NASIL İLLEGAL OLUNUR?

NASIL İLLEGAL OLUNUR?



Balık yüzgeçlerini toprağa vurup, kıyıya çıktığında evrimini tamamlamak için hızla etrafı tanımaya çalışır.

Bir korku algısı ve içgüdüsü olmasına rağmen, kendine dost bulmaya daha fazla önem verir. Bu korkudan kaynaklandığı gibi, bulunduğu yere uyum sağlamak istemesinden de kaynaklanır. Yalnızlık, yaşarken ölmenin türlerinden biridir.

Balık bir süre kendi gibi karaya yeni çıkmışlarla yaşar. Fakat diğerleri gibi o da, kendinden olanlarla evrimine katkı sağlayamayacağını bilir. Bu yeni dünyada sudan çıkmış balık muamelesi görmesine rağmen, yine de diğer sudan yeni çıkmış balıkların önüne geçmek, onlardan fazla özelliğe sahip olmak, en azından onlardan farklı olmak ister. Zaten ne gelirse başımıza şu “farklı olmak” saplantısından gelmiyor mu? Oysa “fark” önce insan olabilmektedir.

Lisenin son yıllarında ve özellikle üniversite yıllarında gençler hayatı tanımaya çalışırlar. Bunun için de her yere girer çıkar, herkesle tanışırlar.

Ünversitenin olduğu her yerde barlar sokağı, kafelerin toplandığı bir yer vardır. Buraların sahibi çoğunlukla eski örgüt üyeleridir. Bu sebeple solcuların da toplanma merkezleri olur buralar.

Eski solcular ki ben onlara “eskiciler” diyorum, sohbete gördükleri işkencelerden, kazdıkları tünellerden, kahramanlık hikayelerinden başlarlar.

Üniversiteli kız ayarlamanın en kolay yoludur bu. İki kere üstü üste karakolun önünden geçen başlar gördüğü işkenceleri anlatmaya... Bir de sanırsını hepsi hala örgüt üyesidir. İnceden bu imajı da vermeyi ihmal etmezler.

Bir iş için Isparta’ya gitmiştim. Bir bara girdik. Yan masamızda benimle aynı yaşlarda bir adam ve karşısında da belli ki, okula yeni başlamış iki üniversiteli kız oturuyor. Eleman 12 Eylül’de gördüğü işkenceleri anlatıyor. Kızlar neredeyse ağladı ağlayacak... Kulağına eğildim dedim ki;

“terbiyesizlik yapma, biz senle aynı yaşlardayız anaokulunda mı aldılar seni işkenceye?” 

Benim şahsen İstanbul Anadolu yakasında girmediğim karakol kalmadı ve bir sürü de şey yaşadım, ama hiç anlatma gereği hissetmedim. Lakin bunların hepsi 90’lı yıllardır ve daha çocuktuk.

Genç bakar ki okuldaki kızlar bu adamların peşinden ayrılmıyor, kendine bir kimlik aramaya başlar. Bu kimlik Türklük, Kürtlük, Lazlık filan değildir. Bu siyasi bir kimliktir. Esasen imaj da diyebilirsiniz.

Herşey bu kimlik çabasıdır aslında. A-politik olanların bile bu durumu bir kimlik arayışıdır. Son çıkan pahalı bir telefona sahip olmak arzusu da bir kimlik edinme çabasıdır. O telefona sahip olarak, onunla anılma ve dikkat çekme.

Bir örgüte mensup olan bunu söylemez, söyleyemez. Çocuk parkı ya da alışveriş merkezi değil, örgütten bahsediyorsunuz. PKK çok ciddi bir örgüt değil alır en fazla dağa yollarlar ama, şehir örgütlenmelerine girmek kolay iş değildir. Kabul etmek için canını çıkartırlar. Günü geldiğinde intihar komandosu olabileceğine kâni gelmeden seni almazlar.

Oradaki disiplin ve ilişkiler böyle şenşakrak anlatılacak ve özenilecek şeyler değildir. Bunun ne olduğunu anlama şansı bulursa genç, iş işten geçmiş olacaktır. Geri dönüşü çok zordur.

Bunları böyle geniş geniş anlatanlar en fazla zevzektir. Genç kız avcılarıdırlar. Ya da artık yaşı başı aşmış “eskici”lerdir ki, bunlarda bu anlatımlarla kendilerine toplumda yer edinmeye çalışırlar. Saygınlık bulmaya çalışırlar.

Bunlar genel olarak “bar solcusu”durlar. O dönem sol neye meylederse bunların hikayeleri de oraya meyleder. Popülisttirler bu yönden. Bunları takip eden gençler araştırmaya, okumaya heves ederlerse de işin kolayına kaçıp bunların kelimelerini ezberler, başka yerler onların ağızlarıyla konuşurlar.

Onlar da haklıdır çünkü teori ve pratiği öğrenecekleri klasik kitaplar öyle bir Türkçe ve anlatımla yazılmıştır ki, konuyu bilenler bile okuyunca anlamazlar. Bu da bir CİA operasyonudur.

Ama en büyük tehlike bu anlattıklarım değildir. Örgüt militanları da buralara takılır ama sadece dinlerler. Bir gün içeri alındıklarında, işkenceye dayanmak için kritik 72 saatleri vardır. 72 saat dayanabilirse, onunla ilişkide olanlar yer değiştirme fırsatı yakalarlar. Fakar bir isim vermek zorudadırlar. O işkencelere dayanmak pek mümkün değildir. Kimi de daha en başta tatlıcanı sıkıntı yaşamasın diye birkaç isim verir. O isimler örgüt militanlarının değil, sempatizanların ismidir.

Bunlar sempatizan olduğu için pek kimseyi tanımazlar ne olduğunu da bilmezler. Böylece örgüt te isim verdi diye cezalandırmaz. Olan bizim zavallı sempatizana olur. İçeri alınır, işkence görür ve üstüne birkaç sene de hapis yatar. İşte bu saatten sonra geri dönüş çok zordur. Alçakça bir örgütlenme biçimidir.

Yarı legal örgütlerde ise hevesli yeni gençlere bir sürü görev verilip, gururları okşanır. Onlar diğerlerinden daha da cevval olur. Gözleri karadır çünkü bilgileri yoktur. Gökyüzünü kuyunun ağzı kadar sanırlar. Öyle fazla görev alır, öyle aşkla çalışırlar ki, hayatları ellerinden gider. Bu böyle birkaç sene sürdü mü, dışarıdaki hayata yabancı olurlar. Parti ne derse yaparlar. Aç, susuz, sevgisiz, arkadaşsız, dostsuz sadece parti emirlerini yerine getiren bir araç haline gelirler. Bu partiler legaldir ve seçime de girerler ama asla gerçek anlamda legal değillerdir. Bir yüzleri hep illegaldir. Bu insanları da günü geldiğinde bir örgüte virman ederler. Bu pisikolojiye gelmiş olan kişi, örgüt istediğinde kendini patlatmaktan sakınca görmez, zaten hayatı hayat değildir.

Nerden mi biliyorum tüm bunları, bunca yıldır gördüklerimden, duyduklarımdan. Onlarca yaşanmış tecrübeden.

Bu yüzden gençlerle siyaset konuşmadan önce, lütfen bu yazıyı okuyun.

Emrah Akgün
 

1.03.2013 (Emrah AKGÜN)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR