MY NAME İS DAVUT... DAVUTOGLU

MY NAME İS DAVUT... DAVUTOGLU

Davutoğlu, MİT’in kapısında o tavrı neden sergiledi?


Günlerdir bekliyorum, muhalefetten birileri çıkıp “ne diyon hemşerim?” diye sorsun. Senin derdin ne? Ne demeye çalışıyorsun? Desin!


Kimsede ses seda yok! Artık kimse satırarası okumuyor mu, siyasette?


Aslında çok da satırarası mühendisliğine gerek yok, çok açık konuşuyor, Davutoğlu.


“Yeni Dünya” diyor. “Artık savunma stratejileri değişti” diyor. “Artık farklı paradigmalar var” diyor. “Görünmez kahramanlar var” diyor. “Bu yeni duruma göre şekillenen, savunma yapılanmamızı görmekten mutlu oldum” diyor.


Dikkat edin, savunma stratejileriyle ilgili konuşmayı Genelkurmay’ın önünde değil, MİT’in önünde yapıyor.


Yani diyor ki; kendi derin devletimizi kuruyoruz. Genelkurmay dahil herkes ayağını denk alsın.
Yani diyor ki; 90’lı yıllara geri dönüyoruz.
Yani diyor ki; “mermi atanda, yiyen de kahraman olacak yine”
Yani diyor ki; faili meçhullere hazır olun.


O yetmiyor, bir de diyor ki; MİT’in gelişen teknolojiye ayak uydurması, buna uygun envantere sahip olması, sevindiricidir.


Bir istihbarat teşkilatının, gelişen teknolojiye uyması ne demektir?


James Bond filmlerindeki gibi, çakmaktan araba, arabadan şemsiye olmayacak herhalde?


Bilgisayar da değildir çünkü artık çocukların telefonlarında bile var o.


Bir istihbarat teşkilatı söz konusuysa, teknoloji dinleme cihazlarıdır.


Yani diyor ki; öyle bir sistem kurduk ki, herkesi dinleyebileceğiz.


Yukarıdaki cümleler, özet verebilmek adına benim kurduğum cümlelerdir. Davutoğlu, bu tarz cümleleri uzun konuşması boyunca ballandıra ballandıra kurdu.


Şimdi toplama bakalım, elimizde ne var?


Savunma stratejilerini askerden ve polisten bağımsız olarak kuracak, operasyon yapabilecek, sadece Başbakan’a karşı sorumluluğu olacak, herkesi istediği gibi dinleyecek, hâkim kararı olmadan her türlü baskın, alıkoyma, el koyma, dinleme yapabilecek.


Hukukun üstünde, hukuka karşı bir sorumluluğu olmayacak. Çünkü değişen durumlara göre konum alıyor, ne zaman neyin değiştiğine de o karar verecek. Bu durumda hukuk geri kalacağı ve refleks gösteremeyeceği için de, yeni duruma uygun hukuku da bu kurum belirleyecek.


Şimdi daha iyi anlaşılmıştır umarım, bu konuşmanın satıraraları. Tüm bunlar olurken muhalefet ne yapıyor? Cambaza bak, diyor. Bir “Dersim” tutturmuşlar, bunun üzerinden aktivistler, kahramanlar üretmeye çalışıyorlar.


Henüz soykırım demeye cesaret edemedikleri için “katliam” diyorlar. Özür dileme işi bitti, şimdi sırada sözüm ona “haklar” var.


Bu görüntü talan edilen bir ülke görüntüsüdür. Farzedin ki, İngilizler, ABD’liler işgal etmiş ülkeyi, biri bir parça kopartıp mideye indirmeye çalışırken, diğeri de diğer parçanın peşinde.


Sözün özü; bu ülkede iktidar denilen odak hainse, emin olun ona bu fırsatları veren muhalefet de haindir.


Tüm bunlara rağmen bu odaklara oy veren halk da salak değilse, haindir.


Hem de ne pahasına? Kendi sonu pahasına.


Hadi kabul edin, hepinizin içinde “Amerika gelsin bizi yönetsin” ruhu vardı. Çünkü sadece bilgisiz değil, basit ve korkaksınız.


Dünyada emperyalizm tarafından yönetilmiş, onun direktifleri doğrultusunda istikamet çizmiş mutlu bir halk var mıdır?


Başka partiye laf söylerken, kendi partinizin saçmalık ve hainliklerine malum hayvanın treni izlemesi gibi sessiz ve uysal bakışınıza, ne diyelim?


Bu ülkenin muhalefet partisi yoktur. Bu ülkenin Milliyetçi partisi yoktur. Bu ülkenin Sosyalist partisi yoktur. Bu ülkenin bol bol haini vardır. Kariyer avcısı vardır. Hortumcusu, dolandırıcısı vardır. Yalakası, korkağı, kişisel çıkar avcısı vardır.


Bunca yaşanandan sonra, herhangi bir partiye oy veren, üyesi olan kişi dönüp baktığında bu gerçekleri göremiyorsa, ya düşünme organı yoktur ya da dediğim gibi haindir.


Bu yüzden, bu kafayla bu ülkenin kurtulma şansı da yoktur. Birkaç vatansever, namuslu insan da bu güruhla birlikte uçurumdan aşağı yuvarlanacaktır.


Emrah Akgün


13.11.2014 (Emrah AKGÜN)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR