Karar Sizin!…

Karar Sizin!…


“Dün dündür” dediler; bugünü bugün gibi yaşamamıza izin vermediler. Dünü unutturduklarından bugünün değerini anlayamadık. Bu nedenledir ki geleceğimizi hazırlamayı da beceremedik. Gözlerimizi kör, kulaklarımızı sağır eyledik. Kendimize, kaderimize isyan ettik ama haksızlığa, dilsizliğe, duymazlığa, körlüğe isyan etmedik.

 Düne sağır, güne dilsiz, yarına kör olmuş insanlarımızın büyük çoğunluğu. Uçup gitmiş göçmen kuşlar, kargalara kalmış meydan. O kargalar da kendileri gibi oburlarla birleşmiş, ekilen tohumlara dadanmışlar; bir bir yiyorlar hepsini. Nehirler gibi ağlayan sokaklarda bir dolu insan, hepsinin de yüzü asık, bakışları donuk bakınıyor etrafına. Yarasa çığlıklarıyla yol bulmaya çalışıyorlar. İsyan arıyorum bakışlarında az da olsa; yalana, talana isyan arıyorum ama yok.

Kulakları sağır eden bir sessizlikle karşı karşıyayız yazık ki. Ancak bu sessizlik büyük bir sorumsuzluk örneğidir. Böyle söyleyince kızıyor kimileri: “İnsanların günlük sıkıntılarına odaklanmış olmalarını neden yadırgıyorsunuz bu kadar?” diye. Evet bunun yadırganacak bir tarafı yok. Ancak, ister sıradan insanların olsun, ister iş dünyasının içindekilerin olsun günlük sorunlarla ilgilenmeleri uzun dönemli sorunlara yöneltilmediğinde daha önemli sorunlara yol açar. Bu bir gerçeklik olmakla beraber topluma yön verme iddiasındakilerin gündemdeki sorunları irdelememeleri de çok tehlikeli bir durumdur. Zira toplumun ilgisi yakın geleceğin sorunlarına aşırı odaklanır da, uzun dönemli geleceği güven altına alacak sorunlar gerektiği gibi tartışılmaz ise ileride çok ciddi insan ve sermaye kaybına yol açacaktır.

Bakacak olursak artık her şeyin alınıp satıldığı bir çağda yaşıyoruz. Paylaşımın ve paylaşımcılığın yerini, benleşmiş, yani kendince devleşmiş kalabalıkların vahşi hırs ve hevesleri almış durumda. Kitleler sosyal intiharını yaşıyor. Günlük düşünmek, günlük konuşmak ve günlük yaşamak konusu… Başka bir mesele yok. Tek mesele günü kurtarmak…  Bir düğmeye basılarak, yok edilecek kadar mekanikleşmiş bir yeryüzünde günü kurtararak yaşamaya çalışıyoruz.

Yaşadığımız çağ, tükettikçe var olmak üzerine kurulu. Dönüşüm bitmiş değil. İnsan bile yürüyen bir meta. Kapitalizm kaynaklı bir yıkım devam ediyor son hızla. Yalnızlıktan kaynaklanan psikolojik sorunlar içerisinde insanların birçoğu.  Yaşadığımız bu insanlık dışı süreçte insan kalmak/kalabilmek… Zira yaşamak, ölmek kadar kolay değil artık...

Dipsiz bir karanlıkta kulakları sağır eden bir haykırışta kaybolan sevinçlerin, onarılmaz acıların, kahreden kederlerin, sönen umutların tükenişi gibi bir tükenmişlik içerisinde insanlarımızın büyük bir kesimi.

Yaşam gittikçe zorlaşıp bizi sonu dipsiz bir uçuruma doğru sürüklüyor. Hepimiz yaralıyız. Yaralıyız ve sağaltmak adına bir çabamız da yok… Başaramıyoruz üstelik. Neredeyse her gün savrulan hayatın içinde yiten gençlerin acısıyla kavrulup yanıyoruz... Tutuklananlar, açlığa yatanlar, işinden atılanlar... 

Kötücül bir uykudayız. Belki de sancıyla uyanmayı bekliyoruz... Uyanıp sesimizi çıkaracak ve haykıracağız. Uyanacağız ve yeniden kuracağız dünyamızı üreten ellerimizle... Kötü bir filmin figüranları olmayı bırakacağız işte o zaman… Savrulmayacağız artık harman gibi… Umut olacağız kendimize ve geleceğe…

Sesimizi yükseltmeliyiz. Kulakları sağır eden sessizliğimizin, sorumsuzluğumuzun ölçüsü olduğunu unutmamalıyız… Karar sizin….

14.06.2017 (Arzu KÖK)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR