Ne çektin elimizden be Mars!

Ne çektin elimizden be Mars!

Ne çektin elimizden be Mars!

Marslılar kimseden çekmedi biz Dünyalılardan çektiğini. Kızıl gezegen, adeta toplu taciz ve deyim yerindeyse toplu tecavüze uğradı. Hatta Mars ve Marslılar o kadar aşağılandı ki; bakınız Hollwood sermayeli irili, ufaklı filme; yeşil, koca kafalı kimi zaman salya sümük resmedildi. Ama ne oldu; gün geldi Mars’ın fendi Dünya’yı yendi!

 

Komşumuz kızıl gezegende, her işe burnunu sokan şu çok bilmiş NASA el attı ve su kaynağı izlerine rastladığını açıkladı. Belirli şartlarda oluştuğuna kanaat getirdi. Açıklamayı, şapşal dünyalılar olarak ağzımız açık izledik. Pardon! Diğer Dünyalılar izlerken, Türkiyeliler daha mühim meselelerle meşguldu.

 

“İnsanın kendi ölüsünü yıkamasını bilecek bilgi birikimine” kavuşmak için 2015-2016 eğitim-öğretim yılı açılışında konuşuyordu muhterem! Tam zamanıydı hani. Yine gündemi yakalama becerisiyle NASA’nın su bulduğu o manidar güne denk getirmişti. Gece istihareye yattığı ve dahi tüm beyaz sakallıların sakalından bir tel aldığı için gayyipten alametler gördüğü rivayet edilirdi de, inanmazdık.

 

Mars’ta su bulunduysa, ölülerimizi; hatta kendi ölümüzü -bu ne demekse muhterem böyle söyledi- yıkamak için en gerekli olan şey bulunmuştu. Hem de fersah fersah uzakta kızıl bir gezegende üstelik. Kendisi gibi kan kırmızısı ise dert yok, tasa yoktu. Şimdi geriye kalan, ufak ve önemsiz bir ayrıntı kalmıştı. Kendi ölüsünü yıkayacak bilgi birikime sahip bir nesil yetiştirmek. Ama bir saniye; o nesil 13 yıldır yetiştirilmiyor muydu?

 

İşte sotede, stepne olarak bekleyen “pir-ü pak” gençlik manzaraları!

 

Beren Saat’i, HDP’ye oy verdiği için protesto etmek üzere seçilen mekan Aşk-ı Memnu dizisinin çekildiği köşk değilmiydi! Mekanın seçilme nedeni, çok geçmeden protestoyu düzenleyen bilgi deryası cevval gencimizden geldi: “Beren Saat bu köşkte sevişti!” Sıkıntı yok, milliyetçi-muhafazakar birader, emin ol sonrasında Mars’ta bulunan su ile gusül abdestini alıp, “pir-ü pak” olmuştur.

 

Çinli dövmek için Koreli, Japon, Tayvanlı, Taylandlı ve dahi bilumum çekik gözlüyü yakaladığımız yerde, kıstırdığımız kuytuda göstermedik mi, “Bir Türk’ün dünyaya bedel” olduğunu. Hiç Çinli dövememiş olmak bizim suçumuz değil. Diyarbakır’da Çinli vardı da biz mi dövmedik. Gerçi Diyarbakır, Şırnak, Çizre ve Van’da Çinli diye ne kadar Kurt Kobain hayranı varsa tepelemedik mi?

 

Pir-ü pak gençlik, engin bilgi denizinde küçük alıştırmalarla, atıştırmalık yaptı çekik gözülüleri. Çekik gözlü bir arkadaşım bir hafta evden çıkamamıştı; bak onu da hatırladım şimdi.

 

Memleket bir hilkat garibesi gibi aklını kaybedip, her gördüğü insancığa Kurt Cobain’i görmüş ve Nirvana’nın  doruklarından ab-ı kevserleri, gılmanları içmiş gibi saldırmadı mı? Saldırdı, hatta ofis, işyeri, kitap evi yakmak yetmedi; Olimpos Dağı’ndan ateşi çalan Promete’ye inat, alevi sarmadı mı eski haleflerinin Madımak’ta yaptığı gibi. O gün Mars’ta su bulunsaydı, belki ateş söndürülürdü diye çok geçti içimizden. Kürt’tür diye (bu kanıya varmak için basit test: kaşlar kalın ve siyah, bitişikse kesin Kürt’tür!) girişmedi mi, Allah ne verdiyse elindekiyle! Sonradan öğrenildi, dayak cennetten çıkmıştı ya ondan, sonradan akıl başa geldi. Dayak yiyen genç de aslında bilgi denizinde yüzen bir Dünyalıymış. Yani bizdenmiş looooo!

 

Memlekette her şey müsait bence, hazır Mars’ta su da bulundu ve kendi ölüsünü yıkayacak pir-ü pak gençlik de hazır; o zaman bekle bizi Mars sana geliyoruz! Sana geliyorum Marslı!

 

.

05.02.2016 (Hayati BAKIŞ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR