Kültür-Sanat!...

Kültür-Sanat!...

“Bir ülkede akıl ve sanattan çok maddi servete kıymet verilirse, bilinmelidir ki, orada keseler şişmiş, kafalar boşaltılmıştır” der Prusya hükümdarı II. Friedrich. Şimdilerde bizim ülkemizde de maddi servet, sanattan ve kültürden önce gelir oldu. İster istemez düşünüyor insan; bizim ülkemizde bunun sebebi keseleri doldurmak mıdır, kafaları boşaltmak mıdır, yoksa her ikisi birden midir? 

Yıllardır kütüphane, opera, tiyatro, sinema sahneleri satılır, kapatılır, yıkılır. Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçeden en düşük pay alan bakanlıktır bilir misiniz? Peki tiyatrolarda, operalarda, müzelerde, orkestralarda bilet satışından elde edilen gelirin direkt hazineye aktarıldığını biliyor musunuz? Bunlar yapılırken de oyuncuların ve set işçilerinin taşeron işçi statüsünde çalıştırılması söz konusudur ki tüm bunlar keseleri doldurmak adına yapılanlardır. Ancak işin en tehlikeli kısmı, bunun yanında kafaları boşaltma çabalarıdır. 

Çıplak kadın heykeli gördüklerinde(ki onların gözüne çarpan şey eserdeki sanatsallık değil, çıplaklıktır) ‘’Ben böyle sanatın içine tükürürüm’’ derler. Aradan yıllar geçer, İzmir’deki ‘’Müzisyen’’ isimli ahşap heykeli müstehcen bulduklarından birileri parçalar. Kimi heykellere “Ucube” denilir ve yıktırılır. Kadın ve erkeğin yan yana, koro şeklinde çok sesli bir ilahi okunmaları günah sayılır. Filmlere sansür uygulanır, etkinlikleri iptal ettirilir, konserler engellenmeye çalışılır. Beğenmedikleri sanatçıların konserlerine ellerinde satırla, tekbir getirerek saldırır birileri, sanatçılar hedef tahtasına oturtulur, ellerinde benzinle yakmaya koyulur birileri. Bunlar yetmezmiş gibi  açığa almalar, ihraçlar…vb ile kafalar boşaltılmak istenir.

Nazilere yakın bir koyu milliyetçi oyun yazarı olan Hanns Johst’a ait, Johst’un Schlageter adlı oyununda geçen bir söz geliyor akıllara: “Kültür lâfı duyduğum anda tabancamın emniyetini açarım.” Schlageter, oyunun birinci perdesinde eder bu sözü ve bu söz, Hitler’in en yakınındaki iki isme,  Goebbels’e veya Göring’e atfedilir. Bu söz, yüzeysel yorumuyla, Nazilerin kültür düşmanlığının ikrarı olarak kabul edilegelmiştir. Ancak bu söz, sadece Nazizmin değil, milliyetçi-muhafazakâr ideolojinin, kültürü bir millî hayat-memat meselesi sayan zihniyet dünyasının da ifadesi olmuştur aynı zamanda. Yabancı, zararlı sayılan kültür, nahoş, uygunsuz, mahzurlu filan değil, düpedüz düşmandır. Bu sebepten, zapturapt altında tutulmalı, zor kullanmaktan sakınmadan müdahale edilmelidir kültüre. Öyle de yapıldı o dönem. Örnek alanlar da devam etti yıllardır bu yönteme, ülkemizde olduğu gibi.

Sanat ve kültür özü gereği, insanları kaynaştırıcı özelliğe sahiptir. Müzik her yerdedir, örneğin; halk ayaklanmalarında, din ve inanç törenlerinde ya da savaşlarda müziğin birleştirici etkisi her zaman hissedilegelmiştir. Diğer sanat dalları için de geçerlidir bu ve özü gereği de muhaliftir sanat. Yaşar Kemal’in de dediği gibi ‘’Sanat, gerçek sanat; zulmün, şiddetin, tüketici oburluğun, insanca olmayan her davranışın karşısındadır. Çünkü bana göre ne olursa olsun her biçim sanatın birinci işi başkaldırıdır.’’ 


Zeybekler bir başkaldırının öyküsü değil midir? Sanat birleştirir, kaynaştırır ve başkaldırır. Bunu bildikleri içindir ki sanatı engellemek için fitne ile taarruza geçer aydınlanmayı istemeyenler. Yaklaşık son 7 aydır, yani OHAL sürecinde, FETÖ operasyonu adı altında birçok kişiye ve sanatçıya karşı başlayan açığa almalar, ihraçlar resmen bir cadı avına dönüştü. Cumhurbaşkanı bir konuşmasında ‘’Siyasetçilerin attıkları her adım, ağızlardan çıkan her söz yakından takip edilir. Halbuki sanatçıların ve sporcuların toplumu etkileme gücü, siyasetçilerden daha az değildir’’ derken hissettiği bir tehlike mi vardı dersiniz? Belki de bu yüzdendir; toplumda sanatçı, sporcu olarak bilinen bazı isimlerin sıkça saraya davet edilmeleri.  Belki de bu yüzdendir Devlet Tiyatroları Genel Müdür Vekili’nin  ‘’Devlet Tiyatrolarında yalnızca yerli oyunların sergileneceği’’ yönündeki sınırlamasının ardındaki gerçek. 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda bir telefonla başlayan açığa almaların gerekçesi ‘’Performans eksikliği’’  olarak gösterildi. Açığa alınanlara bakıyorsunuz Türk tiyatrosunun önde gelen isimleri ki kim karar vermiş, hangi kritere göre karar vermiş, belli değil.  Daha sonra Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nda 31 kişi işten çıkarıldı. Gerekçesi; ‘’Eğitim durumlarının uygun olmaması’’. Peki yıllardır çalışan bu insanların eğitim durumlarındaki eksiklik yeni mi fark edilmiş, yoksa sebep çok mu farklı? Görevden almaların acıları daha kapanmamışken bu sefer de bu tiyatrocuların öğretmenleri, Ankara Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nden 6 akademisyen ihraç edildi ve bölüm fiili olarak işlevini yitirdi. 

Daha sonra da iş müziğe gelmiş olacak ki, orkestra Şefi İbrahim Yazıcı ve Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası sanatçısı Filiz Özsoy ihraç edildi. Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı akademisyenlerinden piyanist Dengin Ceyhan 8 gün gözaltında tutulduktan sonra tahliye edildi. Gerekçeler ise çoğunlukla sosyal medya üzerindeki paylaşımları...vb. 


Görünen odur ki kültür ve sanata yöneltilen silah net olarak belli. Onlar gibi düşünmeyen, onların yanında saf tutmayan bütün sanatçılar bir şekilde ekmeğinden edilmeye çalışılıyor. Ne yazıktır ki bu gidişat devam edecek gibi de görünüyor. Böyle giderse işçi ya da memur alımlarını sadece bir kişi belirleyecek. Bir kişinin istediği müzik tarzı çalınacak, bir kişinin istediği oyun oynanacak, bir kişinin istediği heykel yapılacak, bir kişinin istediği filmler gösterilecek, bir kişinin istediği resimler sergilenecek ya da bir kişinin istediği dans türü oynanacak. Sanatçılar kutlu doğum haftalarına etkinlik yapmaya zorlanacak. Klasik müzik, opera, bale unutturulacak büyük olasılıkla. 

Unutulmamalıdır ki ‘’Sanat çok değerlidir’’ ve ‘’Sanat, içinde geleceği barındıran önemli bir silahtır’’. İşte bu nedenledir ki, sanatçılara büyük iş düşmektedir. Önümüzdeki süreçte tüm sanatçılar, özgünlüklerini, yaratıcılıklarını ortaya koymalı, üretmelidirler. Üretirken de gülmeli, eğlenmeli, halkı sanatla aydınlatarak korku salmalıdırlar birilerine. Zira sanatın gücü çok çok büyüktür. Kültürel hegemonyanın karşısına yine kültürle, sanatla çıkılmalıdır ki mücadele başarıya ulaşsın. Tüm sanatçılar birleşip, HAYIR demeli, HAYIR çalmalı, HAYIR oynamalı, HAYIR çizmeli, HAYIR sergilemelidir. Çünkü, aslında “Sanat, HAYIR içindir.”

Yoksa birileri çıkıp “Kültür lafı duyduğumda…” diyecek…

1.03.2017 (Arzu KÖK)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR