KADINCA İNSANDAN YANA  Bircan Çelik

KADINCA İNSANDAN YANA Bircan Çelik

 

 

Kadın toplum içinde yükümlülükleri oldukça fazla olan bireydir.  Üzerindeki ağır yük, dolayısıyla sıkıntıları beraberinde getirmektedir. Kadınca özgür iradenin yadsınıyor olması, sosyal olan ve olmayan tartışmasını doğurmuştur.  Bilinçli düşünen kadın, eleştiren ve aynı zamanda eleştiriye açık olmak durumundadır. Önce kendi gerçeğidir aslolan. Sesini duyurabilme gibi bir derdi var.
            Bedensel açıdan, ruhsal açıdan, tarihler boyu kimliği sömürülmüş ve ötelenmiştir. Yıkılması gereken taş kaleler olduğu bilinen gerçek: 

  • Eşleri tarafından aldatılmış kadınlar.  
  • Aile baskısı ve çevre bakısıyla yaşamak zorunda kalan kadınlar.
  • İradesi dışı zorla berdel usulü evlendirilen, kimliği hiçe sayılan kadınlar.
  • İşkence gören ve susmak zorunda olan kadınlar.
  • Tarım işçiliğinde v.b… ağır işlerde dönemlik kaçak çalıştırılan çocuk kadınlar.

 

Toplumumuzda bu örnekler daha da çoğaltılabilir. Kadın figüran gibi dayatılan rolü zorla oynayan nesne haline getirilmiş durumda. Kökten verilen su saf ve duru olmalı ki yetişen filizler sağlıklı büyüsün.  Bilinci, kararlılığı ve değişim etkisiyle çağdaş dünyayı elinde tutması gereken kadın, aslında erkeği yetiştiren, var edendir.  Sorunun çözümü, akılcı doğru aldığı eğitimle aşılması gereken zorunluluk. Peki; eğitim kurumları ne kadar yeterli? Eril güç burada ne kadar dayatmacı rol oynuyor?

İlkel Çağda nasıl bakılmış kadına?

 

İlkel komünal topluluklarda ki kadın tapımının ardından gelen dönemlerde ortaya çıkan çok tanrılı ya da tek tanrılı dinlerde kadın, yeryüzündeki kötülüklerin, acıların nedeni olarak görülmüş, şeytan olarak nitelendirilmiş; eksik, kirli, pis olarak değerlendirilmiş, konulan dinsel kurallarca baskı altına alınmış, tüm yaşamı kurallara bağlanmıştır.  Bu kuralların, baskıların altında yatan önemli neden;  sınıflı toplumla ortaya çıkan, erkeğin özel mülkiyetinin kendisinden doğacak çocuklara, tercihan oğlan çocuklara geçmesinin garanti altına alınmasıdır.  Bunun için de tartılmaz kurum olan dinden yararlanılmıştır.[1]

O dönem hal böyle iken,  günümüzde değişen ne oldu? Kadının baskı altındaki kimliği halen çığlık çığlığa; ve biz kadınlar bunu tartışmak zorunda kalıyoruz. Kadın yerine “bayan” sözcüğü ,  şair yerine “şaire” sözcüğü “kız” “dul” diye sınıflandırılmaya çalışılıyor. İkinci sınıf bir kimlik yükleniyor. Düşündürücüdür!

Kadının özel alan ile sınırlı kalmasına karşı çıkarak, birey olarak kendini geliştirecek potansiyele sahip olması gerektiğini savunan Liberal Feminizm, 1970’lerde Amerika’da ortaya çıkmıştır. Liberal feminist teorinin klasik savunucusu olarak Mary Wollstonecraft kabul edilmektedir. Mary Wollstonecraft, 3 Ocak 1792’de feminist teori tarihindeki ilk önemli çalışma olan A Vindication of theRights of Woman (Kadın Haklarının Savunusu) adlı eserini tamamlamış, bu kitap daha sonraları feminist düşünce için başat eser olmuştur. Wollstonecraft’a göre, madem ki erkekler ve kadınlar aynı ahlaki ve düşünsel öze sahipler, o zaman aynı zihinsel ve tinsel eğitimi almalıdırlar. Bu noktada temel liberal feminist duruşunu ortaya koymaktadır: akıl, her insanda aynıdır.19. yüzyıl Amerikan kadın hakları hareketinin önemli iki lideri ElisabethCadyStanton ve Susan B. Anthony, selefleri Wollst.onecraft tarafından ifade edilen Aydınlanma Teorisini geliştirmiştir. “Cinsler aynıdır” diyen Stanton, sonuç olarak bunların eşit haklar hak ettiklerini iddia etmiştir. [2](Liberal feminizm, Vikipedi)

 

Geri kalmış ülkelerin hepsi kadına değer vermeyen, kadını kara bezlere bürüyüp bedeninin ve beyninin özgürce gelişmesini önleyen ülkelerdir.

Kadına verilen hukuksal hakların da ayrı mizah konusu olduğunu görmekteyiz.  Kanunlar sözüm ona kadından yana; ama sistem uygulamada yetersiz kalıyor, devlet kadını (insanı) koruyamıyor.  Medyada her gün işlenen kadın cinayetlerini kanıksar oldu toplum. Cinayet işleyen “sevdim” öldürdüm. “kıskandım” öldürdüm,  diyebiliyor.  Bir kadını öldürmüş olan İtalyan canisi de manzum olarak şunları yazmıştır:



 Seni gördüğüm, senden söz edildiğini işittiğim zaman, damarlarımda                     kanım donuyor, yüreğim, göğsümden fırlamak istiyor. Ondan söz eden her laf, o kadın ağzını açtığı vakit çıkıyor, bağlıyor, çarpıyor delip geçiyor!

Hasta kişiliklerin canice yaklaşımlarıyla yaşamdan silinebiliyor kadın…Yaz aylarında dönemsel kiralanan çocuk kadınlar, para karşılığı başka şehirlere götürülüp en ağır işlerde güvencesiz çalıştırılmaktalar. Bedensel engelli kadınlar tecavüze uğruyor, işlenen bu ten cinayeti, insanlık ayıbı, yakınları tarafından gizlenmekte.  Birçok sosyal kurum bu iğrençliği bildiği halde, engelli kadının haklarını koruyamamaktadır. Berdel kisvesi altında 13 yaşında evlendirilen çocuk kadınlar, ”kanın rüşveti” olarak tanımlanmakta.  Kimin, kimsenin umurunda değil yaşanan trajedi.  Mekanizma dönmeli kendi edimine.  Duyarsızlığı, örf- adetleri soyunarak, çevre baskısına bilinciyle tavır koyarak, hiçliğin eşiğinden atlayacak olan gene kadın olmalı. Kötücül güçleri kendinden uzaklaştırarak toplumsal eylemi başarmalıdır. İtaat değil, konuşan kadın gerek,  tüketen değil, üreten kadın gerek, çağdaş hayatta dik durup kimliğini koruyabilmesi için.

Türk toplumunda kadının cinselliği: Ayrıca tartışılması gereken oldukça yaşlı bir trajedi. Tabuları kadın yıkamaz! Ayıplayan ve hor gören zihniyetin bakısıyla, tende ve tinde özgürlüğünü yaşayamaz! Dayatmacı gücün faşizan tutumuyla,  ezik kadınların her gün sayılarının arttığını görmekteyiz. Dolayısıyla kendini ispatlama çabası içinde, erkek özgürlüğüne öykünerek siyasette ve üst makamlarda görev almış kadınlar; kadın kimlikleriyle başarı elde etmek yerine, eril gücün kimliğine giyimiyle ve tavırlarıyla neden özenir? Anlaşılır gibi değil şekilciliği… Hepsi başka başka alev toplarıdır kadının yanması için. Bir an önce kadın kimliğine ve özgürlüğüne sahip çıkmalıdır.

Her üç kutsal kitapta; kadın, erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmış ve erkeğin günah işlemesine, bunun sonucunda da cennetten kovulmasına neden olmuştur. Aralarında bazı küçük ayrımlar olmasına karşın, her üç kitapta da kadının günahı, kötülüğü simgelediğini vurgulayan bölümler vardır.

Kadın; Edebiyat dünyasında da Cumhuriyet öncesi sesini oldukça zor duyurabiliyordu. Cumhuriyet’e kadar sınıfsal durumlarına göre iki tip kadın modeli görüyoruz:

  • Halk ozanı kadınlar
  • Saraylı kadın şairler

                                          

Her iki kesimde özgür değil, başkaldıran kadınlar aşağılanmış. O dönemin kadınları, şiirlerini mahlas kullanarak yayımlıyor. 70’ yıllara gelinceye dek. G. Akın, S. Sezer, Melisa Gürpınar gibi isimlerin dışında kadın görmüyoruz.  70’li yıllarda kadın hayatın ve edebiyatın içinde. Toplumsal sorunları kendi bireyselliğinin önünde tutuyor.  İşçi hareketleri, sendikalar, öğrenci eylemlerinde kadını görmekteyiz.  Ne yazık ki 80’li yıllar Kapitalizmin egemenliğinde, post modern bir edebiyatla kültür sömürülmüş oldu.
Bugün kadın, edebiyat alanında, sosyal toplum içinde olmasına rağmen, yayınevleri, editörler, dergi sahipleri genelde erkek egemenliğinde.  Yazan ve okuyan, üreten kadın çokluğu, bu zincirin kırılması gerekliliğini göstermektedir. Var olanlarında azlığı, çoğaltılmalı. “Düşüncenin erkekçesi,  kadıncası yoktur, insancası vardır, ama insan da kadınla erkekten bir araya gelir, insan iki cinstir, biri sömüren, öteki sömürülen yaratık olarak kaldıkça, kes umudu gelişmeden, uygarlıktan. Ortaçağın şövalyelik ideali bir zümreden doğmuş olabilir, kaynak incecik bir su sızıntısıydı belki başlangıçta, ne yapayım ki yol aldıkça gürül gürül bir ırmak olmuştur bu su, kaplamıştır insanlık alanını. Neden mi? Çünkü bu yol özgürlüğe varır. İnsanlığın özgürlük savaşını yaşıyor dünya.”[3]  Görünen o ki,  kadın duyarlılığıyla insanca yürünecek oldukça uzun bir yol var... Duyan, hisseden, doğuran, üreten,  tende, tinde, özünü yaşayamayan aydın kadınlar, örgütlenerek yola devam etmek zorundadırlar.


Mühür Edebiyat Dergisi, S.47 Temmuz- Ağustos 2013,

 

 

[1]Gülsüm Cengiz, Kadınlar İçin Söylenmiştir, Anadolu’da Kadınların Şiirli Tarihi, Evrensel Yayınları, İstanbul 2011,s.21, 

 

[2]Vikipedi, Liberal Feminizm md.

[3] Azra Erhat, İşte İnsan, Ecce Homo, Can Yayınları, İstanbul  2003, s. 148

08.03.2016 (KONUK YAZAR)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR