KÜRTLERİN BİR AĞLAMA DUVARI YOK

KÜRTLERİN BİR AĞLAMA DUVARI YOK

         

       Her milleti bir arada tutan bazı değerler ve semboller vardır. Onların tarihsel yolculuğuna bu değerler ve semboller rehberlik ederler.

            İsraillilerin Ağlama Duvarı buna en iyi örnektir.

Davut peygamber yaklaşık üç bin yıl önce ölünce, yerine geçen oğlu Süleyman peygamber Kudüs’te Mescid- i Aksâ’ yı yaptırmıştır.

 Asuriler M.Ö. 587'de Kudüs'ü yakıp, yıktı. İsraillerin çoğunu öldürdü, kalanlarını da Babil'e sürdü.

Fetihçilerin yıktığı Mescid- i Aksâ’dan geriye kalan bir duvar, Ağlama Duvarı adıyla İsraillilerin özgürlük hayallerini besleyen kutsal bir mekâna dönüştü.

Kudüs sonraki yıllarda insanlık tarihini kana bulayan fetihçi zorbalar arasında birçok defa el değiştirdi.

İsrailliler kum taneleri gibi dünyanın dört bir tarafına dağılmışlardı. Topraklarından asırlarca uzakta kalsalar da, Ağlama Duvarı’ nın yaydığı ruh, onlarıngelecek hayallerini ve ulus bilinçlerini hep canlı tutmuştur.

Uğradıkları katliamları, yaşadıkları esareti ve sürgünleri hatırlamak, anmak ve ulus bilincini diri tutmak için bu duvarı iki bin yıldır kitlesel olarak ziyaret ediyor, gözyaşı dökerek ulusun esenliği için dua ediyorlar.

Ağlama Duvarı İsrailliler nezdinde o kadar yüce bir makam ki, ABD Başkanı Trump geçenlerde gittiği İsrail’de Yahudilere şirin görünmek için duvarı ziyaret edip önünde eğildi.

Peki ya Kürtler?

Kürtler de tarihin acı çeken milletlerinden biridir. Ne var ki, Ağlama Duvarı misyonunu taşıyan bir mezar taşları bile yok!

Devlet Zilan Deresi’nde…

Satılmış işbirlikçi Kürtlerin de desteğiyle 13 Temmuz 1930’da, bebeğinden doksanlık yaşlısına kadar on binlerce Kürdü katletmiş, vadi cesetlerle dolup taşmıştı.

Ama Kürtler, İsraillilerin Ağlama Duvarı’na gösterdikleri sahiplenmeyi Zilan Deresi’ne göstermemiş, o vadiye bir tek defa bile ayak basmamış ve katliamı zihinlerde canlı tutmamışlardır. 

Katliamın her yıldönümünde o acı tazelenmiş olsaydı, Kürtlerde mutlaka bugünkünden farklı bir ruhsal şekillenme olacaktı.

Ve ayrıca dünya ve Türkiye halklarının vicdanına seslenme fırsatı da doğacaktı. Böylece halklar düzeyinde uluslararası bir destek de sağlanabilecekti. 

Ne yazık ki, o korkunç katliam arşivlerin sararmış sayfaları arasında küllenip kaldı.

Bunda elbette halkın bir günahı yoktur, görev ve sorumluluk önderlerdedir. Bu projeyi sonraki yıllarda önderliğe soyunanlar halkın önüne koyacaktı.

Bunun gibi daha pek çok örnek verilebilir.

Uzaklara gitmeye gerek yok.

Daha dün…

Onlarca Kürt şehri yakılıp yıkıldı, Cizre’de aralarında kadın ve çocukların da olduğu yüzlerce masum insan dünyanın gözü önünde bodrumlarda yakılarak katledildi.

Geçen Mayıs ayında VAHŞET MÜZELERİ başlıklı bir makale yazıp, o bodrumların müze yapılması için PARTİLERE…

Sendika, baro, dernek ve duyarlı kurum ve kişilere çağrı yapmıştım.

Bu çağrı ne yazık ki cevapsız kaldı.

Şimdi…

Yüzlerce masum insana mezar olan vahşet bodrumlarının üstünde, devletin resimdeki o lanetli TOKİ inşaatları yükseliyor.

İsrailliler nasıl ki Mescid-i Aksâ’nın işgalcilerce yıkılışının her yıldönümünde AĞLAMA DUVARI’ nı ziyaret ediyorlarsa…

Kürtler de ortak yaslarını tutmak ve acılarını paylaşmak için katliamın her yıldönümünde yüzbinler, milyonlar halinde o VAHŞET MÜZELERİ’ ni ziyaret edebilirlerdi.

Bunun büyük toplumsal ve siyasal sonuçları olacaktı.

Ne yazık ki olmadı.

Eh, ne diyelim; Kürt siyaset öncüleri ile zenginlerinin canı sağ olsun!

Sözlerinde ne kadar samimi ve…

Halka ne kadar bağlı

10.12.2017 (Mahmut Alınak)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR