KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER ( 2 )

KRİZ KISKACINDA: YERKÜRE, COĞRAFYAMIZ VE İŞÇİLER ( 2 )

Bu tabloda ekonomik krizin bilançosunu çıkaran DİSK-AR’ın tüm verileri, krizin faturasının işçi sınıfına ve ücretli çalışanlara yüklenmek istendiğini gösteriyor

Ekonomik kriz Türkiye’yi OECD ülkeleri içinde tüketici fiyatlarının en yüksek olduğu ülke hâline getirdi. Türkiye OECD ortalamasının 8.5 katı, AB ortalamasının 12 katı enflasyona sahip. 2018’de gıda enflasyonu yüzde 31, ev eşyası yüzde 29 oranında arttı. Elektrik ve doğalgaz fiyatlarındaki artış ise ortalama enflasyonun çok üzerinde gerçekleşti. TÜİK’e göre 2018 yılında elektrik fiyatları yüzde 45, doğalgaz fiyatları ise yüzde 31 arttı.

Aralık 2017’de aylık 117 bin olan işsizlik ödeneği başvuru sayısı, Aralık 2018’de yüzde 80 artışla 211 bine ulaştı. İşsizlik ödeneği alanların sayısı ise Aralık 2018’de rekor seviyeye ulaştı. Aralık 2017’de 408 bin olan işsizlik ödeneği alanların sayısı Aralık 2018’de 577 bine çıktı.

SGK’ye göre 2018 Eylül ve Kasım ayları arasında sigortalı sayısındaki azalış 361 bin oldu. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından açıklanan sendikalaşma istatistiklerine göre ise Ocak 2018-Ocak 2019 arasında sigortalı işçi sayısı 433 bin azaldı.

Şubat 2017’de bin 658 TL olan açlık sınırı, Ocak 2019’da 1957 TL’ye yükseldi. Yoksulluk sınırı Şubat 2017’de 5 bin 738 TL iken, Ocak 2018’de 6758 TL’ye çıktı. Böylece 2019 için saptanan 2020 TL asgari ücret, 2019’un ilk ayında açlık sınırı düzeyine geriledi.

2019 ‘Gelir Vergisi Genel Tebliği’ne göre, yüzde 15’lik ilk gelir vergisi dilimi 18 bin TL olarak hesaplandı. Böylece ilk vergi dilimi yüzde 21.6 oranında arttı. Asgari ücretteki yüzde 26 oranında artış karşısında vergi dilimi düşük kaldı.

2018’de Ocak ve Kasım döneminde kredi ve kredi kartı borcunu ödeyememiş gerçek kişi sayısı, 2017 yılına göre önemli bir artış gösterdi. Ekim 2017’de 152 bin olan ödeme yapmayan borçlu sayısı, Ekim 2018’de 184 bine yükseldi.

2002’ye göre emekli aylıkları milli gelire göre yüzde 20 geriledi. Emekli aylıklarının milli gelir karşısında 2017 ve 2018’de erimesi arttı.[62]

Ve tüm bunlar asgari ücret gerçeğiyle betimlenen coğrafyamızda yaşandı…

Yeri geldi aktaralım!

10 milyon insan 2 bin 500 TL altında gelirle çalışıyorken; asgari ücret 2015’ten Mart 2019’a 102 dolar eridi.

Asgari ücretle çalışan kadın sayısının erkeklerden daha hızlı arttığı Türkiye’de her 100 çalışandan 43’ü asgari ücret elde ediyorken; coğrafyamız asgari ücretle geçinenlerin toplam çalışanlara oranında Avrupa birincisi.

TÜİK verilerine göre, 1 milyon 800 bin kişi asgari ücretin altında gelir elde etmekteyken; cumhurbaşkanının maaşı asgari ücretin 25.4 katı! Bu tutar ile Türkiye OECD ülkeleri içinde 4. sırada.[63]

Oysa ‘İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’, “Herkesin, kendisine ve ailesine insanlık onuruna yaraşır bir yaşam sağlayan ve gerektiğinde her türlü sosyal koruma yolları ile de desteklenen adil ve elverişli bir ücret hakkı vardır,” der…

Nihayetinde Türkiye, bir ucuz emek cenneti hâline gelirken; emek istihdamında Avrupa’nın Çin’i oluyoruz…

Hem de hayat pahalılığı, çift haneye demirleyen enflasyon ve yükselen kurlar emekçinin belini büküyor. Asgari ücretlinin alım gücü her geçen gün düşüyor. Ocak 2019’da 2 bin 20 TL olan asgari ücret 335 Avro ederken Ağustos 2019’da 315 Avro’ya denk geliyor![64]

Ve SGK verilerine göre, 2008’den itibaren aktif sigortalı sayısı her yıl artarken, 2018’de patronlara her türlü teşvik verilmesine karşın, aktif sigortalı sayısı 2017’ye göre azaldı![65]

Yine SGK verilerinde her yıl 60-80 bin civarı yaralanma olayı açıklanırken; TÜİK verileri bunun 10 katını, 600 bini buluyor. Oysa gerçek sayı 2 milyon dolayında.[66] Yani ölümlerin bile kayıtdışı kaldığı coğrafyamızda; işçilere reva görülenlere “şaşıracak” bir şey yok aslında!

Bu kadar da değil!

Antep Milletvekili İrfan Kaplan, artarak devam eden ekonomik krizin ve işsizliğin intihar girişimlerini de artırdığını vurgusuyla, “2002’den bu yana ekonomik kriz, artan işsizlik, geçim sıkıntısı ve yoksulluk beraberinde şiddet ve intiharları da kaygı verici boyutta artırmaktadır,” deyip ekliyor:

“Ekonomik bunalımın intihar üzerinde yadsınamayacak bir etkiye sahip olduğu gerçeği her gün yeni bir bunalım ve intihar haberiyle gözler önüne serilmektedir. İşsizlik yüzünden intihar normalleştirebilecek bir şey değildir”!

Gerçekten de, ‘İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği’ (İSİG) verilerine göre, “2013’de 15, 2014’de 25, 2015’de 59, 2016’da 90, 2017’de 89, 2018’de 73 işçi, geçim sıkıntısı borç ve işsizlik nedeniyle intihar ederek yaşamına son verdi.[67]

İşsizlik ve ekonomik kriz 2019’da işçilerin canını almaya devam ediyorken; Alışveriş Merkezleri’nde (AVM) yaşanan emek sömürüsüne ilişkin bir raporun verilerine göre,12 saat çalışan AVM emekçileri, dini bayramlar ve resmi tatil günlerinden de yararlanamıyor. AVM emekçilerinin yarısından fazlası sürekli mesaiye kalıyor. AVM çalışanlarının yüzde 54.4’ü hiç tatil yapmıyor.[68]

Özetle ILO ‘Uluslararası Standartların Uygulanması Komitesi’, Türkiye’ye sert eleştirilerde bulunup, hükümeti sendikal haklara saygı göstermeye ve sendika üyelerine yönelik her türlü şiddet ve baskıyı engellemeye çağırırken;[69] Türkiye hükümetinden, ILO sözleşmelerine aykırı uygulamalarıyla ilgili açıklama yapmasını talep etmekte[70] sonuna kadar haklıydı!

 

II.3) İŞ CİNAYETİNDEN ÇOCUK SÖMÜRÜSÜNE

 

Adana’da çadırlarda kalıp sabahtan akşama kadar çalışmak zorunda bırakılan tarım işçilerinin, “Karın tokluğuna çalıştırılıyoruz,” dediği coğrafyamızda; 6.5 milyon civarındaki tarım işgücünün yarısını mevsimlik tarım işçiler oluştururken;[71] günde 12 ile 14 saat güneşin altında kesintisiz çalışarak 40 ile 70 TL arasında yevmiye alınırken;[72] ILO raporlarına göre, her 4 saatte bir işçi öl(dürül)mektedir Türkiye’de!

Resmi ve gayri resmi veriler Türkiye’de 17 yılda en az 22 bin işçinin öldüğünü ortaya koyuyor. Özellikle 2012-2017 kesitinde yaşanan iş kazalarında sürekli artış gözleniyorken; günde ortalama 3 ile 5 arası işçi yaşamını yitiriyor. Başka bir deyişle Türkiye’de ortalama olarak her 4 saatte bir işçi, iş cinayetinde yaşamını yitiriyor.[73]

Ayrıca İSİG’in, 2019’un Ağustos ayında en az 148 işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini açıkladığı[74] coğrafyamızda her ay en az 5 çocuk iş cinayetinde ölü(dürülü)yor![75]

Kolay mı? AKP iktidarında çocuk işçi kazaları yüzde 2747 arttı!

‘AKP İktidarında İş Cinayetleri ve Çocuk İşçiler’ başlıklı rapora göre, AKP iktidarları döneminde meydana gelen iş kazalarında ciddi artış yaşandı. 2003-2017 kesitinde meydana gelen iş kazalarında 5 kat artış yaşanırken saatte 16 kişi yaralandı. 2003’de 76.667 kişinin yaralandığı iş kazaları, 2017’de yüzde 369 artışla 359.653’e ulaştı.

2003-2017 döneminde meydana gelen iş cinayetleri sonucunda 18.558 işçi hayatını kaybetti. 2003 yılında 810 olan işçi cinayeti sayısı yüzde 102 artarak 2017’de 1.633’e yükseldi. Bu verilere göre 2018’de 15 yılda Türkiye’de haftada 24 işçi, iş cinayetinde hayatını kaybetti.

Yine 2003-2017 arasında 14 yaşından küçük 2 bin 897 çocuk iş kazası geçirdi. Verilere göre 15 yılda iş kazası geçiren 14 yaşından küçük çocuk sayısında yüzde 3 bin 367 artış yaşandı. 2003’de 3 çocuk iş kazası geçirirken, 2017’de bu sayı 37 kat artarak 113’e yükseldi.[76]

Her 10 çocuktan birinin işçi olduğu ve 59 milyon çocuk eğitim hakkından yararlanamadığı[77] Türkiye’de çocuk işçi sayısı 2 milyona yaklaşıyor. Her 10 çocuktan 8’i güvencesiz çalışıyor. AB’nin yoksunluk tanımına göre, 2017’de coğrafyamızda yaklaşık her üç çocuktan biri, başka bir deyişle 7 milyonu aşkın çocuk şiddetli maddi yoksunluk çeken hanelerde yaşıyor.[78]

 

III. AYRIM: “SONUÇ” YERİNE

 

Verili hâlde işçiler açısından krizin politika ile ilişkisini kurmak, bunu da örgütlenmeye kanalize etmek sınıf mücadelesinin seyri açısından “olmazsa olmaz”dır.

Tekrarlayalım: Kriz ile politika ilişkisi iç içedir.

Hayatımıza bire bir yansıyan kriz, yönetenleri yönetemez hâle getirirken; bunun da politik bir imkân olduğu “es” geçilmemelidir.

Egemenler açısından ufukta çıkış görünmüyor; çare baskıda zorbalıkta, yasakta aranıyorsa, emekçi sınıflar krizden devrimci, demokratik, kitlesel çıkışın kapısını çalabilirler ve çalmalıdırlar da.

Bu yoldaki ilk adım sürdürülemez kapitalist krizin yükünü sırtlamayı reddetmektir.

Ve asla unutulmamalıdır ki nihai olarak krizlerden kurtulmak ise, ancak sürdürülemez kapitalizmden kurtulmakla mümkündür.

Söz konusu imkâna ilişkin olarak hayat çok sayıda patlayıcı madde biriktirmiş vaziyettedir.

Evet, “Karşımızda çok sayıda patlayıcı madde var. Bunlardan biri patlarsa, hem Asya krizi tipi hem de 2008 borç krizi tipi iki krizin zincirleme reaksiyon içinde çakışmasına yol açabilir.”[79]

Kolay mı?

Almanya ekonomisi sert bir frenle resesyona giriyor. İngiltere’de ekonomik büyüme negatif. Çin ekonomisi yavaşlıyor. Singapur, Güney Kore, Brezilya, Meksika ekonomileri resesyonda. İtalya ve Rusya’nın büyüme oranlarının negatif alana geçmesi bekleniyor. Nihayet ABD’de 2020’de bir resesyon olasılığı hızla artıyor. Ticaret savaşları bu süreci hızlandırıyor. Mali piyasaları sarsıyor…

İş çevrelerinin dergisi Fortune’un CEO’su A. Murray bu “Bilderberg sınıfları” için “İçinde çalıştıkları düzenin yıkılmasından, gelecek resesyonda patlak verebilecek devrimlerden, kitlelerin baltalarını bileyip hesap sormaya kalkmasından korkuyorlar” diyor…

Yine, hem çok korkutucu siyasi sonuçlar hem de fırsatlar yaratabilecek bir döneme girdik.[80]

Evet, evet sistemin krizi, sürdürülemez kapitalizmin işlevlerini yitirmesiyle birlikte artık sistem-içi müdahale biçimleriyle krizin atlatılamamasını devreye soktu.

Bu da yerküredeki itiraz hareketlerinin pıtrak gibi çoğalmasına yol açtı.

2018’de başlayan ve şiddetlenerek devam eden eylem dalgasıyla yüz yüzeyiz: Sudan, Nikaragua, Romanya, Macaristan, Tunus, Fransa, Sırbistan, Irak, Lübnan, Şili, Ekvador, Ermenistan, Azerbaycan, Katalonya, Haiti, Honduras, Endonezya, Porto Riko, Peru, Hong Kong, İngiltere vb’leri…

Çok farklı coğrafyaları kapsamakta olan bu eylemleri mercek altına aldığımızda Katalonya vb. gibi spesifik yanları olanlar bir yana, hemen tümünün benzer sorunlar ve talepler içerdiğini görmek olası.

Ezilenler kapitalist küreselleşmeye ve neo-liberal ekonomik yıkıma isyan ediyorlarken; işçi sınıfı da sahneye çıkmaya başladı…

Latin Amerika ve Afrika’dan, Avrupa’ya, Kafkaslar’dan, Ortadoğu’ya dünyanın dört bir köşesinde isyan ateşi yanıyor. Dünya alev aldı; küresel eylemlerle ısınan 40 ülke 40 isyan’dan söz ediyoruz artık…

Ezilenlerin isyanı ortak bir “adaletsizlik” duygusu ekseninde gelişen devrimci itirazken; artık her şey itirazın direnişindedir; hayatın ölüme karşı koyduğu başkaldırıdadır…

Kolay mı? Yeni isyan ikliminde “Şili Tsunamisi”, “Neo-liberalizm Şili’de doğdu, Şili’de ölecek!”[81] derken; Lübnan Komünist Partisi Merkez Komite üyesi Cena Yasmin Nahal da, “17 Ekim Ayaklanması, Lübnan işçi sınıfının ve bu ülkenin haklarından mahrum bırakılmış insanlarının gerçek isyanıdır,”[82] diye ekliyor.

2019’un ilk yarısında, Cezayir ve Sudan’da halk isyanları “adamları” devirdi. Eylül’de, Mısır’da darbeci General Sisi’nin rejiminin yolsuzlukları sosyal medyada yankılanmaya başlayınca toplumsal muhalefet aniden patladı. Irak’ta da 1 Ekim’de başlayan sokak eylemlerinde 120 kişi öldü; 6 bin yaralı, yüzlerce tutuklu var. Lübnan’da da halk, etnik dini ayrımları aşarak rejime karşı hep birlikte sokaklara döküldü. Hâlen ekonomi, günlük yaşam felç olmuş durumda.

Şili ve Ekvador’da büyük protesto gösterileri ülkeleri sarsıyor. İspanya’nın Katalonya bölgesinde yüz binlerce insan bağımsızlık hareketi liderlerine verilen ağır cezaları protesto etmek için sokağa döküldü; sokaklar güvenlik güçleriyle eylemciler arasında sert çatışmalara sahne oldu. Hong Kong’da “yeni orta sınıf proletarya” Çin devletinin totaliter devlet kapitalizmine haftalardır direniyor. Londra’da, “iklim krizine” karşı “yok oluş” hareketi, kent merkezinde günlük yaşamı sık sık durduruyor, dünyanın birçok kentinin sokaklarında benzer eylemler yankılanıyor. Hafta sonunda da Brexit karşıtları, yaklaşık bir milyon kişinin katıldığı bir yürüyüş düzenlediler.

Bu protesto gösterilerinin arkasında hakların ve özgürlüklerin genişletilmesine ilişkin talepler, ekonomik krizin karşısında hükümetlerin becerisizliklerine, halkın sıkıntılar karşısındaki duyarsızlıklarına tepkiler, gençlerin gelecek kaygıları var. Ancak bu hareketlerin de kendi yapılarına uygun siyasi (iktidara ilişkin) örgütlenme biçimleri ve programlar yaratamadıkça, “meydan işgallerinde”, “Arap isyanlarında” olduğu gibi devrimci enerjilerini giderek kaybetmeleri kaçınılmaz.

2019 yılı yeni bir dalga başlamış olabilir. Ancak hakları ve özgürlükleri nereye götüreceğini önceden bilmek olanaksız![83]

Evet, evet sonucu ne olursa olsun 2019 isyan yılı oldu, yılın başından beri dünyanın dört bir yanında halklar yolsuzluğa, pahalılığa ve otoriter yönetimlere karşı ayaklandı. Dünya hiç olmadığı kadar sıcak! Halklar bütün coğrafyalarda ayakta. Ancak son derece heterojen özellikler taşıyan bu yeni küresel isyan dalgasının genel ideolojik eğilimlerini saptamak çok da mümkün değil.

Gelir dağılımındaki adaletsizlik, zamlar, halk desteğinden yoksun ekonomik kararlar, kamu hizmetlerindeki çöküş, yolsuzluk ve seçimlerde hile iddiaları gibi nedenler Ekvador, Haiti, Şili, Bolivya ve Honduras’ta da sokağın ateşini yükseltti. Latin Amerika’nın bazı ülkelerinde yapılan eylemlerde 73 kişi hayatını kaybetti, 3 bin 322 kişi yaralandı, 4 bin 599 kişi gözaltına alındı…[84]

Irak’taki hükümet karşıtı protestolarda da, 25-30 Ekim 2019 kesitte 100 insan katledildi, 5.500 kişi de yaralandı.[85]

Söz konusu süreç, yaygınlaşacaktır...

 

III.1) “NE YAPMALI(YIZ)?”

 

İyi de “Ne Yapmalı(yız)” mı? Soruya verilecek hazır bir yanıt (reçete) yok. Ama öncelikle Karl Marx’ın, “Özgürlük; köleler için değil, köle olduğunu bilenler içindir,”[86] uyarısını anımsamanın yanıt(ımız) için yol açıcı olduğundan da şüphem yok.

Kapitalizm koşullarında köle olduğumuz bilinciyle, kurtuluşu örgütleyen militan bir mücadeleye olan gereksinim(imiz) acil sorun(umuz)dur.

Evet, işçi sınıfının bağımsız (siyasi) mücadelesini birleştirip, ezilenlere yol göstermek gerek. Bu bağımsız mücadelede devrimci politik bilincin müthiş bir rol oynadığı açıktır. Özellikle de işçi sınıfının bugününde!

İşçi sınıfını bağımsız çizgisini örgütlemek, ona politik sınıf bilinci kazandırmakla mümkünken; bunun kaçınamayacağı ilk sonuçta sosyalist görevlerdir.

Bu bağlamda tüm sınıflardan ayrı bir sınıf oldukları; çıkarlarının tüm dünya işçilerinin çıkarlarıyla ortak, kapitalist sınıfın çıkarlarıyla ise çelişik olduğu; tüm insanlığın kurtuluşunun da ancak kapitalizme son vermekle mümkün olduğu işçilere kavratılmalıdır.

Krizin bir sınıf mücadelesi alanı olduğu unutulmadan emekçilerin taleplerini de -geri çekmek değil!- yükseltmek gerekir. Çünkü kriz koşullarında sendikalar açısından tek çare mücadeleyi yükseltmektir. Bu da mücadeleye emekçilerin örgütlü militan katılımıyla olur.

Ancak işçilerin sendikalara güveni hâlen, malum nedenlerle bir hayli zayıftır. Bu durumda da işçi sınıfını bağımsız çizgisinin güven verici olması “olmazsa olmaz”ken; dillendirilecek talepler de düzen içi talepleri aşan nitelik taşımak zorundadır.

Bu da işçi sınıfı örgütlenmelerinde devrimcilerin öne çıkmasını; krize karşı alternatif politikalar üretmesini; kapitalizme karşı politikalar etrafında birleştirmeyi gerekli kılar.

Bunu sendikalardan beklemek bir yerde anlamsızdır ki, bu da, işçilerin -işyerinde- komiteler biçiminde örgütlenmelerini “olmazsa olmaz” kılar.

Unutulmamalıdır ki kriz ortamları işçi sınıfını taban örgütlenmeleriyle -kapitalist sistemi doğrudan hedef alan- devrimci organlarını yaratabilme olanaklarını da devreye sokar.

O hâlde “sivil toplum”, “kimlik” meseleleriyle “sınıftan kaçış”ı durdurup; yüzümüzü yeniden sınıfa dönme zamanı geldi; kriz koşullarında sınıf yeniden hareketlenirken.

Malum ‘Sınıf Tavrı Emek Araştırmaları Komisyonu’ başlıklı rapora göre, 2019’un Şubat ayı, krizin etkilerinin daha fazla hissedildiği bir ay olurken, işçi sınıfında mücadele eğilimi arttı. Şubat’ta 37’si özel sektörde, 2’si kamuda olmak üzere 39 farklı eylem yapıldı. Bu eylemlere 9 bin 814 kişi katıldı. Dört ayda eylemlere katılan işçi sayısı 32 bin 640’dı.[87]

Bu bir imkândır ve bunun değerlendirmek için birleştirici bir duruşa ihtiyaç vardır. Yani “Muhalefetin başarısı, güçlerini birleştirebilmesine ve ekonomik kaygıları anlamlandıran kültürel ortam içinde, siyasal İslâm’ın, şoven milliyetçiliğin, liberalizmin (üçü de ekonomik kaygıların farklı ifadeleridir) söylemine karşı, kültürel ve etik sorunları, adalete ilişkin kaygıları kucaklayan bir karşı söylem ve tarz üretebilmesine bağlı olacaktır.”[88]

Hem de, “Yaşadığın günlerin farkında ol. Ayağa kalk ve karşı çık. Geçmişte benzerleri olmuş ve hiçbir şey değişmedi deme. Çünkü sen bunları değiştirme kudret ve gücüne sahipsin,”[89] sınıfsal ısrarıyla…

 

31 Ekim 2019 14:32:48, İstanbul.

 

N O T L A R

[1] 2 Kasım 2019 tarihinde Birleşik İşçi Komiteleri-Zeytinburnu Deri İşçileri tarafından düzenlenen, “Ekonomik Kriz Ve İşçiler Ne Yapmalı?” başlıklı etkinlikte yapılan konuşma… Kaldıraç, No: 220, Kasım 2019…

[2] Pyotr Kropotkin.

[3] Albert Camus, Başkaldıran İnsan, Albert Camus, Çev: Tahsin Yücel, Can Yay., 2012.

[4] “Kara Günler Yakın”, Cumhuriyet, 23 Ekim 2018, s.10.

[5] “IMF’den Fırtına Uyarısı”, Cumhuriyet, 12 Aralık 2018, s.10.

[6] Ergin Yıldızoğlu, “Uçurumun Kıyısından Notlar”, Cumhuriyet, 30 Temmuz 2018, s.11.

[7] The Forbes 9 Ekim 2018.

[8] Ergin Yıldızoğlu, “Ekonomik ve Ekolojik Örtüşme”, Cumhuriyet, 15 Ekim 2018, s.11.

[9] Fikret Başkaya, Çöküş- Kapitalizmin Nihai Krizi Üzerine Bir Deneme, Yordam Kitap, 2018.

[10] Ergin Yıldızoğlu, “Uğursuz Diyalektik”, Cumhuriyet, 25 Ekim 2018, s.11.

[11] Sürekli durgunluk kavramı 2008 krizi bağlamında ilk kez Lawrence Summers tarafından 2014’te toplanan Amerikan İktisatçılar Birliği kongresinde dile getirilmiş idi. Kavramın orijinal kullanımı 1938’de büyük buhran dönemini açıklamaya çalışan Keynesgil iktisatçı Alvin Hansen’e aittir.

[12] Ergin Yıldızoğlu, “Resesyon Yeni Bir Finansal Krizi Tetikler mi?”, 18 Ekim 2019… https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-50095508

[13] “IMF’den Korkutan Uyarı: Fırtınaya Hazır Olun”, 11 Şubat 2019… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ekonomi/1242330/

[14] Ergin Yıldızoğlu, “Geliyor, Ama Niye Bilmiyoruz”, 21 Ekim 2019… http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1638903/

[15] Ergin Yıldızoğlu, “Bir ‘Ağlama Duvarı’ Olarak Davos”, Cumhuriyet, 22 Ocak 2019, s.11.

[16] McKinsey Global Institute, “A Decade After the Global Crisis: What Has (And Hasn’t) Changed?”

[17] Erinç Yeldan, “Her Şey Borçla Başladı…”, Cumhuriyet, 19 Eylül 2018, s.11.

[18] “Donald Trump şu an finans piyasaları için paranoyak adam gibi, ekonomik yıkım ile flört ediyor. Piyasalar artık tehlikeyi gördü ve finansal krizin yanı sıra küresel daralma riskleri de arttı.” (Nouriel Roubini, “Trump Ekonomiye Karşı”, Birgün, 3 Ocak 2018, s.5.)

[19] “2020 Yılı İçin Resesyon ve Kriz Riski Büyüyor”, Cumhuriyet, 18 Haziran 2019, s.11.

[20] Ergin Yıldızoğlu, “Kriz İçinde Krizler...”, Cumhuriyet, 12 Şubat 2018, s.9.

[21] Ergin Yıldızoğlu, “Felaketler, Psikopatlar, Komedyenler…”, Cumhuriyet, 25 Nisan 2019, s.11.

[22] “Kâhinden Uyarı: 2020’de Kriz Var”, Cumhuriyet, 17 Eylül 2018, s.8.

[23] Ergin Yıldızoğlu, “Bu Kez Farklı, Ama Daha İyi Değil”, Cumhuriyet, 28 Ocak 2018, s.11.

[24] Yanis Varoufakis, “Yavaşlayan Kapitalizm”, Birgün, 25 Mart 2019, s.5.

[25] “Arjantin 25 federatif birimden ve bunlara bağlı yaklaşık 5 bin 700 belediyeden oluşmaktadır. 1999’a değin toplam vergilerin yüzde 43’ü merkezi devlet, yüzde 57’si ise eyaletler arasında paylaşılmaktaydı. 1990’lar boyunca yerel yönetimler yoğun bir borçlanma temposu içine girerek toplam borç yükünü 30 milyar dolara, yani Arjantin milli gelirinin yüzde 35’ine değin yükseltmişlerdi. Söz konusu borçlanmanın yaklaşık yüzde 28’i yerel bankalardan, gerisi ise ulusal ve uluslararası finans piyasalarından karşılanmaktaydı.” (Erinç Yeldan, “Arjantin Dersleri: Mali Bağımlılık ve İlk Günahlar”, Cumhuriyet, 18 Eylül 2019, s.11.)

[26] “Dünya Borç Batağında”, Cumhuriyet, 5 Nisan 2017, s.8.

[27] “Küresel Borç Tarihi Zirve”, Cumhuriyet, 15 Aralık 2018, s.17.

[28] Emre Deveci, “Kriz Komşunun Yarsını Yuttu”, Cumhuriyet, 21 Ağustos 2018, s.9.

[29] “Çipras: Ülke Kaderini Tayin Hakkı Kazandı”, Cumhuriyet, 22 Ağustos 2018, s.9.

[30] Burak Cop, “Dünya Solu Otoriterliğe Karşı Çözüm Arıyor”, Cumhuriyet, 26 Eylül 2018, s.2.

[31] Ahmet İnsel, “Eşitsizlikler Dünyası”, Cumhuriyet, 13 Şubat 2018, s.11.

[32] Ali Hashisho, “Zengin Yoksul Farkı Açılıyor”, 22 Ocak 2019… https://tr.sputniknews.com/ekonomi/201901221037217809

[33] Ergin Yıldızoğlu, “Dengeleri Değiştiren 10 Yıl”, Cumhuriyet, 17 Eylül 2018, s.9.

[34] Erinç Yeldan, “Küresel Ekonominin Yönü Nereye?”, Cumhuriyet, 12 Haziran 2019, s.11.

[35] “Yoksulluk Erken Ölüm Nedeni! Zenginler, Fakirlerden 15 Yıl Daha Uzun Yaşıyor”, 12 Nisan 2016… https://www.medikalakademi.com.tr/zenginler-fakirlerden-15-yil-daha-uzun-yasiyor/

[36] Ahmet İnsel, “Büyük Kriz Gözüktü”, Cumhuriyet, 14 Ağustos 2018, s.9.

[37] Güray Öz, “Kriz İçinde Kriz”, Cumhuriyet, 8 Ağustos 2018, s.4.

[38] Ekin Akyaz, “Özgür Orhangazi: Büyüme İddiasıyla Şişirilen Dışa Bağımlı Ekonomi Çöktü”, Birgün, 17 Ağustos 2018, s.13.

[39] Ergin Yıldızoğlu, “Bağımsızlık ve Diğer Fanteziler”, Cumhuriyet, 30 Ağustos 2018, s.15.

[40] Şehriban Kıraç, “Aziz Konukman: Kesin Bir Şeyler Oluyor ve Ekonomi Çöküyor”, Cumhuriyet, 10 Mayıs 2019, s.11.

[41] Mustafa Çakır, “Prof. Dr. Korkut Boratav: Türkiye’deki Kriz Derinleşiyor”, Cumhuriyet, 5 Haziran 2019, s.11.

[42] Şehriban Kıraç, “Hayri Kozanoğlu: Umut Yok Batıyoruz”, Cumhuriyet, 14 Mayıs 2019, s.11.

[43] “Türkiye’nin emperyalizme, uluslararası finans kapitale bağımlılığına son verecek tek güç işçi sınıfıdır… Biz DİSK olarak krizin faturasının işçi sınıfına ve yüzde 99’a kesilmemesi için, diğer tüm emek güçleriyle beraber mücadeleyi yükselteceğiz.” (Olcay Büyüktaş, “DİSK Genel Başkanı: Arzu Çerkezoğlu: Ekonomik Krize Karşı Direnmek Şart”, Cumhuriyet, 6 Eylül 2018, s.8.)

[44] Mehmet Şakir Örs, “Emeğin Siyasallaşması”, Cumhuriyet, 11 Temmuz 2019, s.2.

[45] ILO, World Employment and Social Outlook: Trends 2016, https://www.ilo.org.

[46] “Dünyada Çalışanların Yüzde 10’u Tüm Ücretlerin Yarısını Kazanıyor”, 5 Temmuz 2019… http://direnisteyiz26.org/dunyada-calisanlarin-yuzde-10u-tum-ucretlerin-yarisini-kazaniyor/

[47] Adnan Gümüş, “Yasadan, Kültüre İşçi Sömürüsü: Üçte Bir Ücretle Suriyeli İşçi”, Evrensel, 1 Aralık 2017, s.2.

[48] “Kadının Çalışma Hakkı Tehlikede”, Birgün, 9 Mart 2019, s.10.

[49] OECD, In It Together: Why Less Inequality Benefits All (Mayıs 2015), https://www.oecd.org.

[50] https://www.oxfam.org/en/even-it/why-majority-worlds-poor-are-women, (Ocak 2019).

[51] OECD, “How does Turkey compare? Employment Outlook 2017” (Temmuz 2017).

[52] OECD, “Unemployment Rate”, https://data.oecd.org/unemp/unemployment-rate.htm (29 Nisan 2019).

[53] TÜİK, İşgücü İstatistikleri, Ocak 2019, 15 Nisan 2019.

[54] http://disk.org.tr/2019/04/asil-burasi-cok-onemli-kidem-tazminati-ve-besi-birak-issizlige-bak (16 Nisan 2019).

[55] TÜİK, Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla, IV. Çeyrek: Ekim – Aralık, 2018 (11 Mart 2019).

[56] Mustafa Durmuş, “133 Yıl Sonra 1 Mayıs’ta Dünya İşçi Sınıfının Durumu”, 2 Mayıs 2019… http://sendika63.org/2019/05/133-yil-sonra-1-mayista-dunya-isci-sinifinin-durumu-545757/

[57] “Türkiye’de İşçilerin Yüzde 90’ı Sendikasız”, Birgün, 28 Şubat 2019, s.10.

[58] Hakan Koçak, “Emeğin ve Emek Hareketinin Durumu”, 9 Haziran 2019… http://yenidenatilim.com/hakan-kocak-yazdi-emegin-ve-emek-hareketinin-durumu/3900/

[59] 1989 yılı bahar aylarında işçiler işyerlerinde, bölgelerinde kendiliklerinden birçok eylem türünü hayata geçirmeye başladı. Gerek eylemlerin biçimleri, türleri, gerekse yaygınlığı açısından daha önce benzeri pek olmayan Bahar Eylemleri, işçi sınıfının mutlak yoksulluk yaşadığı, örgütlü dayanışma, mücadele reflekslerini önemli ölçüde yitirdiği bir karanlık-tepkisiz dönemden güçlü bir sınıf refleksiyle çıkışını sağlayan eylemlilik sürecini niteler.

Bahar Eylemleri, işçi sınıfı ve sendikacılık hareketi açısından önemli sonuçlara yol açtı: İşçiler yaklaşık 9 yıldır unutturulmaya çalışılan sınıfın gücünün temel dayanakları olan kolektif ve dayanışma içinde hareket yeteneğini yeniden hatırlayarak, güçlü biçimde hayata geçirdiler.

Bahar Eylemleri, 1980’li yıllar boyunca önemli ölçüde sessiz ve tepkisiz kalan veya yeterince tepki veremeyen sendikaların da harekete geçmesi ve 90’lı yıllar boyunca önemli eylemlilikleri hayata geçirmesinde önemli bir etken oldu. Ama Bahar Eylemleri’nin en önemli sonucu, işçi sınıfı ve sendikacılık hareketine bir dizi yeni eylem türü kazandırmasıdır. Özellikle, grev dışında üretimi doğrudan ve dolayla etkileyen yasal, meşru eylem türleri konusunda önemli deneyimleri miras bırakmasıdır.

Bahar Eylemleri, üreten işçi sınıfının yaratıcılığını gösterir. Gerçekten de, eylemler başlangıçta önemli ölçüde kendiliğinden olmasına, önceden belirlenmiş bir örgütlü bir strateji dahilinde gerçekleştirilmemesine karşın, şekilci eylemlerden, üretimi dolaylı ve doğrudan etkileyen eylemlere doğru aşama aşama gerçekleşti.

Uzun bir baskı, sessizlik ve tepkisizlik döneminin ardından gerçekleştirilen eylemler başlangıçta daha çok toplumun dikkatini çeken, basında haber olan, eyleme katılımda işçileri çekinik davranmaya itmeyen “şekilci” eylemler biçiminde yapılmıştı. Örneğin “servislere kadar çıplak ayakla yürüme eylemi, toplu sakal bırakma, kafa kazıtma, bıyığın yarısını kesme, toplu olarak dilenme, kefenli basın toplantısı yapma, iş çıkışı toplu yürüme, alkışlı protesto, ücret bordrolarını işverene gönderme, toplu telgraf çekme vb. eylemler hem toplumun dikkatini çekti, hem sempatisini topladı, hem de gazetelerde haber oldu. Ayrıca da, bu şekilci eylemler, çekinik duran işçilerin de eylemlere katılımını teşvik etti.

Eylemlerin ikinci aşamasında, işçiler üretimi dolaylı etkileyen eylemleri yapmaya başladılar. Bu arada eyleme katılan işçi sayısı hızla arttı. Servislere kadar çıplak ayakla yürüyen işçiler servislere binmeme, işe geç başlama gibi üretimi de etkileyen eylemleri yaptılar. Eylemler kitleselleştikçe ve yaygınlaştıkça üretimi etkileyen eylem türleri daha fazla hayata geçirilmeye başlandı. Tabii ki bu süreçte sendikaların da devreye girmesi ve eylemleri koordine etmesi de, eylemlere katılımı artırıcı bir etken oldu.

Üçüncü aşama eylemler, üretimi doğrudan etkileyen eylemlerdi. Örneğin, iş yavaşlatma eylemi, fazla mesaiye kalmama, işe topluca geç gitme- erken çıkma, yemek arasını uzatma gibi eylemler hayata geçirildi. Bu eylemler, koordineli ve kolektif hareket etmeyi gerektirdi. İşçiler, bunu birçok işyerinde başardılar. Üretimi doğrudan etkileyen bir diğer eylem türü “toplu vizite” eylemiydi. “Toplu vizite”, üretimi doğrudan etkileyen eylemlerin doruğudur. Bahar Eylemleri’yle işçiler, kitlesel, kolektif hareket ederek, aynı zamanda, hak arama eylemlerine “meşruiyet” kazandırdılar. (Fikret Sazak, “Zor Zamanların Eylemleri”, Cumhuriyet, 29 Aralık 2017, s.14.)

[60] Emre Deveci, “ABD: Eşitsizlik 90 Yılın Zirvesinde”, Cumhuriyet, 29 Temmuz 2018, s.11.

[61] Mustafa Çakır-Emre Deveci, “Ücretleri Açlık Sınırının Altında Kalan Emekçiler, Tüm Talepleriyle Alanları Dolduracak”, Cumhuriyet, 1 Mayıs 2019, s.11.

[62] “Krizin Faturası İşçiye Yükleniyor”, Birgün, 9 Şubat 2019, s.11.

[63] “Türkiye’de Asgari Ücret İnsan Haklarına Aykırı”, Birgün, 4 Mart 2019, s.13.

[64] “İşçinin Hâli Vahim”, Cumhuriyet, 23 Ağustos 2019, s.11.

[65] Ergün Demir-Güray Kılıç, “Sigortalı Sayısı İlk Kez Düştü”, Birgün, 13 Mart 2019, s.10.

[66] Sebahat Karakoyun, “Murat Çakır: Ölmeden Sigorta Yapmıyorlar!”, Birgün, 25 Eylül 2018, s.13.

[67] “İşsizlik Arttıkça İntiharlar Artıyor”, Birgün, 28 Mayıs 2019, s.10.

[68] Mahmut Lıcalı, “AVM’lerde Modern Kölelik”, Cumhuriyet, 11 Ağustos 2019, s.11.

[69] Mustafa Çakır, “ILO’dan Türkiye’ye Sert Uyarı”, Cumhuriyet, 19 Haziran 2019, s.10.

[70] “Hak İhlâlleri Say Say Bitmiyor”, Birgün, 1 Haziran 2019, s.11.

[71] “Tarım İşçileri Karın Tokluğuna Çalışıyor”, Yeni Yaşam, 4 Haziran 2019, s.4.

[72] Mehmet Kızmaz, “Sisli Bir Yoldur Mevsimlik Hayatlar”, Cumhuriyet, 28 Temmuz 2019, s.16.

[73] Mahmut Lıcalı, “Her 4 Saatte Bir İşçi Ölüyor”, Cumhuriyet, 27 Nisan 2019, s.9.

[74] 2019’un Ağustos ayında iş cinayetlerinde yaşamını yitiren 148 işçi: Feridun Yurttutan, Mehmet Aktaş, N.K., N.T., M.T., M.K., Ş.Ö., Selahattin Serçe, Baki Geçitoğlu, Abdülkadir Gökkaya, Hasan Yıldız, Osman Şimşek, Abdurrahman Abdi, Ali Berkel, Dursun Aygün, Kenan Akbıyık, Ömer Faruk Kahraman, Uğur Özer, Ali İhsan Furuncu, Ahmet E., Ferit C., Barış Özcan, Eyüp Kurtulmuş, Ercan Pürenli, Rüşan Özden, Yurii Bostnik, Fatih Gür, Suat Sezer, Nuray Karabulut, Gülay Yaman, Nurullah Dam, Hüseyin Kalıntaş, Selim Kazan, Nazlı Parmak, Yavuz Parmak, Dede Çaldır, Emmeni Hamid, Fatma Cuma, Visal Süleyman, Musa Altınok, Mustafa Kızılırmak, Abdullah Öncel, Sevdim Duman, Erdoğan Demir, Ahmet Taş, İsmail Ceylan, Turan Tayyan, Kemal Karaman, Bahattin Ot, Cesur Pınar, Neşadiye Aka, Mevlüt Bağ, Kadir Bingöl, Meri (Lütfi) Özdemir, Orhan Özvural, Metin Yıldırım, Mehmet Dönmez, Zafer Başkurt, Hasan Barış Efe, Tarkan Gürbüz, Mevlüt Yiğit, Süleyman Şahin, Tolga Baki, İbrahim Şencan, Vedat Ekinci, Emine Hallaç, Hatice El Naccar, Ramazan Yanal, Ala Hennuş, Bilal Duman, Ramazan Katırcı, Selahattin Göktepe, Hamza Atak, Cengiz Baysu, Mustafa Yıldırım, İsmail Tilev, Ayhan Akbaba, Çetin Yaşar Hasırcı, Abdulkadir Solakoğlu, Caner Kul, İbrahim Yaşar, Oğuzhan Aykurt, Arif Gündoğan, Kemal Özdeş, Ünal Efe Ecer, Jindar Şan, Ramazan Karatay, Arif Taban, Fatih Türkeş, Şaban Ölmez, Ümit Kaya, Şevket Kök, Orçun Demir, Lütfi Batkitar, Corc Saud, Hasan Zümbül, Cihan Dalaklı, Yusuf Çelik, Suphi Abuz, Mustafa Savaş, Adem., Ahmet Bayram, Cengiz Güngör, Adem Koca, Ali Y., Abdurrahman Gerçek, Servet Biçer, Rasim Sertel, Ercan Bozkurt, Onur Aydoğdu, Cafer Gökmen, Ali Rıza Özcan, Sinan Çengel, Murat Oruç, Zafer Çamsarı, İlhan Özmen, Cihat Dikmen, Mustafa Tanak, S.K., Emrullah Güler, Mustafa Babuşcu, İbrahim Terlemez, Erkan Şengül, Osman Korkar, Sezai Baş, Didem Şam, Olgun Laçin, Cemil Sarı, Bedirhan Sarı, Kasım Tekin, Tomasz Rysszard Hallmann, Harun Çakmak, Sedef Çetin, Murat Ön, Azat Y., Ömer Orhan Onur, Burak Demir, Kerem İnaç, Ali Ulaş, Yücel Demirci, Mehmet Kel, Osman Küçükergün, Süleyman Zeyrek, Emircan Burak, Yavuz Yıldırımoğuz, Salih Sakin, Ahmet Özkan ve ismini öğrenemediğimiz bir işçi... (“Ağustos Ayında En Az 148 İşçi Yaşamını Yitirdi”, Cumhuriyet, 8 Eylül 2019, s.11.)

[75] “Her Ay En Az 5 Çocuk İş Cinayetinde Ölüyor!”, Birgün, 12 Haziran 2019, s.10.

[76] “İşçi Cinayetleri 6 Yılda 5 Kat Arttı”, Yeni Yaşam, 24 Haziran 2019, s.4.

[77] “Türkiye’de ‘Çırak’ ve ‘Stajyer’ Adı Altında Milyonlarca Çocuk Sömürülüyor”, 20 Nisan 2019… http://direnisteyiz25.org/turkiyede-cirak-ve-stajyer-adi-altinda-milyonlarca-cocuk-somuruluyor/

[78] “Çocuk Olmak Zor”, Cumhuriyet, 23 Nisan 2019, s.15.

[79] Ergin Yıldızoğlu, “Büyük Badire - Büyük Resim”, Cumhuriyet, 3 Eylül 2018, s.9.

[80] Ergin Yıldızoğlu, “Arkasından Baltasını Biledi”, Cumhuriyet, 26 Ağustos 2019, s.11.

[81] Atilio Boron, “Şili Tsunamisi”, 28 Ekim 2019… https://sendika63.org/2019/10/sili-tsunamisi-atilio-boron-567056/

[82] “LKP MK Üyesi Nahal: 17 Ekim Ayaklanması, Lübnan İşçi Sınıfının İsyanıdır”, 28 Ekim 2019… https://sendika63.org/2019/10/lkp-mk-uyesi-nahal-17-ekim-ayaklanmasi-lubnan-isci-sinifinin-isyanidir-567131/

[83] Ergin Yıldızoğlu, “Yeni Bir Dalga mı?”, 24 Ekim 2019… http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1643951/

[84] “Ekvador, Haiti, Şili, Bolivya ve Honduras’ta Sokakların Ateşi Yüksek”, 28 Ekim 2019… https://www.evrensel.net/haber/389736/

[85] “Irak Protestolarında 5 Günün Bilançosu: 100 Ölü, 5 Bin 500 Yaralı”, 31 Ekim 2019… http://direnisteyiz27.org/irak-protestolarinda-5-gunun-bilancosu-100-olu-5-bin-500-yarali/

[86] “Kölelik aldığı biçimi ve adını değiştirebilir ama temelleri aynı kalmaya devam eder. Bu temel sözcüklerle şöyle ifade edilir: Köle olmak başkaları için çalışmaya zorlanmaktır. Aynı biçimde efendi olmak başkalarının emeği üzerinden yaşamaktır. Eski zamanlarda, kölelere basitçe köle deniyordu. Orta çağda serf adını aldılar, bugünse ‘ücretli’ deniyor. Ücretlilerin durumu kölelerinkinden daha onurlu ve daha az zordur ama yine de açlığın yanı sıra siyasal ve toplumsal kurumlar tarafından çok ağır çalışma koşullarına itilmekte ve kimileri keyif çatmalarını sürdürebilsinler diye çok daha fazla çalışmak zorunda bırakılmaktadırlar.” (Mihail Bakunin.)

[87] “Dört Ayda 32 Binden Fazla İşçi Eylem Yaptı”, Birgün, 13 Mart 2019, s.10.

[88] Ergin Yıldızoğlu, “… ‘Durum’ Üzerine Spekülatif Düşünceler-II”, Cumhuriyet, 22 Temmuz 2019, s.11.

[89] Demet Yalçın Güneş, “Metin Uca: Ayağa Kalk ve Karşı Çık”, Cumhuriyet, 18 Şubat 2018, s.16.

 

 

18.12.2019 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR