlar. Onlarsız Cumhuriyet’i nasıl savunacağız, bilemiyorum. Bu kuşak Atatürk’ü gardırobtan çıkarıp gerçek kimliğini verdi. “En büyük asker,” demek yerine “en büyük devrimci” lakabını kullandı. 1923 sonrası Atatürk’ü bize anlattı ve öğretti.

Şimdi artık giderek yalnızlaşıyoruz. Bizi tek tek terk ediyorlar ve galiba biz de yakında başkalarını terk edeceğiz. Cumhuriyet yalnız kalacak iyice...

Bu kez Odatv’de ölümleri yazmak bir başkasına düşecek...

Ölüm denemez buna... Bunun adı, yerine konamaz kayıptır. 

Özleyeceğim seni Mete Ağabey, hem de çok özleyeceğim...

03.11.2016 (A. Mümtaz İdil)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR