Kanun Hükmünde Yalnızlıklar - 1

Mazlum Çetinkaya

Kanun Hükmünde Yalnızlıklar - 1

Hinekêvaranjîronîyaçavêmin.

bazı akşamlar gözümün aydınlığı.

Sanki benimle konuşuyor şu kıyıdan kendini bana vuran taş; çarpıp çarpıp bana konuşan…

Bu da gelir, bu da geçmez diyen birumutsuzluk, bir gurbetin ağzı, bir sınır ihlali, bir iç ihtilâl, neşesinden solmuş bir adam, gülmeyi ve gelmeyi unutan bir çocuk…

Ağlama diyor. Ağlama, artık biz bir geri dönülmezlikteyiz, çaresi yok, geldiğimiz bu kıyı bu karaya sevdirecek bizi, sevdirecek de, ya biz, bu karayı ne kadar seveceğiz acaba!

Kışın sonu bahar diyorlar, inanmıyoruz!

Dünyayı yakıyoruz, dünyayı senin ellerinle yakıyoruz; yoksulluğun mürekkebi dağılmıyor, kederin hizasında bir göç türküsü ağarıyor, ellerimiz başımızın üstünde, teslim olun diyen bir ses, içimizde o bir sınır sesi…

 

Doğudan doğup batıya büyüyoruz, aynı rüyanın içinde uyanıpkendimizden ateş olup dünyayı yakıyoruz sanki. Burada bir rüya oluyor babamın gözleri Kayseri’de bir külü uğurluyor.

Anne diyor oğlun, anne karnındaki bu sancıyı kes artık, doğur beni, benim olan bu rüyaya doğur!

Sonra bir sancı, sancı sancıyı itiyor sanki dünyaya, sen beni doğuruyorsun anne.

Bak anne, bu limanda hiç gemi yok.

Taşlar, tanımadığım bazı insanlar. Su. Suyun ağzından çıkan sesler. Oynaşan iki sevgili. Bir kedi. Yalnız bir adam.Bu yekûn çok ağır anne, bak Allah ve balık birliktebüyüyor…

Gemisiz limanlardan yayılan korona ve kendiliğinden büyüyen yalnız insanların KHK’sı…

Yüzümüze bir fıskiye tutuyorlar, suyun değil karanlığın fıskiyesini tutuyorlar…

 

Güneş’i hepimizden almışlar anne…

Sivas’ta bir göğü soyuyoruzsanki,yukarıdan aşağı utanmaz ahlaksız bu dünyayı sağıyoruz.

Bu yalnızlık, kanun hükmünde!

Bu yalnızlık, devlet hükmünde!

Bu yalnızlık, kentle kış arasında kalmış bir yolun kapanması hükmünde!

Hükümle hâkim arasında kalmış bir cürüm gibidir bazı kara parçaları; Kayseri kadar eskidir, Sivas kadar kurşunlanmıştır…

Şimdi orada dünyanın en uzun ırmağı akıyor, dünyanın en uzun ırmağı dünyaya akıyor. Bütün ırmakların içinde tanrı ve balık birlikte yaşıyor diyorlar, tanrı da, balık da, adalet de altında suyun.

Meriç’te bir kayıkçı anlatmıştı, sonra bir intihar köprüsünde duran eski bir hatıradan dinlemiştim, kayık suyunu boşaltan kuru ot toplayısı eski bir Basel hatırasından dinlemiştim.

Ahşap bir köprüden aşağı doğru hayatı konuşurken, bir devrim rüyası gibiydi suyun sesi, çocuğun sesi, karın yağışı…

Ben hep ellerimde bir gizli mendil taşırım demişti yoldaşım, bir mendil niye taşınır ki! Basel’de, biz hep bir köprüden aşağı doğru konuştuk. Sonra Malatya’dan eski bir sözü hatırladık, eski bir sözün köprüden düşüşünü, bir hüznün orada kar altında bekleyişini hatırladım…

Hatırlamak başkadır; hatırlamak, yasa ile vicdan arasındaki o kayıkçının uzaklardan kalan ölümündeki eski bir türküdür; türkü Kayseri’de söylenir, Basel’de gözlerin yol olur dökülür kanun hükmünde…

Bazı türküler kanun hükmündedir, gitmekle kalmak arasındadır, bir kayıkçının ölümü gibi.

Mazlum Çetinkaya

Kaynak: sonhaber.ch 

16.12.2020 (Mazlum Çetinkaya)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

Mahmut Alınak ile Amed’den Cizre’ye yürümek

Kanun hükmünde yalnızlıklar -5. Katırları ve Hatıraları Unutulan Roboskili Çocuklar

Kanun hükmünde yalnızlıklar – 4 /Sur dibinde yanmış bir güz gülü

Kanun hükmünde yalnızlıklar -3

Kanun hükmünde yalnızlıklar -2

Kürt pazarında acılara mendil uzatmak

Teslim Töre Anısına... Malatya Kaç Mevsim!

Burada bayraklar da soğuk anne!

Hayatını kaybeden ve ölmemek için direnen tüm KHK’lılara…