KADINLARIN BAŞKALDIRI TARİHİ VEYA “ÖNCE KADINLARI VURUN!

KADINLARIN BAŞKALDIRI TARİHİ VEYA “ÖNCE KADINLARI VURUN!

“Yalnızca itaat edenler,

yollarını kendi başlarına

arayanlardan daha sık yanılır.”[2]

 

İkinci kuşak feminizmin tarihine dair standart (feminist) anlatı aşağı yukarı şöyledir:

“Kadınlar kapitalist metropolleri sarsan ‘68 olaylarında yer aldılar; ancak genellikle ikinci planda, görünmez rollerde. William Klein’ın 1968’de Paris’te çekilen belgesel filmi “Maydays” aydınlatıcıdır: bütün toplantılarda, tartışmalarda, yürüyüşlerde ve sokak protestolarında çok az kadın görebilirsiniz. Kuşkusuz, tıbbi yardım ekibinde bir kadın vardır; kuşkusuz bir hemşire; bir başka kadın öğrenci koordinasyon komitesinin telefonlarına cevap vermekte; bir üçüncüsü de Sorbonne’da oluşturulmuş bir kreşte militanların çocuklarıyla ilgilenmektedir. Hemşire, sekreter, dadı - hep geleneksel roller. (…) Kadınlar hiç kuşku yok ki katıldılar, ama çoğunlukla arka plandaydılar. Fabrikalarda grevci işçi kitlelerinin içindeydiler, ya da grevci eşleri olarak gösterilere katıldılar. Paris’te konuşma yapmaları enderdi, komiteleri yönetmeleriyse daha da ender.”[3]

Ya da: “(Fransa’da - b.n.) Kadınlar devrimci hareket içerisinde dikkate alınmadıklarını, sorunlarının bir kenara atıldığını ve gülünç sayıldığını hissediyorlardı. ABD’de olduğu gibi Fransa’da da ikincil roller oynamaktan bıkmışlardı; eylemciler arasındaki, düşünceyi erkeklerin ürettiği, kuramı onların formüle ettiği, örgütlenme ve karar alma görevinin erkeklerce gerçekleştirildiği, kadınların teksir makinalarını çalıştırıp bildiri dağıttığı cinsel işbölümünü reddediyorlardı. Böylece Amerikalı feministlerin izinden gidip Yeni sol’dan koparak salt kadınlardan oluşan gruplar kurdular. Sol gelenekten gelen MLF (Kadın Özgürlüğü Hareketi) doğrudan demokrasiye, kendiliğindenliğe ve radikalizme değer veriyordu. Mevcut sistem içinde kadınların kurtuluşunun olanaksız olduğu düşüncesiyle, onu yıkmayı hedefliyor ve kısmî kazanımların aktivistleri eylemsizliğe sevk edeceği gerekçesiyle reformizmi bir tehdit olarak görüyordu.”[4]

İkinci dalga feminizm, böylelikle ‘68 kalkışmalarına katılan, ancak dönemin özgürlük ikliminde ‘erkek’ örgütlerde ikincil rollere itilmelerini sorgulayan kadınlar arasında mayalanmıştır. Böylece kadınlar 19. yüzyıl sonu- 20. yüzyıl başlarındaki, kadınların yasalar önünde eşitliğini hedefleyen birinci dalga feminizmden sonra bir kez daha kendi ikincilliklerini sorunsallaştırarak kendi adlarına, kendi talepleriyle ortaya çıkmışlardır. Ve yalnızca “kurulu düzen”i değil, aynı zamanda bağrında filizlendikleri sol örgütlere de en ağır eleştirileri yöneltmekten çekinmemişlerdir: “MLF solcu itiraz kültürü içerisinde gelişti ve bizatihi solculara karşı da radikal bir eleştirellik geliştirdi. Davranışlarındaki tutarsızlıkların altını çizdi, devrimci projelerinin sınırlarını gösterdi. Gruplar içindeki ve halk üzerinde iktidar ilişkilerinin sürdürücüsü olarak öncünün yetkesini eleştirdi. Tüm devrimci dogmaları sorguladı: sınıf mücadelesi ve iktisadî değişimlerin önceliği, Devrim’e öncülük edecek Parti’nin gerekliliği…”[5]

İkinci dalga feminizmin sola en şiddetli eleştirileri yönelttiği, doğrudur. (“MLF’in devrimci dogmalara yönelttiği radikal eleştiriler solun devrim fikrinden vazgeçmesinde katkı sağlamış olabilir,” diyor Françoise Picq[6]…)

Ancak neredeyse “(ikinci kuşak) feminizmin resmî tarihi”ne dönüşmüş bu anlatıda pek de ikna edici olmayan şeyler var.

Örneğin “kadınların sol örgütlerde aktif rol oynamadığı, salt kadınsı rollerle yetindiği” savı.

Oysa “istihbarat raporları” ve çoğunlukla istihbarî amaçlarla hazırlanmış akademik makaleler hiç de öyle demiyor.

Örnekleyeyim…

Bernardine Dohrn, ABD 68’inde Vietnam Savaşı protestolarında ABD kampüslerini kasıp kavuran Students for Democratic Society (SDS= Demokratik bir Toplumdan Yana Öğrenciler) bünyesinde yer alan, silahlı mücadeleyi savunan Weathermen örgütü liderlerindendi. Birkaç yüz üyesinin yarıya yakını kadınlardan oluşan Weathermen, 1970’de yeraltına geçti. Dohrn, mikrofonu eline aldığında kitleleri coşturan bir hatip, kalemi güçlü bir yazar ve patlayıcı uzmanıydı… Yeraltındayken “Weather Underground” adını alan örgütünün ABD hükümetine “Savaş durumu Bildirgesi”ni o kaleme almıştı. “Savaş Durumu” boyunca Weather, Capitol’eü, Pentagon’u, New York’daki birkaç polis karakolunu bombaladı… Üç yıl boyunca FBI’ın en çok aranan 10 kişi listesinde yer alan Bernardine Dohrn, bugün Northwestern Üniversitesi’nde hukuk doçenti... Dohrn, Weather Underground kurucularında, Chicago’daki Illinois Üniversitesi profesörü Bill Ayers ile evli…

Weather Underground’un etkisizleşmesinin ardından örgüt üyesi Kathy Boudin, çoğu kadın olan bir grup yoldaşıyla birlikte 19 Mayıs Komünist Örgütü’nü kurdu. Örgüt kısa bir süre Kara Panterler’den ayrılan Siyahî Kurtuluş Ordusu’yla ortak eylemler gerçekleştirdi. Uzun süre kaçak yaşamayı başaran Boudin, 1985’de bir soygun sırasında yakalanarak cezaevine konuldu.

Afro-Amerikalı aktivist Assata Shakur, Martin Luther King’in 1968’de bir suikast sonucu öldürülmesinin ardından, siyahîlerin özgürlüğü için silahlı mücadele gereğini savunan Kara Panterler’e katıldı. Ve kısa sürede FBI’ın Karşı-istihbarat Programı’nın ana hedeflerinden biri hâline geldi. Bu gözetim ve tacizlerden kurtulabilmek için yeraltına geçerek Siyahî Kurtuluş Ordusu’na katıldı. Bu arada üç banka soygunu, iki uyuşturucu kaçakçısının kaçırılıp öldürülmesi, bir polisi öldürme girişimi gibi fiiller nedeniyle FBI’ın en çok aranan 10 kişi listesinde yerini alacaktı.

1973’de yaralı olarak yakalanan Shakur dört yıllık tutukluluk süresinin bir yılını erkekler hapishanesinde tecritte geçirdi. 1977’de bir polis memurunu öldürmekten suçlu bulunarak hüküm giydi. Shakur, yerleştirildiği yüksek güvenlikli cezaevinden kaçarak Küba’ya yerleşti.

Bir başka Afro-Amerikalı kadın, döneminin en ünlüsü, Angela Davis, daha lise yıllarında, okulundaki komünist gruba katılmıştı. Üç siyah öğrencisinden biri olduğu Brandeis Üniversitesi (Mass.)’nde Marcuse’nin, 1965’te gittiği Almanya’da ise Adorno ve Horkheimer’ın öğrencisi olma şansına erişti. Kuramsal zenginliğini, yorulmak bilmez bir pratikle tamamlayacaktı, 1970’ten itibaren ABD’nin önde gelen insan ve siyah hakları savunucularından biri hâline geldi. Martin Luther King’in öldürülmesinden sonra silahlı mücadeleyi savunan Kara Panterler hareketi ABD’de yükselişe geçmişti; Angela Davis hareketin destekçileri arasında yer aldı. Örgüt üyesi bir sanığın mahkemeden kaçırılması olayına karıştığı gerekçesiyle FBI’ın en çok aranan 10 kişi listesinde o da yerini aldı.

Ekim 1970’de tutuklandı. Hakkında düzenlenen uluslararası kampanyaların da etkisiyle 1972’de salıverildi. Davis, felsefe profesörü ve ABD Komünist Partisi Merkez Komite üyesi olarak sürdürecekti hayatını. 1980 ve 1984 yıllarındaki Başkanlık seçimlerinde Komünist Parti adayıydı. Hâlen insan hakları, kadınların eşitliği, siyasal tutsakların durumu ve siyahların eşitliği konusunda militan faaliyetlerini sürdürüyor.

Kara Panter’lerin bir başka önemli kadın üyesi, Kathleen Cleaver, partinin karar alma biriminin ilk kadın üyesiydi. Kadınlar, Kara Panter üyelerinin üçte ikisini oluşturuyordu.

Gudrun Ensslin ve önceleri gazeteci olan Ulrike Meinhof, 1970’lerin başlarında kent gerillası eylemleriyle Almanya’yı sarsan silahlı sol örgüt RAF’ın (Kızıl Ordu Fraksionu) üç kurucusundan ikisi…

Fusako Shigenobu, 1970-2000 yılları arasında Marksist-Leninist Japon Kızıl Ordu lideri. FHKC ile yakın bağları olan örgüt, Mayıs 1972’de İsrail’deki Lod Havaalanı saldırısını gerçekleştirmişti… Shigenobu, 25 yıl boyunca kaçak olarak mücadele yürüttükten sonra 2000’de yakalandı ve Osaka’da “sahte pasaport kullanmak, taammüden adam öldürmeye teşebbüs ve 1974’de Lahey’deki Fransız Büyükelçiliği personelinin rehin alınması eylemini yönetmek” suçlarından yargılanarak 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Shigenobu’yu duruşmalarda Leyla Halid savunmuştu…

Leyla Halid… Anlatmaya gerek var mı? Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin efsanevî militanı… Daha 15 yaşındayken George Habaş’ın kurduğu Arap Milliyetçiler Hareketi’ne katılmıştı. FHKC, bu hareketten doğacaktı (1968) ve Leyla Halid, daha ilk günden örgüt içinde yerini aldı. 1969’da FHKC’nin eğitim kamplarına katıldı, dış operasyonlar seksiyonunda görev aldı.

Hareketin içinde de dış operasyonlar şubesinde görev aldı. Dünya onu 29 Ağustos 1969 tarihinde 840 no.lu Los Angeles-Tel Aviv uçuşunu gerçekleştiren Amerikan uçağını kaçırma eylemini gerçekleştirdiğinde tanıyacaktı. Filistin davası, Batı kamuoyunun gündemine bu olayla girmişti, denilebilir… Leyla Halid bugün de Filistin davasının önde gelen simgesi…

Meryem Recavî… 1970’lerde İran’da Halkın Mücahitleri’ne katılmadan metalürji mühendisiydi… Şah’ın devrilmesi sürecinde Ayetullah Humeyni’yi destekleyen Halkın Mücahitleri, ülke Şeriat’a yöneldiğinde, rejime karşı gerilla savaşına girişti. Kocası Mesud Recavî’nin ABD’nin Irak’a müdahalesi sırasında kaybolmasının ardından liderliği Meryem Recavî üstlenecekti…

Haydée Tamara Bunke Bider (Tania), Nazilerden kaçarak Arjantin’e sığınmış bir ana babanın çocuğuydu. Ailesiyle birlikte döndüğü Doğu Almanya’da Birleşik Sosyalist Parti üyesi olarak faaliyette bulundu. Ardından bir kez daha doğduğu kıtaya, bu kez Küba’ya döndü ve Eğitim Bakanlığı ve Kadın Federasyonu’nda çalıştı. Ne ki, kararlı bir enternasyonalist olarak devrimin kıtaya yayılması gerektiğine inanıyordu; bu nedenle de 1964’de Bolivya’ya geçerek Che’nin gerillalarına katıldı. 31 Ağustos 1967’de Vado del Yaso’da nehir kıyısında Bolivyalı askerlerin pususuna düşürüldü. Ölü bedeni, 6 Eylül 1967’de bulunacak, ve bulunduğu yere gömülecekti. Kemikleri, 31 yıl sonra çıkartılarak Che’nin Santa Clara’daki anıtına gömülecekti.

Che ile birlikte savaşan tek kadın gerilla, Tania değil. Batista rejimine karşı silahlı mücadeleye, fiilen Che’nin Komutan yardımcılığını üstlenen Celia Sanchez ve Vilma Espin gibi kadın gerillalar da katıldı.

Küba devriminin yolunu, her biri çok miktarda kadını harekete geçiren, Nikaragua’da Sandinistaslar, El Salvador’da FMLN izleyecekti.

Luisa Amanda Espinioza Nikaragua Kadınlar Derneği üyesi Magda Enriquez, yıllar sonra kendisiyle yapılan bir söyleşide devrimci harekete kadın katılımını şöyle anlatıyor: “Kurtuluş sürecinde öğrendiğimiz en önemli şey, eşitlik hakkında hiç konuşmadığımız hâlde onu savaş alanında elde ettiğimizdi. Barikatlardayken kadın ya da erkek oluşun hiç fark etmiyor; bizler birer savaşçıydık…”

Sandinistalar, belki de tüm gerilla örgütleri arasında kadın savaşçıların en yoğun olarak katıldığı gerilla örgütüydü. FSLN savaşçılarının yüzde 40’ı, subayların yüzde 6’sı kadındı. 6 kadın gerilla komutanlığı rütbesine erişmişti. 1987’ye gelindiğinde ülkedeki milislerin yüzde 67’si, muhafızlarınsa yüzde 80’i kadınlardı. FSLN’in kadın gerillaları arasında Elizabeth Rodríguez Obando, Martha Picado Aguilar, Aminta Granera, Nora Astorga Gadea de Jenkins, Dora María Téllez’in adları belleklerde…

Yalnızca Che savaşçıları ya da Sandinistalar mı? 1960-70’lerde tüm kıtayı saran gerilla örgütlerinde kadınlar hatırı sayılır oranlarda yer almışlar ve örgütlerin komuta kademelerine dek yükselmişlerdir. “Machismo” kavramını erillik literatürüne armağan eden, erkekliğin en fazla yüceltildiği ve ayırımcılığın en yoğun olduğu bir coğrafyada, kadınlar ellerinde silahlarla açmışlardır yollarını… Böylelikle, Kolombiya FARC ve ELN’inin saflarındaki savaşçıların yüzde 45’ini, El Salvador’un FMLN’inin ise yüzde 30’unu kadınlar oluşturmaktaydı. Latin Amerika’nın diğer gerilla hareketlerinde (Peru’nun Aydınlık Yol’u ve MRTA’sı; Brezilya’nın Marighella’dan esinlenen gerilla grupları; Uruguay’ın Tupamaros’u; Guatemala’nın URNG’si’nden 20. Yüzyılın son yıllarında onlarca kadın komutanı ve geniş bir kadın savaşçı kadrosuyla San Cristobal sokaklarına inen Meksika’nın EZLN’sine dek…) kuryelikten, lojistik destekten komutanlığa, yerlerini aldılar. Hatta içlerinden biri devlet başkanlığına dek yükseldi. 1 Ocak 2011’de Brezilya devlet başkanı olan Dilma Roussef, 1960’lı yıllarda Brezilya kent gerillası VAR-Palmares’in aktif bir üyesiydi. 1970’lerin başında tutuklanan Roussef, üç yılını, “Brezilya’nın Ebu Gureyb’i”, Sao Paolo’daki Tiradentes cezaevinde geçirmişti…

İrlanda’ya geçelim mi?

İrlanda’nın bağımsızlık mücadelesi, 19. yüzyıl başlarına dek geri gider ve kadınlar ta başından beri bu savaşımın yüreğinde yer alagelmişler, 200 yıllık ayaklanmalar tarihinde kadınlar hemen her görevi üstlenmişlerdir. Öyle ki, 20. yüzyıl başlarında IRA’ya destek olmak üzere oluşturulan kadın örgütü Cumann na mBan (Gal dilinde: “Cumhuriyetçi Bayrak”) üyesi kadınlar, 1960’lara gelindiğinde artık “yardakçı” pozisyonlarda kalmak istemediklerini ifade ederek IRA saflarında silahlı mücadeleye katılmayı talep etmişlerdir. Bu taleplerini kısa sürede hayata geçireceklerdir de… Hem de başlangıçta kendilerine önerilen “tamam, askerî harekâta katılın ama aslî üye olmayın” statüsünü reddederek. Böylelikle örgütün 1968’deki bölünmesinin ardından silahlı mücadeleyi savunan “Geçici IRA” (Provisional Irish Republican Army - PIRA) saflarına eşit üyeler olarak katılabileceklerdir.

1972’ye gelindiğinde Britanya cezaevlerinde 3000’i aşkın kadın “IRA ile bağlantı” kuşkusuyla tutuklu bulunuyordu. IRA kadınları arasında Belfast’ta bir otele bomba atma suçlamasıyla 10 yıl cezaevinde kalan Mairead Farrell, Londra’da Old Bailey adliyesine bomba atan Price kız kardeşler, Avrupa’daki Britanya üslerine yönelik saldırıları düzenleyen Donna McGuire ve Maria McGuire, Belfast’taki silahlı sokak çatışmalarını yöneten (ve çatışma aralarında sokak savaşçılarına çay ve kek sunan!) Eileen

Ve Tamil’in kadın kaplanları: LTTE’nin (Liberation Tigers of Tamil Eelam = Tamil Elam Kurtuluş Kaplanları) Britanya temsilcisi Anton Balasingham’ın eşi Adele Ann Balasingham’ın kaleme aldığı Women Fighters of Libration Tigers (Özgürlük Kaplanlarının Kadın Savaşçıları) LTTE saflarında savaşan kadınların “kadın savaşçılar arasında en acımasızı, en disiplinlisi ve en cesaretlisi” olduğunu belirtir. Balasingham kitapçıkta kadınlardan oluşan özel anti-tank ve hava kuvvetleri birimlerinden ve ağır silahlı kadın taburlarından söz etmektedir. Kadınların yalnızca mutfakta var olabildikleri bir toplumda LTTE’nin kadın savaşçıları cephe saldırılarına katılmakta, erkeklerle aynı ağır eğitimden geçmekte, tüm siyasal birimlerde erkeklerle eşit temelde temsil edilmekteydi. Tamil Kaplanları saflarında dövüşen binlerce kadın, canını vermiştir.

Kadınların LTTE içerisindeki ağırlıklı rolü, kısmen örgütün lideri Velupillai Prabhakaran’ın kadın savaşçıları “kadınların kurtuluşu” perspektifinin aslî bir unsuru olarak görmesiyle bağlantılıdır; benzer bir durum, 1990’lı yıllarda PKK için de söz konusu olacaktır.

Ve Türkiye’nin 68’i… 1970’te Türkiye İşçi Partisi başkanlığına seçilen Behice Boran’ı şimdilik bir yana bırakacak olursak, dönemin silahlı mücadeleye girişen örgütleri, THKO, THKP-C, TİKKO bünyesinde (bugün adları pek anımsanmasa da) kadın militanlar az değildir. Örnek mi?

Örneğin THKO kurucularından Gülay Ünüvar (Özdeş)… ODTÜ öğrencisiyken Sosyalist Fikir Kulübü (SFK)’ne üye olmuş ve Hüseyin İnan, Sinan Cemgil, Yusuf Aslan, Taylan Özgür, Alpaslan Özdoğan, Kadir Manga ile birlikte THKO’nun kuruluş çalışmalarına katılmıştır. Filistin’e giden ilk ekip içinde yer alma isteği reddedilerek, Türkiye koordinasyonunu sağlamak ve irtibat görevleriyle Ankara’da kalacaktır. Yoldaşları ülkeye dönerken yakalanıp cezaevine girdiğindeyse, hem onların serbest bırakılması için kampanya yürütür, hem de Yusuf Aslan ile birlikte “Dağcılar”ın (THKO) örgütlenmesinde yer alır. Ankara 1 no.lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nce 15 yıl hapse mahkûm edilir; 1975 yılında afla tahliye olacaktır. 12 Eylül döneminde uzun süre İsveç’te sürgün yaşamı sürdüren Gülay Ünüvar, 2014’de Türkiye’ye dönecek, Ekim 2015’de yaşamını yitirecektir.

Örneğin Meral Yakar, devrimci harekete İstanbul’da öğrenciyken katıldı. Kısa bir süre mensubu olduğu PDA’dan İbrahim Kaypakkaya ile birlikte koparak TKP/ML’nin kuruluşuna katıldı. Gülsuyu mahallesini inşa eden devrimciler arasındaydı. Ocak 73’de bir kaza kurşunuyla yaralanan Yakar, hastanede ifade vermeyi reddederek bir aktarıma göre ölüme terk edilmiştir.

Örneğin THKP-C’li Hatice Alankuş… Cezaevinden kaçan Mahir Çayan ve arkadaşlarını evinde saklayan… Bu nedenle 4 Mart 1972’de tutuklanıp ağır işkencelerden geçirilen… İşkence sonucu bağırsakları düğümlenen… ve cezaevinde günlerce kıvrana kıvrana bekletilen… Hatice Alankuş neden sonra kaldırıldığı Haydarpaşa askerî hastanesinde yaşamını yitirecektir. Fransız müzisyen Jacques Bertin, onun anısına “Morte pour des idées/ Fikirleri için ölen kadın”ı besteleyip söylemişti.

Örneğin, Ömür Karamollaoğlu… 12 Mart sonrası militanlarından. Tiyatro sanatçısı. 1975’den itibaren THKP-C/ HDÖ bünyesinde profesyonel militan. Örgütün genel komite üyesi. Antakya, Ankara ve Karadeniz’de bölge yöneticiliği yaptı, şehir ve kır gerillasının örgütlenmesi çalışmalarına katıldı. Mart 1977’de bomba imal ederken patlama sonucu yitirecekti yaşamını.

Kadınların sınıf mücadelelerine ve ulusal kurtuluş hareketlerine katılımları, 68’e özgü ya da yeni bir olay da değildir. Paris Komünü’nden Rus Narodniklerine, Sosyalist Devrimcilerine, Ekim Devrimi’nden İkinci Paylaşım Savaşı’nın Yugoslav Partizan kadınlara, Cezayir’in Fransa’dan bağımsızlık savaşımına… Binlerce, on binlerce kadın, ulusal ve sınıfsal mücadeleye gövdelerini katmışlardır.

Bir kaç satırla anımsayalım mı?

Paris Komünü’nün düşüşünden sonra, yargıçlara “Bana Komün’ün suç ortağı olduğum söylendi. Kuşkusuz ki evet; çünkü Komün her şeyden çok, Sosyal Devrim’i istiyordu ve Sosyal Devrim benim de en büyük arzumdur. Dahası, Komün’ün teşvikçilerinden biri olmaktan onur duyuyorum… Öyle görünüyor ki özgürlük için çarpan yüreklerin küçük bir kurşun parçasından başka bir hakları yok; o hâlde ben de payımı istiyorum. Beni sağ bırakırsanız intikam için haykırmaktan hiçbir zaman vaz geçmeyeceğim!” diye haykıran, kadın komünarların komutanı Louise Michel

Devrime gebe 19. yüzyıl sonu Rusyası’nda Çarlık otokrasisine karşı silahlı mücadele veren Narodnaia Volia örgütünün 29 kişilik yürütmesinde görev yapan, karar alan, kararları yürüten 10 kadın (Vera Zasulich, Vera Figner, Sofia Perovskaia ve diğerleri…)… Narodnaia ve ardından da onun izinden giden Sosyalist Devrimciler saflarında yer alan kadınlar…

Sovyet Devrimi’nin hazırlanmasında, yürütülmesinde ve ülkede sosyalizmin kuruluşunda hem karar alma hem de yürütme kademelerinde görev alan Bolşevik kadınlar: Vera Zasulich, Inessa Armand, Alexandra Kollontai, Nadhezda Krupskaia

Osmanlı İmparatorluğu’nun batış yıllarında, soykırımın şafağında, Komitacıların Osmanlı Bankası baskınından dolayı kovuşturulan Ermeni komitacı Mari Beyleryan…

Yugoslavya’nın Alman faşizmine karşı savaşına katılan ve 1500’ü idam edilmek üzere, 25 bin kayıp veren 100 bin kadın partizan…

8.03.2019 (Sibel ÖZBUDUN)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR