Müftü Nikâhı

Arzu KÖK

Müftü Nikâhı

Bildiğiniz üzere, nüfus kanununda yapılacak bir değişiklikle resmi nikâh kıyma yetkisi, belediye memuru ve muhtarlardan başka il-ilçe müftülerine de genişletilmek üzeredir. Kanun tasarısı TBMM gündemindedir.

TÜİK’in 2016 yılında yaptığı araştırmaya göre bu ülkede yaşayan bireylerin yüzde 97.1’i hem resmi hem de dini nikah yaptırmış. Örneğin 2006 yılında hem resmi hem dini nikah yaptıranların oranı yüzde 85.9 imiş… 10 yıllık süre içinde uygulanan toplumu muhafazakârlaştırma uygulamalarına bakıldığında bu 10 puanlık artış hiç de şaşırtıcı değil.

Rakamlara baktığınızda: 1- Dini nikâh yaptırmanın önünde herhangi bir engel yok. 2- Bu ülkede insanlar resmi nikâhın yanında bir de dini nikâh kıydırmayı zaten bir ‘gereklilik’ olarak görüyor. Durum böyle iken bu ısrara ne gerek var?

Aslına bakarsanız halka kabul ettirmek adına sürekli savundukları gibi gerekli prosedürler yerine getirildikten sonra, nikâhı belediye memurunun kıymasıyla il-ilçe müftülerinin kıyması arasında bir sıkıntı ben de görmüyorum… Ancak keşke bu kadar masum olsaydı bu tasarı… Gözüne fener tutulan tavşan örneğindeki gibi tasarının diğer maddelerine baktığınızda bu durumun ciddi riskler taşıdığı gözlerden kaçmıyor. 

Bu tasarı ile sadece aile değil, devlet ve egemenlik parametrelerini de tahrip edecek boyutlar söz konusudur:

1) Bildiğiniz gibi ülkemizde, 16 yaşından küçük kız çocuklarının evlilikleri ve bu evlilikten doğan çocukları ve buna izin veren aileler ceza almamak adına bu durumu devlete bildirmiyorlar. Sonuç olarak bu evlilikler kayıt dışı, doğan çocuklar ise yasal olmayan bir birleşme sonunda doğan(nesebi gayri sahih) statüsünde sayılıyorlar… İşte bu yasa aslında; hacmi ve boyutları iyice artan ve toplumsal hasarların ötesine taşacak raddede tehlikeler üretmeye başlayan “nesebi gayri sahih” kapasitenin idari bir değişiklik hamlesiyle “nesebi sahihleştirme" projesidir… Tasarıya göre; bundan böyle sağlık personelinin takibi dışında doğan çocukların (evde doğumlar gibi) nüfus müdürlüklerine doğum bildirimi, resmî belgeye dayanarak yapmak yerine sadece sözlü beyanla yapılabilecek. Ne yazık ki son yıllarda taciz, tecavüz ve çocuk istismarı gibi iğrenç cinsel suç vakaları en üst seviyelere çıkmıştır. Bu tasarı, bu haliyle erken yaşta zorla evliliklerin ve diğer bazı cinsel suçlarla alakalı meşruiyet üretebilir... Toplumun baskısı ile geri çekilen “tecavüzcüsüyle evlendirme”yasasıyla yapılamayan şeyin yapılması anlamı da taşır bu. Çünkü bu vakaların çoğu genelde doğum nedeniyle gidilen hastanelerde kimlik çıkarma zorunluluğu nedeniyle ortaya çıkmaktaydı! Şimdi bu madde ile sözlü beyanın aslı astarını araştırmak mülki idare amirinin emriyle yapılacak araştırmanın insafına bırakılıyor. Bu iş yapılırken doğabilecek gevşeklik ve istismar alanlarıyla ilgili ne tür yaptırımların uygulanacağı konusunda ise ortada hiç bir şey yok. 


2) Mevcut İl-ilçe sayısı/müftülük sayısı ve yılda kıyılan resmi ve gayri resmi nikâh kapasitesinin aritmetiği ile bu tablonun doğurduğu iktisadi-sosyolojik durum öne çıkartılacak ve böylece müftüler resmi nikâh kıyma yetkisini alt kadrolarla paylaşmak durumunda kalacak ve bu anlamda da bir yasal düzenleme yapılacak gibi düşünüyorum nedense. Çünkü toplam il-ilçe sayısı dolayısıyla müftülüklerin sayısı ve yıllık nikâh kıyma sayısı ile müftülerin günlük iş akışı dikkate alındığında, müftülerin bu işi özellikle Doğu ve Güneydoğu'da imamlara ve “mele” denilen kişilere devretme ihtimali çok yüksek. Eğer il-ilçe müftülerinin resmi nikâh kıyma yetkisi imam-vaizlere dek indirgenecek olursa, ortaya siyasi ve toplumsal istikrarı ciddi risklere atacak bir tablo çıkar.


3) Kanun taslağında ayrıca il-ilçe idare kurul kararlarıyla soyadlarının tashih edilebilmesi veya değiştirilebilmesi gibi bir madde de var. İdari kararla nüfus kaydı değişimi, bir kitleyi tehcire kadar götürebilecek bir potansiyel taşıyor olup mevcut medeni hukuk (kişiler, aile, miras, vd.) düzenini alt üst etmekten başka problemlere de yol açacaktır. Dinî-etnik-mezhebi sivil toplumcu fay hatları, soyadlarından sterilize edilmek ya da baskıya dönüştürülerek keskinleştirilmek istenebilecektir. Bunun sonucu da her açıdan tam bir felâket olacaktır.


Kısaca yukarıda gördüğüm bazı konulardaki endişelerimi dile getirdim. İyimser olmak istiyorum ama bunun için ne yazık ki zemin çok çok zayıf. 

Son açıklanan 2016 Çocuk İstismarı Raporu’na göre son 10 yılda çocuk istismarı vakaları yüzde 700 arttı. Ama aynı dönemde çocuk istismarı vakalarında “iyi hal ve saygın tutum indirimi” rutin uygulama halini aldı. Salgın hale gelen çocuk istismarı vakalarına karşı, cinsel eğitim ve istismardan korunma eğitiminin yaygınlaştırması gerekirken eğitim cihat naraları ile giderek gericileştiriliyor. Eğitimdeki bu gerileşme ise kadın düşmanlığını daha da tetikliyor.

Yine son verilere göre Türkiye, 18 yaş altında evlendirilen kız çocukları oranında Avrupa’da birinci sırada ve neredeyse her 3 evlilikten biri çocuk evliliği.  Dini nikâh çocuk evliliklerini yaygınlaştırıyor; çocuk evliliklerinin normalleşmesi, çocuk istismarını ve erkeklerin çok-eşliliği kültürünü besliyor: Erken yaşta evlendirilen kız çocuklarının çoğu ikinci eş, kuma olarak verilmekte ne yazık ki. Şimdi söyleyin bana devletin kendi yaptığı istatistiksel sonuçlar bile böyle iken nasıl iyimser olsun insan? Nasıl bu yasaya karşı çıkmasın?

Şimdi sorarım sizlere:

Bundan sonra daha fazla kadın tecavüze uğrayacak; daha fazla genç kız, masum “Özgecan”ın uğradığı duruma maruz mu kalacak?

13 yaşındaki çocuk gelinlerin dünyasında mı yaşayacağız artık?

15 yaşındaki küçük kızın tecavüze uğradıktan sonra aile büyüklerinin bir araya gelerek anlaşması sonucu 30 yaşındaki adamla evlenmesine mi şahit olacağız? 

Küçük yaşta evlendirilen bu küçük kızların, kadınların İntiharlarına mı tanık olacağız?

Tecavüzcüsüyle evlenmek istemeyen bir kızımızın sokak ortasında namus cinayetine kurban gitmesine mi tanıklık edeceğiz? 

Karanlığa bir toprak daha mı atacağız?..

16.10.2017 (Arzu KÖK)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Bitmeyen Senfoni

100. Yıl…

Corona ve Doğa

Vicdan!...

Yarın Çok Geç Olabilir!...

Corona ve Dua

Ulusal Yas

Suriye Çıkmazı

Ölmek mi Kalmak mı?