LEYLA ZANA, KÜRT GANDHİ VE CİZRE

LEYLA ZANA, KÜRT GANDHİ VE CİZRE

Bir anne, keskin nişancıların öldürdüğü on iki, on üç yaşındaki oğlunun üstüne kapanmış, yüzünü ve ellerini defalarca öpüyor, başını okşayıp acı acı haykırıyordu. Oğlunun siyah saçlarını kutsal bir kitaba dokunur gibi okşarken, "Erdoğan oğlumu öldürdün, oğlumun ne suçu vardı, onu niye öldürdün?" diye haykırıyordu.

Cizre' de daha pek çok ölü vardı.

Mehmet Tunç, sen isyanla dolup taşmıştın. Sanki baban ve annen öldürülmüştü, sanki çocukların öldürülmüştü, ölenler senin kardeşlerin, senin çocuklarındı. Çektiğin azap tarif edilmezdi, televizyonda konuşurken, bir öfke patlamasıyla hüngür hüngür ağlamıştın.

 

Telefonla bağlandığın NUÇE TV'de gözyaşları arasında, "Kürt halkına, KDP, HPG ve YPG ye, Cizre halkına sahip çıkmaları için çağrı yapıyorum," dedin.

"Son noktalardayız," diyordun. "Attıkları toplar ve havanlarla çember her geçen gün daralıyor. Yüz iki yüz genç var, direnecekler; biz iki eş başkan da onlarla beraberiz. Bütün halka sesleniyorum. Lütfen Cizre' yi kurtarın!"

Ümit doluydun.

Leyla Zana'ya derin bir güven besliyordun. Ölüm pahasına da olsa halkını yalnız bırakmaz, mutlaka gelip Cizre'nin kapısına dayanır, diyordun. Nitekim Cizre'de sokağa çıkma yasağı uygulandığında İdil' e kadar gelmiş ve büyük bir kalabalığa, "Gençler öleceğine biz ölelim, nefsimle bir ay mücadele ettim, ölümleri durdurmazsak ben ölüm orucuna yatacağım. Tanıyan herkes bilir, söz ağzımdan çıktı mı kellem uçsa arkasında dururum, ölümleri seyretmektense ölmeyi tercih ederim," demişti.

Leyla Zana'nın bu sözleri halkta büyük bir coşku yaratmış, gökleri sarsan alkışlarla selamlanmıştı. Televizyonlarda ve yazılı basında günlerce bu ölüm orucu ve yaratacağı sonuçlar konuşulmuştu.

Sen Leyla Zana'nın gireceği ölüm orucunun dünyada büyük bir yankı uyandıracağını ve tüm dikkatleri Cizre'ye çekeceğini düşünüyordun. Ayrıca içte de büyük bir hareketlenme yaratacağını ümit ediyordun.

Leyla Zana' nın bu konuşmayı yaptığı dakikalarda HDP genel başkanı Selahattin Demirtaş'ın başkanlığındaki bir milletvekili grubu Cizre'ye yürüyordu.

Milletvekili heyeti Cizre'ye gelmek için arabalarla Diyarbakır'dan yola çıkmış, ancak yolları Midyat çıkışında polis ve askerlerce kesilmişti. Onlar da arazide yürüyerek yollarına devam etmiş, akşam saat 19.15'de İdil'e ulaşmışlardı.

Sen televizyonların verdiği bu yürüyüşü gözyaşları arasında seyretmiştin.

Televizyon ve gazeteler bu yürüyüşe geniş çapta yer vermişlerdi. Kürtler Selahattin Demirtaş'la gurur duyuyor,"İşte lider dediğin böyle olur! Tarih bir Kürt Gandhi' sinin doğuşuna tanıklık ediyor," diyorlardı.

Kürt Gandhi'si sözü dilden dile dolaşıyor, "Tarih hiçbir lidere böyle şans tanımadı," deniyordu.

Selahattin Demirtaş ve milletvekilleri İdil'de sabahı beklemeden gece saat 02.30'da yola çıkmışlardı.

Sabaha doğru saat 04.30'da yolları tekrar asker ve polislerce kesilmişti. Polis yetkilisi, "Bize talimat verildi, size izin vermeyeceğiz," demişti.

Heyet burada iki saat kadar beklemiş, sonra da İdil' e geri dönmüştü.

Bu geri dönüş insanlarda şaşkınlık yaratmıştı.

Sen, birkaç güne kalmaz Leyla Zana' nın ölüm orucuna başlayacağını, PKK ve HDP' nin bir işareti ile Kürtlerin ayağa kalkarak Büyük Cizre Yürüyüşü' nü başlatacağını düşünüyordun.

Kürtler ve diğer halklardan dostları dört bir taraftan milyonlar halinde Cizre'ye aktıklarında, ne kadar gaddar ve kan dökücü olursa olsun hiçbir devletin bu çağda o silahsız insan denizine ateş açmayı göze alamayacağını söylüyordun.

İşte o zaman devlet güçleri tek kurşun atmadan geri çekilmek zorunda kalacaklardı. Kansız devrim de herhalde böyle bir şeydi.

( MEHMET TUNÇ VE BÊKES ADLI KİTABIMDAN BİR BÖLÜM )

 

9.01.2018 (Mahmut Alınak)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR